Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

18 Mayıs 2013 Cumartesi

90'LAR YAZI DİZİSİ - NEREDELER (BÖLÜM 12) - ŞEHNAZ


Şehnaz: Yeni şarkılarda buluşmayı ben de çok istiyorum

Bu yazıyı yazmayı çok uzun zamandır bekliyordum, benim için en keyifli, bir o kadar da zor bir yazı aslında. Zira bu haftaki konuğum benim için en özel seslerden ve müzik programlarını hiç kaçırmayan çocukluğumun en net karelerinden Şehnaz. Sekiz yaşımda başlayan bir hayranlığı layıkıyla ifade edebilmek pek kolay olmayacak ama sürç-i lisan edersem affola. Şehnaz'ı Bugün Tadım Yok klibiyle ekranlardan evlerimize geldiğinde sene 1991’di, benim yaşım 8. Kabarık, turuncu saçları ilk gördüğüm zamanı dün gibi hatırlarım. O albümden Bugün Tadım Yok, Sen Yağmur Ol Gel, Bir Adamla Bir Kadın, Aklım Karışık, Yaşamak gibi hitler çıktı. O zamanki hit Şehnaz şarkılarından Sen Yağmur Ol’un klibini izlerken hatırlıyorum kendimi, ormanlı bir yolda yürüyordu Şehnaz, çok net bir karedir. Henüz kliplerin bu kadar sektör haline gelmediği, o zamanın favori programı Bir Başka Gece için çekilen URT klipleriydi çoğu zaman yayınlanan. Yıllar sonra facebookta bütün o hatırladığım klipleri izleyince, eski bir dostu bulmuş gibi oldum.
Bir daha albüm çıkarmadı Şehnaz ve televizyon programlarında da görünmedi. Şehnaz'ı yıllar boyunca aradım durdum, yıllar içinde o bir tek kasetteki şarkıların hiçbirini unutmadım, ancak internet çağının olmadığı zamanlarda Şehnaz’dan bir iz bulmak ne mümkün? Derken bir gün, tatlı tesadüfler sonucu, Şehnaz’a kaydolduğum bir müzik platformunun (kavun.net’ti sanırım) albümünün altındaki mesajlarda rastladım. Şarkılarını unutmadığımız için ne kadar mutlu olduğunu anlatan bu kısacık mesaja cevaben özel mesajla o şarkıların benim için önemini anlattım, sonra Şehnaz’dan bir mesaj geldi ve şu an canım olan Şehnaz'ıma beni 16-17 yıl sonra kendiliğinden kavuşturdu. Sonrası mesajlaşmalar, facebook'ta ekleşmeler, sohbetler sohbetler, bambaşka evrenlere savrulmuş bir sanatçı ve hayranının kesişim noktası oldu o kısacık mesaj. Bu blog için yazı yazma fikri ortaya çıktığında, ilk ona sordum acaba dedim bu müziksever hayranının sorularını yanıtlamak ister misin diye. Ortaya bu keyifli söyleşi çıktı. Ben bütün merak ettiklerimi sordum, Şehnaz da uzun uzun yanıtladı.

 Kaç tane 7 yaşında çocuk vardır ki Rodrigo’nun gitar konçertosunu o yaştan beklenmeyecek kadar iyi çalsın ve bundan bir o kadar keyif alsın” diyerek anlatmaya başlıyor. İlk öğretmeninin ondaki bu özel durumu fark etmesi çok uzun sürmemiş. Aynı sınıfta hayatında her zaman müzik olsun isteyen sıra arkadaşı Faize ile hayallerinin aynı olduğunu söylüyor. Faize 3. sınıfta Ankara’ya gitmiş yıllar sonra Şehnaz’ın öğrendiğine göre konservatuar arp bölümünü bitirmiş. “Bir yanım sevinç, diğer yanım hüzün olmuştu, çünkü özel sebepler beni aynı idealden mahrum bırakmıştı,” diyerek anlatıyor o zamanki üzüntüsünü. Sonraki öğretim yaşamında okul ve özel yaşamındaki yakın çevresinin sesinin farkına varmasıyla, her fırsatta şarkı söylemek onun için doğal hale gelmiş. Küçük yaşlarımdı, insanların beni dinlediğinde yüzlerindeki şaşkın, mutlu, (tabi slow şarkıysa üzgün) yüzlerini görmek beni mutlu ediyordu! Kulağa ilk geldiğinde sadistçe bir duygu gibi görünse de böyleydi,” diyor muzipçe. 



Gençlik yıllarının henüz başındayken şan dersleri almış. “Bunlardan biri değerli müzisyen Timur Selçuk’tur” diyerek adını anıyor. Onun için mükemmel olan akademi mezunu olabilmek ve müzik denen şeyin tüm teknik bilgilerine sahip olmak olduğu için, ilk küsmesini gerçekleştirip hayallerini dondurmuş. “Bu yıllar bana kızımı kazandırdı, müziksiz şarkı söylemeden geçecek 1 ömür planı için bundan daha iyi 1 sebep düşünülemezdi,” diye anlatıyor gözleri parlayarak. Sesiyle ilgili ilk ciddi tespiti yapan yan dairede oturan komşusu olmuş. “Devlet sanatçısı olan ve fagot çalan komşumuzun çıkardığı bas bariton prova seslerini duvara kulağımı dayayıp huşu içinde dinlerdim,” diyerek anlatıyor. Komşuları ailesine yaptığı tespitleri paylaşmış, ama şartlar istediği gibi akademik anlamda kariyer yapmasına engel olmuş. “Ya hep ya hiç prensibim o zaman da şimdi gibi geçerliydi, bu sebeple hayallerimi bir süre göz ardı ettim. Ciddi anlamda hiç yapmadığımı yapıp adeta beyaz atlı prensi bekler gibi bir döneme girdim,” Aslında hayal etmeyi bırakmamış, sadece o hayalleri hiç kimseyle artık paylaşmamış, ta ki amatör bir gruba solist olana kadar… Beklemediği bir anda bu grupla tanışması ve onun tekrar en iyi nefes aldığını hissettiği notalara sarılmasıyla müzikle yolculuğu tekrar başlamış Şehnaz’ın. Önce minik amatör konserler, demo stüdyo kayıtları derken grup olarak aldıkları 3.lük ödülü ve ardından hiç de yabana atılmayacak jüri üyeleri tarafından aldığı en iyi yorumcu ödülü –ki bu jüri içinde Cahit Berkay, Fuat Güner, Özkan Uğur, Cem Karaca, Aysel Gürel gibi dev isimlerin bulunduğunu söylüyor Şehnaz– ve ardından 40 ülkenin katıldığı uluslararası performans yarışmasında Türkiye adına yarışıp ülkesine kazandırdığı birincilik ödülü onu ilk albümü çıkarmaya kadar götüren süreci başlatmış. “90 yılında en iyi yorumcu ödülü aldıktan sonra gelen albüm teklifini kabul etmem bir anda müzikteki yolculuğumun şeklini değiştirdi. Tabi bu öyle bir sevda ki albüm çalışmasını yaptığım dönemdeki heyecanımı sözlerle tarif etmem mümkün değil!” diyerek anlatıyor heyecanını. Hayatında en çok istediği şey gerçekleşiyordu.
Şehnaz, “Hoşnut olmadığım durumları kontrol edemediğim anlar yaşıyordum (şarkıların seçimi, aranjeler, kartonet fotoğrafları vs. vs.) ama diğer yandan o kadar heyecanlıydım ki, bu olumsuzluklara engel olamama durumu bile mutluluğumu gölgeleyemiyordu!” deyip ekliyor: “O albüm (BUGÜN TADIM YOK) müzikal anlamda beni çok tatmin etmedi. Sesime güvenilip tamamen ticari kaygı güdülerek yapıldı,” O böyle dese de, bu albüm kayıtlarda tek bir canlı enstrüman kullanılmamasına rağmen kültür bakanlığından kesin kayıtlı satış adedi 250 BİN olarak tarihe geçmiş. “Bugün olsa o manadaki isyanımı ne kadar bastırırdım hala emin değilim! Daha iyi bir prodüksiyonu hak ettiğimi düşünsem de, anlaşmayı feshetme cesaretimin olmadığı gerçeğini ancak şimdilerde itiraf edebiliyorum!” diyerek ilk albüm serüvenini özetliyor. Daha sonra basına kendi ağzından böyle bir açıklama yapmasa da içinde bulunduğu bu sektörün yoz işleyişi onu tekrar çok sevdiği müziğe 3. kez küstürmüş, ta ki youtube’da kendi şarkısına rastlayana kadar. “Biri var ki şayet onun keçi inadı olmasa, beni bir yandan motive edip diğer yandan facebook'ta ve youtube’da olma konusunda inatla ikna etmek için gösterdiği sabır ve emek için Necmi İşbilir’e ne kadar teşekkür etsem azdır” diyerek vefalı dostuna selam söylemeyi ihmal etmiyor. “O albümde bana iyi ki yapmışım dedirten ve beni mutlu eden TEK ŞEY (müzikalitesinden memnun olmasam da) insanların sevgisi ve saygısını kazanmamdır. Şehnaz albümü, keşke yapmasaydım dediğim her saniyenin ardından bana hala bu paradoksu yaşatır. Bildiğim tek şey, önce kendime sonra benim albümümü alan 250 bin kişiye olan saygımdan, hala içimdeki sesi dinliyor ve içime sinmeyen hiç bir işin içinde olmama sözümü tutmaya devam ediyorum,” diyerek dinleyenlerine teşekkür etmeyi ihmal etmiyor.

Yarışmaya gelmek istiyorum. Sorularım arka arkaya geliyor. Yurt dışındaki yarışmaya (Kazakistan’da yapılan ve Şehnaz’ın Grandprix ödülünü aldığı Asya'nın Sesi yarışması) nasıl seçildiğini, oradaki ortamı, geri döndüğünde nasıl karşılandığını, o sürecin nasıl geliştiğini, orada kurduğu bağlantıları soruyorum heyecanla. “Yurtdışındaki yarışma süreci 3 aşamadan oluşuyordu, yani üç defa sahne aldı herkes. Çünkü yarışmanın asıl amacı  performans üzerine kurulmuştu,” diyerek anlatmaya başlıyor: “Orada yorumumdan ve sesimden dolayı gazetelerde favori görüldüğüm yazılıyordu. İlk sayfada çıkan fotoğraf ve haberleri gösterdiklerinde hem biraz şaşırmış hem de mutlu olmuştum. Ayrıca önceki rejimden dolayı orda Avrupa’ya bir batıya müthiş bir özlem vardı ve kökende Türk olduğumu, aynı zamanda tıpkı bir batılı Avrupalı gibi bir görünüme sahip olduğumu düşünüp benimle kendilerini özdeşleştirip gurur duydular.” Anlattığına göre peyderpey yapılan zorlu bir yarışma olmuş ve onlara Ruslardan bulaşan aşırı disiplin onu biraz ürkütmüş. Özellikle sonuçları beklerken, onu adı ve ve Türkiye dendikten sonra sahneye inene kadarki anda çaldıkları müzik Şehnaz’ı daha da heyecanlandırmış. “Stad ciddi büyüktü, düşünsene 40 bin kişi alıyor ve saha içi de doluydu,” diye anlatıyor heyecanını: “Neredeyse herkesten geldi o alkışlar, kaç kişiye nasip olur ki? Bu yüzden böyle bir yeteneğim olduğu çok şanslı olduğumu düşünürüm”.


Şehnaz, Barış Manço'ya yarışma birinciliğini anlatıyor.
Tabi bu yarışmanın başarısından sonra yapımcılar peşine düşmüş, birçok bağlantı kurmuşsundur herhalde diyorum. “Bağlantılar diyorsun ya, tabi ben kurmadım aslında, çünkü menajersiz gitmiştim oraya. Onlar kurdular birilerini aracı yaparak ve ben 4 kez daha gittim oraya. Bir keresinde Nazarbayev ve eşinin davetlisi olarak gittim konser vermeye bir vakıf yararınaydı, şu an sanıyorum Kazakistan’ın cumhurbaşkanı kendisi".

Ya albüm sonrası? Neden bir albüm daha gelmedi diye soruyorum, serzenişle yanıtlıyor: Albüm yapmayı bırakmayı tabi ki istemezdim ama müzik sektöründeki bana hiç uymayan kötü şartlar beni o noktada bu kararı vermeye itti! İlk albümün çıkışı ve yayınlayan firmayı kabul etmem bugün baktığımda ne kadar da talihsiz bir seçimmiş dedirten cinstendi!
Albümden sonra TV kanalları da Şehnaz’ı ve şarkılarını sevmişti diye aslında. Uzunca bir süre onlarca TV programına davet edildi ve konserleri yayınlandı. O zamanlar bu ilgi ve sevginin, aşırı yoğun bir tempo içinde olsa da onu fazlasıyla mutlu ettiğini söylüyor, “diğer yandan ne kadar vahim bir sonuca doğru yolculuk yaptığımın hiç farkında değildim,” diyor ancak bir parantez açıyor: “bu vahim cümlesi albüm ve yaptığım yazılı anlaşma adınadır.” 1-2 yıl geçtikten sonra TV programlarına aynı şarkılarla konuk olmak artık ağrıma gitmeye başlamış Şehnaz’ın, sahneden para kazanıyor olsa da artık dinleyiciye de yeni şarkılar söylemem gerektiğini düşünmüş. “Bunu borçlu olduğumun farkındaydım. Bu sebeple albümden sonraki 4. yıl aynı şarkılarla TV’de görünmeme kararı aldım,” diye açıklıyor bunun nedenini. Sahne yine devam etse de, bu konuda da seçici olduğu için sahne alabileceği kendine yakışan mekan konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaya başlamış. Müzik konusunda yetersiz bulduğu, yeteneksiz şarkıcıların revaçta olduğu bir dönem başlaması, yeni şarkıların onunla buluşması ertelenmesi, sahne alabileceğim salon sayısı gün geçtikçe azalması gibi nedenlerle çemberin dışında kalmayı 
uygun görmüş. “Biraz heykel, biraz resim ve sanatın diğer dallarıyla kendimi oyaladım ve tesadüfen iç dekorasyona olan eğilimim beni ev mekanlarını giydirme işine yönlendirdi. Son yıllarda asıl işim bu, müzik ise vazgeçilmez sevdam olarak biraz geride kaldı,” diyerek özetliyor albüm sonrası süreci ve şu sıralar uğraştığı mesleğini. Bir sürü seneden sonra, geçen sene tekrar stüdyoya girmiş, bu da Şehnaz’a ‘neler yapabilirim’i tekrar gözden geçirme imkanı vermiş. “Şimdi yine benim inandığım iki şarkı var aslında, biri benim zamanında Cenk Eroğlu’na parasını bizzat ödettiğim, sonrada firmadan ayrılırken bizzat kendi ödediğim bir şarkı onu hala okuyabilirim,” diyerek müziğe geri dönüş sinyalleri veriyor, ancak bunun hiç kolay olmadığını düşünüyor. Bir yapımcıyla konuşmuş ama bu düşüncesini anlatamamış, zira finanse edemeyeceğini düşünmüş. Bir gün Sezen Aksu’nun onu o sıralar Hümeyra’nın işlettiği Nişantaşı’ndaki Keçi Bar’a dinlemeye geldiğini, sonrasında evine davet edip, 2 şarkı sözü verdiğini anlatıyor. Şehnaz bu noktada sürekli arayıp sormasının sanki sadece menfaati için olduğunu düşünmesini istemeyip aramamış. “Başkaları gibi kapısında yatamazdım, çünkü ben onu gerçekten seviyorum. Sanki sürekli arasam gitsem menfaat için olacakmış gibi geldi. İlk firmadan da kurtulamamıştım. O sıra zaman geçince çekindim filan. İşte bunların hepsini halledebilecek biri lazım bana, çünkü bu mevzularda ben gerçekten çok yetersizim,” diyerek sahnelerden kopuşunu özetliyor. Gene de onu sevindiren şeyin, 1 şarkı bile olsa (ki SEN YAĞMUR OL GEL VE BUGÜN TADIM YOK öyle şarkılar diye düşünüyorum, diye parantez açıyor) kalıcı bir şeyler yapmak ve olmadığım yıllarda da yine sevilmek ve dinlenir olmak olduğunu söylüyor.
Konu Şehnaz’ın kanayan yarasına geliyor ve müzik sektörünü soruyorum. “Hızla tüketilen işler dün de vardı bugün de var yarın da olacak, bu değişmez. Belki popüler işler yapan isimler de kalıcı olmak sevdasında olabilir ama hızla akla yazılan bazı şarkılar hafızamızdan aynı hızla uçup gitme riskini de taşıyabiliyor!” diye yanıtlıyor, Diğer yandan öyle şarkılar var ki yıllar geçse de hala aynı tatla dinlenmeye devam edebiliyor’, diye ekliyor. Ona göre dün de bugün de onun için makbul olanın böyle şarkıları seslendirmek, onlarla anılmak ve sevilmek olduğunu, bunu bir nebze de olsa başarabildiyse kendini çok şanslı ve mutlu addedeceğini ifade ediyor. “Kaldı ki bu anlamda ben kendimi denizde küçük bir damla gibi görmekteyim. Dediğiniz gibi iz bırakıp bırakmadığının tescilini yapabilecek tek güç vardır, o da ZAMAN’dır. Benden sonra da şayet benim yorumum dinlenirliliğini ve sevilirliğini sürdürürse, ancak o zaman dediğiniz gibi ŞEHNAZ için kalıcı bir ses ve yorumdu diyebilirsiniz,” diyerek bir nevi sevenlerine sesleniyor. Sonra sevenlerine bir mesaj iletmek istiyor: “Yeni şarkılarda buluşmak benim de çok istediğim bir şey. Yeni ve çok içime sinen şeyler yok değil ama ne zaman hayata geçer sorusunun cevabı henüz bende değil. Umarım en kısa zamanda gerçekleşir.”
Şehnaz Yasemin'in Penceresi programında
Şehnaz Turnike'de
Bu söyleşiyi yaptığım sırada, Şehnaz resmi fan sayfasında (ŞEHNAZ RESMİ FACEBOOK SAYFASI) yeniden yorumladığı ya da gün ışığına çıkmış yorumlarını paylaşarak bizleri yıllar sonra sesiyle buluşturuyordu. Yıllar Şehnaz’a ve sesine dokunmadan geçip gitmiş gibi, Dilerim yaptığımız teşvikler, kampanyalar, mesajlar yerine ulaşır da, daha nice yıllar bu sesten nice şarkılar dinleriz. Sen yağmur ol gel, Şehnaz, gel kon dalımıza, geçsin gönül yangını damla damla… Hem sen hiç unutulmadın ki…

BUGÜN TADIM YOK




6 yorum:

slmyldrm74 dedi ki...

uzunnnn zamandır görmediğim bir arkadaşımı görmüş kadar seviniyorum size rastladığım için.hayatımın kasetiydi o kaset benim.18 aylık askerlik hayatımda walkmande hergün en az bir kez dinliyordum tüm şarkıları.su içmek yemek yemek gibi birşeydi benim için.dediğim gibi o kaset sadece kaset değildi benim için.neler paylaştım o kasetle neler.hayallerimi kaset bilir.acılarımı hüzünlerimi sevinçlerimi o kaset bilir.
o kadar aradım ki sizi.
şimdi tarifsiz bir sevinç içindeyim.çeyrek asıra yakın olan arkadaşımı buldum...
buna vesile olan blog sahibi arkadaşıda kutlamak ona teşekkürlerimi sunmak boynumun borcu.

Tunca Tutkun dedi ki...

Şehnaz da çok mutlu oldu. Facebook sayfamıza bekleriz Şehnaz'ın sesinden yeniden şarkılar dinlemek isterseniz: https://www.facebook.com/sehnazonline

Tunca Tutkun dedi ki...

Çok teşekkürler yorumunuz için...

Soner Duru dedi ki...

Sevgili Şehnaz,
Herşeyi hakediyor.. O çok değerli bir sanatçı.. Türkiye'de müzik sektörünün yanlış dönen çarklarını benimsemediği için şu anda onu yapıtlarıyla izleyemiyoruz

Soner Duru

BoHeM dedi ki...

selamlar, bende cocujlugumda sehnazin albumunu almis ve bonnie tyler'a benzettigim o bugulu sesinden soyledigi sarkilari hatmetmistim. bir suredir aklimdaydi, simdilerde ne yapiyor diye arastirmak istiyordum ki, blogunuzda bu roportaja rastladim. fakat facebook icin verilen linkler calismiyor. kendisine ulasmanin bir yolu var midir acaba?

ad soyad dedi ki...

Tarıh 27.06.2017 Bayram mış ..son 10 yıl Özel gunler bayramlardan nefret eden Yalnızlıgından memnunmus gıbı dvranan ama nefret eden ..fakat buna alışan artık vazgecmeyen ben..kendımı suan sabahın bu saatınde bunları yazarken buluyorum..Ne guzel İnsansın Sen ŞEHNAZ..Duru Yalın ve Arı..
Senınle naılarım okadar çok ki aslında..
Genc kızken İzmir'de okula giderken Walkman'de 60 lık 90 lık sony kasetlerıne YAŞAMAK Şarkını sadece ve sadece o şarkısnı kasetcıye dolum yaptırıp saatlerce bıkmadan dınleyerek Yaşamanın gelecekte cok guzel olacagını dusundürüşün.. Şarkındakı ses tınısının nefes almanın varlıgını hissettırişin Seni Yıllarca ara ara googleda (şehnaz yaşıyor mu )diye aratan bir ben.
Aracımda kı yolcuların arada (aa ne kadar guzel bır şarkı KİM kım söyluyor ) dedıgınde tebessum ederek ŞEHNAZ dedırten birde SEN...

Hoşgeldın Şehnaz demıyorum..Sen hıc gitmedin benden ..bunu bir tek ben biliyorum.. .. Ayten Ulaş Antalya