Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

9 Ağustos 2017 Çarşamba

GİTTİM, GÖRDÜM İZLEDİM - SERTAB ERENER/EMRE KULA - ENKA KÜLTÜR BULUŞMALARI

TEMMUZ KONSERLERİ VOL. 3

SERTAB ERENER&EMRE KULA @ ENKA EŞREF DENİZHAN AÇIKHAVA TİYATROSU

[06.07.2017]


Temmuz ayının yazmaya değer bulduğum 3. konser, dostum Mehmet Akif Delibaş sayesinde gittiğim, 6 Temmuz’da Enka Kültür Sanat Buluşmaları çerçevesinde yapılan Sertab Erener & Emre Kula konseri oldu. Konser izlenimlerimi yazmadan önce ortamdan bahsetmem lazım, zira içine girince o yeşilliği, o ferah kampüsü görünce yeniden öğrenci olasım geldi.
Enka şirketler grubunun İstinye’deki yerleşkesinde bulunan amfi tiyatroda yapıldı konser ve daha içeri girer girmez ilk önce alanın yeşilliği gözümü aldı. Enka Vakfı haftada bir ‘Kültür Buluşmaları’ adıyla burada konserler düzenliyor ve şahane bir amfi tiyatroda, açıkhavada keyifli bir 2 saat vaat ediyor. Amfi tiyatro nerde oturursanız oturun sahneyi net görebileceğiniz bir açıda ve sesi net duyabileceğiniz bir akustiğe sahip. Ben bile Sertab Erener sahnede duyacağından emin olmayarak birkaç şarkı isteğinde bulundum, birkaç tezahüratta bulundum, duydu valla. :) Enka vakfına bu konser mekanı için teşekkür etmeli. Konser öncesi Mehmet Akif ve arkadaşı Hazar ile birlikte kulis kapısında bekliyoruz bir poster alabilmek için, amacımız konser sonrası imkan olursa imzalatabilmek. Bizi çok güzel karşılıyorlar, ay herkes nasıl güleryüzlü, bize az bekleyin posterleriniz gelecek diyorlar. Ağzımız kulaklarımızda. Posterlerimiz gelene kadar etrafı seyrediyoruz. Burası İstanbul içinde ayrı bir dünya. Hava da lokum. Posterlerimiz geliyor ve biz de kapıların açılmasıyla yerimize geçiyoruz.

Gelelim konsere. Posterde yazdığı üzere konser Sertab Erener & Emre Kula çiftinin akustik konseri bu. 2 gitar bir Sertab konsepti. Seyirciler merdivenlere kadar doldurmuş, tek tük boş koltuk seçiliyor. Çok dolu ve nezih bir konser dinleyicisi var.

Ve Sertab o içlerimizi ısıtan Yalnızlık Senfonisinin ilk namelerini seslendirerek içeri giriyor. Öyle sade ve öyle büyüleyici ki… Çıplak sesle söylüyor, hayır söylemiyor, yaşıyor: Anladım sonu yok yalnızlığın, her gün çoğalacak… Dakka bir gol bir, biz daha konserin başında mestten dağılmış haldeyiz, sonra biz de eşlik etmeye başlıyoruz: Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte, acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette… Sertab dinleyicinin eşliğinden çok memnun, nakaratı bize söyletiyor, şarkı bittiğinde alkış kıyamet… ve konserin esas adamları yerlerini alıyor, bir tarafta Emre Kula, bir tarafta Gültekin Kaçar…

Konser ekibi bu kadar. İki gitar bir Sertab. Öyle bir ortam oldu ki, sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, sanki biz Sertab’ın evine misafir gitmişiz ve muhabbet arası şarkılıyoruz. Sertab pek keyifli, yeni albümden Aşk Beni ile devam ederken, soruyor: “Yeni albümü alanlar kimler?” El kaldırıyoruz, ama sayısı çok değil, bunu da şakaya vuruyor, “Hemen yarın gidip alınıyor o CD, konserin sonuna kadar hatırlatıcam bunu”.

Sertab çok keyifli, her şarkı arasında bir hikaye anlatıyor ya da dinleyicilerle veya Emre Kula ile paslaşıyor, o güzelim şarkılar akustik düzenleme ile bambaşka bir forma bürünürken, ekstra hiçbir enstrüman, efekt ya da ses oyununa gerek kalmadan Sertab sesinin tüm renklerini kulaklarımıza işliyor. Yeni albümü benim için 2016’nın en şahane albümlerinden, bazı şarkıların suygusu Turuncu albümünü andırıyor. Mesela Kime Diyorum muzip ve matrak bir aşka davet şarkısı Kime Diyorum, Turuncu’da olsaydı da hiç de sırıtmazmış. Bilhassa Kar Beyaz, Tek Başıma, Olsun, akustik formda albümdekinden bile daha güzel tınladı.

Sertab konserlerinin geleneği bozulmadı ve Mecbursun şarkısının akabinde Sertab’ın gırtlak maharetini sergilediği boşluk doldurmacayı bir kez de Enka Açıkhava’da yaptık. Dinleyicilere bu aktiviteyi daha önceden bilenler var mı diye yoklama yaptı. Hemen el kaldırdık, sonra Sertab alamet-i farikası o aktiviteyi başlattı. Buna göre biz dinleyiciler “Sen Yeter Ki Sev” diyeceğiz ve boşlukları Sertab ses ve gırtlak efektleriyle, yer yer caz tınılarıyla dolduracak. Daha önce Kanyon’daki konserinde gördüğüm için biliyordum bunu, keyifle katıldık. Sertab sesinin tüm renklerini gösterdi bu üç dakikalık aktivitede.

Konserde repertuar dengeli dağılmıştı. Yeni albüm kadar eski albümlerden de çok sevdiğim Yolun Başı, Lal, kişisel favorilerimden Aslolan Aşktır, İncelikler Yüzünden, Yanarım, Hani Kimi Zaman gibi şarkılarla Sertab şarkıları geçidi yaparken keşke “Yüz yüzeyim”, “Rüya” ve “Vurulduk” şarkılarını da söylese diye geçirdim içimden.

Konserin en güzel yanı, Sertab’ın dinleyicisiyle olan diyalogu oldu, önce herkesten yoklama aldı daha önce konserine kimler geldi kimler gelmedi diye ve seyircilerden gelen paslara, mesela “Lal”i isteyen bir dinleyiciye “Aaa aşk olsun Lal’siz olur mu, o artık benim her yerimde, yapıştı, bacaklarımı kaldırsam orda” diyerek esprili bir yanıt verdi. “Şimdi bu konserden çıktıktan sonra gidip tıpış tıpış albümü alıyosunuz”, diyerek espriyle karışık dinleyiciye takıldı ve gecenin esprisi oldu albüm mevzusu, arada bir “bakın hatırlatıyorum, albüm alınacak,” diyerek. Hafif bir serzeniş de sezdim Sertab bunu söylerken.

Gecede Sertab’ın dinleyiciyi konsere dahil etme yolları çok iyiydi, şarkılardan oyunlar buluyor, oylamalar yapıyor, bir şarkıyı önce kızlara sonra erkeklere söyletiyor, hülasa seyircinin bir an bile konserden kopmasına fırsat vermeden dinamizmi hep sürdürüyor. Ben Sertab’ın bu kadar esprili yanına bu kadar şahit olmamıştım. Mesela Zor Kadın şarkısının nakaratını önce kızlara söyletti, kızlar geçer not aldı, sonra erkeklere söyletti ama erkekler sınıfta kaldı, ta ki Sertab onları “hadi bakalım erkekler, bir futbol maçında tezahürat eder gibi söyleyin, tamam Zor Adamdım diyebilirsiniz” diyerek davet edene kadar. Futbol sanırım erkeklerin kilitlerini açmada temel anahtar, velakin amfi tiyatrodan öyle bir yüksek Zor Adamdım çıktı ki Sertab bile şaşırdı: “işte böyle, şimdi oldu” diyerek.

Günün ve konserin en güzel anlarından biri, o günün Sertab Erener ile Emre Kula’nın 2. evlilik yıldönümleri olması oldu. İkili bunu da dillerine doladılar ve Sertab’ın sürekli evlilik yıl dönümü olduğunu unutup Fatma Turgut’tan teyit almasını anlattığı anekdotla gülümsettiler. Emre Kula “Hatırlıyor musun Sertab, geçen sene de bugün bir konsere denk gelmişti, bu sene de böyle” deyince ben de bağırdım: “Buradan güzel kutlama mı olur” diye, Emre Kula da doğrularcasına tekrarladı: “Buradan güzel kutlama olamaz”. O an ruh eşi diye bir şey varsa Emre ve Sertab da olduğunu çok net gördüm, o birbirlerine bakarak şarkı söylemeleri, ortak bir yaşamla birlikte güzel müzikleri paylaşmaları ve birbirlerini ne kadar güzel tamamladıklarına şahit olmak çok güzel ve özeldi.

Gecenin sürpriz konukları da vardı, Sertab bunun ipuçlarını Emre Kula ile evlilik üzerine paslaşırken verdi: “nikah şahidimiz Fatma Turgut da aramızda, gelsene Fatma” diye sahneye davet edince sevincim ikiye katlandı. Zira Fatma’yı çok severim, tanışıklığımız da var ve o gece aşağıda videosunu izleyeceğiniz bu özel ana da tanıklık ettik. Sahnede Sertab ve Fatma’dan Aldırma Deli Gönlüm düeti her zaman yakalanmayacak bir andı. Fatma’nın da sahneye gelmesiyle “Evin Salonu” konseptli konser tam anlamını buldu. Adeta Sertab, dostlarıyla bizi de evinde ağırlıyor gibiydi. İzmir’den İstanbul’a albüm yapma tutkusuyla gelip Sertab’la tanışması ve nikah şahidi olmasına kadar geçen sürecin bir özetini yaptı Fatma kısa bir konuşmayla.

Konser hayli interaktifti. Dinleyiciler bir laf atıyor, Sertab bir şey anlatıyor, ordan hadi şunu söyleyelim’e bağlıyor, hatta bir ara şarkı sıralamasını şaşırıp başka bir şarkıya girecekken, Gültekin Açar’ın uyarmasıyla “dans etmeye çağırdığı” şarkıyı değil, başka bir şarkıyı söylediler. Bu da ortamın çok doğal ve doğaçlama anlarından biriydi.

Sürprizler bununla bitmedi, Sertab’ın albümüne Olsun şarkısını veren Can Bonomo da seyirciler arasındaydı ve onun da sahneye çıkmasıyla okey dörtlüsü tamamlandı. Kızlar geride ayakta dururken Can’ı sandalyeye oturttular, uzun boylu Can da hemen işi şakaya vurdu: “Anca boyunuza ulaştım.” Sonra iki gitar eşliğinde kendi şarkılarından birini söyledi. Konser ve müzikseverler için arşivlik bir andı.

2 gitar ve efektsiz çıplak sesle ara vermeden ve iki saat bizlerin heyecanını bir an olsun hafifletmeden şarkı söylemek herkesin harcı değildir. Sertab bunu başararak bizlere sadece iki saatlik bir mest yaşatmadı, ayrıca benim diyen popçuya şarkı öyle söylenmez, böyle söylenir dersi verdi. Ayrıca bazı şarkılar vardır ki akustik düzenlemesi yapıldığında etkisini kaybetme tehlikesi getirir, bu şarkılarda ise içimden keşke bu konserin bir albüm kaydı çıksa diye geçiriyordum. Öyle bir güzel olmuştu. Lal gibi şarkılar zaten akustiğe yatkın şarkılar olduğu için sorun yok da Mesela Aslolan Aşktır bangır bangır bir rock şarkısı olarak akustik düzenlemesi nasıl olacak dediğim, zor bir şarkı gibi gelir bana. Aslolan Aşktır’ın akustik düzenlemesi de pek keyifli olmuştu. Sertab’ın şarkıya girmeden önce “Rumeli Hisarı’nda beni hep tüller, hanım hanımcık kıyafetler içinde görmeye alışmış dinleyiciler birden bire postallar, kargo pantolonlar içinde görünce “hooooouraa” diye bir ses yükseldi, hiç unutmam” diye gülerek anlattığı anı ise hepimizi güldürdü. Tertemiz, albüm kaydı gibi cayır cayır okudu şarkıyı.

2 saatlik konser biterken gelen yoğun tezahüratlar üzerine Sertab bir kere daha sahneye geliyor ve gece boyunca beklediğimiz “Aşk” şarkısını söylüyor. Bu şarkı söylenmeden gece bitmezdi zaten. Sahneden ayrılırken Sertab hem seyircilerin ilgisinden hem de gecenin özelliğinden dolayı mutlulukla gözleri parlamış halde ayrılıyor.

Çıkışta, evlilik yıldönümü nedeniyle kutlama yapacakları için görme ihtimalimiz olmayabilir düşüncesiyle birlikte şansımızı denemek üzere kulis kapısına yollanıyoruz. Sertab ile Mehmet Akif daha önceden tanışıyorlar, arada yazışıyorlar filan ama ben ilk kez geçen ay yüzyüze görüşme imkanı bulmuştum Sertab Erener’le. Hep mesafelidir izlenimi aldığım Sertab’ın canayakın ve samimi hali beni mutlu etmişti. Zira sevdiğim sanatçılardan gördüğüm bir güler yüz ya da bir ters hareket beni çok etkiler. Buna göre o sanatçıyla ilgim ya konserlerini hep takip etmek şeklinde gider ya da sadece albümden dinleyeyim daha iyi derim. Sertab şükür ki birinci kategorideki sanatçılardan olduğunu gösterdi, mütevaziliği, candanlığı, bize vakit ayırması, foto ve imza isteklerimizi kırmaması ile benim için tanışmaktan mutlu olduğum sanatçılardan oldu. İnsan boş yere büyük bir isme kavuşmuyor. Sanatı kadar kişiliği ve insanlığı Sertab benim nerde olsa konserine denk geldikçe gitmek görmek isteyeceğim büyük bir sestir. Bu akustik konser de hem bayıldığım akustik konser yeni bir halka hem de konser seyirciliği hayatımda izlediğim en güzel konserlerden oldu.




6 Temmuz 2017 Perşembe

GİTTİM, İZLEDİM, YAZDIM - TEMMUZ KONSERLERİ vol. 2 : TARKAN @ HARBİYE CEMİL TOPUZLU AÇIKHAVA TİYATROSU

TEMMUZ KONSERLERİ vol. 2

TARKAN @ HARBİYE CEMİL TOPUZLU AÇIKHAVA TİYATROSU

[02.07.2017]


Ertesi günün konseri, dostum Yusuf Pişkin sayesinde gidebildiğim Tarkan konseri oldu. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim de detaylara daha rahat geçeyim. İzlediğim şey bir konser değil, bir deneyimdi, bir ritüeldi, bitince etrafa bakıp bir süre ben nerdeydim diye düşündüğünüz bir boyut değişimiydi adeta. Çok az ülkeye nasip olur, Tarkan gibi 8 gün full konser verip, her birinde herkesi bir an yorulmamacasına iki saat oturmayı bile akla getiremeyecek kadar ayakta tutan bir star. Aman Allahım, sahneden bir öpücük atıyor, Harbiye’nin yarısı yerde, sahneden bir el sallıyor Harbiye’nin diğer yarısı yerde… Neyse baştan başlamalı. Tarkan’ın albümü sıcağı sıcağına çıkmışken, ikinci günkü konserine gittim. Öğrendiğime göre Tarkan kimseye davetiye vermiyormuş, çünkü konser paraları bir vakfa bağışlanıyormuş. Bilet fiyatları epey yüksek olsa da, merdivenler dahil, her yer tıklım tıklım dolmuştu.
Yusuf'la klasik fotolarımızdan

Tarkan mavi keten perdelerin ardından bir giriş konuşmasıyla konserin startını verdi ve ışık ve ses efektleri eşliğinde sahnenin önündeki kare platformun içinden çıkarak Yolla’nın ilk dizelerini seyirciye fırlattı: Bir de baktım ki o da ne, sürü sürü bir sürü çile… Açıkçası o şarkıyı ilk dinlediğimde “ne biçim şarkı, bu muymuş yani” diyen eleştirel gruptaydım. Ama diyebilirim ki Yolla başta olmak üzere, yeni albümdeki şarkıların birçoğu canlı seslendirilirken albümdekinden daha güzel geldi kulağıma.

Tarkan sahne üzerinde bir oraya bir buraya gidip aralara kıvrak dans figürleri serpiştirirken, insan nasıl star olur dersi veriyordu adeta. Hem ulaşılmaz, hem de “şarkıları beğendiniz mi” dedikten sonra “eveeeet” cevabını alınca mahcubiyetle “canlarımsınız benim” diyecek kadar bizden biri. Konserde Nazan Öncel’in şarkısını seslendirmeden önce, “Şimdi Nazan’ımın şarkısını söyleyeceğim, biliyorsunuz zor günler geçiriyor Nazom, buradan ona alkışlarımızla desteğimizi gönderelim” diyerek yakın zaman önce iki kayıp yaşayan ve zor günler geçiren Nazan Öncel’e vefasını göstermeyi ihmal etmedi. Konserde açılan bir pankartı okuyunca hayli duygulanan Tarkan, sık sık sevenlerine teşekkür etmeyi unutmadı.
 
Tarkan bitmiş diyenlere Tarkan'ın ne kadar "bittiğini(!)"
gösteren bir fotoğraf. Üstelik 8 gece de bu şekil.
Konser boyunca seyircisiyle diyalogunu hiç koparmadı, şarkılarda tek falso vermezken, sosyal ağlarda Tarkan’ın konserinin playback olduğu söylentisi yayıldı durdu, ancak ben bizzat ordaydım ve adam gürül gürül cayır cayır okudu şarkıları. Beni Çok Sev’de bir ara sesi kayıp “cıyyk” diye ses gelmese ben bile inanabilirdim, o kadar temiz ve “canlı” okudu şarkıları. Seyircinin ilgisi müthişti. Bütün şarkılar yıllardır biliniyormuş gibi eksiksiz söylendi.

Konserde yeni albümünün çoğu şarkısını söyledi, ben de ilk kez konserde dinledim birçoğunu. Bazı şarkıların diğerinden öne geçtiğine şahit oldum. Mesela Günay Çoban’ın Beni Çok Sev şarkısı albüm çıktığından beri milli marşımız gibi olmuşken, bütün Harbiye’nin çıplak sesle, akapella olarak Beni Çok Sev’i söyleyen Tarkan’la birlikte eksiksiz söylemesi inanılmaz bir görüntüydü.


Albüm kritiği yaparken yazacağım zaten ama en çok eğlendiğim şarkılardan biri Çayla Simit oldu konserde. Benim albümdeki favorilerimden ve bence Yolla’dan daha iyi bir çıkış şarkısı olurdu. Aysel Gürel sözleri ile Sevdam Tek Nefes ve özellikle Kır Zincirlerini atmosferinde Çok Ağladım en dikkatimi çeken performanslar oldu. Tarkan eski(meyen) şarkılarına da götürdü bizi, Kış Güneşi, Acayipsin-Şımarık potburisi, Ölürüm Sana, Öp, Hüp, Vay Anam Vay, Kır Zincirlerini, Dudu ve nerde duysam işi gücü bırakıp oynamaya başladığım Kuzu Kuzu gibi klasikleri ile bizi klişe tabirle “zaman tüneline soktu” (hiç de sevmem bu tabiri kullanmayı ama başka türlü izah edemedim. Mesela Kuzu Kuzu’yu dinlerken aklıma üniversite sınavını kazandığım o yaz gelir).


Konserde arkada çalan müzisyenlere değinmek gerek. Her biri kendi alanının en üstat müzisyenleri, bilhassa gitarı ağlatan Alp Ersönmez, Can Şengün, Yaşar sayesinde tanıdığım canım abim Ayhan Günyıl ayrı bir coşku kaynağı oldular. Vokaller de bilhassa Tarkan’a olan ses benzerliğiyle bir an beni bile şüpheye düşüren Altay Oktar çok başarılıydı. Tarkan da ekibiyle ne kadar gurur duyduğunu “ben onlara güvenip, sırtımı dayıyorum ve birlikte güzel müzikler yapıyoruz” diyerek ifade etti.


Konser iki saat sonra biterken, seyircilerin ordan ayrılmaya niyeti yoktu. Velakin çığlıklar, tezahüratlar bitmeyince, kapalı perde arkasından destek davulundan tempolar yayıldı ve işte o an. Yusuf’u kaptığım gibi sahne önüne koşuyorum. Tarkan gene o kare platformun ortasından çıkıyor, aman nasıl bir ışık, patlayan konfetiler, gözümün önünde Yolla’yı söylerken göz kamaştırıcı. Kim der Tarkan’a 45 yaşında diye, bildiğin 20 sene önce yaşlanmayı durdurmuş adam. Seksapel onda, albeni onda, aura onda, ses onda, bir tatlı huzur almaya gittik bin mestle geri döndük. Tarkan gecede 5000 kişiyi (merdiven dahil) bir an yerlerine oturmamacasına 8 gece ağırlıyorsa bu başarı ancak alkışlanır. Çok eğlendiğim güzel bir gece oldu. (Gecenin çıkışında Ayhan Günyıl abimi görmek ayrı bir mutluluk oldu. Hemen bir foto çekiliverdik).


Tarkan bu acı çeke çeke içi, gönlü kararmış ülkenin yüzüne gülümseme ve umut getiren tek kişisi. Bu konserde de, “zaten canımız çok sıkkın, o yüzden iki saat dertlerimizden sıkıntılarımızdan uzaklaşalım, şöyle bir oynayalım, kendimize gelelim istiyorum” diyerek umut aşıladı. Hatta bir ara seyircileri –hala oturan varsa tabi- “ağır abi gibi durmayın” diye şaka yollu dansa da davet etti. Sırf bunun için bile saygıyı, sevgiyi, hürmeti hak ediyor.




Üstat Ayhan Günyıl ile
(Not 1: Konserden video paylaşan hesaplar kapatılıyor dedikleri için şimdilik video ekleyemiyorum ama konserler bitince ekleyeceğim.)

(Not 2: Gecenin en can sıkıcı yanı işgüzar güvenliklerin “işimizi yapıyoruz” adı altında bizi adam yerine koyup konuşmaması oldu. Bir yetkiliye sesimizi duyurup içeride Ayhan abiyi göreyim dedim. Kimi “telefon et” diyor, “telefonları kuliste kapalıdır, haber etseniz içeri, yetkilisiniz” diyorum, “bi şey yapamam” diyor, kimi suratıma baktı cevap vermeye tenezzül bile etmedi, kimi “ben tanımıyorum öyle birini” dedi, kimi “şuraya git orda bekle” dedi, kimi “tamam ben söylerim” dedi, gitti ve gelmedi. En son otopark kısmında beklerken o güvenliklerin başının “ohooo çok oldu onlar gideli” dediği müzisyenlerden, benim bilhassa görmek istediğim Ayhan abiyle karşılaşınca bundan bahsetmem kaçınılmaz oldu. Ulan orda iki kişiyiz zaten, yalan söylemenin ne alemi var işgüzar. Bu arada içerden oluk oluk insan dışarıya çıkıyordu. İçerde kimse kalmadıysa, bu insanlar müze mi gezmeye geldi oraya? Vasıfsız adamları güvenlik yapınca o egolu kibirler büyüyor büyüyor ve senden başka hiçbir sıfatla üstün olamayacak o adamlar yetkiyi ellerine alınca seni itip kakmayı hak görüyorlar (fiziksel olmasa da manen). Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.)

GİTTİM, İZLEDİM, YAZDIM - TEMMUZ KONSERLERİ vol. 1 : YAŞAR @ SANAT PERFORMANCE HALL

TEMMUZ KONSERLERİ vol. 1

YAŞAR @ SANAT PERFORMANCE HALL [01.07.2017]

10 günlük konser arasının ardından Temmuz ayı konser maratonum 1 Temmuz Nevizade Sanat Performance Hall’daki Yaşar konseri ile başladı.

Temmuz ayının ilk konseri, açılışını Yaşar’ın yaptığı, Nevizade Sokağı’nda benim gibi konserseverleri yeni bir konser mekanına kavuşturan Sanat Performance Hall konseri oldu. Konserden önce mekandan biraz bahsetmek istiyorum. Haziran başında çok sevdiğim dostlarla rezervasyonumuzu yaptırmıştık ancak daha önce bazı mekanlarda rezervasyona rağmen sıkıntı yaşadığımız çok olduğu için acaba burada bizi nasıl bir şey bekliyor kaygısı duymadım değil. Konser günü geldiğinde toplanıp mekana geldik. Önce bizi kapılar açılana kadar terasta ağırladılar. Sonra yavaş yavaş aşağı katta konser alanına gittik. Varan 1. İnanılmaz güzel bir ilgi ile karşılanınca endişelerimizin bir kısmı uçmaya başladı. İnanılmaz güzel bir Yaşar kalabalığı vardı. Konser girişi biraz dar olmakla birlikte, Yaşar konserlerinin kalabalık olması beni her zaman mutlu etmiştir. İçeri girdik ve ilk izlenimim şahane bir
mekan kazanmış Nevizade ve İstanbul oldu. Ferah bir alanda, ayakta bilet alanlar da sahne önü masa alanlar da rahat rahat sahneyi görüyor ve kimse kimseyle dirsek dirseğe sıkışmadan konseri izleyebiliyor. Ayrıca üstünün açık olması yaz gününde kapalı mekandaki konserlerden sonra ayrı bir ferahlık verirken, kışın üstünün kapanıyor olması ayrı bir avantaj. Yaşar konserlerinin burada sık sık yapılacağını öğrendiğime sevindim. İlk gün aksilikleri de yaşanmadı değil, açılışta bu kadar fazla bir kalabalığı hesap edememiş olacaklar ki servisler biraz gecikti, ama bu çok dert edilecek bir şey değil. Hepsi zamanla yerine oturacak durumlar. Personel de çok ilgili ve güleryüzlüydü. Hülasa bu mekan böyle devam ederse, birkaç ufak eksiği iyi tespit edip ortadan kaldırırlarsa, civardaki benzer mekanları siler süpürürler.

Gelelim konsere. Zaten benim için Yaşar konserlerinin her biri sanki ilk kez Yaşar’ı izliyormuşum heyecanıyla geçer. Ancak bu konserde ayrı bir heyecanım vardı. Bir süre önce, albüm yazısında da belirttiğim üzere, fonunda İstanbul olan bir albüme imza atan Yaşar hem albümün ilk İstanbul konserini, şarkılardan birine de adını veren Nevizade Sokağı’ndaki bu mekanda veriyordu. Nevizade Sokağı şarkısının tam yerini bulduğu bir konser oldu. Yaşar konseri aynı zamanda mekanın da ilk konseriydi. Yaşar Markiz’le başladığı konserinde, yeni albümünün nabzını da tuttu. Seyirci reaksiyonu Yaşar için önemlidir. Albüm satışları iyi gidiyor olsa da, seyircinin şarkılara ilgisi ve eşliği esas kriterdir Yaşar için ve bu konserde bunu gördüğü için midir ayrı bir coşkuluydu Yaşar. Şarkılar ezberlenmiş ve seyirciler de Yaşar’ın verdiği pasları çok iyi yakalayıp geri gönderince tadından yenmez bir konser oldu. Bilhassa Nevizade Sokağı tam yerini bulurken, benim şahsi favorim Seni Sevmeyi Sevmiyorum’da öyle bir huşuya vardım ki, bir baktım gözlerimden yaşlar boşanıvermiş. Şakası Yok ile de coşku tavana çıktı. Şöyle diyeyim: albümde dinlediğinizde etkili olan duyguyu 4’le çarpın, bir de bunu karşınızda canlı
canlı söyleyerek siz ağlatan bir adamı düşünün. Yaşar konseri öyle geçti. Sadece ağladık mı? Tabi ki hayır. Kâh birlikte konser izlemesi en keyifli dostlarımdan Bircan’la kendimizi masanın önündeki küçük alanda dans ederken bulduk, kah bir kadeh tokuşturmasıyla sevincimizi, hüznümüzü şarkılara katıp boğazımızdan aşağı yuvarladık. Gel Benimle, Bela Sevdan, Onun Vedası, Sebepsiz Fırtına, Acıtmıyor Sevdan, Hayırdır İnşallah, Sevda Sinemalarda, Onbir Ay, Divane, Bir Tanem, Kumralım, Esirinim ve tabi ki Kuşlar gibi hitlerinin ve hep repertuarına aldığı Kan ve Gül, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Anlıyorsun Değil Mi, Hep Karanlık sevdiği üstatların şarkılarının yanı sıra, yeni albümünden Şehir Yalnızlığı, Nara, Aşk Bozumu, Markiz, Nevizade Sokağı, Seni Sevmeyi Sevmiyorum ve Şakası Yok’u seslendirdi Yaşar. Diyebilirim ki albüm başlı başına insanın içine işlerken, Yaşar’ın yeni şarkıları bilhassa çok yüksek tonlara çıkan baladları Şakası Yok ve Seni
Sevmeyi Sevmiyorum’un canlı yorumu albümdekinden bile daha vurucu ve sarsıcı oldu, seyircilerin eşliği de şarkıları daha bir keyifli hale getirdi. Konserin bir de sürprizi vardı. Albümün genel olarak şarkılarında imzası olan Murat Güneş de o gece Yaşar’ı izlemeye gelmişti ve gece sahibinin sesinden Nara ile sona ererken, sahnede Yaşar ve Murat Güneş’in Nara düeti arşivlik ve o an orda olduğumuz için kendimizi şanslı hissettiğimiz görüntüler meydana getirdi. Yaşar başka bir keyifliydi, biz başka bir heyecanlıydık. Her duyguyu dibine kadar yaşadığımız dolu dolu bir konserin ardından,

klasiğimiz olan kulis muhabbetleri gecenin şahane cilası oldu. Bu saatler Yaşar’ın da –çok
çok yorgun değilse ya da ertesi gün konseri yoksa- bizim gibi birkaç dinleyicisiyle birebir görüşebildiği anlar. Bu anlar fotoğraf ve imza kadar dostlarım dediği dinleyicileri ile muhabbet etme imkanı bulduğu anlar aynı zamanda. Yaşar bu anlarda ne kadar yorgun olursa olsun, mutlaka vakit ayırır, sevenleri ile muhabbet eder ve gönlünü gün eder. Bu konserde de gelenek bozulmadı ve biz anılarımıza yeni imzalar, fotoğraflar ve muhabbetler ekleyerek oradan ayrıldık.

İşte konserden birkaç fotoğraf ve video:

 

Yaşar şarkıyı söylemiyor, yaşıyor derken tam olarak bundan bahsediyorum.


Sahibinin sesinden Nara'lanırken
 

Bis'te Kuşlar orkestrası
 


VİDEOLAR:








27 Haziran 2017 Salı

GİTTİM, İZLEDİM, YAZDIM - ZUBİZU İLE AÇIKHAVA KONSERLERİ (ATHENA-ŞEBNEM FERAH-MFÖ-BÜLENT ORTAÇGİL&BİRSEN TEZER-TEOMAN)

ZUBİZU İLE HARBİYE AÇIKHAVA KONSERLERİ BAŞLADI

5 günlük Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu maratonumun ilk kısmı bu akşam Teoman konseri itibariyle bitmişken izlenimlerimi sıcağı sıcağına yazmalı.

Bu sene açılışını Athena’nın yaptığı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava konserlerine arkadaşım Yusuf Pişkin sayesinde gidebildim ve hayatımın en iyi anıları arasına girebilecek beş rüya gece yaşadım. 16’sı Athena, 17’si Şebnem Ferah, 18’i MFÖ, 19’u Bülent Ortaçgil&Birsen Tezer, 20’si Teoman konserlerindeydim, bu yazıda yağmur yüklü bu konserlerde yaşadıklarım ve izlenimlerimi okuyacaksınız.

Gecelerin ilki 16 Haziran’da Athena ile başladı. Ne yalan söyleyeyim, şarkılarını sevmekle beraber daha önce Athena konserine hiç gitmemiştim ve nasıl bir konser olacağını kestiremiyordum. Biletimizi verip girinceye kadar aklımda acaba sıkılır mıyım düşüncesiyle gittim. Athena beklediğimin üzerinde bir coşkuyla performans sergiledi. Akustik bir konser yazıyordu bilette ama Gökhan bile bu konserin akustik başlasa da öyle bitmeyeceğinin farkındaydı, zira “oturma olayına alışamadım,” diyerek konserin gidişatı hakkında ipuçları bile verdi. Birkaç “oturarak” icra ettikleri şarkıdan sonra, Gökhan daha fazla dayanamayıp attı kendini ortaya, Arsız Gönül’ün “Ben ben mesela, uçarım mesela” diyerek ilk satırına girdiklerinde, bütün tiyatro öyle yüksek bir eşlikte bulundu ki, Gökhan bile ‘Helal olsun’ dedi, ayağa fırlayanlar, sahneye laf atanlar, bağıra çağıra şarkıları söyleyenler acaip coşkulu bir atmosfer oluşturdu. Gökhan eski yeni albümlerinden şarkıların yanı sıra, Nazım Hikmet’e de selam durmayı ihmal etmedi ve Geberiyorum şarkısını hep birlikte söyledik. Çanakkale Türküsü, Ellerinde Pankartlar ve seyircinin yoğun istekleriyle İzmir Marşı’nı da söyleyen Athena, bilhassa 2016 yılının en dikkat çekici şarkısı Ses Etme ile muazzam bir performans sergiledi. Hakan’ın enstrüman ustalığını konuşturduğu konserde bağlamadan, gitara, türkü’den pop’a, funk’tan rock’a geniş bir yelpazede müzikal bir ziyafet sundu Athena. Fondaki resimler ve görseller konseri zenginleştirdi. Skalonga’yı, Holigan’ı ve Senden Benden Bizden’i de söylerler diyordum ama onlar başka bir konsere kaldı. Yağan yağmurla süslenen konserde yeni albüm şarkılarının yanı sıra Kendi Yolumda, Öpücük, Yaşamak Var Ya gibi klasiklerini seslendiren Athena, sürpriz bir performans olarak “Dilek Taşı”nı Athena tarzında düzenlemesiyle seslendirdi. O şarkıyı Athena’dan duymak ilginçti. Konserin sonunda bu coşkulu geceyi ölümsüzleştirmek isteyen Athena, bütün grup üyeleri önde biz arkada selfimizi de çekinerek Athena’nın anı dağarcığında yerimizi aldık. Athena gene seyircinin çok yoğun tezahüratlarıyla “Arsız Gönül” şarkısıyla geceyi bitirdi. Gece bittiğinde ağzım kulaklarımda, dilimde “ben ben mesela” diye diye eve yollandım.




Ertesi gün Şebnem Ferah konseri için gene Harbiye Cemil Topuzlu’daydık Yusuf’la (ve Yusuf’un arkadaşları Yiğit ve Enes’le, onları da çok sevdim tam benim kafada konserdaşlar), Şebnem Ferah’ı en son Bostancı Gösteri Merkezi’nde izlediğimde salondaki en yaşlı kişi olmanın getirdiği bir konser atmosferini yaşayamama durumu olmuştu. Öyle ya, yaş ortalaması 13’tü ve “Amca(!) çekilsene yeaa göremiyorum” diyen ergenlerin arasında ne hissedeceğimi bilememiştim. Bu konser nasıl olacak diye düşünürken, birden karşımda 13 yaşımda aşık olduğum Şebnem belirdi. O ne şahane bir konserdi. Şebnem inanılmaz enerjik ve konuşkandı. Yağmur gene fonda romantik duyguları içimize işlerken, sahnede Şebnem arka arkaya bizi duygudan duyguya savurdu. Hele kişisel Şebnem favorilerimden Saatim Çalmadan’ı söylediğinde daha fazla duramazdım, attım kendimi sahne önüne ve basın için ayrılmış, kimsenin oturmadığı koltuklarda Şebnemle karşı karşıya izledim konserin devamını. Şebnem daha önceki hiçbir konserinde olmadığı kadar espriliydi dedim ya, ay ne espriler yaptı, ne güldü, ne laflar soktu tepedekilere, ne paslar attı ekip arkadaşlarına, ne
anılar anekdotlar anlattı, adeta bir şarkılı kabare gibiydi. Şebnem de ekip de çok keyifliydi. Her Şebnem konserinde olduğu gibi, fonda güzel sözler, şarkılardan alıntılar ve görsellerle ve zaman zaman şarkılar arasında o alevli aparat (hani fışır fışır kıvılcımlar çıkaran şey ve onun adını bilmiyorum :)) ve dumanlarla görsel olarak da göz alıcı bir konsere imza attı Şebo. Konserin ikinci yarısını akustik olarak hazırlayan Şebnem, bu bölümde kendi şarkılarının dışına sevdiği Ortaçgil-Değirmenler gibi cover şarkıları ve bir seyircinin isteği üzerine İngilizce bir şarkıyı seslendirdi. Bir gece önce Athena’dan dinlediğimiz sürpriz “Dilek Taşı” şarkısı bu kez Şebnem yorumuyla sahnedeydi. Dilek Taşı’nı hiç bu kadar birbirinden farklı tarzda kişiden arka arkaya dinlememiştim. Konserin bir bölümünde, ilham almak ve ilham vermek üzere duygusal bir konuşma yaptıktan sonra, Tahribad-ı isyan grubunu sahneye davet etti. Tahribad-ı İsyan, Kenan Doğulu’nun keşfettiği ve prodüktörlüğünü yaptığı rep müziğe gönül vermiş üç gençten oluşan bir grup. Bu üç genç 2016 yılında Doğulu’nun desteğini alarak fakir bir mahalleden sahnelere transfer olmuştu. Gençler Şebnem Ferah’ın Can Kırıkları şarkısından sample yaptıkları ve Şebnem’in de vokaliyle süslenen bir şarkıyla gecenin rengi oldular. Rep benim tarzım bir müzik olmasa da, çocukların doğallıkları ve naiflikleri hepimizi şenlendirdi. Hele Şebnem’in gençler sahneden çıkarken söylerken söylediği “çok tatlısınız” sözüne, birinin “esas tatlı sensin” diye yanıt vermesi hepimizi güldürdü. Şebnem bir ara kendi isteğiyle sahnenin bizim olduğumuz tarafa kadar uzatılmış kısmına gelecekti ama öndeki sarhoş bir VIP yüzünden bu gerçekleşemedi. Adam Şebnem’i tuttu bırakmıyor, hem sarhoş hem VIP olduğu için de güvenlik müdahale edemiyor, Şebnem de şaşırdı ama bir şey de yapamadı. Neyse bu kısa süreli gerginlik yüzünden bizim tarafa gelemedi. Konser OHAL nedeniyle 12’de bitmesi gerektiği için Şebnem şahane laflar sokarak konseri bitirmek zorunda kaldı, oysa daha o kadar şarkı vardı ki, Vazgeçtim Dünya’dan, bilhassa mutlaka söyler dediğim Yağmurlar, Perdeler şarkılarını söyleyemedi. Kendimi yeniden 13 yaşında hissettim ve Şebo’ya varlığı için şükrettim. Bu ülkede müzik yapması bizim için şans olan kadınlardan Şebnem. Bunu konserde bir kez daha anladım.




Ertesi günün konseri Mazhar-Fuat-Özkan üçlüsü idi. Yılların ustaları yeni albümlerinin ilk konserini böylece vermiş oldular. Yeni albüm şarkılarını ilk kez burada söylediler ve tabiri caizse bayıldım yeni albüm şarkılarına. İlk kısımda, akustik ve slov damardan oluşan albümün bütün şarkılarını söylediler. Mazhar bir şarkıda “bu şarkı 20 yıl sonra Güllerin
İçinden gibi klasik olacak” dedi ve bence haklı. Çok güzel, dinlendirici, içi dolu, Buselik Makamına, Gözyaşlarımızı Bitti Mi Sandın, Bodrum Bodrum kıvamında şarkılar. Bu albümün hazırlanışı hakkında aralarda konuşmalar yapan Mazhar esprileriyle de çok eğlendirdi. “İlk kez bir albüm yapılırken birbirimizi yemedik, didişmedik, bu MFÖ tarihinde ilk kez oluyor,” demesi hepimizi güldürdü. Konser boyunca üçlü sürekli birbirine tatlı tatlı sataştı ve onore etti. Seyircilere laf attı. Zaten en çok Mazhar konuştu. Bir kez daha efsane grup nasıl olunur’u gösterdiler. Konserin ikinci yarısı klasik MFÖ hitleriyle devam etti. Ele Güne Karşı, Yalnızlık Ömür Boyu, yağmur eşliğinde Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da, Güllerin İçinden, Bodrum Bodrum, Mazeretim Var, Sakın Gelme, Ali Desidero, derken solo performansları Mazhar’dan Ah Bu Ben, Benim Hala Umudum Var, Fuat Güner’den Vurgun Yedim, Özkan’dan Olduramadım… Gecenin en güzel anlarından biri Mazhar’ın “biz sizin şarkılarımıza eşlik etmenizi çok seviyoruz, bu yüzden sesim kötüymüş, yanımdaki ne dermiş diye düşünmeden bağıra çağıra bize eşlik etmenizi istiyoruz, ben bile şarkı söylüyorum el insaf” diyerek seyirciyi gülümsetip, konserin bir parçası yapmaları oldu. Yeni albüm
parçalarını çalarken, “Şimdi doğal olarak şarkıları bilmiyorsunuz, o yüzden eşlik edemiyorsunuz, ama biz buna alışık değiliz, biz sizle birlikte söyleyince mutlu oluyoruz, o yüzden çıkışta alıp ezberlemeniz için yanımızda albüm getirdik” esprisi günün lafı oldu. Bütün bu performanslar arasında Özkan ve Fuat’ın dinleyicilerle yaptığı ses sınavı (Mesela “Haydi haydi hov”, diyorlar biz tekrar ediyoruz, gibi) Özkan’ın çıkardığı ses efektleri ile dolu dolu bir konser oldu. Derken konser saçma bir şekilde grup tam Sude’ye girecekken amfilerin birden gitmesiyle pat diye sona erdi. MFÖ de şaşırdı ama “Amfiler gitti, güle güle, görüşürüz,” diyerek gitti. Herkes bunu mizansen sandı, ama yok gerçekten gittiler, seyirciler bir on beş yirmi dakika kadar daha tezahürat yaptılar, ama sorun giderilemeyince MFÖ de sahneye geri dönmedi, bir anonsla birlikte oradan ayrılmak zorunda kaldık.







Pazartesi gününün konseri Birsen Tezer ve Bülent Ortaçgil’di. Konukları da Erkan Oğur. Ben de dostlarım Yusuf ve Burcu ile düştüm yollara. Daha önce Ortaçgil konserlerine birçok kez gittiğim için, konserlerin adeta bir ritüel, bir ayin gibi geçeceğini biliyordum, ancak daha önce Birsen Tezer konseri izlememiştim. Şarkılarına hakim olmadığım bir isim. Konserin ilk yarısında Birsen Tezer sahne aldı. Cazla harmanladığı özgün tarzıyla şarkılarını seslendirirken bir yağmur başladı, ben böyle bir yağmur görmedim, sanki tufan çıktı. Bir ara göz gözü görmedi, şarkılara konsantre olmakta zorluk çektiysem de bu benim konser keyfimi bozamadı, zaten Tezer’in sesi şelale gibi, bir de yağmur yağınca tamamen uyumlu bir atmosfer oldu ama kuru olan da tek bir noktamız kalmadı. Tezer bir saatlik performansından sonra sahneyi Ortaçgil’e bıraktı ve tahmin ettiğim üzere Ortaçgil o usul usul, dingin ama coşkulu tarzıyla klasiklerini ve “hazır sizi bulmuşken ve yağmur da varken” diyerek her zaman çalmadıkları şarkıları seslendirdi. Ortaçgil’i izlemek insana huzur veriyor. Ortaçgil de çok mutlu oldu gördüğü ilgiden, “zaten yağmur yağıyor, o yüzden çok konuşmayıp şarkıları arka arkaya söyliycem” dese de, seyircilerin ilgisinden dolayı durup durup “çok teşekkür ederim her birinize hala bu yağmura rağmen burada kalıp dinlemeyi tercih ettiğiniz için” diyerek memnuniyetini gösterdi. Bir ara yağmur hızını artırıp herkes kapüşonlarını kafasına geçirince Ortaçgil patlattı espriyi: “sanki karşımda komandolar varmış gibi.” :) Sık sık sorduğu “keyfiniz yerinde mi, keseyim mi konseri” sorusuna, “devaaaam” yanıtı aldıkça daha bir keyiflendi ve o keyifle söyledi Değirmenleri, (gene iki gün önce Şebnem Ferah da söylemişti sahnede), Denize Doğru’yu, Bu İş Zor Yonca’yı, Benimle Oynar Mısın’ı, Olmalı Mı Olmamalı Mı’yı ve tufan gibi yağmura cuk oturan “Bugün Yağmur Bir Kadın Saçıdır”ı ve daha nice Ortaçgil klasiğini. Erkan Oğur’la paslaşmaları, Erkan Oğur’un şahane perdesiz gitar soloları ve bilhassa Birsen Tezer’i yeniden sahneye çağırarak üçlü olarak icra ettikleri efsanevi Çığlık Çığlığa performansı ile mestlerden mest beğendik. Eve dönerken dışımız yağmurla, içimiz Ortaçgil-Oğur-Tezer’le yıkanmıştı…




Harbiye konserlerinin şimdilik benim için son etabı Teoman konseri oldu. Alışılmışın dışında dinamik ve hareketli bir konser olacak diye duymuştum, öyle de oldu. Son dört konserin aksine lokum gibi bir havada gerçekleşen Teoman konserinde, Teoman her zamanki gibi cooldu ama o da beş günde gördüğüm diğer sanatçılar gibi farklı bir dinamizmle söyledi şarkılarını. Şarkıları sahnede dolanarak söylerken sanki yolda yürürken kendi kendine söylüyormuş gibi havası vardı ve bu da çok doğal bir ambiyans yarattı. Ben öyle hissettim. Beş günün en kalabalık konseriydi, hele Teoman konserin sonuna doğru bir ara arkadaki seyircileri de öne çağırınca merdivenler bile tıklım tıkış doldu. Teoman klasik şarkılarını birbiri ardına söylerken kah kendini yerlerden yerlere attı, kah sahnede bir oraya bir buraya dolanarak dinleyicisiyle beraber söyledi, kah bağırdı çığlık attı, kah gitar sololarıyla ağzımızı açık bıraktı ama her halükarda Teoman bitmiş diyenlere cevaben “hadi ordan, kim bitmiş” dedirtti. Seyircilerin reaksiyonu inanılmazdı, öyle ki bazen Teoman mikrofonu seyircilere bıraktı ve biz söylerken Teoman bizi hayran hayran dinledi. Bazı –daha önceden tanıdığını düşündüğüm- hayranları ile selamlaşmalar oldu. Konserin en eğlenceli kısımlarından biri, Teoman’ın arka taraftaki seyircileri öne davet ederken, “bu protokoldekiler ruhsuz, yarısı arkadaşım, sizin enerjiniz harika” demesi oldu. Bir parantez açayım burada. Melisa Uzunarslan’ı yeniden Teoman’la görmek mutlu etti. Bir süre önce ayrılmışlardı çünkü. O da gerek vokaliyle gerekse keman sololarıyla Teoman konserinin en dikkat çekici isimlerinden oldu. Sahnede genellikle hareketsiz, olduğu yerde şarkılarını söyleyen Teoman’dan bambaşka bir Teoman izledik bu gece. Şarkı aralarında ismini öğrenemediğim çılgın bir saksafoncunun saksafon soloları ile gitaristin gitar soloları gecenin en muazzam ayrıntılarından oldu.





Konserlerde genel geleneğim bozulmadı ve biletimiz birkaç sıra yukarıda olsa bile konseri en önde bitirdik. Bileti verip konser alanına girince ilk dikkat ettiğim şey en ön(ler)de yer olup olmadığıdır ve boş bi yer görünce avına atılan aslan gibi o noktaya kilitleniyorum. Bu konserlerde de öyle oldu. Konsere nerede başlarsak başlayalım, te en öne geçmeden bitmedi konserler. Bu konuda yeteneğim var, şans da benden yana oldu çok şükür, çünkü ben bir konseri ya en önde izlemeliyim ya hiç izlememeliyim, sanatçıyı görüp de göz göze şarkılarını söylemeyeceksem evde oturur kliplerini izlerim. :)
 
Yusuf ve ben
D&R’ın açtığı imzalı CD standı ise güzel bir düşünce olmuş. Bülent Ortaçgil’in, Şebnem Ferah’ın, Athena’nın, Teoman’ın imzaladığı (MFÖ imzalamamış) sınırlı sayıda imzalı CD’ler benim gibi arşivciler için güzel bir arşivlik oldu. Gerçi Şebnem ve Athena’ya yetişemedim ama Bülent Ortaçgil ve Teoman CD’lerinden imzalı bir kopya kapabildim.


Konserin teması yağmurdu adeta, zira beş günün dördü şakır şakır yağmur altında geçti ve yağmur konserlere romantizm katmakla birlikte, bilhassa Birsen Tezer ve Bülent Ortaçgil konserinde adeta tufana dönüşmesiyle konsere ayrı bir anı kazandırdı, zira bir ara göz gözü görmedi ve konsere adapte olamadım. Yağmur demişken bir ayrıntı da gözümden kaçmadı. Yağmur adeta yağacağı zamanı bilirmiş gibi, genelde yağmur temalı şarkıları olan sanatçıların konserinde akıttı gözyaşlarını. Zira bu beş konserdeki sanatçıların hepsinin ortak yanı yağmurla ilgili doğrudan veya dolaylı olarak şarkılarının olmasıydı. Misal Bülent Ortaçgil’in “Bugün yağmur bir kadın saçıdır,” MFÖ’nün “Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da”sı, Teoman’ın biste söylediği “Yağmur”, Şebnem’in Saatim Çalmadan şarkısında geçen “Yağmur yağmış her yer yıkanmış,” dizeleri ortamın ambiyansına ayrı bir hoşluk katan ayrıntılar oldu. Gene izleyicilerin konserlerden o yağmura rağmen erken çıkmaması çok hoşuma gitti. Genel olarak konserlerin tıklım tıklım dolması muazzam ve umut verici bir görüntüydü, bilhassa kültürel kuraklığa boğazımıza kadar battığımız bu günlerde…

Konserlerini izlediğim sanatçılardan birçoğu daha önce konserlerini izlediğim isimlerdi, bu yüzden konserlerin gidişatını az çok tahmin ediyordum. Ama Harbiye konserlerinde herkes ayrı bir coşkuluydu, Şebnem hiç olmadığı kadar konuştu, tepedekilere laf soktu, espriler yaptı, Athena akustik konser olarak başladı ama dayanamayıp seyircilerden gelen gazla normal çılgın konser ritimlerine döndü, Teoman bir an yerinde duramadı ve genelde melankolik ve yerinden fazla kıpırdamaz cool tavırların aksine sahnenin her köşesine gitti, kendini yerden yere attı ve Teoman bitmiş diyenlere ters köşe yaptı, MFÖ yeni albümün ilk konseri ile slov başlayıp ikinci yarıda bizi zaman tüneline soktu ve anlattıkları anılarla bizi kahkahalara boğdu, Birsen Tezer&Bülent Ortaçgil&Erkan Oğur bilhassa üçlü performanslarında beraber seslendirdikleri Çığlık Çığlığa performansıyla ağzımızı açık bıraktı, üstelik yağmurdan kuru tek bir noktamız kalmamışken yerimize mıh gibi çaktı.

 Konser seyircisine de büyük büyük kocaman bir alkış yollamak istiyorum, zira ben hayatımda bu kadar nezih, bu kadar konser kültürünü bilen, bu kadar saygılı seyircili konserler çok az gördüm, hem sahneye eşlikleri hem de reaksiyonları, hem susulması gereken yerde susmaları ile görmek istediğim hareketler sergilediler. Tek eleştirim, konser boyunca bazıları sürekli dolandı durdu alanda, konser için gelmişsin otur da dinle değil mi? Neyse bunlar bile heyecanımı ve coşkumu engelleyemedi, seyirciler göz gözü görmeyen yağmurda bile terk etmediler alanı ve sonuna kadar kalıp sanatçılara da moral oldular. Bilhassa Bülent Ortaçgil durup durup “kaldığınız için çok teşekkürler,” “isterseniz kısa kesebiliriz,” demesine rağmen, herkesten “devaaaaam” sesleri yükselince tekrar tekrar teşekkür etti. Sanatçıların seyirciyle iletişimi de çok güzeldi, seyircisine saygı duyan, onları konserin izleyicisi değil parçası olarak gören sanatçılara ayrı bir hayranlık duyuyorum. Bu sanatçılar boş yere büyük isimler edinmiyor. Seyircinin onları özel hissettirdiği kadar onlar da dinleyicilerini özel hissettirdi. Birsen Tezer’in instagram’da paylaştı seyirci videolarında kendimi görmek o konsere gidebildiğim için ayrıca şanslı hissettirdi.
foto: Yusuf Pişkin
Konserin benim açımdan eksik tek yanı kulise girememek oldu, giremeyeceğimi tahmin etsem de, kulise girsem konserler benim için daha tamam olacaktı, olsun büyük keyifti. Bu satırları yazdığım sırada 10 günlük bir konser aram var ve Temmuz ayı benim için 1 Temmuz Yaşar Sanat Performance Hall konseri ve 2 Temmuz Tarkan Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava konserleri ile başlayacak. İzlenimler ise burada olacak.

Hülasa bu konserler hayatımın zenginliklerine yeni bir zenginlik kattı. Her biri unutulmaz anılar ve melodiler getirdi hayatıma. Siz siz olun konsersiz, müziksiz ve kültürsüz kalmayın, zira sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş misali, kalan tek damarımızı güçlendirmek, sürdürmek biz müzik/sanatseverlerin elinde.