Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

7 Şubat 2012 Salı

...AYSEL GÜREL'E...



seni özlüyorum deli kadın, bütün bu dünyanın kiri pası içinde ekranlardan yansıyan ve bize her şeye rağmen umut var dedirten temiz sevincini, neşeni ve kaleminden akan yüreğini özlüyorum, senin en ince espri yaparken bile gözlerindeki derin bakışı, en ciddi konuda bile muzip yorumlarını, kısaca seni özlüyorum deli kadın. Bir resmine bakarken bile binlerce kare geçiyor gözümden, seni hiç tanımadım, tanıma imkanı bulamadım, ancak ben seni hep sevdim, senin bu dünyaya kattığın güzelliği sevdim, tüm dünyanın akılları bir araya gelse senin tek bir yorumla herkesi susturabilme becerini sevdim...

ama neyi sevmedim biliyo musun? daha seninle tanışmadan çekip gitmeni, daha şarkılar şiirler tamamlanmamışken çekip gitmeni, tabiri caizse daha karpuz kesecekken zengin kalkışı yapar gibi 80 +/- 60 yaşın baharında çekip gitmeni... yarım kaldı şarkılar, şiirler, daha çok şarkı var yazacak... daha fazla söz söyleyemem, söz söylemede senin eline su dökemem, senin sözünün üstüne söz söyleyemem, sadece diyebilirim ki, ulaşıyosa bu yazılar bir yerden sana, bir el salla oralardan bana. deli kızım uyan, bir tek sensin duyan!!! bu dünyada bize bir bakış borcun kaldı, acelen ne, bekle aysel! 

artık yok!! diyemiyorum; iyi ki vardı! diyorum...



bugün doğum günündü deli kadın ve herkes hep bir ağızdan seni andı. ne çok sevildiğini ve bizi hala ne çok mutlu ettiğinin farkında mısın? Gittiğin yerde doğum günün kutlu olsun...



6 Şubat 2012 Pazartesi

BİR KONSER HİKAYESİ - YAŞAR @ ANKARA JOLLY JOKER [04.02.2012]


Bir Yaşar konseri için daha yollardayım sevgili postdaş. Bu defa Ankara yollarındayım. Saat 10.30’da bindim otobüste, aklımda geceki gece. Hiç yorulmuyo musun bilader? Diyebilirsiniz ama bu yolculuklar benim için terapi gibi oluyor. Ah bilseniz ne hayaller, ne planlar, ne projeler kurgulanıyor, uygulanıyor bilseniz. Tabi bu benim uyanık kaldığım süre içindeki durum, Zira ben tekerlek döner dönmez uyuyakalanlardanım :)

Yol boyu bozulmamış kar örtüsü, bembeyaz bir martının gerdan tüyü kusursuzluğunda! Ya da her tarafa köpük püskürtmüşler gibi! Ya da dev bir kremşanti vadisinde gidiyoruz gibi! Vuuhuu :) Beş saatlik yolculuğun ardından bir senemin geçtiği Ankara’ya varıyorum. Yaşar’la bir ortak noktamız daha Ankara’nın ikimizin de askerlik yeri olması! Bilseniz postdaşlar o kadar ortak nokta var ki, yollarımızın kesişmesini resmen evren istedi, diyeceğim geliyor zaman zaman :)

Neyse efenim konuya geleyim. Ankara’da 3,5 saat dolanıp nostalji turumu tamamladıktan sonra, saat 19.00 gibi mekana gidiyorum. Yaşar henüz provada bu sıralarda. Mekanda Ececiğimle buluşucaz, onu beklerken önce Eylem abi çıktı kapıdan meğer tam provanın çıkışına denk gelmişim iyi mi? Ender’i görüyorum.

Burada bir parantez açalım ve Ender Balcı’dan bahsedelim. Yaşar’ın (ve daha birçok müzisyenin) ses teknisyeni (nasıl deniyor, tonmayster) ve hani her eve lazım olan dostlardan, üstelik piyasada olan iyi olan her işte onun parmağını görmek mümkün. Yaşar’ın yanı sıra, Şebnem Ferah’ın Mart 2007 Senfoni Orkestrası kaydından tutun, Sibel Tüzün’e, Pentagram’a kadar aklınıza gelebilecek her ‘iyi’ albümde imzası var (Fender üstat, iltifatdegilhepsigercek dot com).

Veee Yaşar’ı görüyorum kalabalık ve hepsi de canımın parçası olan grubun arasında. “Deli çocuk, napıyosun orda soğukta?” diyor, “Yapıcak işim yok, bekliyorum abi,” diyorum, gülüyor, o gülüşü bir ömre bedel. “Geç içerde bekle, beklenir mi bu soğukta dışarda?” diyor, “ben de çok üşüdüm, bir gidip gelicem,” diyor. Herkesle selamlaşıp yolcu ettikten sonra ben de içerde Ece’yi beklemeye başlıyorum. Ece geliyor yarım saat sonra. Ece benim Ankara’daki Yaşarcanlarımdan biri. Bu gece de kalabalık olucaz. Yaşar da o sırada tivit atıyor, “Ankara, bana bir koro lazım, Ama bu gece lazım” diye. Zaten organize olmuşuz, orasını düşünmesine gerek yok :) Bir süre sonra, önce ojeliparmaklar, stildirektörü ile beliriyor, sonra burculi_ geliyor, ekip yavaş yavaş toparlanıyor, sonra Özlem, Elif Zeynep yanlarında bir arkadaşlarıyla geliyor. En son zzzeris ve eşi Tuncay bey de gelince bizim Ankara grubu tamamlanıyor, aşağı inmeye hazırız.

Bu arada İstanbul’daki mekan ne kadar ıkış tıkış ve sıkıcıysa, buradaki Jolly Joker o kadar geniş. Bu konuya başka bir postun konusu olarak şimdilik kapatıyorum ama yeri gelince açılacak zira Jolly Joker’e biraz mesafeliysem İstanbul’daki Jolly Joker yüzündendir!

Ankaralı Yaşarcanlarımla geri sayıma geçiyoruz. Saat 23.30’da muhteşem gece başlıyor. Aman Allah ne kalabalık ne kalabalık… İnsanlar karlara inat sökün etmişler ve nasıl güzel eşlik ediyorlar. Tam Yaşarlık seyirci. Zira Yaşar’ı bilenler, Yaşar’ın seyirciden reaksiyon almayı en az şarkı söylemek kadar sevdiğini bilir. Bu öyle bi şey ki, Yaşar bir şarkıda seyirciden reaksiyon alamazsa, o şarkıya küser, öyle önemli yani.

Canlar canı Elif hanımın tivitine göre 2000 kişiyi bulmuş seyirci, bar konseri için rekor bir sayı. İnsanlar bir şeye hasret kalınca reaksiyonları o kadar coşkulu oluyor. Yaşar Ankara’ya epeydir gitmiyordu. Geçen sene bir Panora konseri vardı bir de 10 Aralık’ta gene Jolly Joker konseri. Bu neredeyse yıllar sonra 3. konseri oldu. Biraz da o nedenle, seyirci de çok coşkuluydu :)

Deniz Yoksulu ile başladı gece. Bu şarkının hep gaza getirici bir havası var daha introsuyla ve Yaşar bu şarkıyı kısa bir süre öncesine kadar repertuarına bile almıyordu! Öyle şarkılar var ki repertuara girmediği için yazık olan, neyse onlar da bize özel kalsın!

Yaşar’ın konserlerinde ilk üç sıra hiç değişmez: Deniz Yoksulu, Gel Benimle, Cezayir Menekşesi. Önce bu şarkılarla avcuna alır seyirciyi. Bu konserin ise farklı bir yanı vardı. Yaşar daha konserin başında “KAR”lı şarkılardan bir repertuvar hazırladığını söyledi. Ama doğrusu böylesi bir sürpriz beklemiyordum. Cezayir Menekşesi’nin bitimiyle, Yaşar, “Aman görmesin ama ben bir Kayahan şarkısı söyliycem,” dedi ve Kayahan’ı her ne kadar sevmesem de benim için özel parçalarından “Kar Tanesi” ile karlı şarkılara geçiş yapıyor.

Alıcı kuşlar gibi, başımın üstünde dönüp durmayın
Kol kola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri,
Ah özledim hem de çok özledim, ezberledim beklemeyi,
Yollar benim umudumdur, yolları kapatmayın,
Yağmayın yollarıma durun kar taneleri

Yaşar’ı kendi şarkıları dışında sevdiği şarkıları söylerken dinlemeyi ne çok sevdiğimi düşünüyorum o anda. Onun müzikal gelişimi sırasında sevdiği şarkılar ile benim dinlediklerim arasında paralellik kuruyorum. Kar Taneleri’ne coşkuyla eşlik ettikten sonra beklenen şarkı geliyor: Her Yerde Kar Var! Şarkının sürprizi Levent Altındağ’dan geliyor: Tombe La Neige, yani orijinali, ama Fransızca değil, Leventçe! “Umarım kimse Fransızca bilmiyordur,” diyerek şarkının ikinci kısmını Levent Baba’ya emanet ediyor Yaşar. Karlı şarkılardan 3. sü Edip Akbayram klasiği “Hava Nasıl Oralarda” bu şarkıları Yaşar’dan dinlemek müthiş. Sonrasında Barış Manço’ya bir selam çakıyor Yaşar, “Kara Sevda”

Nasıl anlatsam bilemiyorum, içim içime sığmıyor… şarkı sözü değil sevgili postdaş, hissettiğim! :)

Tepine tepine alkışlıyoruz! Ve gecenin sürprizi Yaşar’ın ağzından Karlı Kayın Ormanı’nın ilk satırları dökülürken, seyircilerin arasında olan Mr Bamteli, Tayfun Talipoğlu’na bir selam çakıyor Yaşar ve bir dakika sonra Tayfun Talipoğlu Yaşar’ın sahnesinde! Karlı Kayın Ormanı’nda düet yapıyorlar Yaşar ile Tayfun Talipoğlu ve Mr. Bamteli enfes yorumuyla bir de şiir patlatıyor. Gece öyle bir sürprizli…

Gecenin devamı Yaşar’ın konserlerde seslendirdiği, çok seslendirmediği ve/veya seslendirmeye fırsat bulamadığı şarkılarla devam ediyor. Acıtmıyor Sevdan, Bela Sevdan, Sebepsiz Fırtına, Masal, Gözler Aynı Sen, Yalancı Bahar… Bu gece Sevda Sinemalarda değil Jolly Joker’de. Çok güzel bir kalabalık. Muhteşem. Ve ardından Başımda Sevdan yeni düzenlemesi ile geliyor. Birinci yarı Hayırdır İnşallah ile bitiyor. (Bir Not: Bu kadar üzücü içerikli bir şarkı nasıl bu kadar herkesi şıkır şıkır oynatabiliyor. Bravis! Alper Arundar’a selamlar olsun…)

İkinci yarı kör bıçakla başlar mı başlar! Bu adam bu şarkıyı her konserde nasıl bir öncekinden daha derin söyler? Beni Koyup Gitme, Aldanırım, Beş Dakika Bekle Git, Yüreğimi Kaybettim ve daha nicesi birbiri ardına akarken, ben de her Herdemcinin yapması gereken görevi yerine getirip, aranıp konseri dinlemesi gereken kişilere dinletiyorum. :) Tivitırdan mesajlar yağıyor. 2000 kişilik koro Jolly Joker’de şarkılara eşlik ederken, Yaşar’a bakıyorum, o da çok keyifli, belki de beklediğinin üzerinde bir ilgi ve eşlik var. Onun için mutlu oluyorum ben de.

Konser bitişi de aynı başlangıcı gibi belli şarkılarla oluyor. Beni Unutma, Divane, Esirinim, Kuşlar, Birtanem. Konser normalden uzuyor ama kimsenin şikayeti yok, sabaha kadar olsa dinlenir yani, hem daha bir dolu şarkı var söylenicek. Ama Kuşlar biterken Yaşar hepimize geldiğimiz için teşekkür edip sahneyi bırakıyor, ama bu geçici bir gidiş, zira reaksiyona bakılırsa bu seyirci Yaşar’ı böyle kuru bir vedayla bırakıcak gibi değil. Nitekim öyle oluyor, YAAA-ŞARR, YAAA-ŞARR, YAAA-ŞAARR nidaları arasında Yaşar sahneye geri dönüyor ve serinin kalan son şarkısı olan Birtanem’i ve ardından Hoşça Kal Gözbebeğim’i söyleyerek, ağzımıza bir parmak bal çalıp iniyor sahneden. Sırada kulis var ama hepimiz büyülenmiş de büyüden uyanmış gibiyiz, sesler gitmiş… Bekliyoruz. Saat 02.30. Elif Hanım yanımıza geliyor, ayak üstü sohbet ediyoruz. Aklımda onunla da röportaj yapmak var. O yüzden şimdilik bu kadar bahsediyorum. :)

Yaşar çok bekletmiyor bizi ve tüm yorgunluğuna rağmen Yaşarcanlarının fotoğraf, bir fotoğraf daha, ayy bu güzel çıkmadı bir tane daha isteklerinden hiçbirini kırmayarak, herkesle tek tek fotoğraf çekiliyor. Biraz önce sahnede oradan oraya seken adamdan eser yok, o kadar sıcak ve mütevazi ki, insanın canına sarası geliyor. Ayak üstü konuşu İstanbul grubunun selamlarını iletiyorum ve herkesin fotoğraf/imza işleri bittikten olarak kadrolu izleyici olarak son sarılma hakkını kendimde görüp sıkı sıkı sarılıyorum. Ve artık gitme zamanı… Kafamı kulisin kapısında içeri sokup gruba da merhaba dememek olmaz :’(

Hep birlikte dışarı çıkıyoruz. Benim ritüelim Yaşar’ın arabası hareket edene kadar gitmemek, öyle bir huy edindim zaman içinde, dışarıda hem soluklanıyoruz, hem de geceyi konuşuyoruz, derken Yaşar dış kapıda görünüyor, başlıyoruz “Karlaraaaa inattt, yürürüz yollarına” diye ama konserde yeterince yorulan seslerden teneke tıkırtısı ayarında sesler çıkıyor :) Yaşar da “Amannn,” diyor, “daha söylemeyin” :) Hepimize yeniden teşekkür edip arabasına binip giderken grupla da vedalaşıyoruz, bir hafta sonraki İstanbul Jolly Joker konseri için sözleşiyoruz :) Bu konser, diyeceğim o dur ki, İstanbullu dinleyiciler için de bu şekilde yapılmalı.

Her konser benim için ayrı bir serüven keşfedilmeyi bekleyen, demem boşuna değil! Bir rüya daha diğer rüya geceler arasındaki yerini aldı. Sabaha karşı 05.30’da otobüsü bekleme esnasında yüzümde yorgun ama mutlu bir gülümseme yerini alırken aklımdan geçen son düşünce bu oluyor!

NOT: GECEDEN VİDEOLAR ÇOK YAKINDA BURADA!

4 Şubat 2012 Cumartesi

BİR PROFİL – ZERRİN ÖZER


Onu ilk tanıdığımda 7 yaşımdaydım, Dünya Tatlısı albümü çıkalı 2 sene olmuştu anca o dönemki her albüm gibi 2 sene sonra bile rüzgarı dinmemiş albümlerdendi ve 6-7 yaşımın yeni yeni filizlenen müzik dimağımda ilk onun melodileri dolduruyordu kulağımı.

Geçen Hafta sevgili Romina’nın Rominight şovunda konuk olunca dedim vaktidir bir Zerrin Özer yazısı patlatmanın.

Zerrin’in Dünya Tatlısı albümü benim müzik arşivime giren ilk 3 albümden biriydi. Albüm kapağına hayran hayran bakardım. O sıralar Zerrin Özer’le Grafik diye bir programa katılmıştı, hala video kaseti durur, hatta DVD’ye de çektirdim geçen yıllarda. Zerrin’in Dünya Tatlısı albümü öncesinden aklımda kalan en net kareler yıllar yılı o video kasetle taşındı durdu, O programda Her Sonbahar şarkısına vuruldum, O Yaz’ı keşfettim (bir klip başyapıtıydı :) böyle animasyonla kalp şekli çıkıyordu filan ve Zerrin kocaman yarasa montu ile yazın sıcağında O Yaz’ı söylerken, ayy hiç sıcaklamıyo mu diye içimden geçirmedim değil.) Zerrin o programda Seninle Bir Dakika’yı da söylemişti Doğan Canku’nun gitarı eşliğinde. Benim müziğe olan tutkumu bilenler, benim bir şarkıyı/şarkıcıyı candan sevmemi sağlayan şeyleren birinin, belli bir şarkının aklımda belli bir kareyi canlandırması olduğunu bilir, işte o program zaten 7 yaşında “En güzel uçağım hani” diyerek (bu başka bir paragraf konusudur sayın postdaş J ) başladığım Zerrin hayranlığımda o kare olmuştu benim için. O programı ne zaman izlesem veya o şarkılardan herhangi birini nerede duysam aklımda o programı izlerkenki kare canlanır. Bu yüzden Zerrin’in yeri bende ayrıdır.
Dünya Tatlısı “En güzel o çağım hani” diye başlardı, ben yıllar yılı “En güzel uçağım hani” diye anlar, üstelik öyle de söylerdim!! J Hatta söylerken “ne güzel uçağı vaaaarrr” filan diye anlamsız bir sevinç duyardım :)

Komik bir anım daha var o programla. Ben o zaman 7 yaşındayım ablam 10, bir de bakıcımız var bizden en fazla 3 yaş büyük! Biz onunla Zerrin Özer yüzünden kavga ederdik. Konu da Zerrin saçını topuz yapar mı yapmaz mı diye! Ben yapmaz tarafındaydım. Öyle ya, her zaman sarı saçlarını savura savura söylerdi Zerrin'im, bakıcım da gayet mantıklı biçimde topuz yapar'ı savunuyordu. O programın sonunda Zerrin Bırak Ellerimi'yi söylerken bir baktım saçı topuz! :) anında bir ters u dönüş! Tabi ki saçını topuz yapar'cı oluverdim ama ciddi kavga ettik bu yüzden ha! :) :)

Zerrin’le ilk karşılaşmamız 1991 yılında Rumeli Hisarı’nda oldu. O sıralar İşte Ben albümünün rüzgarı dinmemiş, Sevildiğini Bil albümü çıkmamıştı ve Zerrin sahnede albüm müjdesi veriyordu. Yangınım’ı ilk o konserde söylemişti. Ben 8 yaşımın avantajından faydalanarak sahne önüne fırlamış ve Zerrin’e “sizi çok seviyorum” demiştim. Zerrin’in üzerinde siyah bir tayt vardı ve taytın üzerine İspanyol paça havası veren bir dizlik giymişti. Bunu nerden biliyordum, daha sonra bir programda aynı kıyafeti dizliksiz giymişti.

Sonrasında Zerrin’e ilgim hep devam etti. Sevildiğini Bil albümü çıktığında, geceler gündüzler boyu dinlemekten kaset bozulmuştu. O albüm Zerrin’in kariyerinde tavan yaptığı albümdü. O kadar çok güzel şarkı vardı ki. Olamazdım Senle,Yok Deme, Böyle De Bir Huyu Var, Dön Bak, Yangınım, Sevildiğini Bil... Artık Sevmeyeceğim nasıl o zamana kadar  Neşe Karaböcek şarkısı olarak yer etmişse, Zerrin’in albümündeki düzenlemeyle bambaşka bir formata bürünmüş ve Zerrin’le anılır olmuştu. Aynı durum bir albüm önce İşte Ben’de Kar Tanesi için de geçerli. Kar Tanesi’ni Gül Erda meşhur etmiş, Sinan Özen dahil bir dolu insan söylemiş ama en duygulu, en akılda kalan okumayı Zerrin Özer başarmıştı.

Bu albüme bir parantez açıp, o zamanların bir uygulamasından bahsedelim. Klip sektörü yeni yeni yeşermeye başladığı yıllarda her albümde bir şarkıya en az 3 klip çekilirdi. Özellikle özel kanalların birbiri ardına çıktığı bir dönemde her kanal kendi klibini çekiyor gibi bi şeydi. Tabi TRT de her programı için ayrı ayrı klipler çekerdi ve o zaman TRT izlenebilir bir kanaldı!

Neyse konumuza gelelim. Bu albümde Böyle De Bir Huyu Var şarkısına da bu şekilde 3 klip çekilmişti. Biri stüdyo klibi, biri animasyonlu klip (ki bu yazıda ondan bahsedicem), biri de program klibi. Ayy benim hatırladığım klip pe hoş pek komikti. Zerrin elinde köpeciği şarkıyı söylemeye çalışıyor, köpeciği de şarkının hakkını verircesine tüm “maharetlerini” sergiliyordu. Zerrin tam “ne sevdiğin belli, ne sevmediğin belli, böyle de bir huyu vaaar” derken Zerrin’in elini kapması pek hoş bir anekdotdu mesela. O sıralar böyle arka fona çeşitli görüntüler yerleştirilerek çekiliyordu bu klipler, izlemeniz lazım. Ajda’nın da Aşkın Nur Yengi’nin böyle klipleri var.

Sene 1992’ye geldiğinde Zerrin arka arkaya bombalarını patlatıyordu. Olay Olay çıktığında her tarafta Zerrin fırtınası vardı. Show TV Olay Olay’ın tüm albümü için program bile yapmıştı. Klibi olan parçaların klibini yayınlanmış, olmayanların stüdyo ortamında özel klip çekilmiştir. Albümün çıkış şarkısı HEP BANA'nın klibi ne kadar güzeldi (ARANIYOR, ARANIYOR, ARANIYOR) Zerrin'in şarkı sözünde geçen her durumun kılığına girdiği eğlenceli bir klipti. Çok yiyerek zayıflasam derken, bir dolu yemek yiyor, estetiksiz güzel olsam derken her taraflı bandajlı gülüyordu. Şerit gibi geçiyordu yanlış hatırlamıyorsam. Zerrin’in 2000’li yıllarda kahverengi saça döndüğü imajı da, sadece hatırlayanların bileceği şekilde, ilk bu albümde denenmişti! Zerrin’in kahverengi perukla, çingene kostümüyle bir ateşin etrafında performans gösterdiği imajı ilk kez bu albümde “Yeni Aşk” klibi için uygulanmış, o dönem gazetelerine baya konu olmuştu. (BU KLİP DE ARANIYOR ARANIYOR ARANIYOR!)
 
Bu albümde de daha önceden söylenmiş şarkılardan GEMİLER (ve daha sonra da söylenecek) Zerrin’in bu albümde parlattığı cover şarkı oldu (Ama bu şarkı tabi ORHAN ATASOY’undur ve kim söylerse söylesin Onun kalacak. Ruhu şad olsun)

Burada gene bir parantez açmak istiyorum. Zerrin için olduğu kadar TÜRK POP MÜZİĞİ İÇİN DE EN BAŞTA GELEN, EN ÜST SEVİYE ALBÜMLERDEN olan bu üç ALBÜMÜN (İŞTE BEN, SEVİLDİĞİNİ BİL, OLAY OLAY) Bu kadar eski albümler yeniden çıkarken yeniden basılıp müzik marketlerde raflarda yerini almaması hem üzücü hem utanç verici.

Sonrasında 4 sene sessizlik ve Zerrin’in eski şarkılarıyla idare etmek zorunda kalma süreci. Artık kendimi tanıyan bir müzik dinleyicisi olarak 90lı yıllar akımına kapılmış gidiyorum. Ve o dönüş…

Ara verildikten sonra çıkan albümler ben de hep hayal kırıklığı yaratırdı genelde.

4 sene sonra gelen Zerrin albümü ise, çok açık ve net söylüyorum, müziğe şu veya bu nedenden ara verdikten sonra yapılabilecek EN GÜZEL GERİ DÖNÜŞ albümüdür. Hele ki PAŞA GÖNLÜM gibi ZERRİN’in hayatını birebir anlatan bir parçaya, o dönemin ne kadar popüler sanatçısı ve DJ’i varsa toplayarak klip çekmek bu albümü sadece ARŞİVLİK değil EVLADİYELİK bir albüm yapıyor. Ne kadar güzel bir klipti ve hep aklıma o zamanki sanatçılar arası dayanışmanın en güzel kanıtı olarak gelir bana hep. Özellikle 2011 yılında bir güya Van için bir araya gelip bir türlü dayanışamayan, egosu yüksek şarkıcıları görünce bu klip daha da anlamlanıyor. Canım Kerim Tekin, Canım Ajlan Büyükburç’un, Canım Aysel Gürel’in (ruhları şad olsun) da yer aldığı bu klipte Romina, Metiner, Zeynep, DJ Bülent, insanlıktan henüz çıkmamış Erol Köse, Erhan Güleryüz, Deniz Arcak veee Nilüfer, veee Sezen Aksu da görünmüş ve Zerrin’in geri dönüşüne büyük bir vefa örneği göstermişlerdi. Özellikle Sezen’le arasının pek olmadığı bilindiği için klipteki o sarılma sahnesi çok vurucuydu. Bu klip benim gözlerimi doldurur, hem sözleriyle hem de klibiyle.

Bu albüm de Zerrin’in en üst düzey albümlerinden ve bu albümde de gelenek bozulmadı ve Zerrin daha önce başka bir şarkıcı/gruptan duyduğumuz Şimdi Hayallerdesin’i öyle bir hissederek söyledi ki, insanlar nerdeyse şarkının Cemali’nin olduğunu unuttu. Zerrin bir röportajda bu şarkıyı annesine söylediğini söylemişti. Bu da Zerrin’in başka bir başarısı oldu. Bu albümden Paşa Gönlüm ve Şimdi Hayallerdesin kadar Seda Akay bestesi Deli Yaz da parladı. Tam bir yaz albümüydü. 1996 yazım bu albümle geçti.

Ara vermeden, 1997 yılında Zerrin’97’yi çıkardı ve bu albüm artık Zerrin’in alameti farikası olan Kıyamam’ı içeriyordu. Daha sonra Seda Sayan’ın gümlettiği İftira, Aramızda Bir Şey Yok şarkıları kliplenirken, Mina’nın Ancora coverı ve Bora Ayanoğlu’nun Kırık Aynalar’ı da albüme girmişti. Ancak bir önceki albümün aşırı parıltılı olmasından mıdır nedir? Bu albüm Kıyamam dışında önceki albüm kadar parlamadı. Bunda Prestij Müziğin son dönemlerine denk gelmesinin etkisi var mıdır bilinmez ama bu albüm bir önceki Paşa Gönlüm’lü albümün gölgesinde kaldı gibi gelir hep. Derken 2000’li yıllara geldik.

Zerrin 2000’li yılları bir Best Of’la açtı. Bana göre çok eksik ve düzenlemeleri çok vasat bir albümdü. Bir kere içinde Seni Seviyorum gibi Zerrin’in alameti farikası olan şarkılar yoktu, Her Sonbahar yoktu mesela ve düzenlemeler çok alelaceleye getirilmiş gibiydi. 3 senelik aranın ardından hemen bir şey çıkarmalıyız denilerek çıkarılmış bir albüm gibiydi. Ama albüm çok ilgi gördü, sanırım bunda insanların gözünde Zerrin’in hiç tükenmeyen bir kredisi olmasının payı büyük. İnsanlar bu en iyiler albümünü de bağırlarına bastı. Bu albümün bir özelliği, hepimiz için önemli ama Zerrin için daha da önemli bir kaybımızın, Kerim Tekin’imizin dijital ortamda Zerrin’le düet yaptırılmasıydı.

Sonrasında albümler peş peşe geldi, hepsinde Zerrin söyledi, biz duygudan duyguya savrulduk. Ben Seni Değil Seni Sevmeyi Sevdim dedi, türküler söyledi, şarkılar söyledi, kitap yazdı, yeni şeyler denemekten hiç vazgeçmedi, kimi zaman hatalar yaptı, “olsun, ben yaptığım hataları seviyorum” dedi, ağlattı, güldürdü ama hep bizim Zerrinimiz oldu. H,içrol yapamadı, hissettiğini sonuna kadar, kendini ne kadar saklasa da çocuk gözleri hep hissettiklerini ele verdi. Hiç oynayamadı. Hep hayatımızda oldu.

Bir gün ofisine gitmiştik. Tünel tarafında bi yerlerde. Ortak bir tanıdığımız (onu da analım, Yusuf Zileli) mevzu bahis oldu. Zerrin bir espri yaptı Yusuf’la ilgili, sonra benden Yusuf’u aramamı istedi. İstedi ki arkasından konuşmuş gibi olmasın, ve telefonu açıp “Yusuf bak senden konuşuyorduk, şöyle bir espiri yaptım, arkandan konuşmuş gibi olmak istemedim” dedi. Nasıl yüreğime dokundu. Canıma sarasım geldi. İşte Zerrin öyle biri. Duygularını uçlarda yaşarmış, yaşasın… Helal olsun…

Ve Romina gecesinde Zerrin hepimizin Little Girl Blue’suydu… Anlattıkça coştu, coştukça anlattı. Çok güldü, çok güldürdü, gördüğümüz “en mutlu depresifti”.

Yazının başında bahsettiğim Grafik programının sonunda bir söz beliriyordu, bu yazıyı o sözle bitirmek geldi içimden…

Sesi bir ırmaktı,
Ulaşmak için denize
Aktı, aktı, aktı…








3 Şubat 2012 Cuma

ALBÜM TAVSİYESİ - GÖKSEL/BENDE Bİ' AŞK VAR


Göksel’in benim için yeri her zaman ayrıdır. Uzun uzun yollar, Kurşuni Renkler, Sabır, beim her daim favorim ve Göksel’in ilk bestesi Dön gibi say say bitmez güzel Göksel şarkılarını içeren şahane Yollar albümünden beri (ki o albümün müzik marketlerde olmaması, olamaması hem ciddi kayıp, hem de büyük ayıptır sayın yetkililer) Göksel’in o kırılgan ses tonu ve şarkı sözlerindeki güçlü durmaya çalışan ama adeta ince bir cam gibi kırılmaya teşne mağrur kadın halleri bana hep çok sahici, samimi gelir, canıma sarasım gelir şarkıdaki kadını. Ayrıca Göksel'in müziği belli bir kategoriye de konulamaz, zira pop deyip geçmek o klasikleşen şarkılara haksızlık olur. Müziğin her türünden örnekler bulmak mümkün Göksel'de, rock, chillin', balad, ritmik, folk, yer yer fado, hatta arabeskvari tınılar bile bulabilirsiniz Göksel'in müzikal zenginliği içinde. Albümlerinde herkesi sofrasına buyur ederken herkese sevdiği yemeği 'Göksel' tarzında yapan bir ev sahibidir Göksel. Özgündür. Dinlemesi lezzetlidir. 

Takip edenler bilir, Göksel’in şarkıları uzun uzundur, anlatacak hikayesi hep vardır ve o hikaye albümün tamamında ya bir ilişkinin başlayışından bitişine kadar olan kısmını ya da tam tersi, bitişten başlangıca kadar hikayesini anlatır.

Söz ve müziğini kendisi yazan “sanatçılar”a hep ayrı bir önem veririm. Zira ben şarkıda sahicilik ve o duyguyu ben de yaşamışım gibi hissettiren sözlerin peşindeyim. İnsan ancak kendisi hissettiği zaman gerçek duyguları yansıtabilir, o duyguları kendisi yaşamıştır. İnsan çnce kendisi hissetmeli ki şarkıdaki duyguyu, karşıdakine de hissettirebilsin. Ve başka bir önemli husus da o sözleri akılda kalıcı melodilere yedirebilmek, bütünlüğe kavuşturabilmek. Bunu yapabilen kaç kişi var ki şu anda?


Bu bağlamda Göksel’in heyecanla beklediğim yeni albümü sadece beklentimi karşılamakla kalmadı, ayrıca Göksel’in şarkı söz yazarlığındaki ustalığını ve kendi kendime adlandırdığım modern zaman şairi titrini bir kez daha kanıtladı.

Göksel’in yeni albümünü çıkar çıkmaz aldım. Albüm daha kapağıyla heyecanımı arttırmaya yetti bile. Zira siyah beyaz fotoğrafa düşkün olan ben, kapakta 70li yıllardan bir filmden fırlamış gibi duran bir Göksel’e bakıyordum.

Birkaç yıl önce Ghetto’da Mektubumu Buldun Mu? Albüm konserinde de mor büyük çiçekli elbisesiyle seyircilerin arasından geçip sahneye çıkarkenki endamında da Türk Filmlerinden fırlamış bir Türkan Şoray edası vardı, sahici, duygulara dokunan ve aynı zerafette. Göksel de o havayı hep duyarım zaten. Albümü dinlediğim de sözlerle bütünlüğünü gördüm zira albümün tamamında fotoğraflara yansıyan hüzün hissediliyor.

Göksel’in albümü konusunda ilk izlenimim yukarıda bahsettiğim gibi bir aşk hikayesini tersten başa doğru izliyormuşum gibi hissettirmesi. Zira Acıyor, geçip gitmiş bir aşkın acıtan hatıralarını anan çok kırılmış bir kadını anlatırken, Aşkın Yalanmış o Acıyor’daki aşkın bir önceki bitme evresini anlatıyor, Rüzgar iplerin kopma noktasını anlatırken, Uzaktan o çok sevdiği halde uzakta kalma halini, Aşk Bitti albümün tam ortasında iplerin koptuğu o anı, Unuttun Mu Sahi, bir aşkın bitmeye yakın halini, Sarhoş bu aşkın en güzel dönemlerini, hatta belki de tanışmaya atıfta bulunan yönünü, Gidemiyorum uzaklaşma dönemini, Yalnız kuş ve Yarım Kalan Şarkı da Artık uzatmalarda olan bir aşkın son kırıntılarını anlatıyor. Bu şekilde albüm bir ayrılık sürecini ve sonrasını anlatıyor gibi. Bu bir ayrılık albümü, fazla neşeli şeyler beklememek gerekiyor.


Albümü dinlerken, adeta çok sevdiğim filmlerden “Eternal Sunshine of the Spotless Mind [Sil Baştan – izleyiniz, izlettiriniz]” izliyormuş gibi hissettim. Hele Rüzgar da öyle sözler var ki beni anlatan, azıcık yeteneğim olup da şarkı sözü yazabilsem [yazamıyorum, yazamıyorum :’( ] ancak bu sözleri yazardım.

İlk dinlediğimden beri içimi acıtan Acıyor’dan sonra, daha ilk dinleyişte aklımda kalan diğer şarkı Aşkın Yalanmış ve benim için özel sözler içeren Rüzgar. 


Rüzgar okşa onun saçlarını benim yerime
Fısılda kulağına sevdiğimi
Rüzgar dolaş onun etrafında dön gel bana
Getir bıraktığı nefesi




Bu albümde beklediğim, özlediğim Göksel’i buldum. kendi şarkılarına verilen nostalji albümleri arası sanırım çok yaramış, çok biriktirmiş, çok özlemiş, bu yüzden çok özenmiş. Bu albümde de sözler uzun uzun, çok fazla başa dönüp söylenen yok. Şiirselliği çok hoşuma gitti sözlerin. Bu çok güzel bir şey. Ezberlemesi zor ama kalıcılığı yüksek, zira aptala ezberletir gibi 32 kere tekrarlanan nakaratlardan ve cıstaka boğularak geri planda bırakılan sözlerden çok yorulmuşken Göksel’in albümü ilaç gibi geldi. Her bir şarkı üzerine uzun uzun düşünüp yorum yazılabilecek türde şarkılar. Şarkı sözü önemli çok. Hiç boş yok. Göksel bu yüzden farklı. Bu albüm, müzik dünyası için yüz akı!


ACIYOR klibi burada:



19 Ocak 2012 Perşembe


YAŞAR 20 OCAK 2012 AKŞAMI BOSTANCI GÖSTERİ MERKEZİ'NDE... SÜRPRİZ KONUKLAR, UNUTULMAZ ŞARKILAR VE YEPYENİ REPERTUARIYLA GEÇECEK BU MUHTEŞEM KONSERDE YERİNİZİ ALIN DERİM SEVGİLİ POSTDAŞ, ZİRA YAŞAR KONSERLERİ, GİTMEYENLER İÇİN, GİDENLERİN ANLATTIKLARINDAN SONRA "KEŞKE GİTSEYDİMMM" DENİLEN KONSERLERDEN OLUYOR. BEN DE ÇOK HEYECANLIYIM... GELECEKLERLE ORADA GÖRÜŞÜRÜZ...

12 Ocak 2012 Perşembe

SALI AKŞAMI YENİ BİR ROMINIGHT GECESİ VEEE YAŞARRRR


ROMINIGHTLI GECELERDE İKİ GÖNÜLDAŞIM BİR ARADA... FAZLA SÖZE GEREK YOK, GİDİLECEK GÖRÜLECEK VE YAZILACAK... :) :)

3 Ocak 2012 Salı

2011 yılının gecikmiş yazısı! -2011 yılında almaya değer gördüğüm albümler

Sayın Postdaşlarım, madem müzik üzerine yazan bir müziksever olarak bu yola çıktım, engin(!) müzik bilgimle sizlere benim için önemli olan 2011 yılında çıkmış ve almaya değer gördüğüm albümleri yazmayı bir görev bilirim efenim! Gönül isterdi ki, bu sene daha fazla albüm alayım ve liste daha geniş olsun ama gelen bütün parasını CD’lere yatıran bu fakirin de bir bütçesi var ve param ancak seçerek alabildiğim CD’lere yetiyor! :) :) Bu canımı çok sıkan CD fiyatları meselesine ilerleyen postlarda daha geniş bir şekilde yer vereceğim ancak şimdi çıkış sırası, önem sırası vs. gözetmeden aklıma geldiği şekliyle sizler için derlediğim geçen senenin – bence – en iyi albümlerine geçelim. 

BÜLENT ORTAÇGİL – SEN
Bülent Ortaçgil, 2011’de SEN isimli şapşahane bir albümle kulaklarımızı şenlendirdi. Bülent Ortaçgil, yıllardır yaptığı müzikle, duruşuyla, dinginliğiyle, deli fırtınalı bir deniz diyeceğim müzik dünyasının limanıdır. Cıstaklardan yorulan kulakların dinlendiği yumuşak yastığıdır. Bu albüm de klasik Bülent Ortaçgil çizgisinde bir albüm. Bu defaki albümü önceki albümlerden farklı kılan unsur, yaylı kullanımına verilen ağırlık olmuş. Albüm bütünüyle su temalı (ya da ben de dinlerken öyle çağrıştırdı( (parantez 2: ben de hep bir şeyler çağrıştıran albümleri ayrı olarak sevdiğimi söylemiş miydim sayın postdaş?) Albümü dinlediğim andan beri vurulduğum Denize Doğru ve ilk klip Sen Sorumlusun favorilerim.

 CİHAN GÜÇLÜ – AMA

Cihan Güçlü, 2011’de çıkan, günümüz müzik eğilimlerine göre retro bile kalabilecek, yer yer Onur Mete-Bora Öztoprak tarzını çağrıştıran yeni bir ses. Albümlerindeki akustik enstrümanlar ve bayıldığım 90’ları andıran sound’u ile (Türkçe karşılık bulamadım sayı postdaş :’( ) Cihan Güçlü, riske girip tek şarkı için aldığım ama sevinerek bütün albümü çok sevdiğim bir albüm oldu. “Ama” şarkısıyla iyi bir çıkış yapan, geçen ay albümün benim ikinci favorim olan şarkısı “Seni Çok Özledim’e klip çekilen, ama bana göre gene de olması gereken patlamayı yapamamış ve akustik sounduyla cıstaklar arasında kaynadığını düşündüğüm bu albüm benim 2011 yılında almaya değer gördüğüm bir albüm oldu. Albümden Ama ve Seni Çok Özledim klipleri aşağıda…




MODEL – DİĞER MASALLAR

Bu senenin en heyecan verici çıkışı rock albümü Model’den geldi. Esasında Perili Sirk adlı albümleriyle 2009’da çıkış yapan grubun patlaması 2011 yılındaki ikinci albümleri Diğer Masallar ile oldu. Bu albümden Buzdan Şato, şimdiden hit klasikler arasına giren Değmesin Ellerimiz ve en son Pembe Mezarlıkla hatrı sayılır bir başarıya imza attı ve 2011’in en büyük çıkış yapan grubu/müzisyeni ünvanını sonuna kadar hak etti. Albümün son klibi Pembe Mezarlık burada.


 GÜLÇİN – BRAVO

Gruplar ilginç yapılardır. Düşünsenize, öyle bir yapı ki 2, 3, 4, 5 birbirinden bağımsız kişi kitleleri bir araya getirmek üzere gerek kendileri gerek prodüktörler tarafından bir araya getirilir. Zaman içinde müzik dünyasında grup olarak kendini kanıtlayan gruplar olur veya ilerleyen yıllarda tekeri patlayanlar olur. Ancak bütün gruplarda değişmez iki kural var:  Her gruptaki elemanlar bir müddet sonra kendi kanatlarıyla uçmak ister ve grupta özellikle bir kişinin başka bir ışıltısı vardır. Bunun örnekleri hep vardır. Robbie Williams, Take That’in en kenarda kalan ancak en çok ışıltıya sahip elemanıydı. Victoria Beckham, Spice Girls içinde fazla bir varlık gösteremese de, sonrasında diğer kızları silip süpürerek (müzik anlamında olmasa da) tek başına starlaştı. Kurt Cobain’li Nirvana’da neredeyse ismi hiç geçmeyen, Cobain’in ölümüyle kabak çiçeği gibi açılan Dave Grohl, Foo Fighters grubuyla tabiri caizse aldı yürüdü. Veeee “evet evet evet… hadi söyle, hadi söyle” dediğinizi duyar gibiydim. Destiny’s Child’ın Beyonce’si! Örnekler çoğaltılabilir.

Gülçin, 2005 çıkışlı kızlar grubu Hepsi’nin bence en iddialı ismiydi. Gerek görünüş gerek ses açısından daha farklıydı ve bir gün beklenen oldu, tartışmalar eşliğinde gruptan ayrıldı. (Nö nö nö nö postdaş, konuyu magazine çekmeyiniz) Beni bundan sonraki kısmı ilgilendiriyor. Gülçin, gruptan ayrıldıktan epeyce sayılabilecek bir süre sonra 2011 yılında Bravo isimli maksi albümü ile müzik dünyasına döndü. “Ara Ara” ile hem tarzını bulmuş hem de artık müzikal olarak sesi oturmuş bir Gülçin gördüm ben. Şahsen Gülçin’in albümünü merakla bekliyordum ve Bravo albümü Gülçin'in solo kariyerine blues ve r&b tarzında güçlü bir ön giriş oldu. Nedense sadece bir şarkıya klip çekildi, oysa Bravo’ya da klip gelir diyorm. Ancak şimdi sorumluluğu daha büyük. Bu maksinin rüzgarını kaybetmeden yenisini yapmalı ve yeni albümünde çıtayı biraz daha yükseltmeli. Bu albümü için Gülçin’e “Bravo, bravo, bravo, bin puan kazandınız”


Bu aşağıdaki videoyu, Vokaliz grubunun Sakman'daki performansına gittiğimde çekmiştim. Daha Gülçin gruptan ayrılmamıştı ve konuk şarkıcı olarak sahneye çıktığında gösterdiği şu performansı bile ne demek istediğimi anlatmaya yeter.

 ÇİĞDEM ERKEN – KIZ KAFASI

Çok fazla söz söylemeyeceğim, Benim bazı müzisyenler/sanatçılar hakkında bir tanımlamam var: Çorak müzik ortamındaki vahalar diye. Çiğdem Erken derinlikli sözlerin, enfes müziklerle buluştuğu bir albüm yapmasının yanı sıra, sırf yeniden albüm alma heyecanı yaşattığı için bile saygı duyulacak yeni seslerden/nefeslerden biri. Tüm müzik ve sözlerin Çiğdem Erken’e ait olduğu albümde boş yok. Sözü müziğini kendisi yazan sanatçıları takdir ederim. Zira o duygular sahicidir, insan kendi hissettiklerini en iyi kendisi yorumlar ve bu anlamda salt yorumculuktan bir adım ötedir, sözü müziği kendisi yazan ve kendisi söyleyen sanatçı. Hep takipteyim efenim. Favorim olan Günlerden Salı aşağıda!


ONUR METE – BEN ONUR METE

Onur Mete 1998 yılında “hiç bitmesin” dedirten bir albümle hayatımıza girdi ve iyi ki girdi. 2001 yılında Aşk’a albümünü çıkarttıktan sonra uzun süre müzik piyasasında görünmedi, ancak bu demek değil ki müziğin uzağına düştü. Bu sürede sahnesi devam etti ve bu uzun albüm arasından sonra, eski Yılın Son sürprizi Ben Onur Mete albümünü hediye etti bizlere. Albümün Çıkış şarkısı Haberim Yok ve dinlediğimde yaktı geçti resmen. “Sen Şimdi Nerde, Ne Halde, Eskitiyorsun Ömrünü…” Daha olgunlaşmış müziği ve sesi ile 2011 yılının bu son sürprizinden 2012 yılında çok bahsedilecek. Bu Aşktan gidiyorum (ki bence Adaletsiz Yar’ın kardeşidir), Ayrılıkname ve tabi ki Haberim Yok favorilerim. Haberim Yok klibi burada:



 SİBEL TÜZÜN – SATEN

Müzik dünyasında geçtiğimiz ay 20. yılını Ghetto'da kutlayan Sibel Tüzün 2011’i Tansel Doğanay aranjörlüğünde çıkardığı Saten albümü ile geçirdi. Esasında Maksi olarak adlandırılabilecek bu albüm, 5 şarkıdan oluşuyor. Sibel Tüzün de müziği cesur insanlarından. Popüler müzik kariyerinde zirve yapmışken, üçüncü albümde keskin bir dönüşle sert rock müziğe döndü, ve benim yeni yeni yeniden keşfettiğim Hayat Buysa Ben Yokum Bu Yolda ve Yine Yalnız isimli iki şapşahane albüme imza attıktan sonra gene rotasını popüler müziğe döndürdü. Ancak yaptığı işlerden alnının akıyla çıkması başaran nadir insanlardan, zira insanlar da yadırgamadı bence rock albümünden sonra kırmızılar içinde arz-ü endam ettiği ve balkan melodileri taşıyan Kırmızı albümüyle popüler müziğe dönüş yaptığında. Sonrası Eurovizyon macerası ve dijital ortamda yayınladığı Aç Telefonu ve Seviyorum Seveceğim şarkılarından sonra sene 2011’e geldiğinde Saten, Çok, Sana Anlatmam Lazım, Maalesef ve bir Ajda Pekkan cover’ı Erkekleri Tanıyın'dan oluşan arşivlik bir albümle Sibel Tüzün evlerimize girdi. Albümde klipsiz kalan son Şarkı Çok’a da yakında klip geleceğinin müjdesini vererek aşağıda benim Gözümün Bebeği’nin kardeşi dediğim Maalesef şarkısının klibini vereyim.

GÜRCAN ERSOY – BEN VE BENİM GİBİ ÇOCUKLARIN HAKKINDA

Gürcanla tanıştığımızdan beri hep konuştuğumuz, beklediğimiz ve yılan hikayesine dönen albümün çıkması eski yılın son ayına nasip oldu ve albümü dinleyince her şeyin bir zamanı olduğunu ve zamanı gelince hiçbi şeyin çıkmasına engel olmayacağını görüyorsunuz. Gürcan, grubu Şase (sonraki adı MONAd) ile yollarını ayırdıktan sonra bence en doğrusunu yapıp solo bir albümle eski yıla bomba gibi bir veda yaptı. Yeni yılda daha uzun anlatacağım bu albümün bence en önemli özelliği baştan sona bir hikaye anlatır gibi bütünlük içinde olması, samimi ve sahici olması ve tam bir başucu albümü olarak yormadan da Rock albümü yapılabileceğini kanıtlaması. Şimdilik sadece her arşivde bulunması gerektiğini belirtip, albümdeki favorilerim olan çıkış şarkısı Sen Üzülme ve Yan Oda’yı buradan paylaşayım.





DÖRT x DÖRT ­– EVET

2007 yılında Hayır adlı albümleriyle albümlü gruplar arasına giren ve o zamanki kadrosuyla Gitar ve vokalde Deniz Tuzcuoğlu, gitarda Göktuğ Şenkal, bas gitarda Burak Kulaksızoğlu ve davulda Arbak Dal’ın bir araya gelerek kurduğu Dört x Dört 2011 yılında Vokal’de Deniz Tuzcuoğlu, Bass’ta Burak Kulaksızoğlu, Davul’da Arbak R. Dal ve Gitar’da Alp Tiner’den oluşan kadrosuyla yoluna devam etti ve Evet albümüyle arşivime girdi. Kişisel sıcak iletişimlerimizin yanı sıra, müzikal olarak duruşlarını ve sahnelerini çok sevdiğim Dört x Dört Televizyonun iyi işlerinden Canım Ailem dizisinin müziklerine de imza attılar. Evet Albümlerinde bu dizide seslendirdikleri şarkıların yanı sıra, Ölmek İçin, Zincir, Aşk Katili gibi konserlerinde seslendirdikleri ve kitlelerinin çoktan dillerine pelesenk olmuş şarkıları toplamışlar. 12 Düet albümünde Kim Arar şarkısında Nilüfer’le düet yapan grup yeni projelerine ve çoğunlukla Hayal Kahvesi’nde sahnelerine devam ediyor. Albümün çıkış klibi Ölmek İçin burada:

 KOZ – BEKLEMEYE DEVAM

2006 yılında Gökhan Durak, Burak Akçaoğlu ve Gökhan Kalafat tarafından kurulan Koz, ilk albümlerini 2011 içinde dinleyicilerine sundu. Yaşar destekli çıkış şarkıları Kör Bıçak ile aslında baya riskli bir işe girişmişlerdi. Zira bazı şarkılar vardır, onu çıkartan şarkıcıyla bütünleşir ve hatta şarkıcılarının bile üzerine çıkar ünü. Kör Bıçak popüler müzik dünyası içinde Yaşar’la bütünleşen bir şarkıydı ve kemikleşmiş bir şarkıydı. İşleri zordu. Özellikle Yaşar’ı ve şarkılarını bir türlü paylaşmak istemeyen fanatik Yaşar hayranlarının tepkisini düşündüm ilk etapta. Onlar da biliyorlardı, ancak Yaşar’ın şiir kısmındaki katılımıyla Yaşar destekçilerinden de olumlu yaklaşımlar gören Koz Grubu derin bir nefes aldı. Albümden Kör Bıçak ile birlikte albümün ikinci sevdiğim şarkısı Sevemedim kliplendi. Ancak ne olduysa ondan sonra oldu ve Koz kabuk değiştirdi. Vokalist Gökhan Durak ile yollarını ayıran grup şimdi yeni frontman Çağatay Değirmencioğlu ile müzik piyasasında şansını aramaya devam edecek. Ne yapalım Beklemeye Devam… Kör Bıçak klibi sayfanızda!


  
NİLÜFER – 12 DÜET

Nilüfer tartışmasız Türkiye’nin en güçlü ve “iyi ki bizim sanatçımız” dediğim seslerden. Her albümde dinleyicisini şaşırtmak için uğraşması ve yeni şeyler denemeye açık olması bile başlı başına bir sanatçıya saygı duymam için bir nedendir. Bu sanatçı Nilüfer olunca, insan orda duruyor. Nilüfer’in eski şarkılarını Best Of yerine Yeni kuşağın güçlü Rock temsilcileriyle düet halinde söylemesini Nilüfer’in yeni milenyum kuşağına ulaşması için çok doğru bir hamle olarak görüyorum. Son olarak Nilüfer’in 2. düetler albümünü heyecanla beklediğimi belirterek, bir an önce sağlığına kavuşup güzel yüzünü ve sesini daha nice kuşaklara ulaştırmasını diliyorum.Albümün son klibi Hayko Cepkin düeti Aşk Kitabı burada:


 SEZEN AKSU – ÖPTÜM

Sezen Aksu artık ikonlar ötesi. Tanımlanamaz bir kategoride. Çok merak ediyorum Allah gecinden versin, bir gün Sezen Aksu göçüp gittiğinde müzik dünyasının yeniyetme playback popçuları kime sırtını dayayacak acaba? Sezen kariyerini uzun uzun anlatmaya satırlar yetmez sayın postdaşlar. Sezen Aksu bu, artık canının istediği gibi albümler yapmak hakkı, Deniz Yıldızı gibi çok da popüler yüzeyin yakınında olmayan enfes albümden sonra (aradaki Düş Bahçelerini saymıyorum, o albüm bende hayalkırıklığıdır! Sezen Nolur başkalarına verdiğin şarkıları kendin söyleme!)  Öptüm'le yeniden popüler müzik dinleyicisne yönelik ama müzikalitesiyle gene piyasadaki pek çok albümün arasından sıyrılan bir iş yapmış Sezen gene. O kadar nesil yetişmiş ki onun şarkılarında, o kadar aşk ve ayrılık yaşanmış, o kadar hayatımıza nüfuz etmiş ki, Sezen’in olmadığı bir müzik albümü veya müzik sohbeti olmaz dense yeridir. Son çıkardığı Öptüm albümü ile gene her damara ulaşıyor. Özellikle Unuttun Mu Beni, Vay, Ağladım Arkadaş Şarkısını Duyunca ile bu albüm arşivlik… Bir klip harikası dediğim VAY hemen aşağıda!


 TARKAN – ADIMI KALBİNE YAZ

Tarkan, yeni bir tarz denediği, bence güzel ama Türkiye için fazla olan Metamorfoz albümünden sonra 2011’i ondan beklenen bir albümle karşıladı. Sevdanın Son Vuruşu ile Aysel Gürel’e selam çakan albüm, her şarkısıyla insanı içine alan bir albüm oldu ve Tarkan’ı yeniden tahtına oturttu. Sevdanın Son Vuruşu’nun çöpte bulunmuş bir not olarak keşfedildiğini düşündüğümde, iyi şarkıya nerde nasıl rastlanılacağı hiç belli olmuyor. (Not: Bu arada albümdeki en sevmediğim, Mithatcan Özer imzalı Acımayacak, Tarkan’ın bence diskografisinin en berbat şarkısı deyip onu geçiyoruz postdaşlarım…) Albümün en sevdiğim şarkılarından albüme adını veren, ve nedense hala klip çekilmeyen Adımı Kalbine Yaz aşağıda… (Bir not: Adımı Kalbine Yaz, Remix'i orijinalinden daha güzel olan nadir şarkılardan. Buradan Ozan Çolakoğlu'na da selamlarımızı ne yapıyoruz? Gönderiyoruz sayın postdaşlar!)


Bunun dışında 2011’de çıkan, henüz alamadığım ancak eli yüzü düzgün gibi görünen, arşivinizde bulunsa o arşivi zenginleştirir dediğim albümler de şöyle efenim*:  (*: Belli bir sıralama yapmadım ancak resmen sıralanmış gibi olmuş):

NAZAN ÖNCEL – HAYVAN
EMRE AYDIN – KAĞIT EVLER
İSKENDER PAYDAŞ – ZAMANSIZ ŞARKILAR
AJDA – FARKIN BU
SEKSENDÖRT – ZAMAN AKIYOR
KEDİ  –  APTAL Maksisi
ENBE –  KALBİM
MURAT BOZ – AŞKLARIM BÜYÜK BENDEN
GÜLŞEN – SÖZDE AYRILIK Teklisi
FETTAH CAN
ZEYNEP – KUTLAMA
ATİYE – BUDUR
BENGÜ – DÖRT DÖRTLÜK

2011 YILI HAYALKIRIKLIĞI ÖZEL ÖDÜLÜ:

AYŞEGÜL ALDİNÇ –  LALALİİLİLİİ Teklisi

2011 YILI OLMASAYMIŞ DA OLURMUŞ ÖZEL ÖDÜLÜ:

HANDE YENER – TEŞEKKÜRLER (Hande, Sinan'dan kurtul!)
DEMET AKALIN – AŞK
SİNAN AKÇIL – KALP SESİ

Der ve mutlu, dolu dolu albümlerin geldiği bir 2012 yılı dileyerek postumu tamamlarım sayın postdaşcanlar…