Uuu epey olmuş son yazıdan
beri, ama sorun niye? bu kardeşiniz bu sürede boş durmadı ve yzı yazamadığı
süreye bir ödül töreni, iki konser, bir de Adana gezisi sıkıştırıverdi. Adana
gezisi bana kalsın, ama diğer etkinlikleri bildirmek size boynumun borcu :)
Efendim, yazının ilk durağı,
18 senedir müzik piyasasını iyi mi etkiliyor, kötü mü etkiliyor karar
veremediğim ama bir şekilde her sene çok konuşulan ödül törenlerinden olan Kral
Tv -bu seneki adıyla Türkiye Müzik Ödülleri ödül töreniydi. Kral Tv Ödüllerini
kimlerin aldığını biliyorsunuzdur diye bir daha bir daha anlatıp tekerleği
baştan icat etmeyeceğim, bu yazıda sadece gözlemlerim ve izlenimlerim yer
alacak. Efenim, tabisi kambersiz düğün olmaz, diyerekten, ben de ordaydım, lakin
içeri girişim biraz olaylı oldu, anlatayım da gülün. Şimdi bu fakir bulduğu
davetiye ile iş çıkışı atar kendini Haliç Kongre Merkezi'ne… Hobaa ödül
törenleri orda değildi ki, demeden önce yazacaklarımı okuyun sayın postdaş, ben
fakir kongre merkezlerini karıştırmışım :) ve tabisi ödül törenlerinin Haliç
değil İstanbul Kongre Merkezi’nde olduğunu teeee Eyüp’teki Haliç Kongre Merkezi’ne
gittiğimde öğrendim. Soransı ordan otobüs bul, taksim’e geç, gezi parkının survivor
alanı misali parkurlarını aş ve İstanbul Kongre Merkezi’ne ulaş… saat 22.00’de
kapıdaydım. Ne için? Bir gittim ki kapılar kapanmış, içeri kimseyi almıyorlar! Ayy
ben nasıl oldum, zaten bi fasıl kilometreler aşıp gelmişim, bir de almadılar mı
beni içeri? Resmen "yassah hemşerim” muamelesi çektiler. Dil döktüm, müzik
yazarıyım dedim, araya tanıdıkları sokmaya çalıştım, ııh, ben oralarda
dolanırken, bir grup daha vardı giremeyen, neyse allem ettiler kalem ettiler,
beni de yanlarına katıp içeri soktular sağ olsunlar :)
Bundan sonrası benim
konserlerdeki en öne geçme uzmanlığımın konuştuğu andı, ben, beni içeri alan
çocukları da yanıma kattığım gibi yandan yandan gittim sanatçılar için ayrılan
bölümün hemen arkasındaki platformda ilk sıraya attım kendimi ve en önden
izleme imkanı buldum. Tabi ki, program çoktaaaaaan başlamıştı, ben içeri
girdiğimde en iyi düet ödülü veriliyordu. Ben bi yandan sahneye bakınırken, bir
yandan da aşağı platformda tanıdık kimi görürüm diye bakındım. Pek fazla ilgimi
çeken şarkıcı yoktu açıkçası. Gözüm beyazlar içindeki Göksel’i seçti, en önde
oturuyordu ve çok şıktı. Yan tarafından Mustafa Ceceli, Murat Boz, Emre Aydın'lı DMC grubu
vardı. Demet Akalın ile eşinin sürekli kulise girip çıktıklarını gördüm. Demet
Akalın'ın üzerinde yırtık bir kot üzeri böyle tüylü tüylü -D.Akalın'ı kocaman
beyaz bir kuş gibi gösteren- bir şey vardı.
İlk izlenimim salonun ağzına
kadar dolu olmasıydı ama seyirci pek havaya girememiş gibiydi, ben o coşkuyu ve
elektriği alamadım açıkçası.
Benim için en heyecanlı
anlardan biri Nilüfer’in canlı performansına yetişmek oldu. Nilüfer önce Gripin
ile Hatıralar Hayal Oldu'yu, sonra Model ile -benim de albümdeki favorim olan-
Şov Yapma ve en son Gece ile Başıma Gelenler'i seslendirdi. Albüm beni hiç
tatmin etmemesine rağmen –ki yazısını da yazmıştım, okuduysanız-, canlı
performansları keyif verdi. Model’den Fatma Turgut’un Latin sarısı saçları beni
mutsuz etti. O siyah saçlarıyla müzik dünyasının en güzel çıkışını yapmış ve
yepyeni bir soluk getirmişti. Piyasanın talep ve ısrar ettiği sarı saç imajının
tam tersiydi ve naifti. Bu saçları ise fena göz alıcıydı, lakin sarıya
boyatması ile piyasanın istediği imaja bürünmesi yeni çıkan grubun masumiyetinin
kaybolması gibi geldi bana, ben öyle adlandırıyorum daha doğrusu. Nilüfer ise
canım benim, gelip güzel bir konuşma yaptı. “Geçen sene hastalığım nedeniyle
burada olamadım ama bu sene buradayım ve sizlere çok teşekkür ediyorum” derken,
geçen sene onun yerine ödülünü alan Şebnem Ferah’ı da anmayı ihmal etmedi. Beni
düşündüren çok geçmeden ödül vermek üzere sahneye gelen Kayahan’la karşılaşıp
karşılaşmadığı, karşılaştığında nasıl davrandığı filandı. Tabi ki bunu
öğrenemeyeceğim hiçbir zaman. Bir yandan içim de diyor ki, bir mucize olsa da
barışsalar.
Salon konusunda ise her şey
incelikle düşünülmüştü bu sefer. Görsel şölen, 3B yazılar, dönen ışıklar, inip
kalkan perdelerle çok özenilmiş belli ki.
Gecenin benim açımdan
sürprizi gecenin sponsoru olan Albeni yarışmasının düzenlediği ses yarışmasının
finalistleri arasında, canım arkadaşım Gamze Sargın’ı görmek oldu. Önce
barkovizyondan görüntüler gösterdiler, lakin ben önce aymadım ve ilgilenmedim,
sonra barkovizyonda Gamze'yi gösterdiler ve üzerine sahneye de çıkmasın mı? Hobaaa,
müthiş güzel bir sürpriz oldu benim için. Bu kıza dikkat edin sayın postdaşım,
daha öncesinde O Ses Türkiye’de kılpayı arabeske kaptırmıştı birinciliği yarı finale
çıkamamıştı, ancak söz-beste-yorum birincilikleri kazanmış bir sesten
bahsediyoruz burada ve o gece Aşk Her Şeyi Affeder Mi şarkısıyla bütün salonun
ağzını açık bıraktı.
Gamze sağ baştaki
Gecede ödüller açısından
sürpriz yoktu, kim hangi dalda alacak denildiyse o gerçekleşti üç aşağı beş
yukarı. Benim açımdan Göksel’in en iyi kadın şarkıcı ödülünü alması ise ayrıca
sevindiriciydi, zira Göksel'i zaten severken, bir de tanıyınca hepten en yakın
hayranlarından biri olmuştum. Gerçi bu durum Demet Akalın’ın pek hoşuna gitmedi.
Aday olduğu 4 daldan sadece birini, o da kendisine ait olmayan en iyi şarkı
ödülünü “Türkan” ile alırken “Aslında dört dalda da birinciyiz" demesi,
sonuçtan pek memnun kalmadığını hissettirdi bana. Mustafa Ceceli ve Emre Aydın
da beklenen ödülleri aldılar.
Gecede Sertab’ın performansı
da vardı ve yeni şarkı "İyileşiyorum"u çok ama çok sevdim. Bir mizansen
yapıp, çöp kutusuyla gelip o ayrılıktan sonraki iyileşme sürecine atıfta
bulunurcasına bütün kıyafetleri çıkarıp teker teker çöp kutusuna atması
etkileyiciydi. Keşke playback yapmasaydı. Sonrasında yeni albümünden “Öyle de
Güzel, Böyle de Güzel” performansı ile birlikte, eski şarkılarından bir potbori
yaptı. Gecenin en keyifli anlarındandı. Rengarenk, Açık Adres, Kumsalda ve
Yanarım'la geceyi bitirdi.
Kayahan’ın ödül vermeye
çıktığında teşekkürü Atatürk'e etmesi ise salonda alkış kıyamet kopmasına yol
açtı. Biraz popülist bir yaklaşımdı ve ben nedense Kayahan’ı samimi bulamıyorum…
Gece birkaç ödülün daha
verilmesi ile son buldu. Kazananların listesi de aşağıda. Bence keyifli bir geceydi,
ama en coşkulu gecelerden değildi. Sonuçta kazanma, kaybetme tartışılır ve
kimseyi mutlu etmek mümkün olmaz bu gecelerde. Söz konusu Kral Tv olunca, gene
sonuçların doğruluğu tartışılır vs vs. Kazanan sevinir, kaybeden çemkirir ama
biz bunları bir ay içinde unuturuz.
Son olarak bu ödüller 18
senedir veriliyor ve adının Türkiye Müzik Ödülleri olarak değiştirilmesi ise
Kral TV’nin kendini iyiden iyiye müzik tekeli zannetmeye başlamasının göstergesi.
Bir kanalın neye dayanarak kendi düzenlediği ödül törenini Türkiye’ye mal
ettiğini ve bu hakkı/gücü kendinde nasıl bulduğu konusuna ise hiç girmiyorum.
Bu konuda ustam olan müzik yazarları yazıp çizdiler zaten. Bir Kral TV ödül
töreni daha böylece biterken, oradan çıkıp ikinci yazı konum olan Dört x Dört
konserine geçiyorum. O da yarın :)
• EN İYİ ALBÜM: MUSTAFA CECELİ (Es)
• EN İYİ ŞARKI: DEMET AKALIN (TÜRKAN)
• EN İYİ KADIN SANATÇI: GÖKSEL
• EN İYİ ERKEK SANATÇI: MUSTAFA CECELİ
• EN İYİ GRUP: SEKSENDÖRT
• EN İYİ KLİP: ZİYNET SALİ (HERŞEY GÜZEL OLACAK)
• EN İYİ PROJE: ORHAN GENCEBAY İLE BİR ÖMÜR
• EN İYİ REMIX ŞARKI: ERDEM KINAY (Geri Dönüş Olsa-Murat Boz)
• EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN SANATÇI: MEHMET ERDEM
• EN İYİ DİZİ MÜZİĞİ; MUHTEŞEM YÜZYIL (STAR)
• EN İYİ FİLM MÜZİĞİ: EVİM SENSİN
• EN İYİ DÜET: EMRE AYDIN&GÜLDEN MUTLU (SOĞUK ODALAR)
• EN İYİ ENSTRÜMENTAL ALBÜM: ERKAN OĞUR (DÖNMEZ YOL)
• EN İYİ SINGLE: EMRE AYDIN (BENİ BİRAZ BÖYLE HATIRLA)
ALDIM, DİNLEDİM, YAZDIM… ORHAN GENCEBAY İLE BİR ÖMÜR
Sayın ve sevgili postdaşım. Bazı isimler
vardır, içinde bulundukları toplumun sesi olurken, bir yandan da toplumu
değiştirir, etkiler. Orhan Gencebay 60. sanat yılında hala bunu başarabilen
sanatçılar. Karşılıklı çok şanslıyız, biz onun gibi bir sanatçıya sahip
olduğumuz için, o da yıllardır bu topraklardan gelip geçmiş nice isimleri
unutmuş bir halkın hala baş tacı ettiği bir sanatçı olduğu için. Orhan Gencebay
üzerine tez yazılası bir sanatçı. Bugün arabesk filan kategoriler altına
alınarak burun kıvrılan bir müziği her eve soktuğu için başarılıdır. Bugün
müzikle ilgilensin ilgilenmesin, zengin, fakir herkesimden insanı birleştirici
bir şey olmuştur Gencebay müziği, zira herkesin dimağında bir Orhan Gencebay
arkısı mutlaka bulunur.
Benim için Orhan Gencebay müziğini farklı kılan
kompozisyonu olmuştur hep. Bilirsiniz şarkılarda ara nağme kısımları hep
genelde nakaratın melodik tekrarı olarak gider. Oysa ki Orhan Gencebay
şarkılarında introsundan ara nağmesine kadar bir şarkı içinde birkaç şarkılık
nağme barındırır. Şarkıların armonisi hep farklıdır. Orhan Gencebay’ın
şarkılarını farklı yapan budur. Her biri bir müzikal zenginlik barındırır,
yaylıların geçisinden, davullara, telli çalgılardan, nefeslilere bir yolculuk
gibidir bu şarkılar. Orhan Gencebay’ın müzikal birikimini en açık şekilde o
saçmasapan Popstar yarışmasında görmüştüm. Orada müzikle ilgili tek kişi Orhan
Gencebay’dı ve müzik için söyledikleri, verdikleri bilgiler, oradaki
yarışmacımsılar için ne ifade etti bilmem ama benim kulaklarıma doldu. Müzikal
olarak tarzımın çok içinde olmasa da Orhan Gencebay’a bir kez daha saygı
duydum.
Orhan Gencebay şarkılarında toplumu
anlatır, sevdaları, sıkıntıları, mutlulukları, kederleri bu yüzden hepimizin
Orhan abisidir aslında, insanlar kendilerini buldukları için Orhan Gencebay’ın
üzerine titrerler. Bu açıdan Gencebay toplumun köprüsüdür desem yeridir. Bu
yazının konusu olan saygı albümdeki isimlere bakmak bunu kanıtlamaya yeter
bence. Zira Albüm aslında Türk Müzik tarihinin bir karması gibidir. Yılların
dev sanatçıları yanında yeni dönem şarkıcılarının, her tür kitleye hitap eden
bir uyumluluk içinde bu albüm için bir araya gelmesi Gencebay’ın sanatsal
birleştiriciliğinin açık kanıtı. Müziğini beğenirsiniz, beğenmezsiniz ama Orhan
Gencebay’ın büyüklüğü ve Türk müziği tarihi içindeki yerinin hakkını vermemek
mümkün değildir!
Gelelim albüme. Albüm son dönemde müzik
dünyasının en dikkat çekici prodüktörlerinden Polat Yağcı’nın projesi.
Gerçekten çok özenilmiş bir proje belli. Kapak ve kartonet tasarımı özellikle
hoşuma gitti. Altın sarısı rengi, albüme nostaljik bir hava katarken, aynı
zamanda Altın yıl + 10 yıl devirmiş bir sanatçıya atıfta bulunması bakımından
çok hoş. Ayrıca albüme katkı sağlayan sanatçıların fotoğrafları yerine kalem
çizimi görselleri ve Orhan Gencebay için yazdıkları sanatçıların adını gündeme
getirirken Orhan Gencebay’ın adının geri planda kalmaması açısından çok iyi
olmuş. Orhan Gencebay’ın teker teker albüme katkı yapan sanatçı ve şarkıcılara
(kusura bakma sevgili postdaş bu ayrımı yapmam gerekiyor) notları albümün hoş
unsurlarından. Albümün –ve aslına bakarsanız genel olarak tüm albümlerin- en
büyük sorunu fiyatı… 30 Lira olması yazıktır, günahtır dedirtiyor. Ama bu
arşivlik albüm için de değer. Bu CD fiyatları konusu ayrı bir yazının konusu
olacak…
Albümün aslında daha erken çıkması
planlanıyordu. Ancak çeşitli müzik kaynaklarında okuduğum bir habere –beni hiç
şaşırtmayarak- şarkı listesi krizi çıktığı için albümün çıkışının geciktiğini
yazıyordu. Efendim sene olmuş 2012, A1’de ben olucam sen olucam kavsaı nedir
Allahaşkına? A1 mi kalmış? Albümün ilk şarkısı olmak için bazı kişilerin
ortalığı birbirine katmasının ardından (bu da işte sanatçı/şarkıcı farkı!)
katkıda bulunan santçıların/şarkıcıların isimlerinin alfabetik sırayla yer
alması şeklinde çözülmüş şarkı sıralaması krizi… Komik… bir yanda bir devin
albümünde yer alma “ayrıcalığını” tanınsın, öte yandan “neden ilk sırada ben
yokum” egoları alsın yürüsün!! Bu yüzden bazıları sanatçı olamıyor, hep şarkıcı
kalıyor!
Albümdeki şarkılara teker teker geçmeden
önce, katkıda bulunan sanatçı ve şarkıcılara ve onların Orhan Gencebay için
yazdıklarına bakıyorum da, bu kadar değişik altyapılardan gelme insanları bir
çatı altında toplayabildiği için Orhan Gencebay’a bir kez daha şapka
çıkarıyorum. Uzun süre sonra, yasal satışlarda patlama yapıp, resmi olarak en
çok satan albüm olduğu için de alkışı hak ediyor.
Şarkıları değerlendirirken tarafsız olmaya çalışacağım. Ancak birkaçıyla ilgili net fikirlerim var.
KISIM 1
CD 1
AJDA
PEKKAN – SEVEREK AYRILALIM
Daha önceki albümlerinde, Dertler Benim
Olsun, Kaderimin Oyunu gibi şarkılarını seslendiren Ajda Pekkan bu albümde
Severek Ayrılalım şarkısını söylüyor. Açıkçası, Ajda son yıllarda ısrarla Disko
Kraliçesi tahtına oynamaya başladığından beri ne söylediği şarkılardan bir şey
anlıyorum, ne de severek dinleyebiliyorum. Bu şarkının düzenlemesi – doğru
tabirse – tam ortaya karışık olmuş. Biraz ondan, biraz bundan, biraz da şundan
koyalım diye, disko, arabesk, pop, rock ne kadar tür varsa harmanlanıp cıstaka
boğulmuş ve sonuçta ortaya Ajda’nın sesinin cıstaklar arasında boğulduğu, özü
kaybolmuş bir şarkı çıkmış. Şarkı ayrılığı anlatıyor da, bu yorumu dinlerken
ben bu şarkıda ayrılıktan dolayı üzülmüş bir insan havası alamıyorum. Ajda’nın
yorumu, Ajda sanki bu şarkıyı tek başına “duygulu” söylemeye çalışırken üzerine
cıstaklar oturtulmuş bir montaj gibi geliyor. Neyse bu şarkıdan Severek Ayrılalım ve
ilginç bir deneysel çalışmaya bakalım.
ATHENA
– BİR ARAYA GELEMEYİZ
Athena ilk çıktıkları günden bugüne hep
farklı, hep dikkat çekici, belki bu ülkenin müziği için cesur denebilecek işler
yapmış bir grup. Özellikle “cover” meselesini çözmüş olmaları bile benim gibi
bir müziksever için çölde vaha şeklinde. Zira “cover” denilince akla eski bir
şarkının üzerine iki cıstak atmak olduğunu sanan bir müzik camiası söz konusu.
Halbuki “cover”dan anladığım benim, bir şarkıyı alıp özgün dokusunu korurken
onu kendine mal edilmesini sağlayacak bir özgünlükle icra edebilmektir.
Athena “Courtney Love” onaylı Nirvana “Breed” cover’ı Köpek ve en son Frank
Sinatra “My Way” coverı “Ben Böyleyim” ile şarkının özgün dokusuna kendi
dokunuşlarını getirmişlerdi.
Orhan Gencebay’ın daha önce duymadığım ve
albüm kartonetinde kendinden sonra ilk kez Athena’nın söylediğini belirttiği bu
şarkıda gene geleneği bozmayıp eli yüzü düzgün bir iş çıkarmışlar. Hafif reggae
tonları ile başlayan şarkı Rock formu ile karışıp, üstüne akıcı bir yorumla
enfes olmuş… Bağırmadan çağırmadan, yalın bir şekilde söylenen şarkı tam Athena
olmuş. Kendi tarzlarına çok iyi yakıştırmışlar, bence konserlerde banko
olabilir bu şarkı. Athena kitlesine yakın gelebilecek bir şarkı.
BERKAY
– DÜNYA DÖNÜYOR
Bu albümde yer alması Berkay’ın bir anlamda
müzik dünyasınca kabul edildiğini gösteriyor. Taburcu, Ele İnat ve en hafif
tabirle “sevmediğim” Lolita gibi şarkılarla daha bir buçuk iki senelik bir
geçmişi olan Berkay, biraz da albümünün Polat Yağcı’nın şirketinden çıkmış
olmasının kredisini kullanıyor gibi geldi. Şarkıyı önceki çıkardığı şarkılar
formatında söylemesi dışında, arabesk bir şarkıyı bir pop şarkıcısı olarak
yapabildiği kadar söylemiş. Bol cıstaka arabesk sosla kendi tarzının pek
uzağına gitmemiş. Benim pek içimin ısınmadığı bir yorum ama muhakkak kulüplerde
çalınır.
CANDAN
ERÇETİN – BENİ BÖYLE SEV
Candan Erçetin, müzik öğretmeni olması ve
müzik türlerine aşina olması sonucu pek çok türde şarkıyı kendine özgü
seslendirebilme kapasitesinde bir sanatçı. Bu yüzdendir, her saygı albümünde
mutlaka adı geçer. Murathan Mungan, Ezginin Günlüğü, Teoman gibi isim ve
gruplara yapılan albümlerinde adına rastlıyoruz. Bu albümde
Dikkatimi çeken bir nokta, albümdeki
herkesin Orhan Gencebay için bir şeyler yazmışken, Candan Erçetin hanesinin boş
kalması! Yazmadı mı, yoksa vakit mi olmadı ama, Candan Erçetin bu projenin
üzerine pek düşmemiş gibi hissettirdi bana. Candan Erçetin’in soğuk duruşu, son
zamanlarda iyice yoran sesi ile tarzı ve dünyanın görmüş geçirmişi gibi hayat
dersleri veren şarkılarına uzun süredir mesafeliyim.
Bu şarkıda ise duymak istediğim Candan var.
Yormadan, sade, temposu ile olması gereken yorum bu, başlıyor, çıkıyor ve
bitiyor. Candan gene müzikal birikimini ve ustalığını konuşturmuş. Hakkını
vermek lazım, her şarkının hakkından geliyor. Albümün hareketli şarkılarından
olan bu şarkı kulağıma doldu bile. Candan’ın o sevdiğim ilk zamanlardaki
yorumculuğunu buldum bu şarkıda…
DEMET
AKALIN – FARKINDA MISIN
Demet Akalın’ı seversiniz, sevmezsiniz
ancak bir gerçek var ki, mankenden şarkıcı olmaz diyenlerin tümünün iddialarını
çürütürcesine müzikte geldiği nokta takdire şayan. Resmen şarkıcı olarak
kendini kabul ettirdi. Bunda ticari zekasının ve magazinel kişiliğinin yanı
sıra, kendini pazarlamayı iyi bilmesi ve iyi/slogan şarkılar seçme kabiliyeti
var. Bu albümdeki yorum da tipik Demet yorumu işte. Demet saf pop yapıyor olsa
da, şarkılarındaki arabesk ruh ve yorum zaten bilinen bir gerçek. Dolayısıyla
bu şarkıyı Demetçe söylemiş. Demet fanlarını tatmin edecek bir yorum olmuş.
Garip ama Ajda’dan daha çok beğendim.
DENİZ
SEKİ – BENİM DÜNYAM
Birkaç sene önce Ebru Gündeş’in yorumuyla
hastası olduğum bu şarkının bu albümde Deniz Seki’ye emanet edildiğini
öğrenince, ne yalan söyliyim, başta çekindim biraz. Önce Orhan Gencebay’dan
dinleyip sonra Ebru Gündeş yorumuna bayıldığım ve onlardan duymaya alıştığım bu
şarkı benim için çok özeldir. Zor şarkıdır, tizi tam bir isyan çığlığıdır. Seni
benim kadar seven bulamazsın, derken o samimiyeti bir Ebru Gündeş’te
bulmuşumdur. Dolayısıyla Bu şarkıya geldiğimde biraz durakladım. Bu şarkı ayrıca
o bahsettiğim uzun armonik girişli şahane şarkılardandır.
Deniz Seki kalemiyle olsun, şarkılarıyla
olsun, yorumuyla olsun, çok sevdiğim bir sanatçı ve yorumcu ama bu Deniz
Seki’ye açıkçası giydiremedim bu şarkıyı, çünkü tizlerdeki o duygu yoğunluğunu verememiş,
kalın tondan devam etmiş, bir de sanki bitse de gitsek der gibi hızlı hızlı
söylemiş. Sesini zorlamamaya çalışmış, riske girmemiş, “gönül sensiz kalmasın”
tizine çıkmaya çalışırken resmen yoruluyor sesi. Şarkıyı hissetmemiş. Keşke
başka bir şarkıyı seçseymiş.
DUMAN
– GÖNÜL
Orhan Gencebay’ı Radiohead kıvamında
dinlemediyseniz, işte fırsat. Duman gene farklı, “cover” yapmayı bilenlerden,
zira birkaç yıl önceki “Her Şeyi Yak” “cover”ı ile bunu haydi haydi
kanıtlamışlardı. Bu şarkı da tam Duman olmuş. Psychedelic ve karanlık bir
havası var. Ama gene de bildiğimiz Gönül şarkısı ve şarkının havasını alıp
bambaşka bir formata büründürmüş. Bu gönül, underground ortamlarda yetişmiş bir
gencin hislerini anlatan bir gönül yorumu olmuş. Şarkıyı dinlerken Orhan
Gencebay’ın şarkıyı yazdığı zamanki, hatta söylerkenki ruh hali formatından
çıkıp, karanlık ortamlarda yetişmiş birinin ruh halinin empatisini
kuruyorsunuz. Yani bu şarkıdaki Gönül artık tamamen bambaşka bir birinin
gözünden Gönül olmuş. (Anlatamadımmmm) Bu şarkıyı böyle bir ruh haline
büründürmek ve bunu dinleyene geçirebilmek de büyük başarı. Kaan’ın sesi çok
değişik geliyor bu şarkıda.
EBRU
GÜNDEŞ – DİL YARASI
Ebru Gündeş kendini saçma bir arabesk
furyasına ve gırtlağına kaptırmadan önce saygı duyduğum bir yorumcuydu. Sesinin
tonu, rengi, yorumu her şeyiyle çok iyiydi. Sonra arabesk gırtlağa bir bulaştı,
dinleyemez oldum. O gırtlak nağmeleri filan. Öte yandan iyi yorumcudur, hakkını
vermek lazım. Bu faktörler göz önüne alındığında, Ebru Gündeş bütün bu
albümdeki sanatçı ve şarkıcılar arasında 1 – 0 önde başlıyor zaten (daha
dinlemeden). Ayrıca Ebru Gündeş, en sevdiğim Orhan Gencebay şarkısı olan “Benim
Dünyam”ı birkaç sene önce muhteşem yorumlamıştı ki, bu bile bu albümdeki
beklentimi daha da arttırıyordu. Dil Yarası söylemesi çok zor olmayan, naif,
Ebru’nun -gereksiz arabesk gırtlağını kullanmazsa- çatır çatır gebertip,
arkasına bakmadan geçip gideceği bir şarkı. Tarzına da yakın olduğu için işi
çok zor değildi. Bu şarkıda Ebru, tarzının da bu olması dolayısıyla olması
gereken gibi söylüyor, ne bir eksik ne bir fazla. Bir Benim Dünyam kadar olmasa
da, eli yüzü düzgün bir yorum olmuş. Albümün artılarından benim için.
EMEL
SAYIN – HAYAT DEVAM EDİYOR
Emel Sayın ne söylese dinlenir, Emel Sayın
ne söylese güzel söyler, adabına, makamına uygun söyler. Pop müziği de, Sanat
müziğini de, Arabeski de hakkıyla kendi tarzına uygun okur. Büyük sestir Emel
Sayın. Son zamanlarda “Haylazım” filan gibi yazık şeyler söylemesini de artık
bu kadar sene sonra eğlenme hakkını kullanmak için söylediğini düşünürüm bu
yüzden. Bu hareketli şarkıda aklımda 90’ların başındaki Emel Sayın geldi ve
bunca sene sonra o Emel Sayın’ı duymaktan mutlu oldum. Kadın sanki zaman
makinesi, sesi de değişmiyor görüntüsü de. Bu şarkıdaki yorumu abartısız,
olması gerektiği gibi, yormadan insanın içine akıyor… Bir yandan da günümüzün
sound’una uygun. Bir kere şarkı sözleri ve müziği açısından da Emel Sayın
diskografisine ve bunca senelik kariyerine aykırı düşmüyor. Tutarlılık var. Bu
şarkıyı Emel Sayın’ın yeni albümünde görsem yardırgamazdım. Emel Sayın şarkısı
derdim, çünkü tam üstüne oturan bir elbise olmuş bu şarkı. Emel Sayın’ın her
devrin sanatçısı olması boşuna değil. Bu albümdeki yıldızlı artılardan…
EMRE
AYDIN – BİR TESELLİ VER
Emre Aydın son dönem rock müziğin mutsuz
çocuğu olarak bu şarkıyı seçmesi yerinde olmuş. Sound tamamen bambaşka bir
formata büründürmüş bu şarkıyı ama gene de eksik bir şey var sanki… Şarkının
ruhu mu kaybolmuş gibi sanki. Bilemedim. Nötrüm bu şarkı ve bu yorum hakkında.
Özellikle baştaki “Bir Teselli Ver, bir
teselli ver, yarattığın mecnuna bir teselli ver” ve ikinci bölümün başlangıcındaki
“Bana ne gerek, bana ne gerek, senin aşkından başka bana ne gerek”
kısımlarındaki yorumu hiç ama hiç sevmedim. O kısımlar ki şarkının özü, en
önemli kısmı, şarkıya merama girişin kapısı. Emre Aydın’ın sesi yetersiz kalmış
oralarda. Titriyor, hemen bitmek istiyor vs. Diğer yerlerde Afili Yalnızlık
Emre soundu yerinde. Rock soundu evet başarılı ama bu yoruma çok başarılı
diyemedim bi türlü. Yok, bu şarkı Emre Aydın değil hiç…
HANDE
YENER – KADERİMİN OYUNU
Hande Yener müzikte cesur adımlar atabilmesiyle
takdirimi kazanan ama Sinan Akçıl’ın ağına düşmesiyle ilgi alanımdan çıkmış,
iyi müzisyenliği su götürmez bir yorumcu. Bu şarkı ise Orhan Gencebay’ın
klasiğinin klasiği olmuş ve insanın “söylerken altında kalır mıyım” diye
düşündürten öyle büyük bir şarkı. Hande Yener’de de bu endişeyi taşıdım. Çünkü
Hande Yener’i ne yapsa yerin dibine batırmaya hazır bir grup var gibi gelir
hep.Hande bu işten alnının akıyla ya çıkacak ya çıkacaktı. Velakin bu şarkı
disko tarzında düzenlenmiş bir Hande Yener şarkısı olmuş. Beni düşündüren “ne
soranım var ne soranım öyle yalnızım ki, çilesiz günüm yok, dert ararsan çok,
öyle dertliyim ki” diyen birinin bunu neden cıstaka cıstaka eşliğinde
yaptığıdır. Şarkı acı bir şarkı, ama söyleyen pek acı çekmiyormuş gibi duruyor.
Şarkının içeriğiyle biçeminin tutarsızlığından bahsediyorum (sadece bu şarkı
için değil, genel olarak tüm şarkılar için, bkz. Barlarda “ayaklar altında
sürünüyorum” diye hoplayıp zıplayan grup). Sound olarak evet yüksek ve dinamik
bir yorum ve sound. Ses harika, cıstaklar bile yerli yerinde. Ama güzelim ne
söylediğine de baksana azıcık. Aldı sevdiğimi –cıstaka cıstaka cıstaka –verdi
zulumuuu” aaghhhh içim parçalandı… Hande başka şarkıyı mı seçseymiş keşke…
Yorum on numara, düzenleme on numara ama içerik tutarsız! Bu şarkıyı hangi ruh
halinde söylediğini hayal edeceğiz Hande’nin?
İZEL
– KABAHAT SENİ SEVENDE
Müthiş bir yorum olmuş. Sade, her zamanki
zarif İzel yorumu, yormadan, popüler sounda dönüştürülmüş bir Orhan Gencebay
şarkısı olmuş. Tam İzel bir şarkı. Her şey olması gerektiği gibi. Bundan bikaç
sene önce Teoman albümünü dinlerken de aynısını hissetmiştim. “Senden Önce
Senden Sonra” o albümdeki en “İzel”e ait Teoman şarkısıydı ve İzel çok güzel
hakkından gelmişti. Bunda da aynı durum var. İzel gerçekten severek okumuş,
bunu hissettim ve sesine çok gitmiş bu şarkı. Yeni albüm İzel şarkısı kaydı
gibi. Düzenlemesi yerinde. Yorumu ile eksiği yok fazlası var bir şarkı.
(İzel’e kişisel not, sizi bilenler ve
içinizi görenlerden başka hiç kimsenin hiçbir lafına aldırmayın, siz geldiğiniz
noktada saygı duyulan bir yorumcusunuz, yaptığınız işler, başarılarınız ortada,
her albümünüzde, katkıda bulunduğunuz tüm albümlerde bu fark kendini
gösteriyor. Bu farkı göremeyen (ya da değerlendiremeyen diyeyim) de kendi
satmayan albümleriyle ancak 15-20 kişilik barlarda yemek dahil 15 liraya şarkı
söylüyor (anladınız sanırım)).
KUTSİ
– BEN O ZAMAN ÖLÜRÜM
Ses rengi çok değişik gelir Kutsi’nin bana
hep. Bundan birkaç sene önceki popülerliği kalmamış olsa da, son zamanlarda
daha çok oyunculuğa yönelmiş olsa da Kutsi müzik denince akla gelen nevi
şahsına münhasır isimlerden olmuştur. Bu şarkının introsu daha ilk girdiğinde
durdurup şarkının bildiğim kadarını Kutsi’nin sesiyle aklımda canlandırmaya
çalıştım. Çıkan sonuç gayet güzel geldi kulağıma. Kutsi bu şarkı için biçilmiş
kaftan olabilir dedim velakin yanılmadım. Duru, sade bir söyleyişle Kutsi’nin
aklımdaki yorumu artık CD çalarımdaydı. Bilmiyorum yaşlandım mı nedir sayın
postdaş, artık şarkılarda bu tarz böyle sadelikler arıyorum. Bağırıp çağırdığı
şarkılarını da bildiğim şarkıcıların bağırmadan da şarkı söylenebildiğini
gösterdikleri örnekleri daha bir seviyorum. Kutsi Sana ne filan gibi popüler
şarkılardan, Geçer gibi şarkılara yorumculuğunu göstermiş bir şarkıcıydı. Çok
da sansasyonu olmayan şarkıcılardan, dolayısıyla içeriği ve yorumuyla bu
şarkıyı çok yakıştırdım Kutsi’ye. Riske girmemiş, gereksiz nağmelere girmemiş,
gerektiği gibi söylemiş ve çıkmış. Yıldızlı On. Duygusu var şarkının.
MANGA
– YA EVDE YOKSAN
Canlarım bir kere de şaşırtın beni.
Türkiye’nin parmakla gösterilen başarılı gruplarından biri olmanız demek, illa
her türde ve tarzda başarılı olmanız demek mi? Daha ilk notaları CD çalardan
yayılmaya başladığı andan itibaren ben buradayım diyen bir yorum! Daha ne denir
ki. Olun siz, hep olun! O kadar doğru bir şarkı ki bu, Manga da biliyor işini,
evirip çevirip Manga şarkısı yapmış işte. Katıksız saf Manga şarkısı. Hem
dinamik hem derinden… Ferman’ın yorumu tavanda… Şarkı çok yükselmiş… Ses
efektleri… Konserlerde fena olucak bu şarkı. Çok fazla beğendimmmmm….
MUSTAFA
CECELİ – YARABBİM
Al işte şarkıcısını bulmuş bir şarkı daha.
Mustafa Ceceli müzik dünyasında edindiği deneyimi gerek kendi albümlerinde
gerekse katkıda bulunduğu albümlerde cömertçe sergiliyor. Tabi işin mutfağında
olunca şarkıyı seçmek de kolay oluyor. Bu şarkı Mustafa Ceceli tam. Sade, riske
girilmemiş, sesine en uygun şarkı. Bu şarkı Limon Çiçekleri ve Hastalıkta
Sağlıkta ile başlayan düğün şarkıcısı konseptini bir adım ileriye taşıyor.
Mustafa Ceceli’nin şarkıları öyledir ya. Hep böyle ilk dans parçası filan gibi
gelir kulağa. Bu şarkıda öyle bir ilk dans parçası formunda. Pek benim sık
dinleyeceklerim arasına girmeyecek olsa da, özellikle hatrı sayılır M.Ceceli
dinleyicisini tatmin edecek kadar iyi bir iş ve yorum olmuş. M.Ceceli de riske
girmemiş söylerken, zorlamadan, zorlanmadan söylüyor.
MUSTAFA
SANDAL – KIR GÖNLÜNÜN ZİNCİRİNİ
Bilen bilir Mustafa Sandal’ın yorumcu
yönünü ciddiye almam alamam. Çünkü şarkı söyleyemez Mustafa Sandal. Mustafa
Sandal’ın en başarılı olduğu yer müziğin mutfağıdır. Ama bu kadar senelik bir
müzik kariyeri var madem deyip dinledim. Şaşırttı beni açıkçası, hiç fena
olmamış, hayır hayır gene şarkı söyleyemiyor, ama bu sefer o kadar kulağa
batmıyor. Şarkı ilginç bir şekilde yükselmiş. Tüm önyargılarıma rağmen başarılı
buldum sayın postdaş. Bu da bana yeter deyip burada bırakıyorum. Şarkı başladı,
bitti ve ben sıkılmadım… İlginç.
NİLÜFER
– DERTLER BENİM OLSUN
Nilüfer Kuruçeşme Arena’da bu şarkıyı
söyleyeceğini ilk ilan ettiğinde, “Neden ki?” dedim ilk etapta.
“Söyleyebileceği bir dolu başka şarkı vardı. Neden bu acıklı şarkı?” Sonra iyi
ki bu olmuş dedim. Nilüfer de risk almaktan korkmayan bir sanatçı ve bu şarkıyı
çok iyi söylemiş. Gerçi şu tutarlılık meselesi bu şarkıda da var, yani
Nilüfer’i düşündüğümde çilelere dertlere yolcu birini canlandıramıyorum
kafamda. Gel gör ki, Nilüfer’in bir de arabeske göz kırptığı Sensiz Olmaz gibi
şahane bir albüm gerçekliği var. Yani Nilüfer’in yabancı olduğu bir tür
olmadığı için kolayca altından kalkacağı belliydi. Düzenlemesi ve yorumu çok
şık olmuş. Nilüfer resmen hissederek söylemiş. Bu yüzden yok yaa Nilüfer ne
yapsa dinlerim (ehmm arada yaptığı Zalimin Kararı filan gibi göz ardı ettiğim
çalışmaları hariç)
KORO
– BATSIN BU DÜNYA
Her ne kadar “barış için, sevgi için,
kardeşlik için batsın bu dünya” ironisini anlamamakta ısrar etsem de, Orhan
Gencebay’ın bu klasik şarkısının gönlümde ayrı bir yeri var. Açılış Sibel
Can’la başlıyor, genelde bu tür toplu söylemelerde ilk giriş bütün parçanın gidişatını
belirler ya Sibel Can’ın girişi çok güçlü ve çok güzel olmuş. E aksi de
beklenmez zaten. Orhan Gencebay’la yoğrulmuş yılları, o söyleyemeyecek de ben
mi söyliycem J Sonrasında bütün
sanatçılar söylemiş işte, herkes kendinden bir parça katarak. Başarılı olmuş
ses uyumları ve söyleme yerleri, birbirini tamamlamış.
Böylelikle ilk CD hakkındaki naçizane düşüncelerimi okudunuz sevgili postdaşlar, ikinci CD'de görüşmek üzere...