Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

emre aydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emre aydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2015 Cumartesi

ALDIM, DİNLEDİM, YAZDIM - KAYAHAN'IN EN İYİLERİ 1

KAYAHAN'A SAYGI ALBÜMÜ

Çıktı çıkacak, geldi geliyor, bu hafta değil haftaya, haftaya değil sonraki haftaya derken, beklenen albüm çıktı ve beklendiği gibi büyük bir ilgiyle karşılandı. “Büyük Usta” (aman bunu da yazayım da mahkemeye filan vermesin) Kayahan’ın albümü bu yazının konusudur canım blogdaşlarım.

Benim için iki Kayahan vardır, biri 90lı yıllarda sözleriyle müziğiyle içimizi içimizi yakan ya da yüzümüze kocaman bir gülümseme yerleştiren sahici şarkıların sahibi sempatik ve babacan Kayahan, biri de 2000’li yıllarda müziğini arabesk soslu bayık melodilere döndürmesinin yanı sıra; yaptıklarıyla, söyledikleriyle, tavırlarıyla iyice sevimsizleşen ve bir kesimin artık ciddi olarak en hafif tabirle “sevmediği”  Kayahan (şahsen ben mesela bir Yağmur’u, Her Şeyden Çok’u, Sensiz Olmaz Ki’yi, Esmer Günler’i, Geceler’i ve daha birçok hiti çıkaran Kayahan nerde, bu 2000’li yılların Kayahan’ı nerde, gerçek Kayahan buysa, o samimi babacan Kayahan hangi gezegenin Kayahan’ıydı diye düşünürüm her seferinde)! Bu albüm de beni destekler nitelikte zira, Gönül Sayfam dışındaki bütün şarkılar 80’li, 90lı yılların albümlerinden çıkan hitler.

Albümdeki şarkıcıları ve yorumcuları tek tek irdelemeden birkaç noktadan bahsetmek istiyorum albümün geneliyle ilgili. Albümü genel olarak beğenmekle birlikte, öncelikle bir saygı albümü olarak –belki de çıta çok yüksek olduğu için- bazı beklediğim şarkıları ve yorumları bulamamanın üzüntüsünü yaşadım.  Genel olarak şimdiye kadar çıkan saygı albümlerinin birçoğunda (hepsinde değil, bu da ayrı bi yazı konusu) görülen eksiklik (belki kulakların beklediği vurguları başka seslerden duymaya alışkın olmamanın da neticesi olarak), o oldu bitti havası, bu albümde de karşımıza çıkıyor. Bu albüm, adındaki 1’den anlaşılacağı gibi, iki(?) albüm olarak düşünülmüş olmasına rağmen, en baba şarkıların bu albümde olmaması neden dedirtti, öyle ya, bir sanatçıya saygı albümü yapılacaksa devamı gelse bile ilk albüme en baba şarkılar konulması beklenir.

Bazı şarkıları ve bazı şarkıcıları bu albümde çok gereksiz bulduğumu da belirtmek isterim. Mesela yorumlamaya gerek bile görmediğim Öykü Berk’in alakasızlığı ve o şarkıyı flamenko yapayım derken garip hecelerle tırtamento’ya çevirmeleri gibi ya da bazı şarkıcıların bazı şarkılara duygu, ses ve duruş olarak oturmaması gibi şeyler ister istemez keşke biraz daha bekleselerdi ya da daha iyi planlama yapılsaydı düşüncesi yaratıyor. 
Öte yandan bazı seslerin bazı şarkıları, orijinalinin yarattığı duyguya yakın hatta üzerinde bir duyguyla uçurması gibi diğer uçta örnekler de yok değil… İşte bu yazıda bunları okuyacaksınız canım blogdaşlarım.

Son dönemlerde saygı albümleri yapmak pek moda haline geldi, geldi gelmesine de hepsinde aynı oldu bitticilik, satsın diye aynı isimleri görmek bir süre sonra insanda hakkıyla yapamayacaksanız hiç yapmayın dedirtiyor. Mesela bir bakıyorsunuz hepsinin ilk sırası aynı şarkıcıya ait (kim olduğunu tahmin etmezseniz ayıp), bu durum sizi bilmem ama ben de bir sıkkınlık ve bıkkınlık yarattı yoğun halde, bir starın kariyeri bu kadar yorulmamalı, üstelik artık yorum aynı, vurgu aynı, aalama uulama bile aynı. Bir tane saygı albümünde olmasa dişimi kırıcam, ama albümün satması için de onu şart görüyorlar ya, aslında o star için dezavantaj aslında.

Sonuç olarak eksiğiyle fazlasıyla raflarımızda gıcır gıcır eski Kayahan şarkıları kulaklarımızı gene epey bir süre şenlendirecek. O halde şarkılara ve yorumlara geçebiliriz.

TARKAN – YEMİN ETTİM
1991 tarihli bu Kayahan klasiği elbette ilk sırada olması kaçınılmaz şarkılardan biri. Türkiye’de slogan şarkı denince ilk akla gelen örneklerden, zira artık şarkının nakaratında geçen “sana sevdanın yolları, bana kurşunlar” günlük konuşmalara bile girmiş bir söz kalıbı oldu artık. Kayahan’ın (ve Nilüfer’in de tabi) klasiği olan bu şarkı Tarkan’ın sesinde bir yorgun savaşçıya dönüyor ne yazık ki. Aysel’de olduğu gibi bu albümde de Tarkan görevini yerine getirmiş bir tribüt memuru gibi şarkıyı söylüyor, maaşını alıyor ve gidiyor, yenilik yok, eski altyapıya bir karaoke yorumu var. Ama bu yorum da tutacak mı, tutacak, çünkü Tarkan’ın adı var! Bana bir şey hissettirmedi, özellikle Kayahan’ın coşkun bir sahicilikle “bir ara bir sor Allah aşkınahahaha” deyişi, Tarkan’ın standart vurgularında kaybolmuş gitmiş. Usulüne uygun söylemiş, söylemiş, ama hepsi bu işte, söylemiş! (Not: Tarkan başka ne yapaydı derseniz, Orhan Gencebay albümünde ‘Hatasız Kul Olmaz’ı nasıl uçurduğuna bakın derim). Belki de şarkıyla doku uyuşmazlığı oldu bu şarkıda. Şarkının aranjesi İskender Paydaş’ın elinden çıkmış.

İPEK TÜTER – MOR MENEKŞE
Albüme aile kategorisinden olması hasebiyle ikinci sıradan giriş yapabilen (çünkü ilk sıra Tarkan’a parselli) İpek Tüter, albümdeki en dinlenir yorumlardan birini yapıyor aslında. 1989 çıkışlı Benim şarkılarım-2/Siyah Işıklar’da yer alan şarkı zor bir değil, İpek Tüter de bu tip şarkılara sesi, yorumu giden bir solist. Yıllardır bu şarkıların içinde kala kala özdeşleşmiş.  Bu yüzden riske girmeden, zorlanmadan söyleyip bitiriyor, sesi yormuyor (Bu arada aklıma Beni Azat Et albümündeki “Her An Sevdan” şarkısındaki yorumu geliyor. Ne güzel şarkı ve yorumdu o). Bilgisayar yerine canlı enstrümanlarla çalınsaymış veya daha daha akustik düzenlenseymiş, daha iyi olabilirmiş sanki. Şarkının aranjesi Kayahan-İskender Paydaş’a ait. (Şimdi kafama terliği yiycem, az kaldı).

SEZEN AKSU ­– ODALARDA IŞIKSIZIM
Sezen Aksu’nun yolu Kayahan’la 1988 yılında seslendirdiği Bir Kuş Uçur (ya da herkesin bildiği adıyla Hep Karanlık) şarkısında kesişmişti ve Sezen’e çok yakışmıştı. Şimdi o yorumdan 27 yıl sonra Sezen Aksu ilk kez bir Kayahan şarkısı söylüyor.  1992 yılı çıkışlı bu parçada albümün harikalar yaratan isimlerinden biri (her ne kadar bazı kelimeleri ağzının içinde yuvarlasa da). Kadında doğal bir söylediğini hissetme güdüsü var, bu şarkıda iliklerine kadar gümbür gümbür hissediyor (ama nedense kafamdan Sezen’i bu şarkı yerine başka bir şarkıda görmek isterdim düşüncesini atamıyorum,  çünkü bu şarkı ayrıntısını Gülşen’de anlatacağım üzere “erkek” bir şarkı). Gene de albümün en çarpıcı yorumlarından biri, çünkü Sezen duygusunu biliyoruz ki aşkı da hüznü de keyfi de en dibine kadar, en sarsıla sarsıla yaşatan ve yaşatan bir duygu. Bu yüzden bu umutsuzluğun, yalnızlığın, isyanın, kavganın en dibine vuran şarkıya gümbür gümbür bir Sezen yakışırdı, öyle de olmuş. Bu ‘erkek’ şarkıyı kadın vokal olarak sadece Sezen söyleyebilirdi. (Bu şarkıyı söylemeseydi, en uygun şarkı, lakabına da atıfta bulunurcasına, Bir Garip Serçe olurdu, hatta keşke öyle olsaydı Sezen’i “yandı mı bu postaneler, yıkıldı mı yoksa?” derken düşündüğümde) Şarkıyı Ozan Bayraşa düzenlemiş.

SILA – CANIM SIKILIYOR CANIM
1989 yılı çıkışlı Siyah Işıklar albümünde yer alan şarkının Sıla yorumu albümün kesin ve açık ara en iyisi. Kayahan'ın en iyileri albümünde şarkıya en çok yakışan solist ya da soliste en çok yakışan şarkı. Sadece bir piyano, çello ve gitar eşliğinde su gibi akan bir yorumla, o yalnızlık ve canının sıkılmasını taa içinden hissettiriyor insana. Çok fazla yoldan sapmadan, çok fazla yorum katmadan, şarkıyı özüne sadık ama SILACA söylüyor, ki bu benim yeniden yorumdan anladığım bir husus. Sıla bu albümün yıldızı ve albümü çok güzel parlatıyor. Bir klip gelecekse, kesinlikle bu şarkı olmalı. Çok etkilendim, bu albümü bir daha dinlemeyecek olsaydım bile, bu şarkıyı ayrı bir yere koyardım. Şarkı Sıla söylesin diye yazılmış sanki. Sıla yeni neslin sözü ve müziğini kendisi yazan, eğlencelisi de hüzünlüsü de kendini dinleten, müzik piyasasına canlılık getiren en üst düzey solistlerinden biri (her ne kadar bazı şarkılarını biraz arabesk bulsam da) ve müzikteki iyi konumunu bu muhteşem yorumla taçlandırmış. Şarkının hakkını vermiş. Düzenleme İskender Paydaş’a ait. On numara beş yıldız.

CANDAN ERÇETİN – BÜYÜK AŞKIM
İyi ellerde yapılan bir estetiğin, bir görünüşü nasıl değiştirip güzelleştirdiğini şarkılar yoluyla anlatacak olsaydık, bu şarkıyı örnek verebilirdim. Nilüfer’in 2001 yılında çıkan Büyük Aşkım albümüne de ismini veren şarkı, Candan’la resmen metamorfoz geçirerek bambaşka bir görünüme bürünmüş. Şarkının Nilüfer hali ne kadar ağır aksak ve bir türlü sonu gelmiyorsa, bu versiyonu o kadar canlı ve kendini dinletiyor. Başka bir şarkı mı dinliyorum dedim hatta. Candan’ın yorumculuğu zaten tartışılmazken, Balkan ezgilerine büründürdüğü bu düzenleme, şarkıyı orijinalinin bile üzerine çıkarmış. Şarkıya renk gelmiş, ruh gelmiş, balo salonundan halkın arasına inmiş şarkı ve bence bu haliyle özünü bulmuş. Şarkıda “uçur beni büyük aşkım” diyor ya, işte uçurmuş Candan şarkıyı. Nilüfer yorumunda “kucağını aç bana, kollarına al beni” yorumu ne kadar “snob” duruyorsa, Candan’da o kadar içten (Bu arada yanlış anlaşılmasın Nilüfer’in yorumu ve sesi güzeldi, ancak şarkı düzenlemesi çok çok çok ağır olduğu için bir süre sonra bit artık dedirtiyordu.) Candan’la bu şarkıyı sanırım daha birçok defa dinleyebilicem. Canlı enstrümanlarla müziğe doyabildiğimiz şarkının düzenlemesi Alper Erinç’e ait.

GÜLŞEN – EMRİN OLUR
İşte geldik yanlış sese yanlış şarkı düşüncemin kahramanına. Gülşen, Kayahan’ın 1998 tarihli albümüne de adını veren benim üç favori Kayahan şarkımdan biri olan Emrin Olur’a Ozan Çolakoğlu düzenlemesi ile hayat veriyor. Yorumu epey de ilgi çekti. Bunda Gülşen’in hık dese dinleyecek büyük bir dinleyici kitlesi olmasının da payı var tabi. Ama bence bu şarkı tam bir yanlış eşleşme. Sayın blogdaşım, bilirsiniz ki bazı şarkıların cinsiyeti vardır: söylemi, içerdiği sözlerin bağlamı, duruşu vs vs. nedeniyle bir kadın solist ya da bir erkek solist ile eşleşemeyecek şarkılar. Mesela Nil Karaibrahimgil şarkıları dişi şarkılardır, genellikle kadınları, kadınlık hallerini konu eder ya da kadın söylemli şarkılardır, erkek solist şarkıları değildir (Murat Boz’a verdiği Aşkı Bulamam Ben’i saymıyorum, zira o Nil’in yazdığı bir ‘erkek’ şarkı) ya da Ahmet Kaya’nın şarkıları genelde “erkek” söylemli şarkılardır genelde, kadın söylemine uymaz mesela. Anlatabildim mi? Bu şarkı da böyle bir şarkı işte. Bir ‘erkek’ şarkı, zira “emrin olur gülüm, baş üstüne” gibi söylemler erkeğe has söylemler. Bu açıdan Gülşen’in bu yorumu çok ilgi çekmekle birlikte, duygusunun içine giremediğim, çünkü Gülşen’i düşününce ne duruş olarak ne de söylem olarak bağdaştırabildiğim bir şarkı seçimi olmuş Gülşen için. Bakın Gülşen’e hangi şarkı giderdi biliyor musunuz? “Aman” Hem Gülşen’in cıvıl cıvıl neşeli tarafını öne çıkartacak, hem de Gülşen’in tarzı ile daha iyi eşleşecek bir seçim olurdu. O yüzden bu şarkıya maalesef puan veremiyor ve bizımla deyilsın demek istiyorum.

AJDA PEKKAN – GÖNÜL SAYFAM
Ajda Pekkan saygı albümleri geleneğini bozmadı ve bu albümde de yerini aldı. Bu şarkı bence Kayahan’ın kariyerindeki en sıkıcı şarkısı. Kayahan Beni Azad Et albümünden itibaren tercih ettiği ağdalı arabeskimsi Kayahan şarkılarına 2000 yılı çıkışlı bu albüm ve şarkıyla tüy dikmişti. Neyse sadede gelelim. Ajda’nın yorumculuğunu tartışacak değilim. Ama bu şarkıyı söylerken o Ajda duyguya giremedim, bağdaştıramadım diyelim. Zaten şarkıya karşı bi antipatim varken, Ajda aynı sıkıcılığı sürdürüyor maalesef. Bütün seslere tam basıyor ve söylüyor, tamam ama o kadar işte. İlk yarıda söylediği yorumu aynen ikinci tekrarda aynı ton ve vurgularla söylüyor, ne bir yorum katıyor, ne de bir farklılık getiriyor. Görevini yapıp iniyor, sadece söylüyor, hissetmiyor. Geçelim. Düzenlemesi Cem İyibardakçı’ya emanet edilmiş.

FUNDA ARAR – VE MELANKOLİ
Albümdeki iyi yorumlardan biri, üstelik Funda Arar’ın yer yer yoran yorumuna rağmen. Başka daha sakin bir şarkıda olsaydı keşke dedim aslında, ama bu şarkıda da Funda Arar 80’lerdeki Kayahan’ın sitemkar naifliği 2000’lerin metropol kadını yorumu katmış, daha asabi ve vurucu bir ton vermiş yorumu bu şarkıya. Bu da şarkıyı aslına sadık ama Funda tarzını ortaya koyan bir yoruma bürümüş. Kulaklarım hep “Dört yanımda uçurumlar”dan sonra Demet’in “naram naram”larını arasa da, albümün en eli yüzü düzgün yorumlarından biri olduğu için sineye çektim ben de bu durumu. 2000’leri melankolisi böyle oluyor demek ki. Düzenlemesi tabi ki Febyo Taşel’e ait.

MİNE KOŞAN – ALLAHIM NEYDİ GÜNAHIM
Albümün parlayan yıldızlarından bu yorum. Doğru şarkı-şarkıcı eşleşmesine örnek. 1993 çıkışlı Benim Pencerem’den albümünün hiti olmuştu bu şarkı. Mine Koşan’ı yıllar sonra bir albümde görmek, hem de gümbür gümbür bir yorumla albümün en yakışan yorumlarından birinde görmek çok güzel oldu. Allahım Neydi Günahım derkenki isyanını hissediyorsunuz, yer yer çok fazla gırtlak yapsa da, arabeskin şanındandır deyip yıldızlı onu yapıştırıyorum. Bu şarkı Mine Koşan’ın sahne çalışmalarında da repertuarına alabileceği bir şarkı. Düzenleme Yıldıray Gürgen’e ait.

ÖYKÜ&BERK – BENİ ANLAMADIN YA
Bir ara ayrı yollara gitmişken bu albüm için yeniden bir araya gelen ikilinin yorumu malesef albümün en zayıf performansı. Üstelik bu kadar hareketli bir şarkıyla yapılabilecek şeyler bu kadar fazlayken. Flamenko yapayım derken tırtamento olmuş, hele o “la fa la sol la fa la sol” derkenki vurgular, ritim kaçırmalar, zaten pek de matah olmayan bu şarkıya geçiniz bir kalem dedirtiyor. Halbuki benim beklediğim, madem Flamenko yapılacak bu şarkı, böyle Flamenko gitarlarla bir intro, yavaş tempoyla başlayıp hızlanarak ve yer yer temposu düşerek ve hızlanarak, yani sürprizli, şaşırtıcı ve özgün bir Flamenko performansıydı, şarkı çok uygun çünkü. Flamenko taklidi gibi olmuş maalesef bu yorum. Maalesef sizin flamenkonuzu anlamadık hiçbirimiz… Siz ona yanın. :)

MUSTAFA CECELİ – SARI SAÇLARINDAN SEN SUÇLUSUN
Mustafa Ceceli son yılların en yükselen erkek seslerinden biri. Bu şarkıda da düzenleme konusundaki ustalığını konuşturuyor. Şarkı hem tempolu hem de mistik bir ritmi var, Kayahan şarkılarındaki o mistisizm var. Albümdeki dinlenir yorumlar olmuş, zaten bu şarkılara iyi giden hoş bir tonu var sesinin. Bilhassa tizlere çıktığında Mustafa Ceceli tarzı diyorsunuz. Enbe orkestrasındaki Unutmadım ya da ilk albümden Dön gibi. Kendi tarzını yaratabilmiş ve bunu özellikle slov şarkılarda daha iyi ifade eden bir ses Mustafa Ceceli, radyoda çıksa dinlerim bu yorumunu da.

AŞKIN NUR YENGİ – ATIN BENİ DENİZLERE
Dinlemeden önce başta Aşkın’la bağdaştıramadığım ama dinleyince şaşırıp, ‘aa ne kadar güzel olmuş’ dediğim bir yorum. Aşkın albümün parlayan yıldızlarından olmuş bu yorumla. Aşkın bu şarkıyı Sahne Tozu programında da seslendirmişti ve aynı keyfi orda da yaşamıştım. Canlısı da albüm kadar dinletiyor, tekrar tekrar istetiyor. Sözüyle, yorumuyla, düzenlemesiyle fıkır fıkır bir yorumla, Aşkın çok yakıştırmış bu şarkıyı. Tabi ki düzenleme kısmına baktığımızda İskender Paydaş adını gördüğümde taşlar daha da yerine oturdu. Aslında biten bir aşkın ardından yaşanan hüznünü, bu kadar güzel bir tempoyla kıpır kıpır hale getirebilen çok az örnek vardır. İnsan dinlerken, ‘gözlerim yollarda geçti bir gün daha, ağlamak geliyor içimden’ gibi bir sözü duyunca bile ‘amaaaan giden gitmiş, sen bak dalgana’ diyesi geliyor. Aaaa atın beni denizleereee… :)

SUAT SUNA – YOKSUN SEN
Bu albüm haberini aldığımda en heyecanlandığım şeylerden biriydi Suat Suna’nın sesini yıllar sonra bir albümde duyabilecek olmaktı. Onun naif titrek sesi, kimbilir hangi Kayahan şarkısından içimizi ağlatacaktı. Suat Suna’nın yıllardır Kayahan’ın kanatları altında (Kayahan öyle kabul etmez ya çok kimseyi) olduğunu bildiğimden, albümde olması kaçınılmazdı zaten, iş hangi şarkıyı söyleyeceğiydi.  İşte bu noktada Yoksun Sen adını gördüğümde, ‘tamam’ dedim, ‘Suat Suna uçurur bu şarkıyı’. Zira duygusu ‘Yoksun Sen, yoksun ya akşamlarda’ haykırışındaki sahiciliği doğal olarak sesinin hüznünde taşıyan bir adam. Daha önce Yalan Değil’lerde, Hasret Fenerleri’nde, Aramızda Uçurumlar’da, ‘Sensiz Kaldım’larda örneğini çok kere gördük, o hüzünlü ve güzel tonu. 25 yıl önce bu şarkıyı Kayahan’dan önce Zerrin Özer söylemişti Dünya Tatlısı albümünde, sonrasında Kayahan 1989 Siyah Işıklar albümünde seslendirmiş sonra rafa kalkan bir Kayahan klasiği olarak beklemeye başlamıştı. Lakin evdeki hesap çarsıya uymadı. Suat Suna ile parlar dediğim bu yorum, ağdalı ve bir türlü bitmiyor dediğim bir sıkıcılıkla albümdeki yerini almış. Suat Suna’nın güzel sesi bile kurtarmıyor, şarkıyı dinlerken can çekişiyorum. Sıkıcılığın dibine vurmuş resmen malesef. Düzenlemesi Gökçer Turan’a ait bu şarkıyı metronomun bir tık daha üstünden olsaydı tadından yenmezdi. Ya da acaba başka bir şarkı mı olsaydı.

YONCA LODİ – GÖZLERİNİN HAPSİNDEYİM
Yonca Lodi sesiyle, yorumuyla, müzikteki duruşuyla, zerafetiyle müziğin en kalbur üstü isimlerinden biri. Bu albümde yer aldığı şarkı, Kayahan’ın 1990 yılı Türkiye eurovizyon yarı finalleri için yazdığı ve o sene kazanarak ülkemizi temsil ettiği, benim için ilk üç Eurovizyon şarkımızdan biri. Yonca Lodi o tatlı vibrasyonlu sesiyle, “haaayy lallla lalayy” dedikçe, o zamanlar geldi aklıma. Kayahan’ın erkek açısından “kaç gündür hasretinle alevlenirken düşünceler” dediği yere, Yonca Lodi kadın açısını getiriyor. 25 yıl öncesinde şarkının sözlerinde erkeğin bir kadına “ah ben yine gözlerinin hapsindeyim” deyişini, Lodi yorumunda bir metropol kadının bakış açısından bir erkeğe söylendiğini hissediyorsunuz ve erkekten kadına söylenen bu sözler, kadından erkeğe söylendiğinde sırıtmıyor. (gene önceki konuya dönecek olursak, ordaki eksik buydu işte. Gülşen maskülen söylemli bir kadın olsa da, Emrin Olur’da bir kadının bir erkeğe seslenişini hissedemiyorum.) Yonca Lodi şarkıya tam hakim bir şekilde ve hafif cilveli bir yorumla Gözlerinin Hapsinde olduğuna inandırıyor.

DEMET – NAR TANEM
Kayahan albümü projesi haberini aldığımda gözlerim ilk onun adını aramıştı, zira bu saygı albümünde Kayahan’ın müzik yolculuğunda çok önemli bir yeri olan, yıllarca birlikte yol aldığı Demet olmayacaktı da kim olacaktı? Kayahan’ın yolculuğunda da Nilüfer’le birlikte en önemli iki yol arkadaşından biriydi Demet. Sonrasında yaşanan birkaç olayla müzikal açıdan yolları ayrılsa da, Kayahan denilince akla ilk gelen isimlerden biri oldu hep. Melankoli’yi Funda Arar’dan dinlerken bile kulaklarımda hep Demet’in “narannaran”ları çınlıyor mesela. Bu yüzden Kayahan albümünde Demet’i yıllar sonra bir Kayahan şarkısında, hem de kendi tercihiyle daha önce seslendirmediği bir Kayahan şarkısında dinleyecek olmanın heyecanını hiçbir kelime anlatamazdı benim için. Derken şarkısı belli olunca, heyecan daha da arttı, “Nar Tanem” ya da Odalarda Işıksızım albümündeki adıyla “Ve Senin Sevgin” aklımda daha dinlemeden Demet’in sesiyle çalmaya başladı.  Düzenlemesini İskender Paydaş’ın yaptığı şarkı, Demet’in ruhuna çok uymuş, Demet “Güneşin ışıkları ısıtmıyor artık, geceler her gün daha uzuyor nar tanem, dışarda sonbahar, gönlümde sonbahar, göçüyor kuşlar” derken insan sonbahar rüzgarında kalmışçasına üşüyor… Kafasında o duyguyu, o hüznü canlandırabiliyor. Bunu Demet’in yorumu sağlıyor. Albümün içime en dokunan yorumlarından biri oldu bu yüzden. Hele “ne zaman ne zaman geleceksin sen, ne zaman kavuşmak sana nar tanem” derkenki sabırsızlık ve isyan… Bu ‘erkek’ şarkıyı bir anda hasretini dışa vuran bir kadın şarkısına çeviriyor. Demet albüme –her nedense- çok geç girdi, ama bildiğim tek şey var, Demet olmasaydı bu albüm bir Kayahan albümü olmazdı!

GÜLBEN ERGEN – DEVAMI VAR
Gülben Ergen, bu albümde olmasına şaşırdığım isimlerden oldu, zira Kayahan ve Gülben tarzı bağdaştırdığım bir birliktelik değil, ayrıca şimdiye kadar Kayahan’la yolları kesişen isimlerden değildi. Gülben 90’larda fantezi kulvarında başladığı müzik yolculuğuna özellikle 2000’li yıllardan itibaren birbirinden güzel Şehrazat şarkılarıyla yeni bir ivme kazandırdı ve bugünün en sevilen ve aranan şarkıcılarından oldu. Ultra şahane bir sesi var diyemem ama Türkçeyi en güzel konuşan, şarkıları kelimeleri tane tane söyleyerek anlaşılır kılan başarılı bir yorumcu tarafı olduğunu da inkar edemem. Bunda güzel şarkı seçmesinin, herkese örnek olması gereken PR çalışmasının ve krizleri iyi yönetmesinin payı var. Bu şarkı Gülben Ergen’in riske girmeden, düzgün başlayıp düzgün bitirdiği bir şarkı olmuş, çok tizlere ya da peslere inmesine gerek kalmadan, ses aralığına uygun tonda seslendirdiği eli yüzü düzgün bir yorum olmuş. Sesini tanıdığı için en uygun şarkıyı seçmiş. Zira hem pop hem de Gülben’in bıcır bıcır şarkılarının havasına da uygun bir seçim olmuş. Düzenlemesini Gülben’in tüm albümlerinin düzenlemelerine imzasını atan Taşkın Sabah yapmış. Bu yorumu sevdim, kendi çapında, albümdeki benim diyen pek çok yorumdan iyi ve yerinde olmuş. Doğru şarkı ve şarkıcı eşleşmesi.

NİLÜFER – BİR GARİP SERÇE
Kayahan albümünün en heyecan verici isimlerinden biri, şüphesiz Kayahan şarkılarının en güzel vitrini olup da sonrasında bu şarkıları söylemesi yasaklanan Nilüfer’di. Zira araya giren dargınlıklar, küslükler ve kötü olaylar sonucunda, ikilinin yolları ayrılmıştı. İkisinin yaşadığı rahatsızlık yollarını yeniden birleştirdi ve Nilüfer bu albümde yeniden bir Kayahan şarkısına hayat verdi. Nilüfer gümbür gümbür yorumuyla 1993 çıkışlı Benim Penceremden albümünün en gümbür gümbür şarkılarından biri olan Bir Garip Serçe’nin hakkını veriyor, hatta adeta bilerek bu şarkı verilmiş gibi “Çok sebebim oldu, çok kırıldım söylemedim, gözyaşımı göstermedim sana” derken sitemini gönderiyor, ancak “Ne seninle ne de sensiz olmuyor işte” diyerek zeytin dalını uzatıyor. Bu yüzden bu şarkı sadece bir yorumdan ötesi Nilüfer için. Kayahan şarkılarının tonu ve duygusu Nilüfer’in yorumuna çok uyuyor, bunca yıllık dayanışmayı sürdüren bu uyumdu zaten. Lakin ben bu şarkıya Nilüfer olmasaydı kim olurdu diye düşündüğümde, Sezen’i seçerdim, zira lakabı Minik Serçe olan Sezen’le daha fazla bağdaşabilirdi. Nilüfer’i de Odalarda Işıksızım yorumuyla dinlemeyi hayal ederdim (yıllar önce bir konserde söylemişti, hala izlerim videosunu zaman zaman). Sonuç ne olursa olsun, Nilüfer’i yıllar sonra daha önce söylemediği bir Kayahan şarkısıyla yeniden dinlemek çok güzel oldu. Sonuçta aynı Demet gibi Nilüfer de Kayahan şarkılarının olmazsa olmazı ve eğer bu küslükler galip gelip de Nilüfer yer almasaydı bu albümde, bu albüm eksik oğlu eksik olurdu. Neyse ki kötü günler geride kaldı. Belki artık iki sanatçı inadından vazgeçer de Nilüfer’i konserlerinde yeniden Kayahan şarkılarını söylerken dinleriz. Şarkının düzenlemesi İskender Paydaş’ın.

LALE MEMMEDOVA – KAR TANELERİ
Albümün sürpriz yorumlarından biri Azerbaycanlı diva Lale Memmedova’yı 1987 Benim Şarkılarım albümünün en klasik şarkılarından olan Kar Taneleri’nde dinlemek oldu. Memmedova Azerbaycan ile Türkiye’nin dostluk köprülerinden biri. Zira Azerbaycan ve Türkiye konulu şarkıları ile her iki ülkenin elçiliğini yapıyor. Bu şarkıdaki yorumuna gelecek olursak, Memmedova’nın sesindeki kırılganlık şarkıyı öyle bambaşka bir hale getirmiş ki, adeta Memmedova’nın üzerine dikilmiş bir elbise gibi. “Yollar benim umudumdur, yolları kapatmayın, yağmayın yollarıma, durun kar taneleri” derken penceresinden hasretle sevdiğinin yolunu gözleyen kadının hissettiklerini içinizde hissediyorsunuz. Defalarca dinleme isteği uyandıran bir yorumda Memmedova sesinde hem hüznü, hem hayal kırıklığını, hem özleyişi, hem sitemi, hem de umudu yaşıyor ve yaşatıyor. Şarkı biraz caz sosuna da batırılarak lezzetli bir müzikaliteye kavuşturulmuş. On numara beş yıldız bir düzenleme olmuş. Albümde Sıla ile birlikte en parlayan ve başarılı yorumlardan biri. Düzenlemesi Samir Shirinov’a ait.

EMRE AYDIN – HER ŞEYDEN ÇOK
Doğru şarkı eşleşmesine bir örnek daha. Depresif, mutsuz ve umutsuz şarkıların prensi Emre Aydın, gene bir terk edilme şarkısında harikalar yaratıyor. Böyle şarkılar Emre Aydın’a çok yakışıyor, o da bildiği sularda yüzmenin rahatlığıyla şarkıyı alıp götürüyor. “Bugün uyandığımda yoktun yanımda, canım bugün ilaçlarımı almadım” derken her ne kadar olgun bir adamın duygularını anlatsa da, şarkı Emre Aydın diskografisinin çok uzağında durmuyor. “Bugün ne kadar alışmışım anladım, canım bugün ilk defa sensiz kaldım”. Acı çeken ve bundan zevk alan bir adam duygusu var şarkıda. Sanki mutlu olsa dünya yıkılacakmış, ama bazen hüzün de güzel olabiliyor bazı yorumlarda. Bu duyguyu başkası bu kadar iyi yansıtamazdı bence. Çünkü adamın duygusu zaten şarkıdaki duygu ve Kayahan’ın yazdığını bilmesem, rahatlıkla bir Emre Aydın şarkısı diyebilirdim. Bu yüzden çok içselleştirmiş ve rahatlıkla konserlerinde söyleyebileceği, yabancılamadığım bir yorum olmuş. Albümün en iyi performanslarından biri. Düzenlemesi Çağatay Şen’e ait.

MEHMET ERDEM – İLK DEĞİL
Mehmet Erdem, 1999 çıkışlı Beni Azat Et albümünün gizli hitlerinden olan İlk Değil ile şarkının duygusuna uygun bir yorum sunuyor. Mehmet Erdem’in sesi de şarkıları da benim hiç tarzım değil, hatta şakayla karışık “boğazını temizlese sanat hayatı biter” dediğim bir ses, lakin Hakim Bey şarkısında olduğu gibi, bu şarkıyı o boğuk ses tonuyla söylemesi gerçekten çok etkileyici olmuş. Doğru şarkıya doğru eşleşme olunca sonuç da böyle başarılı olur. Şarkı zaten karanlık, usulca boğuk sesle söylenmesi kişinin kendi kendine küskünlükle yıllara sitemini çok güzel yansıtıyor. Düzenleme ise Alper Atakan’a ait.

Şarkılar hakkındaki –tamamen öznel- yorumlarım bu şekilde. Albüm bu haliyle, esas baba Kayahan şarkılarını içermemesiyle 1. Değil 2. Saygı albümü önce çıkarılmış gibi. Zira Esmer Günler, Geceler, Seni Seviyorum, Yağmur gibi en temel Kayahan şarkıları 2. Albüme bırakılmış.

Albümün EN İYİLERİ VE EN KÖTÜLERİ’ni de özetleyeyim:

EN İYİLER:
SILA – CANIM SIKILIYOR CANIM
LALE MEMMEDOVA – KAR TANELERİ
EMRE AYDIN – HER ŞEYDEN ÇOK
DEMET SAĞIROĞLU – NAR TANEM
MİNE KOŞAN – ALLAHIM NEYDİ GÜNAHIM
EN KÖTÜLER:
ÖYKÜ&BERK – BENİ ANLAMADIN YA
TARKAN – YEMİN ETTİM
AJDA PEKKAN – GÖNÜL SAYFAM
SUAT SUNA – YOKSUN SEN
GÜLŞEN – EMRİN OLUR

Albüm kartonetinde tek bir fotoğraf bile yok, daha çok internet üzerinden bulunan illüstrasyonlar şarkılara serpiştirilmiş, keşke en azından sanatçıların küçük fotoğrafları ya da ufak anıları olsaydı, Kayahan’ın saygı albümünde yazarlardan Kayahan yazıları görseydik, albüm diskografisini bulsaydık, albüm kapaklarını bulsaydık, hangi albümden alındığını belirten yazılar görseydik ya da daha önce görülmemiş Kayahan fotoğraflarını görseydik, böylece bu albüm sadece Kayahan şarkılarından oluşan bir toplama CD olmaz, gerçek bir saygı albümü olurdu. Logo ise katkıda bulunan sanatçıların adları ve seslendirdikleri şarkılardan oluşan bir gitar figürü olarak çok başarılı. İç kapakta, Kayahan'la özdeşleşen kaptan şapkası ve gemi dümeni tasarımı ve Kayahan'ın alamet-i farikası sözü "Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz" sözü ise çok hoş bir ayrıntı olmuş. Albümün renklli tek sayfası da o zaten. DMC’den çıkan, Kayahan’ın müzik direktörü olduğu albümün koordinatörü Murat Yıldırım.

Yazıyı bitirmeden önce, son söz olarak müzikdaşım @popelestiri ile 2. Albümde kim neyi söylerdi diye kafa patlattık biraz. Sonuçta ne kadar ciddiye alınır bilinmez ama, şöyle bir liste çıktı:

1) FERİDUN DÜZAĞAÇ – ALINMA AĞLIYORSAM (O şarkı aklımda hep Feridun yorumuyla çalar)
2) MİRKELAM – YAĞMUR (MAVİLİM de OLABİLİR)
3) ÜMİT SAYIN – KAÇ KERE
4) YAŞAR – SENİ SEVİYORUM
5) DENİZ SEKİ – ŞİKAYETİM VAR
6) MODEL – GECELER
7) LEMAN SAM – SANA KALDI
8) YELİZ – ACIKMIŞIM SEVGİNE
9) YASMIN LEVY – SABAHLAR UZAK
10) İZEL – ÇOK UZAKLARDA
11) GÖKSEL – SOKAK KEDİSİ
12) ZERRİN ÖZER – BİN PARÇAYIM HASRETİNLE
13) SERTAB ERENER – SEN MÜHİMSİN
14) ZİYNET SALİ – ESMER GÜNLER
15) BETÜL DEMİR – MAVİLİM
16) YALIN – SARI ŞEKERİM
17) KENAN DOĞULU – KARA SAPLANTIM
18) MURAT BOZ – BU GECE SEN DAHA GÜZELSİN (Keşke bu şarkıyı Tarkan’dan dinleseydik, seksapeline çok uygun olurdu)
19) ZUHAL OLCAY – TUTAMIYORUM KENDİMİ
20) AYŞEGÜL ALDİNÇ – ANLA HALİMDEN
21) HANDE YENER – AMAN (Gönül Gülşen’den dinlemek isterdi bu şarkıyı)

Listeye Hep Karanlık şarkısını daha önce İskender Paydaş’ın albümünde Şebnem Ferah tarafından, Elmanın Yarısı’nı ise film müziği olarak Murat Boz tarafından seslendirildiği için eklemedim. Bakalım ne kadarını tutturabileceğiz. İkinci albümü beklemeye devam…

17 Nisan 2013 Çarşamba

BİR ÖDÜL TÖRENİNİN ARDINDAN...

TÜRKİYE MÜZİK ÖDÜLLERİ

Pek değerli postdaşlarım,

Uuu epey olmuş son yazıdan beri, ama sorun niye? bu kardeşiniz bu sürede boş durmadı ve yzı yazamadığı süreye bir ödül töreni, iki konser, bir de Adana gezisi sıkıştırıverdi. Adana gezisi bana kalsın, ama diğer etkinlikleri bildirmek size boynumun borcu :)

Efendim, yazının ilk durağı, 18 senedir müzik piyasasını iyi mi etkiliyor, kötü mü etkiliyor karar veremediğim ama bir şekilde her sene çok konuşulan ödül törenlerinden olan Kral Tv -bu seneki adıyla Türkiye Müzik Ödülleri ödül töreniydi. Kral Tv Ödüllerini kimlerin aldığını biliyorsunuzdur diye bir daha bir daha anlatıp tekerleği baştan icat etmeyeceğim, bu yazıda sadece gözlemlerim ve izlenimlerim yer alacak. Efenim, tabisi kambersiz düğün olmaz, diyerekten, ben de ordaydım, lakin içeri girişim biraz olaylı oldu, anlatayım da gülün. Şimdi bu fakir bulduğu davetiye ile iş çıkışı atar kendini Haliç Kongre Merkezi'ne… Hobaa ödül törenleri orda değildi ki, demeden önce yazacaklarımı okuyun sayın postdaş, ben fakir kongre merkezlerini karıştırmışım :) ve tabisi ödül törenlerinin Haliç değil İstanbul Kongre Merkezi’nde olduğunu teeee Eyüp’teki Haliç Kongre Merkezi’ne gittiğimde öğrendim. Soransı ordan otobüs bul, taksim’e geç, gezi parkının survivor alanı misali parkurlarını aş ve İstanbul Kongre Merkezi’ne ulaş… saat 22.00’de kapıdaydım. Ne için? Bir gittim ki kapılar kapanmış, içeri kimseyi almıyorlar! Ayy ben nasıl oldum, zaten bi fasıl kilometreler aşıp gelmişim, bir de almadılar mı beni içeri? Resmen "yassah hemşerim” muamelesi çektiler. Dil döktüm, müzik yazarıyım dedim, araya tanıdıkları sokmaya çalıştım, ııh, ben oralarda dolanırken, bir grup daha vardı giremeyen, neyse allem ettiler kalem ettiler, beni de yanlarına katıp içeri soktular sağ olsunlar :)
  
























Bundan sonrası benim konserlerdeki en öne geçme uzmanlığımın konuştuğu andı, ben, beni içeri alan çocukları da yanıma kattığım gibi yandan yandan gittim sanatçılar için ayrılan bölümün hemen arkasındaki platformda ilk sıraya attım kendimi ve en önden izleme imkanı buldum. Tabi ki, program çoktaaaaaan başlamıştı, ben içeri girdiğimde en iyi düet ödülü veriliyordu. Ben bi yandan sahneye bakınırken, bir yandan da aşağı platformda tanıdık kimi görürüm diye bakındım. Pek fazla ilgimi çeken şarkıcı yoktu açıkçası. Gözüm beyazlar içindeki Göksel’i seçti, en önde oturuyordu ve çok şıktı. Yan tarafından Mustafa Ceceli, Murat Boz, Emre Aydın'lı DMC grubu vardı. Demet Akalın ile eşinin sürekli kulise girip çıktıklarını gördüm. Demet Akalın'ın üzerinde yırtık bir kot üzeri böyle tüylü tüylü -D.Akalın'ı kocaman beyaz bir kuş gibi gösteren- bir şey vardı.


İlk izlenimim salonun ağzına kadar dolu olmasıydı ama seyirci pek havaya girememiş gibiydi, ben o coşkuyu ve elektriği alamadım açıkçası.



Benim için en heyecanlı anlardan biri Nilüfer’in canlı performansına yetişmek oldu. Nilüfer önce Gripin ile Hatıralar Hayal Oldu'yu, sonra Model ile -benim de albümdeki favorim olan- Şov Yapma ve en son Gece ile Başıma Gelenler'i seslendirdi. Albüm beni hiç tatmin etmemesine rağmen –ki yazısını da yazmıştım, okuduysanız-, canlı performansları keyif verdi. Model’den Fatma Turgut’un Latin sarısı saçları beni mutsuz etti. O siyah saçlarıyla müzik dünyasının en güzel çıkışını yapmış ve yepyeni bir soluk getirmişti. Piyasanın talep ve ısrar ettiği sarı saç imajının tam tersiydi ve naifti. Bu saçları ise fena göz alıcıydı, lakin sarıya boyatması ile piyasanın istediği imaja bürünmesi yeni çıkan grubun masumiyetinin kaybolması gibi geldi bana, ben öyle adlandırıyorum daha doğrusu. Nilüfer ise canım benim, gelip güzel bir konuşma yaptı. “Geçen sene hastalığım nedeniyle burada olamadım ama bu sene buradayım ve sizlere çok teşekkür ediyorum” derken, geçen sene onun yerine ödülünü alan Şebnem Ferah’ı da anmayı ihmal etmedi. Beni düşündüren çok geçmeden ödül vermek üzere sahneye gelen Kayahan’la karşılaşıp karşılaşmadığı, karşılaştığında nasıl davrandığı filandı. Tabi ki bunu öğrenemeyeceğim hiçbir zaman. Bir yandan içim de diyor ki, bir mucize olsa da barışsalar.

Salon konusunda ise her şey incelikle düşünülmüştü bu sefer. Görsel şölen, 3B yazılar, dönen ışıklar, inip kalkan perdelerle çok özenilmiş belli ki.

Gecenin benim açımdan sürprizi gecenin sponsoru olan Albeni yarışmasının düzenlediği ses yarışmasının finalistleri arasında, canım arkadaşım Gamze Sargın’ı görmek oldu. Önce barkovizyondan görüntüler gösterdiler, lakin ben önce aymadım ve ilgilenmedim, sonra barkovizyonda Gamze'yi gösterdiler ve üzerine sahneye de çıkmasın mı? Hobaaa, müthiş güzel bir sürpriz oldu benim için. Bu kıza dikkat edin sayın postdaşım, daha öncesinde O Ses Türkiye’de kılpayı arabeske kaptırmıştı birinciliği yarı finale çıkamamıştı, ancak söz-beste-yorum birincilikleri kazanmış bir sesten bahsediyoruz burada ve o gece Aşk Her Şeyi Affeder Mi şarkısıyla bütün salonun ağzını açık bıraktı.
Gamze sağ baştaki
Gecede ödüller açısından sürpriz yoktu, kim hangi dalda alacak denildiyse o gerçekleşti üç aşağı beş yukarı. Benim açımdan Göksel’in en iyi kadın şarkıcı ödülünü alması ise ayrıca sevindiriciydi, zira Göksel'i zaten severken, bir de tanıyınca hepten en yakın hayranlarından biri olmuştum. Gerçi bu durum Demet Akalın’ın pek hoşuna gitmedi. Aday olduğu 4 daldan sadece birini, o da kendisine ait olmayan en iyi şarkı ödülünü “Türkan” ile alırken “Aslında dört dalda da birinciyiz" demesi, sonuçtan pek memnun kalmadığını hissettirdi bana. Mustafa Ceceli ve Emre Aydın da beklenen ödülleri aldılar.






  

Gecede Sertab’ın performansı da vardı ve yeni şarkı "İyileşiyorum"u çok ama çok sevdim. Bir mizansen yapıp, çöp kutusuyla gelip o ayrılıktan sonraki iyileşme sürecine atıfta bulunurcasına bütün kıyafetleri çıkarıp teker teker çöp kutusuna atması etkileyiciydi. Keşke playback yapmasaydı. Sonrasında yeni albümünden “Öyle de Güzel, Böyle de Güzel” performansı ile birlikte, eski şarkılarından bir potbori yaptı. Gecenin en keyifli anlarındandı. Rengarenk, Açık Adres, Kumsalda ve Yanarım'la geceyi bitirdi.






Kayahan’ın ödül vermeye çıktığında teşekkürü Atatürk'e etmesi ise salonda alkış kıyamet kopmasına yol açtı. Biraz popülist bir yaklaşımdı ve ben nedense Kayahan’ı samimi bulamıyorum…
Gece birkaç ödülün daha verilmesi ile son buldu. Kazananların listesi de aşağıda. Bence keyifli bir geceydi, ama en coşkulu gecelerden değildi. Sonuçta kazanma, kaybetme tartışılır ve kimseyi mutlu etmek mümkün olmaz bu gecelerde. Söz konusu Kral Tv olunca, gene sonuçların doğruluğu tartışılır vs vs. Kazanan sevinir, kaybeden çemkirir ama biz bunları bir ay içinde unuturuz.


Son olarak bu ödüller 18 senedir veriliyor ve adının Türkiye Müzik Ödülleri olarak değiştirilmesi ise Kral TV’nin kendini iyiden iyiye müzik tekeli zannetmeye başlamasının göstergesi. Bir kanalın neye dayanarak kendi düzenlediği ödül törenini Türkiye’ye mal ettiğini ve bu hakkı/gücü kendinde nasıl bulduğu konusuna ise hiç girmiyorum. Bu konuda ustam olan müzik yazarları yazıp çizdiler zaten. Bir Kral TV ödül töreni daha böylece biterken, oradan çıkıp ikinci yazı konum olan Dört x Dört konserine geçiyorum. O da yarın :)

•          EN İYİ ALBÜM: MUSTAFA CECELİ (Es)
•          EN İYİ ŞARKI: DEMET AKALIN (TÜRKAN)
•          EN İYİ KADIN SANATÇI: GÖKSEL
•          EN İYİ ERKEK SANATÇI: MUSTAFA CECELİ
•          EN İYİ GRUP: SEKSENDÖRT
•          EN İYİ KLİP: ZİYNET SALİ (HERŞEY GÜZEL OLACAK)
•          EN İYİ PROJE: ORHAN GENCEBAY İLE BİR ÖMÜR
•          EN İYİ REMIX ŞARKI: ERDEM KINAY (Geri Dönüş Olsa-Murat Boz)
•          EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN SANATÇI: MEHMET ERDEM
•          EN İYİ DİZİ MÜZİĞİ; MUHTEŞEM YÜZYIL (STAR)
•          EN İYİ FİLM MÜZİĞİ: EVİM SENSİN
•          EN İYİ DÜET: EMRE AYDIN&GÜLDEN MUTLU (SOĞUK ODALAR)
•          EN İYİ ENSTRÜMENTAL ALBÜM: ERKAN OĞUR (DÖNMEZ YOL)
•          EN İYİ SINGLE: EMRE AYDIN (BENİ BİRAZ BÖYLE HATIRLA)
* ONUR ÖDÜLÜ : FERDİ TAYFUR









6 Ekim 2012 Cumartesi

ALDIM, DİNLEDİM, YAZDIM... 1. KISIM


ALDIM, DİNLEDİM, YAZDIM… ORHAN GENCEBAY İLE BİR ÖMÜR
Sayın ve sevgili postdaşım. Bazı isimler vardır, içinde bulundukları toplumun sesi olurken, bir yandan da toplumu değiştirir, etkiler. Orhan Gencebay 60. sanat yılında hala bunu başarabilen sanatçılar. Karşılıklı çok şanslıyız, biz onun gibi bir sanatçıya sahip olduğumuz için, o da yıllardır bu topraklardan gelip geçmiş nice isimleri unutmuş bir halkın hala baş tacı ettiği bir sanatçı olduğu için. Orhan Gencebay üzerine tez yazılası bir sanatçı. Bugün arabesk filan kategoriler altına alınarak burun kıvrılan bir müziği her eve soktuğu için başarılıdır. Bugün müzikle ilgilensin ilgilenmesin, zengin, fakir herkesimden insanı birleştirici bir şey olmuştur Gencebay müziği, zira herkesin dimağında bir Orhan Gencebay arkısı mutlaka bulunur.

Benim için Orhan Gencebay müziğini farklı kılan kompozisyonu olmuştur hep. Bilirsiniz şarkılarda ara nağme kısımları hep genelde nakaratın melodik tekrarı olarak gider. Oysa ki Orhan Gencebay şarkılarında introsundan ara nağmesine kadar bir şarkı içinde birkaç şarkılık nağme barındırır. Şarkıların armonisi hep farklıdır. Orhan Gencebay’ın şarkılarını farklı yapan budur. Her biri bir müzikal zenginlik barındırır, yaylıların geçisinden, davullara, telli çalgılardan, nefeslilere bir yolculuk gibidir bu şarkılar. Orhan Gencebay’ın müzikal birikimini en açık şekilde o saçmasapan Popstar yarışmasında görmüştüm. Orada müzikle ilgili tek kişi Orhan Gencebay’dı ve müzik için söyledikleri, verdikleri bilgiler, oradaki yarışmacımsılar için ne ifade etti bilmem ama benim kulaklarıma doldu. Müzikal olarak tarzımın çok içinde olmasa da Orhan Gencebay’a bir kez daha saygı duydum.
 
Orhan Gencebay şarkılarında toplumu anlatır, sevdaları, sıkıntıları, mutlulukları, kederleri bu yüzden hepimizin Orhan abisidir aslında, insanlar kendilerini buldukları için Orhan Gencebay’ın üzerine titrerler. Bu açıdan Gencebay toplumun köprüsüdür desem yeridir. Bu yazının konusu olan saygı albümdeki isimlere bakmak bunu kanıtlamaya yeter bence. Zira Albüm aslında Türk Müzik tarihinin bir karması gibidir. Yılların dev sanatçıları yanında yeni dönem şarkıcılarının, her tür kitleye hitap eden bir uyumluluk içinde bu albüm için bir araya gelmesi Gencebay’ın sanatsal birleştiriciliğinin açık kanıtı. Müziğini beğenirsiniz, beğenmezsiniz ama Orhan Gencebay’ın büyüklüğü ve Türk müziği tarihi içindeki yerinin hakkını vermemek mümkün değildir!

Gelelim albüme. Albüm son dönemde müzik dünyasının en dikkat çekici prodüktörlerinden Polat Yağcı’nın projesi. Gerçekten çok özenilmiş bir proje belli. Kapak ve kartonet tasarımı özellikle hoşuma gitti. Altın sarısı rengi, albüme nostaljik bir hava katarken, aynı zamanda Altın yıl + 10 yıl devirmiş bir sanatçıya atıfta bulunması bakımından çok hoş. Ayrıca albüme katkı sağlayan sanatçıların fotoğrafları yerine kalem çizimi görselleri ve Orhan Gencebay için yazdıkları sanatçıların adını gündeme getirirken Orhan Gencebay’ın adının geri planda kalmaması açısından çok iyi olmuş. Orhan Gencebay’ın teker teker albüme katkı yapan sanatçı ve şarkıcılara (kusura bakma sevgili postdaş bu ayrımı yapmam gerekiyor) notları albümün hoş unsurlarından. Albümün –ve aslına bakarsanız genel olarak tüm albümlerin- en büyük sorunu fiyatı… 30 Lira olması yazıktır, günahtır dedirtiyor. Ama bu arşivlik albüm için de değer. Bu CD fiyatları konusu ayrı bir yazının konusu olacak…

Albümün aslında daha erken çıkması planlanıyordu. Ancak çeşitli müzik kaynaklarında okuduğum bir habere –beni hiç şaşırtmayarak- şarkı listesi krizi çıktığı için albümün çıkışının geciktiğini yazıyordu. Efendim sene olmuş 2012, A1’de ben olucam sen olucam kavsaı nedir Allahaşkına? A1 mi kalmış? Albümün ilk şarkısı olmak için bazı kişilerin ortalığı birbirine katmasının ardından (bu da işte sanatçı/şarkıcı farkı!) katkıda bulunan santçıların/şarkıcıların isimlerinin alfabetik sırayla yer alması şeklinde çözülmüş şarkı sıralaması krizi… Komik… bir yanda bir devin albümünde yer alma “ayrıcalığını” tanınsın, öte yandan “neden ilk sırada ben yokum” egoları alsın yürüsün!! Bu yüzden bazıları sanatçı olamıyor, hep şarkıcı kalıyor!

Albümdeki şarkılara teker teker geçmeden önce, katkıda bulunan sanatçı ve şarkıcılara ve onların Orhan Gencebay için yazdıklarına bakıyorum da, bu kadar değişik altyapılardan gelme insanları bir çatı altında toplayabildiği için Orhan Gencebay’a bir kez daha şapka çıkarıyorum. Uzun süre sonra, yasal satışlarda patlama yapıp, resmi olarak en çok satan albüm olduğu için de alkışı hak ediyor.

Şarkıları değerlendirirken tarafsız olmaya çalışacağım. Ancak birkaçıyla ilgili net fikirlerim var.
 KISIM 1
CD 1
AJDA PEKKAN – SEVEREK AYRILALIM
Daha önceki albümlerinde, Dertler Benim Olsun, Kaderimin Oyunu gibi şarkılarını seslendiren Ajda Pekkan bu albümde Severek Ayrılalım şarkısını söylüyor. Açıkçası, Ajda son yıllarda ısrarla Disko Kraliçesi tahtına oynamaya başladığından beri ne söylediği şarkılardan bir şey anlıyorum, ne de severek dinleyebiliyorum. Bu şarkının düzenlemesi – doğru tabirse – tam ortaya karışık olmuş. Biraz ondan, biraz bundan, biraz da şundan koyalım diye, disko, arabesk, pop, rock ne kadar tür varsa harmanlanıp cıstaka boğulmuş ve sonuçta ortaya Ajda’nın sesinin cıstaklar arasında boğulduğu, özü kaybolmuş bir şarkı çıkmış. Şarkı ayrılığı anlatıyor da, bu yorumu dinlerken ben bu şarkıda ayrılıktan dolayı üzülmüş bir insan havası alamıyorum. Ajda’nın yorumu, Ajda sanki bu şarkıyı tek başına “duygulu” söylemeye çalışırken üzerine cıstaklar oturtulmuş bir montaj gibi geliyor. Neyse bu şarkıdan Severek Ayrılalım ve ilginç bir deneysel çalışmaya bakalım.

ATHENA – BİR ARAYA GELEMEYİZ
Athena ilk çıktıkları günden bugüne hep farklı, hep dikkat çekici, belki bu ülkenin müziği için cesur denebilecek işler yapmış bir grup. Özellikle “cover” meselesini çözmüş olmaları bile benim gibi bir müziksever için çölde vaha şeklinde. Zira “cover” denilince akla eski bir şarkının üzerine iki cıstak atmak olduğunu sanan bir müzik camiası söz konusu. Halbuki “cover”dan anladığım benim, bir şarkıyı alıp özgün dokusunu korurken onu kendine mal edilmesini sağlayacak bir özgünlükle icra edebilmektir. Athena “Courtney Love” onaylı Nirvana “Breed” cover’ı Köpek ve en son Frank Sinatra “My Way” coverı “Ben Böyleyim” ile şarkının özgün dokusuna kendi dokunuşlarını getirmişlerdi.

Orhan Gencebay’ın daha önce duymadığım ve albüm kartonetinde kendinden sonra ilk kez Athena’nın söylediğini belirttiği bu şarkıda gene geleneği bozmayıp eli yüzü düzgün bir iş çıkarmışlar. Hafif reggae tonları ile başlayan şarkı Rock formu ile karışıp, üstüne akıcı bir yorumla enfes olmuş… Bağırmadan çağırmadan, yalın bir şekilde söylenen şarkı tam Athena olmuş. Kendi tarzlarına çok iyi yakıştırmışlar, bence konserlerde banko olabilir bu şarkı. Athena kitlesine yakın gelebilecek bir şarkı.

BERKAY – DÜNYA DÖNÜYOR
Bu albümde yer alması Berkay’ın bir anlamda müzik dünyasınca kabul edildiğini gösteriyor. Taburcu, Ele İnat ve en hafif tabirle “sevmediğim” Lolita gibi şarkılarla daha bir buçuk iki senelik bir geçmişi olan Berkay, biraz da albümünün Polat Yağcı’nın şirketinden çıkmış olmasının kredisini kullanıyor gibi geldi. Şarkıyı önceki çıkardığı şarkılar formatında söylemesi dışında, arabesk bir şarkıyı bir pop şarkıcısı olarak yapabildiği kadar söylemiş. Bol cıstaka arabesk sosla kendi tarzının pek uzağına gitmemiş. Benim pek içimin ısınmadığı bir yorum ama muhakkak kulüplerde çalınır.

CANDAN ERÇETİN – BENİ BÖYLE SEV
Candan Erçetin, müzik öğretmeni olması ve müzik türlerine aşina olması sonucu pek çok türde şarkıyı kendine özgü seslendirebilme kapasitesinde bir sanatçı. Bu yüzdendir, her saygı albümünde mutlaka adı geçer. Murathan Mungan, Ezginin Günlüğü, Teoman gibi isim ve gruplara yapılan albümlerinde adına rastlıyoruz. Bu albümde

Dikkatimi çeken bir nokta, albümdeki herkesin Orhan Gencebay için bir şeyler yazmışken, Candan Erçetin hanesinin boş kalması! Yazmadı mı, yoksa vakit mi olmadı ama, Candan Erçetin bu projenin üzerine pek düşmemiş gibi hissettirdi bana. Candan Erçetin’in soğuk duruşu, son zamanlarda iyice yoran sesi ile tarzı ve dünyanın görmüş geçirmişi gibi hayat dersleri veren şarkılarına uzun süredir mesafeliyim.

Bu şarkıda ise duymak istediğim Candan var. Yormadan, sade, temposu ile olması gereken yorum bu, başlıyor, çıkıyor ve bitiyor. Candan gene müzikal birikimini ve ustalığını konuşturmuş. Hakkını vermek lazım, her şarkının hakkından geliyor. Albümün hareketli şarkılarından olan bu şarkı kulağıma doldu bile. Candan’ın o sevdiğim ilk zamanlardaki yorumculuğunu buldum bu şarkıda…

DEMET AKALIN – FARKINDA MISIN
Demet Akalın’ı seversiniz, sevmezsiniz ancak bir gerçek var ki, mankenden şarkıcı olmaz diyenlerin tümünün iddialarını çürütürcesine müzikte geldiği nokta takdire şayan. Resmen şarkıcı olarak kendini kabul ettirdi. Bunda ticari zekasının ve magazinel kişiliğinin yanı sıra, kendini pazarlamayı iyi bilmesi ve iyi/slogan şarkılar seçme kabiliyeti var. Bu albümdeki yorum da tipik Demet yorumu işte. Demet saf pop yapıyor olsa da, şarkılarındaki arabesk ruh ve yorum zaten bilinen bir gerçek. Dolayısıyla bu şarkıyı Demetçe söylemiş. Demet fanlarını tatmin edecek bir yorum olmuş. Garip ama Ajda’dan daha çok beğendim.

DENİZ SEKİ – BENİM DÜNYAM
Birkaç sene önce Ebru Gündeş’in yorumuyla hastası olduğum bu şarkının bu albümde Deniz Seki’ye emanet edildiğini öğrenince, ne yalan söyliyim, başta çekindim biraz. Önce Orhan Gencebay’dan dinleyip sonra Ebru Gündeş yorumuna bayıldığım ve onlardan duymaya alıştığım bu şarkı benim için çok özeldir. Zor şarkıdır, tizi tam bir isyan çığlığıdır. Seni benim kadar seven bulamazsın, derken o samimiyeti bir Ebru Gündeş’te bulmuşumdur. Dolayısıyla Bu şarkıya geldiğimde biraz durakladım. Bu şarkı ayrıca o bahsettiğim uzun armonik girişli şahane şarkılardandır.

Deniz Seki kalemiyle olsun, şarkılarıyla olsun, yorumuyla olsun, çok sevdiğim bir sanatçı ve yorumcu ama bu Deniz Seki’ye açıkçası giydiremedim bu şarkıyı, çünkü tizlerdeki o duygu yoğunluğunu verememiş, kalın tondan devam etmiş, bir de sanki bitse de gitsek der gibi hızlı hızlı söylemiş. Sesini zorlamamaya çalışmış, riske girmemiş, “gönül sensiz kalmasın” tizine çıkmaya çalışırken resmen yoruluyor sesi. Şarkıyı hissetmemiş. Keşke başka bir şarkıyı seçseymiş.

DUMAN – GÖNÜL
Orhan Gencebay’ı Radiohead kıvamında dinlemediyseniz, işte fırsat. Duman gene farklı, “cover” yapmayı bilenlerden, zira birkaç yıl önceki “Her Şeyi Yak” “cover”ı ile bunu haydi haydi kanıtlamışlardı. Bu şarkı da tam Duman olmuş. Psychedelic ve karanlık bir havası var. Ama gene de bildiğimiz Gönül şarkısı ve şarkının havasını alıp bambaşka bir formata büründürmüş. Bu gönül, underground ortamlarda yetişmiş bir gencin hislerini anlatan bir gönül yorumu olmuş. Şarkıyı dinlerken Orhan Gencebay’ın şarkıyı yazdığı zamanki, hatta söylerkenki ruh hali formatından çıkıp, karanlık ortamlarda yetişmiş birinin ruh halinin empatisini kuruyorsunuz. Yani bu şarkıdaki Gönül artık tamamen bambaşka bir birinin gözünden Gönül olmuş. (Anlatamadımmmm) Bu şarkıyı böyle bir ruh haline büründürmek ve bunu dinleyene geçirebilmek de büyük başarı. Kaan’ın sesi çok değişik geliyor bu şarkıda.

EBRU GÜNDEŞ – DİL YARASI
Ebru Gündeş kendini saçma bir arabesk furyasına ve gırtlağına kaptırmadan önce saygı duyduğum bir yorumcuydu. Sesinin tonu, rengi, yorumu her şeyiyle çok iyiydi. Sonra arabesk gırtlağa bir bulaştı, dinleyemez oldum. O gırtlak nağmeleri filan. Öte yandan iyi yorumcudur, hakkını vermek lazım. Bu faktörler göz önüne alındığında, Ebru Gündeş bütün bu albümdeki sanatçı ve şarkıcılar arasında 1 – 0 önde başlıyor zaten (daha dinlemeden). Ayrıca Ebru Gündeş, en sevdiğim Orhan Gencebay şarkısı olan “Benim Dünyam”ı birkaç sene önce muhteşem yorumlamıştı ki, bu bile bu albümdeki beklentimi daha da arttırıyordu. Dil Yarası söylemesi çok zor olmayan, naif, Ebru’nun -gereksiz arabesk gırtlağını kullanmazsa- çatır çatır gebertip, arkasına bakmadan geçip gideceği bir şarkı. Tarzına da yakın olduğu için işi çok zor değildi. Bu şarkıda Ebru, tarzının da bu olması dolayısıyla olması gereken gibi söylüyor, ne bir eksik ne bir fazla. Bir Benim Dünyam kadar olmasa da, eli yüzü düzgün bir yorum olmuş. Albümün artılarından benim için.

EMEL SAYIN – HAYAT DEVAM EDİYOR
Emel Sayın ne söylese dinlenir, Emel Sayın ne söylese güzel söyler, adabına, makamına uygun söyler. Pop müziği de, Sanat müziğini de, Arabeski de hakkıyla kendi tarzına uygun okur. Büyük sestir Emel Sayın. Son zamanlarda “Haylazım” filan gibi yazık şeyler söylemesini de artık bu kadar sene sonra eğlenme hakkını kullanmak için söylediğini düşünürüm bu yüzden. Bu hareketli şarkıda aklımda 90’ların başındaki Emel Sayın geldi ve bunca sene sonra o Emel Sayın’ı duymaktan mutlu oldum. Kadın sanki zaman makinesi, sesi de değişmiyor görüntüsü de. Bu şarkıdaki yorumu abartısız, olması gerektiği gibi, yormadan insanın içine akıyor… Bir yandan da günümüzün sound’una uygun. Bir kere şarkı sözleri ve müziği açısından da Emel Sayın diskografisine ve bunca senelik kariyerine aykırı düşmüyor. Tutarlılık var. Bu şarkıyı Emel Sayın’ın yeni albümünde görsem yardırgamazdım. Emel Sayın şarkısı derdim, çünkü tam üstüne oturan bir elbise olmuş bu şarkı. Emel Sayın’ın her devrin sanatçısı olması boşuna değil. Bu albümdeki yıldızlı artılardan…

EMRE AYDIN – BİR TESELLİ VER
Emre Aydın son dönem rock müziğin mutsuz çocuğu olarak bu şarkıyı seçmesi yerinde olmuş. Sound tamamen bambaşka bir formata büründürmüş bu şarkıyı ama gene de eksik bir şey var sanki… Şarkının ruhu mu kaybolmuş gibi sanki. Bilemedim. Nötrüm bu şarkı ve bu yorum hakkında. Özellikle  baştaki “Bir Teselli Ver, bir teselli ver, yarattığın mecnuna bir teselli ver” ve ikinci bölümün başlangıcındaki “Bana ne gerek, bana ne gerek, senin aşkından başka bana ne gerek” kısımlarındaki yorumu hiç ama hiç sevmedim. O kısımlar ki şarkının özü, en önemli kısmı, şarkıya merama girişin kapısı. Emre Aydın’ın sesi yetersiz kalmış oralarda. Titriyor, hemen bitmek istiyor vs. Diğer yerlerde Afili Yalnızlık Emre soundu yerinde. Rock soundu evet başarılı ama bu yoruma çok başarılı diyemedim bi türlü. Yok, bu şarkı Emre Aydın değil hiç…

HANDE YENER – KADERİMİN OYUNU
Hande Yener müzikte cesur adımlar atabilmesiyle takdirimi kazanan ama Sinan Akçıl’ın ağına düşmesiyle ilgi alanımdan çıkmış, iyi müzisyenliği su götürmez bir yorumcu. Bu şarkı ise Orhan Gencebay’ın klasiğinin klasiği olmuş ve insanın “söylerken altında kalır mıyım” diye düşündürten öyle büyük bir şarkı. Hande Yener’de de bu endişeyi taşıdım. Çünkü Hande Yener’i ne yapsa yerin dibine batırmaya hazır bir grup var gibi gelir hep.Hande bu işten alnının akıyla ya çıkacak ya çıkacaktı. Velakin bu şarkı disko tarzında düzenlenmiş bir Hande Yener şarkısı olmuş. Beni düşündüren “ne soranım var ne soranım öyle yalnızım ki, çilesiz günüm yok, dert ararsan çok, öyle dertliyim ki” diyen birinin bunu neden cıstaka cıstaka eşliğinde yaptığıdır. Şarkı acı bir şarkı, ama söyleyen pek acı çekmiyormuş gibi duruyor. Şarkının içeriğiyle biçeminin tutarsızlığından bahsediyorum (sadece bu şarkı için değil, genel olarak tüm şarkılar için, bkz. Barlarda “ayaklar altında sürünüyorum” diye hoplayıp zıplayan grup). Sound olarak evet yüksek ve dinamik bir yorum ve sound. Ses harika, cıstaklar bile yerli yerinde. Ama güzelim ne söylediğine de baksana azıcık. Aldı sevdiğimi –cıstaka cıstaka cıstaka –verdi zulumuuu” aaghhhh içim parçalandı… Hande başka şarkıyı mı seçseymiş keşke… Yorum on numara, düzenleme on numara ama içerik tutarsız! Bu şarkıyı hangi ruh halinde söylediğini hayal edeceğiz Hande’nin?

İZEL – KABAHAT SENİ SEVENDE
Müthiş bir yorum olmuş. Sade, her zamanki zarif İzel yorumu, yormadan, popüler sounda dönüştürülmüş bir Orhan Gencebay şarkısı olmuş. Tam İzel bir şarkı. Her şey olması gerektiği gibi. Bundan bikaç sene önce Teoman albümünü dinlerken de aynısını hissetmiştim. “Senden Önce Senden Sonra” o albümdeki en “İzel”e ait Teoman şarkısıydı ve İzel çok güzel hakkından gelmişti. Bunda da aynı durum var. İzel gerçekten severek okumuş, bunu hissettim ve sesine çok gitmiş bu şarkı. Yeni albüm İzel şarkısı kaydı gibi. Düzenlemesi yerinde. Yorumu ile eksiği yok fazlası var bir şarkı.

(İzel’e kişisel not, sizi bilenler ve içinizi görenlerden başka hiç kimsenin hiçbir lafına aldırmayın, siz geldiğiniz noktada saygı duyulan bir yorumcusunuz, yaptığınız işler, başarılarınız ortada, her albümünüzde, katkıda bulunduğunuz tüm albümlerde bu fark kendini gösteriyor. Bu farkı göremeyen (ya da değerlendiremeyen diyeyim) de kendi satmayan albümleriyle ancak 15-20 kişilik barlarda yemek dahil 15 liraya şarkı söylüyor (anladınız sanırım)).

KUTSİ – BEN O ZAMAN ÖLÜRÜM
Ses rengi çok değişik gelir Kutsi’nin bana hep. Bundan birkaç sene önceki popülerliği kalmamış olsa da, son zamanlarda daha çok oyunculuğa yönelmiş olsa da Kutsi müzik denince akla gelen nevi şahsına münhasır isimlerden olmuştur. Bu şarkının introsu daha ilk girdiğinde durdurup şarkının bildiğim kadarını Kutsi’nin sesiyle aklımda canlandırmaya çalıştım. Çıkan sonuç gayet güzel geldi kulağıma. Kutsi bu şarkı için biçilmiş kaftan olabilir dedim velakin yanılmadım. Duru, sade bir söyleyişle Kutsi’nin aklımdaki yorumu artık CD çalarımdaydı. Bilmiyorum yaşlandım mı nedir sayın postdaş, artık şarkılarda bu tarz böyle sadelikler arıyorum. Bağırıp çağırdığı şarkılarını da bildiğim şarkıcıların bağırmadan da şarkı söylenebildiğini gösterdikleri örnekleri daha bir seviyorum. Kutsi Sana ne filan gibi popüler şarkılardan, Geçer gibi şarkılara yorumculuğunu göstermiş bir şarkıcıydı. Çok da sansasyonu olmayan şarkıcılardan, dolayısıyla içeriği ve yorumuyla bu şarkıyı çok yakıştırdım Kutsi’ye. Riske girmemiş, gereksiz nağmelere girmemiş, gerektiği gibi söylemiş ve çıkmış. Yıldızlı On. Duygusu var şarkının.

MANGA – YA EVDE YOKSAN
Canlarım bir kere de şaşırtın beni. Türkiye’nin parmakla gösterilen başarılı gruplarından biri olmanız demek, illa her türde ve tarzda başarılı olmanız demek mi? Daha ilk notaları CD çalardan yayılmaya başladığı andan itibaren ben buradayım diyen bir yorum! Daha ne denir ki. Olun siz, hep olun! O kadar doğru bir şarkı ki bu, Manga da biliyor işini, evirip çevirip Manga şarkısı yapmış işte. Katıksız saf Manga şarkısı. Hem dinamik hem derinden… Ferman’ın yorumu tavanda… Şarkı çok yükselmiş… Ses efektleri… Konserlerde fena olucak bu şarkı. Çok fazla beğendimmmmm….

MUSTAFA CECELİ – YARABBİM
Al işte şarkıcısını bulmuş bir şarkı daha. Mustafa Ceceli müzik dünyasında edindiği deneyimi gerek kendi albümlerinde gerekse katkıda bulunduğu albümlerde cömertçe sergiliyor. Tabi işin mutfağında olunca şarkıyı seçmek de kolay oluyor. Bu şarkı Mustafa Ceceli tam. Sade, riske girilmemiş, sesine en uygun şarkı. Bu şarkı Limon Çiçekleri ve Hastalıkta Sağlıkta ile başlayan düğün şarkıcısı konseptini bir adım ileriye taşıyor. Mustafa Ceceli’nin şarkıları öyledir ya. Hep böyle ilk dans parçası filan gibi gelir kulağa. Bu şarkıda öyle bir ilk dans parçası formunda. Pek benim sık dinleyeceklerim arasına girmeyecek olsa da, özellikle hatrı sayılır M.Ceceli dinleyicisini tatmin edecek kadar iyi bir iş ve yorum olmuş. M.Ceceli de riske girmemiş söylerken, zorlamadan, zorlanmadan söylüyor.

MUSTAFA SANDAL – KIR GÖNLÜNÜN ZİNCİRİNİ
Bilen bilir Mustafa Sandal’ın yorumcu yönünü ciddiye almam alamam. Çünkü şarkı söyleyemez Mustafa Sandal. Mustafa Sandal’ın en başarılı olduğu yer müziğin mutfağıdır. Ama bu kadar senelik bir müzik kariyeri var madem deyip dinledim. Şaşırttı beni açıkçası, hiç fena olmamış, hayır hayır gene şarkı söyleyemiyor, ama bu sefer o kadar kulağa batmıyor. Şarkı ilginç bir şekilde yükselmiş. Tüm önyargılarıma rağmen başarılı buldum sayın postdaş. Bu da bana yeter deyip burada bırakıyorum. Şarkı başladı, bitti ve ben sıkılmadım… İlginç.

NİLÜFER – DERTLER BENİM OLSUN
Nilüfer Kuruçeşme Arena’da bu şarkıyı söyleyeceğini ilk ilan ettiğinde, “Neden ki?” dedim ilk etapta. “Söyleyebileceği bir dolu başka şarkı vardı. Neden bu acıklı şarkı?” Sonra iyi ki bu olmuş dedim. Nilüfer de risk almaktan korkmayan bir sanatçı ve bu şarkıyı çok iyi söylemiş. Gerçi şu tutarlılık meselesi bu şarkıda da var, yani Nilüfer’i düşündüğümde çilelere dertlere yolcu birini canlandıramıyorum kafamda. Gel gör ki, Nilüfer’in bir de arabeske göz kırptığı Sensiz Olmaz gibi şahane bir albüm gerçekliği var. Yani Nilüfer’in yabancı olduğu bir tür olmadığı için kolayca altından kalkacağı belliydi. Düzenlemesi ve yorumu çok şık olmuş. Nilüfer resmen hissederek söylemiş. Bu yüzden yok yaa Nilüfer ne yapsa dinlerim (ehmm arada yaptığı Zalimin Kararı filan gibi göz ardı ettiğim çalışmaları hariç)

KORO – BATSIN BU DÜNYA
Her ne kadar “barış için, sevgi için, kardeşlik için batsın bu dünya” ironisini anlamamakta ısrar etsem de, Orhan Gencebay’ın bu klasik şarkısının gönlümde ayrı bir yeri var. Açılış Sibel Can’la başlıyor, genelde bu tür toplu söylemelerde ilk giriş bütün parçanın gidişatını belirler ya Sibel Can’ın girişi çok güçlü ve çok güzel olmuş. E aksi de beklenmez zaten. Orhan Gencebay’la yoğrulmuş yılları, o söyleyemeyecek de ben mi söyliycem J Sonrasında bütün sanatçılar söylemiş işte, herkes kendinden bir parça katarak. Başarılı olmuş ses uyumları ve söyleme yerleri, birbirini tamamlamış.

Böylelikle ilk CD hakkındaki naçizane düşüncelerimi okudunuz sevgili postdaşlar, ikinci CD'de görüşmek üzere...


---DEVAM  EDECEK---