Müzik denince akla gelen ilk üç kişiden olan Tolga Akyıldız #muzikbirlestirir dedi ve 10. defa müzikseverleri ve sanatçıları garajistanbul'da %100 Açık Sahne'sinde buluşturdu.
Tolga Akyıldız’ın müzikseverleri gene dev isimler ve müzik
dünyasının en yeni sanatçı/gruplarıyla buluşturduğu bir %100 Açık Sahne daha
geride kalırken, ben de her zamanki gibi geceyle ilgili izlenimlerimi yazmak
üzere oradaydım. Hala bu gece hakkında bilgisi olmayanlara (var mı öyle biri?)
kısaca bu gecenin anlam ve önemini anlatacak olursam, Tolga Akyıldız’ın müziğe
yaptığı dev katkıdan başlamam gerekir. Müziğin en gedikli ve büyük isimlerinin
müzikte yeni yeni varlık gösteren sanatçı ve gruplarla aynı sahneyi paylaştığı,
müzikseverlerin sevdiği sanatçıları dinlerken bir yandan yeni
grupları/sanatçıları tanıdığı ve yeni grupların da ciddi bir müziksever kitleye
kendilerini ve müziklerini ifade etme fırsatı buldukları festival havasında
geçen bir müzik etkinliği %100 Açık Sahne. İyi müziğin peşinden koşan bir
müziksever olarak bu geceyi çok önemsiyorum.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Tolga Akyıldız’ın artık gelenekselleşen %100 Açık Sahnesinin
10.su, 8 Nisan’da Garaj İstanbul’da yapıldı. Ayşegül Aldinç’ten Yaşar’a, Harun
Tekin’den, Koray Candemir’e gene her birinin müziklerine ayrı ayrı müptela
olduğum isimlerin yanı sıra Keti, You May Kiss The Bride, Pera gibi grupları
keşfettiğim gecenin sunuculuğunu gene izlemesi ayrı bir keyifli İpek Atcan
yaptı.
Gecede ilk olarak Pera
grubu sahne aldı. 2008 yılında Gökhan Mandır ve Hakan Ünalan tarafından kurulan
grup, rock ve hardcore tarzlarda
şarkılar yazıyor. 2012 yılında Bir Başka
Dünya, 2013 yılında Giz, 2015
yılında Biri Vardı teklisi ve 2016
yılında En GüzelMevsimim albümlerini çıkaran grup gecede
Affet, Bul Beni ve son albümlerinden Kahpe
Geceler şarkılarını seslendirdi. Bilhassa Bul Beni melodisi ile aklımda
kaldı. Solist Gökhan Mandır’ın seyirciyle iletişimi ve Kahpe Geceler şarkısında
seyirciyi şarkıya dahil etmesi ayrı bir hoşluktu. Pera grubu geceye dinamik ve
coşkulu bir giriş yaptı ve daha önceki Açık Sahneler’de gördüğüm başka
grupların aksine, kendilerini, albümlerini, şarkılarını tanıttılar. Seyirci
etkileşimi çok iyiydi, ki böyle gecelerde ilk grup olarak sahne almak risktir
aslında. Seyirciler daha yeni toplanmış olur, ısınmamış olur, istenen
reaksiyonu veremez vs. Pera tabi yılların sahne deneyimiyle birlikte, bu konuda
hiç sıkıntı çekmedi. Şahsen beni –yer yer bana göre çok gürültülü gelse de
müziği- sahneye çekmeyi ve kendini izletmeyi bildi. Gökhan Mandır solist olarak
sahnede iyi duruyor ve dolduruyor. Grupla ilgili detaylı bilgiyi PERA BAND adresinden
alabilirsiniz.
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Burada bir parantez açmak istiyorum. 10. Açık Sahnedir buna
bilhassa dikkat ediyorum, yeni gruplar/sanatçılar sahneye çıkıyor ve çoğu ne
kendini ne albümünü ne şarkısını tanıtmadan iniyor. Biz de ne dinledik şimdi
deyip öğrenemiyoruz, ilgilenemiyoruz. Halbuki orası senin oyun alanın, kendini,
müziğini anlatman için sana verilmiş kocaman bir süren var ve sen bunu
değerlendiremiyorsun. Bilmiyorum bu yazım yeni gruplara ulaşır mı ama, yenisi
Eylül ayında yapılacak bu gecede sahne alacak gruplar, lütfen lütfen kendinizi
tanıtmayı ihmal etmeyin.
Gecenin ikinci konuğu, Türkiye’de böyle işler çıkıyor mu yaw
diye beni hayretten hayrete gark eden You
May Kiss The Bride grubu oldu. Yurtdışında epey festival gezmişlikleri ve
tanınırlıkları olan grup post-hardcore (*internette araştırırken yaptıkları
müzik türünün adının böyle geçtiğini gördüm, yanlışsa özürler) müzik yapıyor. Daha
önceki EP’lerinden bir şarkı söyledikten sonra bu sene çıkardıkları Bensiz Bir Sen teklisini seslendirdiler.
Gecenin ilk sürprizi, bu sene çıkardıkları ve ilk kez Türkçe bir şarkı yazdık
dedikleri teklileri Bensiz Bir Sen’de düet yaptıkları Model’den Fatma Turgut’un
desteğini göstermek üzere gecede sahne alması oldu. Bu müzik adına güzel bir
dayanışma örneğiydi ve Fatma Turgut yaptığı konuşmada da buna değindi,
yurtdışında Türkiye’yi temsil eden bu grubu desteklemek gerektiğinden bahsetti.
Grubun müziği benim için fazla gürültülü ve sert. Şahsi olarak benim dinlediğim
müzik skalasında değil ama izlediğim performanstan çok etkilendim, adeta
yurtdışında yabancı bir grup performansını izliyormuş gibi bir sound ve sahne
performansı izledim. Bu tarzın meraklılarını tatmin edecek bir müzik
yapıyorlar. Onlar da kendilerini ve grubu tanıtan gruplardan biri. Performansı
izlerken bu ses neresinden çıkıyor bu çocuğun diye düşünmedim değil. Grupla
ilgili bilgileri You May Kiss The Bride İnternet sitesi'nden alabilirsiniz.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Geceye gümbür gümbür iki performanstan sonra benim için
–blogumu takip eden bilir- en anlamlı ismi olan Yaşar sahne aldı. Doğrusu sert müzikten sonra biraz durulmaya ve
kulaklarımın dinlenmesine ihtiyacım vardı. Yaşar gecede Gel Benimle, Cezayir
Menekşesi ve Bela Sevdan
şarkılarını söyledi. Biraz önce death metalle kafa saç sallayan izleyicileri
Bela Sevdan’a eşlik ettiklerini görmek ilginç ve hoştu. Müziğin çok yönlülüğü
böyle bir şey işte. Yaşar’la klasik tokalaşmamızın fotoğrafının çekilmiş olması
benim için gecenin güzel sürprizlerindendi. Yaşar tüm profesyonelliğiyle grup
üyelerini (Kuşlar Orkestrası) tanıttı, seyircileri sahneye çekti ve sahnede
bulunduğu 12 dakika boyunca önceki gümbür gümbür performansların yarattığı
tempoyu düşürmeden seyircilerin enerjisini korumayı bildi. Benim için Yaşar
gecenin yıldızı idi, zira yıllardır Yaşar’ı bu %100 Açık Sahnelerden birinde
görebilecek miyim diye düşünür dururdum velakin rüyalar gerçek oldu ve Yaşar
her ne kadar bana çok çabuk geçti gibi gelse de, o gece hepimizin gönlüne bir
parmak bal çalarak sahneden inip gitti.
Kerim Arslan'ın objektifinden benim için çok kıymetli bir anı...
Kerim Arslan'ın objektifinden
Her Yaşar programında olduğu gibi baştacı serimi yapmayı ihmal etmedim, Yusuf Pişkin de fotoğrafladı. :)
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yaşar’ın arkasından tempoyu biraz düşürdük ve Manga’nın
solisti Ferman Akgül solo olarak
yeni çıkardığı teklileri Anlatacağım
Tanrıma ve İstemem Söz Sevmeni
ile akustik bir performans yaptı. Anlatacağım Tanrıma’nın hikayesine de değinen
Akgül, bu şarkıyı, bir gazetede okuduğu Suriyeli bir çocuğun tek bir sözünden
nasıl çıkardığını anlattı. Ardından İstemem Söz Sevmeni teklisinin piyano
versiyonu ile kulaklarımızı dinlendirdi. Ferman Akgül gerçekten sahneye çok
yakışan bir adam ve onu izlerken, sanki bir evde arkadaşım çalıyor da ben de
dinliyorum gibi hissettim. Zaten Ferman Akgül’ün hep öyle bir dost gibi
hissettiren tarafı vardır. Gerçek hayatta tanımasam da öyle bir izlenimim var
işte. İstemem Söz Sevmeni, kulağa yerleşen melodisi ve meramını klişe sözlere
bulaşmadan anlatan bir şarkı olarak 2016 yılının en iyi ve en dikkat çekici
şarkılarından biri benim için.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Manga etkisi geçmemişken gecenin bir diğer yeni grubu Keti çıkıyor sahneye. Gene Manga’dan
Yağmur Sarıgül destekli Keti dinginleşen geceye biraz hareket getiriyor.
Eskişehirli bir grup Keti ve 2010 yılında bu yana çeşitli konserler ve
yarışmalarda gösterdikleri başarılarla ve bilhassa 2011 yılında Fanta Gençlik
Festivalinde Manga ve Tarkan’ın ön grubu olmalarıyla hatrısayılır bir başarı
yakalamış grup. Grup gecede Ver Beni
Yalnızlığa teklisini ve bir de Tual coverı
Pencereler’i seslendirdi. Şahsen ben kendi parçalarında daha başarılı
buldum ya da Pencereler bu kadar sert bir düzenleme için yanlış parçaydı diye
düşündüm, zira Pencereler’de pencere önünde ömür çürüten adamın isyanını ve
hüznünü sert cover versiyonunda bulamadım. Ver Beni Yalnızlığa teklisi coverdan
çok daha başarılıydı. Grubun müziklerini sevdim, zamanla biraz daha kendi tarzları
daha iyi oturacaktır yerine, şu an Manga tınıları çok yoğun. Ama solist iyi
taşıyor grup solistliğini ve keyifle izletiyor. Eskişehir’den geldiklerini
söylemeleri de iyi oldu.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Ve gecenin bir diğer büyük yıldızı, benim de canlı görmeyi
yıllardır beklediğim Ayşegül Aldinç
geliyor sahneye. Zamanı donduran kadınlardan Aldinç. Otuz sene önceki
kliplerini izliyorum, bir de karşımdaki güzelliğe bakıyorum. Çok başka,
zamansız bir kadın Ayşegül Aldinç. Tüm zarafetiyle sahneye çıkarken ben
büyülenmiş gibiyim, bir yandan acaba beni tanıyacak mı düşünceleri içindeyim.
Zira sosyal medyada Ayşegül Aldinç’le yazışma mutluluğu yaşayanlardanım. Derken
bana bakıp gülüyor ve “Aaa Tunca, gelmişsin” diyor… Ben şok ben manşet… Sahnede
duruş onda, seyirciyi avcunun içine alma onda, ses yorum onda, “bu gece sizi
dinlendirmeye geldim” diyor ve 16 yıl sonra aradaki yılları silip atmışçasına
gelen ama sanki son albümünden 16 sene sonra değil de 2 sene sonra çıkarmış
gibi hissettiğim yepyeni albümünün (ki bloğumda yazısı yer alacak) çıkış
şarkısı Durum Leyla sahneden
yayılmaya başlıyor. Ben şarkıya eşlik ederken Ayşegül Aldinç kah bana bakıyor,
kah gülümsüyor, kah salonu eşliğe çağırıyor. Ben o sırada bağır çağır
vaziyetlerdeyim (kulaklara verdiğim zarardan dolayı özürler), Ayşegül Aldinç
ikinci olarak geçen sene çıkarıp hepimizi mest eden Mabel Matiz şarkısı Bir Tek Gördüğüm’e giriyor. O an hiç
bitmesin istiyorum. Son olarak bir Sorma çekiyor ki bütün salon Ayşegül
Aldinç’i bile bastırıyor. İyi şarkılar hangi müzik türünü severseniz sevin
mutlaka kulaklarınızda yer etmiş oluyor, işte biraz önce hard rock şarkılarıyla
kendinden geçen müzik dinleyicileri şimdi rock’ın tam tersi sulardaki Sorma’yı
baştan sona söylüyor. Ayşegül Aldinç teşekkür ederek sahneden inerken
teşekkürler diyorum arkasından. En kısa zamanda bir Ayşegül Aldinç konserine
gitmeli.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Kerim Arslan'ın objektifinden
Gecenin ikinci yarısı slov geçiyor. Ayşegül Aldinç’in
arkasından, yorumunu sevdiğim isimlerden Bora
Duran çıkıyor sahneye. Bora Duran yıllardır sessiz ama emin adımlar
ilerliyor müzik dünyasında ve müziğinin geniş kitlelerce benimsendiğini görmek
mutlu ediyor. Daha önceleri birkaç konserini izlemişliğim, konuşmuşluğum, hatta
bir konserinde bana mikrofon tutmuşluğu bile var. Bora Duran’ı sahnede izlerken
o zamanlar geçti gözümün önünden. Bora Duran son zamanlarda yaşanan tatsız
olaylara değinerek, bu kötü günlere uygun İnsan
şarkısını seslendirmeye başlıyor tek gitarla. Bütün salon “Ağlıyooor,
azalıyoooor, tükeniyooor insan” derken” daha güzel günlerin hayalini kuruyoruz.
Bora Duran da seyirciyi şarkıya almayı seven sanatçılardan. Albümünde
seslendirdiği Hüsnü Arkan bestesi Müebbet’in
nakaratını dinleyiciye emanet ediyor. Bütün salon hep bir ağzıdan bağırıyoruz:
“Hayret bu gönül, Lanet bu gönül, Müebbet bu gönül bilmiyor”. Bora Duran’ı
izlemeyi seviyorum. Tatlı bir duruşu var şarkı söylerken. Ekibini tanıtması da
ayrı bir hoşluktu.
Yusuf Pişkin'in objektifinden...
Kerim Arslan'ın objektifinden
Gece dingin bir havada devam ederken, daha önce gene
garajistanbul’da izlediğim ve sahnesine, sesine, yorumuna hayran olduğum Güvenç Dağüstün sahneye geldi. Birkaç
ay önce Kadın Cinayetlerini Durdurma Platformunun gecesinde izlemiş, sonrasında
sosyal medyada attığım mesaja gelen sıcak yanıtla gönlümün özel bir yerine
yerleşmişti Güvenç Dağüstün. Bu gece de tüm sıcaklığıyla sahnedeydi,
şarkılarını seslendirmeden önce yaptığı samimi konuşmaysa çok hoştu. “Burada
içeride kendi şarkılarını yazan bir sürü sanatçı var, benim yazdıklarım
tutmuyor, o yüzden size Ortaçgil ve Sakman söyliycem bu gece,” diyerek
performansına başlıyor. Salona sessizlik hakim, bense “bu İş zooor çook zor
yoncaa” şeklinde avazlardayım. Güvenç Dağüstün zaman zaman Kulis Bebek’te sahne
alıyor, sahnesini izlemenizi tavsiye ederim.
Güvenç Dağüstün’ün arkasından gece bir parça daha hareketleniyor
ve daha önce gene Açık Sahneler’den birinde izlediğim Son Feci Bisiklet sahne alıyor ve dinginleşmiş ruhumuza bir hareket
getiriyor. Sahnede iyiler ama keşke şarkıları da tanıtsalardı, hangi şarkıları
söylediklerini takip edemedim ya da adını öğrenemedim. Grup 2011 Ankara çıkışlı
ve konserleri dolu dizgin devam ediyor. Baya da kitleleri var internette
okuduğum yorumlardan anladığım kadarıyla. Grubun bilgilerine SON FECİ BİSİKLET FACEBOOK SAYFASI adresinden ulaşabiirsiniz.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Gecenin sonlarına yaklaşırken, gene vites küçültüyoruz ve
kendimizi Cihan Mürtezaoğlu ile Can Güngör’ün ayrı ayrı solo gitar ve
yorumlarına bırakıyoruz, yorulmuş kulaklarımız gitar melodilerinden yastıklara
başlarını koyarken, Ceylan Ertem’in gelmesiyle biraz canlanıyoruz. Ceylan Ertem “Bardak
Dolsun” diyor ve kah koltuğuna oturarak kah ayakta Ceylan Ertem şarkıları
hep gerçeğe değen hikayeler anlatır, insana dair, hayata dair, aşka dair. Biraz
şiirdir sözleri. Doğaldır, doğaçlamadır yer yer. Standart şarkı dizilişi
yoktur. Ceylan Ertem “Bu bardak
çınlayacak çocuk” derken performansıyla gözlerimizi hapsediyor. Bu arada tam
konuşurken seste meydana gelen ufak aksilik canını sıkıyor biraz ama şarkıya
girdiğinde bütün sıkıntısı gidiyor ve gene kendimizi Ceylan Ertem-Cihan Mürtezaoğlu-Can Güngör müziğine bırakıyoruz. Ceylan Ertem uzun uzun anlatıyor Cihan
Mürtezaoğlu ve Can Güngör'ün müzikteki ve hayatındaki önemini. Bu kısa
muhabbet ve dingin müzik sanki beni bir evde salonun ortasında bir müzik
gecesinde toplanmışız hissini daha iyi yaşatıyor. Ceylan Ertem giyimiyle bir
Hint prensesini andırıyor biraz bana. Üçlü bir de çok sevdikleri Mehmet Güreli'nin Uçurtmasını yorumlayarak hepimize düşler kurdurup uçurtma uçurtuyor.
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Bu akustik gitar şöleninin ardından, gecenin son konuğu Gece bolca sürprizlerle çıkıyor
sahneye. Gece grubunu dördüncü albümleriyle keşfettim aslında. Giderek çok daha
fazla sarıyor müzikleri beni. Gece 2000 yılı Ankara çıkışlı bir grup ve dördüncü
albümleri Kalbe Kördüğüm’ü Koray Candemir desteğiyle bu sene çıkardılar. Gecenin
ve Gece’nin sürprizi de o oluyor aslında. Gece’nin sahnesine ilk önce alkış
kıyamet Harun Tekin konuk oluyor.
Harun Tekin Gece grubunu öven bir konuşma yaptıktan sonra, Gece son
albümlerinden Gönder Gelsin’i Harun
Tekin’le birlikte seslendiriyor. Artık bu saatten sonra belli bir dakika sınırı
yok, bundan alınan rahatlıkla biz salonda, Gece ve Harun Tekin sahnede eğlenceye
devam ediyoruz. Gece ve Harun Tekin’in kah birbirleriyle paslaşmaları, kah
kenarda bekleyen Koray Candemir’e tatlı sataşmaları, kah birbirlerinin şarkılarına
eşlik etmeleriyle izlemesi keyifli anlar ve şahane bir (bunu kullandığım için
özür dilerim) “sinerji” yaratıyorlar. Sahnede çok eğlenen bir Gece ve Harun
Tekin performansı izliyoruz ve onların coşkusu bize de geçiyor. Son performans olmasına rağmen salon hala
dolu. Bir ara Harun Tekin mikrofonu alıp Bir Derdim Var’ı söylemeye başlıyor ve mikrofonu seyirciye bıraktığında bütün salonun bir ağızdan söylemesi karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor teşekkür ederken. Derken
Koray Candemir dayanamayıp atıyor kendini sahneye. Sahnede üçlü bir rock
fenomeni yaşanıyor. Üçlü Gece’nin Ben
Öldüm şarkısını beraber ve bizlerle birlikte söylüyorlar.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Kerim Arslan'ın objektifinden
En son Koray Candemir'in
sahnede Harun Tekin’e laf atıp bir de üstüne “Bir Derdim Var”ın ilk kısmını
söylemesiyle tarihi bir ana tanıklık ediyoruz. Sanatçılar arasında böyle dayanışmalar 90'lardan hasret kaldığım
güzellikler. Birbirlerinin şarkılarını söyleyip birbirlerini onore etmenin
erdemini ve güzeliğini bize de yaşatıyorlar. Sonra Nefesini Tut melodileri yayılmaya başlıyor. Koray Candemir’in solo
olarak devam etmesinin ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha anlıyorum. Çünkü
adam hakkaten tek başına çok iyi… Sahne duruşunu mütevaziliğiyle harmanlayan, bir de üstüne harika şarkılar yapan Koray pamuklara sarılası bir müzisyen. Koray Candemir en son teklisi “Son”u da ilk kez garajistanbul’da seslendiriyor bu arada ve ben çok beğendim
şarkıyı.
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Kerim Arslan'ın objektifinden
Gece #muzikbirleştirir teması altında böylece bitiyor. Bu
can sıkıcı zamanlarda, bu kadar bölünmüş zamanlarımızda hepimizi müzik çatısı
altında birleştiren bu gecenin öneminden bahsediyor çıkan sanatçılar.
Seyirciler yer yer çok konuşup biraz dikkat dağıtıcı olsa da, rüya gibi başlayan gece, su gibi akıp geçiyor, bana da dinlediğim güzel müzikleri, keşfettiğim yeni grupları, yaşadığım tatlı anları yazmak kalıyor. Gecenin sunucusu İpek Atcan da tatlı sunumuyla ve
zaman zaman sahne alacak gruplarla ilgili anılarını anlatarak gecenin rengi
oluyor. Ve Tolga Akyıldız… En büyük teşekkürler ona. Türkiye'de onun gibi adamlara çok ihtiyaç var. Çünkü o dünyayı ancak sanat ve müziğin kurtaracağı idealini düşünmekle kalmıyor, bunu gerçekleştirmek için çabalıyor ve elini taşın altına koyuyor. Gerçekten büyük bir iş yapıyor. Gecenin mimarı gene muhteşem bir festivali başarı ve coşkuyla geride bırakırken, teşekkürlerle bitirdiği kısa bir konuşmayla her seferinde müziğin
birleştiriciliğinden bahsediyor.
10.su yapılan %100 Açık Sahne, Eylül’e kadar
tatile çıkıyor ama şimdiden heyecanla beklemeye başladım. Tavsiyem, siz de muhakkak
bu gecelerden birinde bulunun, çünkü bizleri gene müzik ve sanat kurtaracak ve
yaralanmış ruhlarımızı gene müzik ve sanat iyileştirecek ve burada sadece iyi
müzik var! Siz siz olun müziksiz kalmayın...
Not: Fotoğraflar için Tolga Akyıldız, Kerim Arslan ve Yusuf Pişkin'e teşekkür ederim. Fotoğraf altında yazı bulunmayan birkaç tane foto ise bana aittir.
2010 yılında hepimizin beynini
Ama’larla kavuran Cihan Güçlü 5 sene sonra yeni hikayeleriyle döndü.
2000’li yıllar – özellikle ilk 10
yılı- benim için müzik açısından çok keyif aldığım yıllar olmadı. Bunda yeni
milenyuma girişle birlikte kulağımın alışık olduğu canlı enstrümanlı, akustik
albümlere güle güle denmesinin ve yeni çıkan şarkıcıların dünya müziğine uymak
için elektronik melodilere teslim olmasının payı büyüktü. Bu yüzden 16 sene içinde genelde 90’lardan bu yana müzik
varlığını sürdüren çok sevdiğim kişilerin albümlerini ve programlarını takip
ettim. Bununla birlikte 2010’lu yıllarda, ilk 10 yıldaki geçiş sürecinin kafa
karışıklığı geçti ve nispeten iyi isimler ve gruplar birer birer müzik
piyasasında girdiler. Bu yazı benim o isimlerden en beğendiklerimden biri olan
Cihan Güçlü’ye ait.
2010 yılında elinde gitarı,
üzerinde lise üniformasına benzer beyaz gömleği ve kravatıyla “Ama, amalar var
ya, beynimi kavuran, Ama ama’lar lazım sevmişiz bir zaman” diye haykıran bir
ses dikkatimi çekti. Bana aynı anda hem 90’ların ruhunu hem de 2000’lerin
modernizmini yaşatan bu sesin albümünü aldığımda, ilk tepkim “oh bee” oldu,
zira 2000’li yıllarda çıkıp almaya değer bir albüm bulabilmiştim nihayet. O
albümü ben çok sevdim, zira her biri bir hikaye anlatan uzun şarkılardı ve
aptala ezberletir gibi bir kıta 32 tekrar nakarattan oluşmuyordu. Akustikti,
gitar müziğiydi ve Cihan Güçlü’nün sesi en sevdiğim erkek vokal rengindeydi. Uzun
zamandır hasret kaldığım deniz kenarı ateş başı gitarlı şarkılara benziyordu,
kulağı sarıyordu ve kolay dinleniyordu.
İlk albüm kapağı
Biraz araştırınca Cihan Güçlü’ye
ilgim arttı, Candan Erçetin’in öğrencisi olan ve teşvikiyle müziğe atılan Cihan
Güçlü, sözü müziği kendisine ait güçlü şarkılarla 2011 yılımın en çok
dinlediğim albümü oldu. Bu arada Candan Erçetin’in Melek Albümünde yer alan Şehir
ve Yaşıyorum şarkılarıyla besteci yönünü ve Mehmet Erdem’e verdiği Acıyı Sevmek
Olur Mu, Herkes Aynı Hayatta gibi şarkılarla da söz yazarı ve besteci yönünü diğer
müzisyenlerle paylaşmaya devam etti. O albümden bir de Seni Çok Özledim
şarkısına klip çekildi ve sonrasında Cihan Güçlü cephesinden uzun süre yeni bir
haber duyamadım.
Derken geçen Ekim ayında, Cihan
Güçlü’den beklenen haber geldi ve Cihan Güçlü tesadüfen girdiğim bir müzik
markette rafta görünce bir süre gözlerime inanamadığım, sonra hemen aldığım yepyenisi,
“Kim Anlıyor Ki?” albümüyle gönlümü ve arşivimi yeniden fethetti. Şarkılar 5 sene içinde
olgunlaşmış bir Cihan Güçlü’nün kaleminden akan güçlü satırlar. Albümü kaç kere
dinledim bilmiyorum, ama ilk edindiğim izlenim, albümün bütünüyle gidenin
arkasından bakan bir adamın avunmalarını, özlemelerini, isyanlarını,
mutsuzluklarını, umutsuzluklarını, öfkesini, pet etmelerini ve umutlarını
anlatan şarkılarla dolu olması oldu. Bu yüzden “gidenin arkasından bakan
şarkılar” dedim ben hepsine. Gidenin arkasından bakarken adam duygularını ajite
etmeden, vıcık vıcık romantizme bulanmadan, klişe “kahrolma, mahvolma, ölme,
bitme” nidalarına prim vermeden, bir ayrılık ve ayrılık üzüntüsü nasıl efendi
gibi yaşanır, ayrılan bir adam neler hisseder, bir ayrılık şarkısı nasıl
yazılır kitabı gibi. Her şarkı ayrı bir duygu barındırıyor. Hepsini tek tek
ayrıntılı ele alacağım ama öncesinde albüm hakkında genel bir bilgi vermek
istiyorum.
Ekim 2015’te Sony Music
etiketiyle çıkan albümde 1’i yeniden yorum, 1’i önceki albümde yer alan bir
şarkının yeniden düzenlemesi olmak üzere 12 şarkı bulunuyor. Albümde yeniden
yorum dışında tüm şarkılarda Cihan Güçlü imzası görüyoruz, ki bu da albümü daha
kıymetli kılıyor, kendi söz müziğini yapıp yorumlayan sanatçılar hep önemlidir
benim için. Cihan Güçlü’nün yeniden yorumladığı (*cover demeyi sevemedim bi
türlü), Sezen Aksu’nun Serçe albümünde yer alan ve yıllar yılı acaba kime
yeniden söylemek nasip olacak diye düşündüğüm Gelen Gideni Aratır şarkısı,
disko funk tarzında düzenlemesiyle albümdeki yerini almış.
Albüm genel olarak sarımsı
tonlarda, bu da şu açıdan hoşuma gitti: bir kere sarı tonlar retro bir hava
vermiş. Özellikle günümüzde tarafların ayrıldıktan sonra birbirlerinin gözlerini
oydukları şarkıların aksine, vakarla ayrılığı taşıyan ve sözlerinde kırılsa da
kırmayan bir adamın duygularını anlatması bakımından aslında şarkıların eski
aşklara selam duran bir havası var. Bu kapağa bakınca eski bir albümde sararmış
bir fotoğrafa bakar gibi oluyorsunuz ve ister istemez eskiyi, geçmişi düşünüyor
ve geçmişe gidiyorsunuz. Arkadaki cumbalı, cumbadan çiçekler sarkan evler bu
hissimi doğrular nitelikte. Önde lise üniformalarını atmış, saçlarını uzatmış
bir Cihan Güçlü yüzünde belli belirsiz bir tebessümle bakıyor ve o bakışlar
şarkıların duygusunu anlatıyor, bir hasretli bakış var. Arkada insanlar gelip
geçerken, o tek başına kalmış, insanlar onun neler hissettiğini bilmeden
yanından geçip gidiyor ve o da sesini duyurmaya çalışıyor. Albümün adına da çok
uygun bir kapak bu: “Kim Anlıyor Ki?” Cevabı yalnızlığında görüyoruz. (Bir
eleştirim, Kim Anlıyor Ki’den sonra soru işareti gelmeliydi ve acaba yazı fontu
farklı mı olsaydı düşüncesi). Arka kapakta ise gene elinde gitarıyla düşüncelere
dalmış gitmiş bir Cihan Güçlü görüyoruz. Gene yalnız, dalmış ve derdini müzikle
anlatıyor.
Albümde hikaye ayrılığın birkaç
gün sonrasından başlıyor ve Cihan Güçlü’nün anlattığı hikayelerde adam ilk
şarkı Bihaber’de “Günlerdir yok ki bir haber, sordum hep
söylemediler” diyerek sevgiliden haber alamamanın endişesini duyuyor. Sonra
“sarhoş olup yanıp duruyor” ve bu
defa gerçekten bittiğini ilk kez anlıyor: “Galiba
son bu sefer”. Gene de sevgilinin ona unut diyenleri umursamamasını
söylüyor ve ben beklerim yeter ki sen iki
satır yaz, diyerek bir haber almayı bekliyor. (“Bir mektup çok mu zor bana” demesi albümün retro havasını doğrular
nitelikte zira mail çağında hala mektup yazan bir sevgili bulursanız bence
kaçırmayın! ) Buna karşın hala içinde bir umut var, sevgiliye “ben de sana yaz diyorsam, bir sebebi vardır”
demesi bu umudu koruduğunun göstergesi. Yüz yüze gelemeseler bile, sevgilinin
ona bir şekilde haber göndereceğini ve kaderin onları yeniden buluşturacağına
inanıyor (“koy bir şişeye at be denize,
inanıyorum ben kadere”). “Koy bir kasaya, sakla onu da sabır taşları
bedava”, diyerek de, sabırla beklemekten vazgeçmeyeceğini dile getiriyor ve
sevgiliye kapıları açık bırakıyor: “geriye
dönsen yine senin olurum, önüme bakmam ki seni unuturum, seni severken nasıl
geri dururum, sonumu bekler kururum”. Hayatıma
devam edersem senden uzaklaşmaktan korkuyorum ve bunu istemiyorum; seni böyle
severken de hiçbir şey yapmadan elim kolum bağlı bekleyemem, beklersem ancak
sonumu beklerim, yani seni beklemekten vazgeçmem, diyerek son sözünü
söylüyor adam. 1. şarkının hikayesi Umuttur.
2. şarkı Canım Sevgilim’de adam eski günleri hatırlıyor ve kendisiyle
yüzleşiyor. Bu şarkıda ve daha birçok şarkıda dikkat ettiğim bir şey var, o da “zaman
her şeyin ilacıdır” sözünün aksine, şarkıdaki adamın “zamanın hiçbir şeye ilaç
olduğu yok, acı olduğu yerde duruyor” düşüncesi. Zira bu şarkıda, “zaman neyi düzeltmiş ki, koyuyor hep üstüne”
diyerek, zamanla özlemin ve ayrılık acısının güçlendiğini söylüyor. Adam kendi
kendine kaldığında eski güzel günleri aklına geliyor, sevgiliyle birlikteyken
nasıl daha iyi ve olumlu bir adama dönüştüğünü, zamanın hep güzel geçtiğini
hatırlıyor. Sevgiliye şarkılar yazıyor içini anlatabilmek için ve bu ayrılığın
nedenlerini bulmaya çalışıyor: “Ah benim
canım sevgilim, ben sana neler söyledim”. Sonra sitemlerini sunuyor: “Kalbinde yok mu hiç yerim, ah seni nasıl
özledim”. Ben senin kalbini kazanmak için bu kadar uğraşırken (Şarkılar yazdım duy diye, günler eskittim
yıl diye), sen beni nasıl unutursun? diyerek sitem ediyor. 2. şarkının hikayesi
EskiyiHatırlama ve Sitem.
3. şarkı Ayırmıştı Hayat’ta, adam hep peşinden koştuğu sevgilinin ona “unut”
diyenleri dinleyip unutmasıyla yaşadığı kırgınlığı anlatıyor ve ayrılığın
üstesinden gelme sürecine giriyor. Yüz yüze geliyorlar gene, bu defa sevgilinin
gözündeki o sıcaklık gitmiş, sevgilinin ifadesi donuk, soğuk. Adamsa elinden
geleni yaptığı için içi rahat. Çünkü çok koşmuş ve çok uğraşmış, umudunu
korumaya çalışmış ama sevgili nuh demiş peygamber dememiş. O da tamam diyor artık, benden bu kadar. O sıcak günleri düşünürken sevgilinin artık
içinin sızlamadığını biliyor ama arada gözlerinin dalarak neyi kaybettiklerinin
farkında olmasını istiyor. Bir zaman ortak hayaller kurdukları, kalpleri
beraber atan aşıklar artık iki yana savrulmuş, o yaşanacak güzel günler ukde
olarak kalmış, kurdukları hayaller paramparça olmuş. “Ayırmıştı hayat yerime koyuyor mu, söyle sevdiklerin seni de üzüyor mu,
bir zamanlar beraber atmıştı bu kalpler, için sızlamasa da gözün dalıyor mu”
diyerek çuvaldızı sevgiliye batırıyor. 3. şarkının hikayesi Gücenme. Şahsen albümdeki kliplenmesini
istediğim favori şarkılarımdan biri.
4. şarkı Korkuyorum’da, adamın ne kadar dik durmaya çalışırsa çalışsın, ne
kadar ayrılıktan sonra “o unuttu ben de unuturum” derse desin, aslında durumun
öyle olmadığını, hiçbir şeyi unutmadığını; bununla beraber, ilk şarkıda umutla “sen
gel, ben seni hep kabul ederim” derken artık “geri dönemem, deli değilim artık”
diyerek bu ilişkiden istifa ettiğini görüyoruz. Velakin “Daha güzel günler gelecek mi, kurşun gibi ayrılık beni yenecek mi,
zaman geçecek beni iyi edecek mi, yangın yeri yüreğim huzura erecek mi?”
şüphelerine düştüğü noktada, adamın da bu ilişkiye güle güle deme sürecine
girdiğini görüyoruz. Artık bu onu çok üzse de hayatına devam etmesi gerektiğini
biliyor. Bir yandan bu ilişkiden kopmayı isterken, bir yandan bırakma diyor
içi, bir yanı ayrılığa karşı koyuyor, bir yanı istiyor, kafası karışıyor
bilhassa gecelerde kendiyle ve düşünceleriyle baş başa kaldığı zamanlarda. Yani
4. şarkının hikayesi Karışık Ruh Hali.
5. şarkı Hep Bi Bahane’de adamın bu ayrılıktan sevgiliyi sorumlu tuttuğunu
görüyoruz. Biraz sarsıp kendine getirmek istiyor. Sevgili hep bahanelerle,
gururla yaklaşıp aşka bir şans vermemiştir, düşüncesizdir, adam da sorar: “delilenmeyi, kafayı değişmeyi, kalan aklımı
bana geri vermeyi, düşünür müsün acele mi etmeli mesela” Sevgiliden
artık gururu, bahaneleri bir kenara bırakmasını söylüyor. İçten içe onun da
kendisini sevdiğinden emin, bu sözleri duyarak kendi kendine sormasını, bu
gerçeği kabul etmesini, içinde bir yerlerde sevgisi varsa da bir daha onu
bırakmamasını teşvike çalışıyor. Aceleyle verilmiş bir karar gibi gördüğü
ayrılığı isterse bitirebileceğini söylüyor. Ama sevgilinin hep bir bahanesi
vardır. 5. şarkının hikayesi Sorumlu
Tutma.
6. Şarkı Yalandır Güldüğüm, bu ayrılığın ardından kendini şiirlerle
şarkılarla avutan, “onu unuttum” diyen, etrafına gülücükler saçan, ama bir
yerde sevdiğinin montundan giyen, kokusundan süren, onun gibi gülen birini
gördüğünde birden dünyası alt üst olan, allak bullak olan, yıkılan bir adam
görüyoruz. Adam bu gamsız görünümün yalan olduğunu, bu unutmuş görüntünün
yalnızca görüntüden ibaret olduğunu, aslında gideni unutamadığını ve deliler
gibi özlediğini kendine ve şarkıyı dinleyenlere itiraf ediyor. Sevgiliye dair
en ufak bir detay gördüğünde bütün özlemler, anılar, aklına doluşuyor ve
büründüğü sahte gülüşler ve görüntüler o çaresiz özlem ve kahır duygusuna
bulanıyor. O girişte bahsettiğim, “zamanın hiçbir şeye çare olmadığı” düşüncesi
burada da kendini gösteriyor. Adam sabırla bekliyor ama zaman bile bu
ayrılıktan yoruluyor, bir of çekiyor. (Ki bence şarkının en can alıcı satırı da
burası). 6. şarkının hikayesi Kendini
Aldatma. Benim de albüm favorilerimden olan bu şarkı albümün ikinci klibi
olacak.
7. Şarkı Biz İkimiz, Cihan Güçlü’nün ilk albümü Ama’da hareketli ve biraz
daha farklı sözleriyle yer almıştı. Cihan Güçlü’nün dediğine göre bu albümdeki
versiyonu ilk versiyonu. Daha orta tempo hale getirilmiş şarkıda, bir sorgulama
görüyoruz, “biz birbirimizi bu kadar severken, neden ayrıyız, neden ayrı aşklar
peşindeyiz?” sorusunun peşinden gidiyor adam ve aslında ikisinin de birbirlerinden
kopamayacağını ve bütün bu ayrı aşkların peşinden koşmaların, ayrı evlerde
yaşamaların, iki yabancı gibi davranmaların sahte olduğunu, içten içe
birbirlerine ait olduklarını ikisinin de bildiğini, tam ilişkide her şey yerine
oturmuşken, sevgilinin aniden vakitsizce çekip gitmesiyle her şeyin yarım
kaldığını ve adamın tam da birine bağlanmaya hazır hissettiği anda terk
edilmeyle afalladığını anlatıyor: Sen dur
dedin, benim daha henüz çok erkendi, Değişiyor, özlüyor, sana bağlanıyordum, Neden
gittin bu kadar kolay mıydık senin için, Hayatımdaki en güzel şeydin, sen de
bittin. 7. şarkının hikayesi Sorgulama.
Favorilerimin favorisi, ağlatangillerden. Hele o değişiyor, özlüyor, sana
bağlanıyordum derken, sesi titriyor ya, o hayal kırıklığı duygusunu bin oktav
sesi olan şarkıcı veremez.
8. şarkı Gitme, adından da anlaşılacağı üzere, sevgiliye “gitme” çağrısı,
çünkü bu karar sonra ikisini de yıkacak, çünkü isteseler bu çukurdan beraberce
çıkabileceklerdir. Çözülemeyecek sorun yoktur. Adam sevgiliyi gitmemeye ikna
etmeye çalışıyor ve her yolu deniyor. Önceki şarkıyla tutarlı şekilde, “seviyorum seni, bilirim sen de beni”
derken, aralarındaki sevginin bitmediğini, birbirlerine ait olduklarını ikisinin
de bildiğini, ellerini ancak birbirlerinin ellerinin ısıtacağını, daha acıları
yeniyken geriye dönme imkanının hala olduğunu söylüyor. 8. şarkının hikayesi Aşktan Önce Son Çıkış.
9. şarkı Gelen Gideni Aratır, bir Sezen Aksu-Hurşit Yenigün şarkısı ve
aslına bakarsanız, bu kadar güçlü şarkı arasında -temposuna rağmen- olmasa da
olurmuş. Sezen Aksu’nun 1978 yılı çıkışlı Serçe albümünde yer alan bu parça,
Alper Atakan ve Yiğit Denizci düzenlemesiyle disko funk bir havaya bürünmüş.
Oturup sorunları konuşarak halletmekten bahseden şarkıda adam, ayrılmamak için
açıkça konuşmayı teklif ediyor. Gurur, naz yapıp her şeyi kestirip atmak kolay
ama biliyor ki gelen gideni aratacak ve sevgili ondan sonra yerine gelecek
herkeste onun sıcaklığını arayacak, keza adam için de aynısı söz konusu. Bu
yüzden son bir kez daha deneme, her şeyi doğru dürüst söyleme taraftarı, çünkü
ayrılmak kolaya kaçış, sorunları konuşmadan kestirip atmaktır sadece. Halbuki konuşmak,
önceki şarkıda bahsedilen “bu çukurdan beraber çıkmanın yoludur” aslında. Bu
şarkının hikayesi Diyalog.Albüm bütünlüğü içinde hikayeye
uyuyor, ama Cihan Güçlü’nün şarkıları o kadar güçlü ki, ayrı bir yerde duruyor
bu şarkı diğer şarkılardan.
10. şarkı Oluyor Böyle’de, artık konuşmanın da ayrılığa çözüm olmadığı
noktada, durumu kabulleniş var. Olmadı bu
hayatta, oluyor böyle diyerek, denedik ve n’apalım olmadı diyor sevgiliye
ve azat ediyor sevgiliyi. Tabi ki çok üzüleceğini, belki bin pişman olacağını
biliyor ama çok denediği ve olmadığı için kasmanın anlamı olmadığının da
farkında. Giden sevgili hep adam için özel kalacak (Bakma uzakta bu kalbin efendisisin) ama bir daha bir birliktelik
yaşanmayacak, çünkü ikisi iki ayrı ruh, ikisi de ne yardan ne serden
geçebiliyor ve bütün bu inatlaşmalar kaçınılmaz sonu getiriyor. Çünkü bu ilişkideki
çıkmaz ikisine de zarar vermeye başlıyor (Kuru
dala tutunulmaz, düşeriz böyle… Artık
bize sabah olmaz, biteriz böyle) Sevgiliye son kez bizi unutma diyerek
elveda öpücüğü konduruyor. 10. şarkının hikayesi Pes Etme, Kabullenme.
11. şarkı, Cihan Güçlü’nün kadim
dostu Mehmet Erdem’le düet yaptıkları Kayıp
Şehir. Bu şarkı albümün bütünlüğü içinde özel şarkılardan. Zira artık
elveda denmiş bir aşkın ardından, bir dostla efkar masasında, dertleri masaya
dökme havasında bir şarkı. Cihan Güçlü, Mehmet Erdem’le dertleşiyor, belki bir
kadeh rakı içiyor ve içini döküyor: “Böyle
bir aşk benden geçti, kimleri seçti” İkisi şarkıda hayattan, insanlardan,
ruh hallerinden, ayrılıktan, aşktan konuşuyorlar ve Mehmet Erdem Cihan Güçlü’yü
teselli eden, dertlerini dinleyen dost olarak tavsiyelerde, telkinlerde
bulunuyor. Albüm kapağını tanıtırken yazdığım insanlar arasında yalnız olma
duygusunu bu şarkıda “Ne kadar çok insan
var o kadar yalnız” satırlarında görüyoruz. Ayrılığın ardından sevgilinin hayali,
sesi gitgide uzaklaşıyor ve adam bu şehirde bir yalnız oluyor. İlk şarkıda “önüme bakmam ki seni unuturum”
satırındaki unutma gerçekleşiyor, adam kabullenmiş ama bir yandan tuhaf
hissediyor, güzel bir rüyadan uyanıp hiçliğin ortasına düşmüş gibi, sudan
çıkmış balık gibi hissediyor, bu şehir gözüne yalan olmuş, duman olmuş, kayıp olmuş gibi geliyor. Eski hallerini
hatırlamaya ve o günlere uzanmaya çalışıyor ve o sevgilinin hayalinin artık
ondan ne kadar uzak olduğunu fark edince hayret ediyor. 11. şarkının hikayesi Unutma, Dost Avutması, Rakı Masası.
12. şarkı albüme adını veren ve
tüm bu hikayeleri özetleyen Kim Anlıyor
Ki?. Adam gene kendine yalnızlığına
ve iç dünyasına dönüyor, yaşamı, yaşadıklarını, ilişkileri düşünüyor, içinden
çıkamadığı noktada Kim Anlıyor Ki diyerek sıyrılıyor. Ona göre yaşanan her şey
bir bilinmeze bağlı ve dünyanın denizindeki bizlerin anlayacağından çok öte. Adam
bütün olanlar karşısında sessiz kalsa da, hatta “yalandan gülse de” gözlerinden
süzülen yaşlarla ifade ediyor içten içe kahroluşunu, ama yapabileceği bir şey
yok, hayat bu, oluyor böyle ve biz dünyanın denizindeki insanlar ancak
nedenleri sorguladığımızla kalıyoruz, kimse anlamıyor neden böyle olduğunu. Bu
şarkıyla albüm bizi düşüncelerimizle başbaşa bırakıp kendi hayatlarımızı
düşündürüyor ve puzzle’ın son parçasını tamamlıyor. Her ayrılıktan sonra
olgunlaşıyor adam daha fazla. 12. şarkının hikayesi gene Olgunlaşma.
Cihan Güçlü bu şarkıları
söylerken sesi ve sesinin vibrasyonu da sizi hikayelere çekiyor. Öyle ki
Korkuyorum’daki hafif çatallanan sesi size Cihan Güçlü yanıbaşınızdaymış da
size derdini anlatıyormuş gibi hissettiriyor. İlk albümü Ama’nın çizgisindeki
bu yeni albümünde gene güçlü sözler, güzel müzik yürüyüşleri, hikaye anlatan
şarkılarla bana mestlerden mest beğendirdi. Cihan Güçlü duygusunu Yaşar’ın ilk
zamanlarındaki coşkun haline benzetiyorum. Bu şarkılarda günlük yaşamdan
öğeleri ve söyleyişleri de barındırması ve size “aaa ben bunu yaşamıştım”
duygusunu veren hikayeleriyle içine alıyor, şarkılardaki kişi siz oluyorsunuz
ve bunları birilerine söylediğiniz zamanlara gidiyorsunuz. “Ayrılsak da
Beraberiz”ci duygu diyorum ben Cihan Güçlü’nün duygularına.
Albüm favorilerim: Bihaber,
Ayırmıştı Hayat, Biz İkimiz, Yalandır Güldüğüm, Korkuyorum.
15 Aralık’ta albümün ilk konseri
Jolly Joker’de yapıldı. Gerçekten bir konserde 10 konser izlemiş gibi olduğum
bir konserdi. Albüm şarkıları dışında kah fransız şansonlarına daldık, kah
gökyüzünde yalnız gezen yıldızlarla gezdik, kah tanrı istemezse yaprağın
düşmeyeceğini çığırdık, kah ajda, mfö, kenan şarkılarıyla pop sularında gezdik,
pop, arabesk, tsm, fransız hepsi harmanlandı, sürpriz konuklarla müthiş bir
Cihan Güçlü gecesi yaşadık. Şimdi yeni konserler için gözlerim etkinlik
haberlerinde. Bu beş senelik bekleme sonrasında böyle bir albümle yeniden
arşivime girdiği için teşekkürlerimle. Bilhassa akustik müzik özleyenlere şifa
gibi gelecek bu albüm…
HAKAN EREN'LE YENİ YIL GAZİNOSU İFTİHARLA SUNAR (2. BÖLÜM)
Hakan Eren'le Yeni Yıl Gazinosu 27 Aralık Pazar Günü sahnesinde dev isimleri konuk etmeye devam etti.
Bu gün Yavuz Hakan Tok'un Ah Mazi! konseptiyle başladı. Rezzan Yücel'in ve Işıl Yücesoy'un otuz kusür seneden sonra ilk kez sahne alması gibi güzel sürprizler olmasının yanı sıra, benim için ayrıca anlamlıydı, zira çocukluğumun en güzel sesi Banu Kırbağ'la (ben ona Banum derim hep) nihayet yıllar sonra bir araya geldim ve fotoğraf çektirmekle kalmadım, ona onun şarkılarından birini de söyleme şansı da buldum (nasıl yapabildim hala inanamıyorum). Gökben ve Işıl Yücesoy gibi efsane sanatçılarla da, Facebook ortamlarından sonra nihayet yüzyüze görüşebilme ve bir özçekim yapma şansım oldu. Zeliha Sunal'ın 70-80-90'lar temalı muhteşem performansı da eğlendirirken sahnede büyük bir ustalıkla değiştirdiği kostümleriyle bizi zaman tünelinde gezdirdi. Zeliha Sunal gerçekten sahnede izlemesi çok keyifli sanatçılardan biri. Metin Ersoy gerek performansı, gerek espirileri, gerekse mesajları ile gecenin yıldızıydı bence. Yeşim canlı performansıyla ve hala albüm kaydı gibi pürüzsüz sesiyle gecenin en zaman değmemiş sanatçısı oldu. Yeliz'in rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı gecede Seyyal Taner ikinci günde de sahne alıp yanında dansçılarıyla müthiş performanslarına bir yenisini ekledi. Gecenin assolisti ise, performansına hayran kaldığım ve insanın adı boşuna büyük olmuyor dediğim Muazzez Abacı oldu. İşte o günden fotoğraf ve videolar...
27 Aralık Pazar gününün programı:
Yavuz Hakan Tok'u bulmuşken fotoğraf çektirmemek olmazdı. :)
Yavuz Hakan Tok ve Ah Mazi! programı
Zeliha Sunal'ın muhteşem performansından kısa anlar...
MATİNE:
Meral-Zuhal
Güzin ile Baha
Rezzan Yücel
Mine Koşan
Asu Maralman
Selçuk Ural
Tülay Özer
Banu Kırbağ
Gökben
Kartal Kaan
Işıl Yücesoy
SUARE:
Metin Ersoy
Tüdanya
İskender Doğan
Yeşim
Coşkun Demir
Seyyal Taner
Ve ASSOLİST:
Muazzez Abacı
Evet bu isimler canlı kanlı sahnedeydi ve plaklardan
fırlayıp sahnede gene tüm sıcaklıklarıyla sahne aldı ve iki gün biz o döneme
yetişememiş müzikseverlere (90ları tanzih ediyorum) bir gecede on gazino gezmiş
gibi o gazino dönemlerini yaşattılar.