Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

15 Nisan 2016 Cuma

GİTTİM, GÖRDÜM, YAZDIM - TOLGA AKYILDIZ'LA %100 AÇIK SAHNE VOL. 10

TOLGA AKYILDIZ'LA %100 AÇIK SAHNE

Müzik denince akla gelen ilk üç kişiden olan Tolga Akyıldız #muzikbirlestirir dedi ve 10. defa müzikseverleri ve sanatçıları garajistanbul'da %100 Açık Sahne'sinde buluşturdu.

Tolga Akyıldız’ın müzikseverleri gene dev isimler ve müzik dünyasının en yeni sanatçı/gruplarıyla buluşturduğu bir %100 Açık Sahne daha geride kalırken, ben de her zamanki gibi geceyle ilgili izlenimlerimi yazmak üzere oradaydım. Hala bu gece hakkında bilgisi olmayanlara (var mı öyle biri?) kısaca bu gecenin anlam ve önemini anlatacak olursam, Tolga Akyıldız’ın müziğe yaptığı dev katkıdan başlamam gerekir. Müziğin en gedikli ve büyük isimlerinin müzikte yeni yeni varlık gösteren sanatçı ve gruplarla aynı sahneyi paylaştığı, müzikseverlerin sevdiği sanatçıları dinlerken bir yandan yeni grupları/sanatçıları tanıdığı ve yeni grupların da ciddi bir müziksever kitleye kendilerini ve müziklerini ifade etme fırsatı buldukları festival havasında geçen bir müzik etkinliği %100 Açık Sahne. İyi müziğin peşinden koşan bir müziksever olarak bu geceyi çok önemsiyorum.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Tolga Akyıldız’ın artık gelenekselleşen %100 Açık Sahnesinin 10.su, 8 Nisan’da Garaj İstanbul’da yapıldı. Ayşegül Aldinç’ten Yaşar’a, Harun Tekin’den, Koray Candemir’e gene her birinin müziklerine ayrı ayrı müptela olduğum isimlerin yanı sıra Keti, You May Kiss The Bride, Pera gibi grupları keşfettiğim gecenin sunuculuğunu gene izlemesi ayrı bir keyifli İpek Atcan yaptı.

Gecede ilk olarak Pera grubu sahne aldı. 2008 yılında Gökhan Mandır ve Hakan Ünalan tarafından kurulan grup, rock ve  hardcore tarzlarda şarkılar yazıyor. 2012 yılında Bir Başka Dünya, 2013 yılında Giz, 2015 yılında Biri Vardı teklisi ve 2016 yılında En Güzel Mevsimim albümlerini çıkaran grup gecede Affet, Bul Beni ve son albümlerinden Kahpe Geceler şarkılarını seslendirdi. Bilhassa Bul Beni melodisi ile aklımda kaldı. Solist Gökhan Mandır’ın seyirciyle iletişimi ve Kahpe Geceler şarkısında seyirciyi şarkıya dahil etmesi ayrı bir hoşluktu. Pera grubu geceye dinamik ve coşkulu bir giriş yaptı ve daha önceki Açık Sahneler’de gördüğüm başka grupların aksine, kendilerini, albümlerini, şarkılarını tanıttılar. Seyirci etkileşimi çok iyiydi, ki böyle gecelerde ilk grup olarak sahne almak risktir aslında. Seyirciler daha yeni toplanmış olur, ısınmamış olur, istenen reaksiyonu veremez vs. Pera tabi yılların sahne deneyimiyle birlikte, bu konuda hiç sıkıntı çekmedi. Şahsen beni –yer yer bana göre çok gürültülü gelse de müziği- sahneye çekmeyi ve kendini izletmeyi bildi. Gökhan Mandır solist olarak sahnede iyi duruyor ve dolduruyor. Grupla ilgili detaylı bilgiyi PERA BAND adresinden alabilirsiniz.
Yusuf Pişkin'in objektifinden

Burada bir parantez açmak istiyorum. 10. Açık Sahnedir buna bilhassa dikkat ediyorum, yeni gruplar/sanatçılar sahneye çıkıyor ve çoğu ne kendini ne albümünü ne şarkısını tanıtmadan iniyor. Biz de ne dinledik şimdi deyip öğrenemiyoruz, ilgilenemiyoruz. Halbuki orası senin oyun alanın, kendini, müziğini anlatman için sana verilmiş kocaman bir süren var ve sen bunu değerlendiremiyorsun. Bilmiyorum bu yazım yeni gruplara ulaşır mı ama, yenisi Eylül ayında yapılacak bu gecede sahne alacak gruplar, lütfen lütfen kendinizi tanıtmayı ihmal etmeyin.

Gecenin ikinci konuğu, Türkiye’de böyle işler çıkıyor mu yaw diye beni hayretten hayrete gark eden You May Kiss The Bride grubu oldu. Yurtdışında epey festival gezmişlikleri ve tanınırlıkları olan grup post-hardcore (*internette araştırırken yaptıkları müzik türünün adının böyle geçtiğini gördüm, yanlışsa özürler) müzik yapıyor. Daha önceki EP’lerinden bir şarkı söyledikten sonra bu sene çıkardıkları Bensiz Bir Sen teklisini seslendirdiler. Gecenin ilk sürprizi, bu sene çıkardıkları ve ilk kez Türkçe bir şarkı yazdık dedikleri teklileri Bensiz Bir Sen’de düet yaptıkları Model’den Fatma Turgut’un desteğini göstermek üzere gecede sahne alması oldu. Bu müzik adına güzel bir dayanışma örneğiydi ve Fatma Turgut yaptığı konuşmada da buna değindi, yurtdışında Türkiye’yi temsil eden bu grubu desteklemek gerektiğinden bahsetti. Grubun müziği benim için fazla gürültülü ve sert. Şahsi olarak benim dinlediğim müzik skalasında değil ama izlediğim performanstan çok etkilendim, adeta yurtdışında yabancı bir grup performansını izliyormuş gibi bir sound ve sahne performansı izledim. Bu tarzın meraklılarını tatmin edecek bir müzik yapıyorlar. Onlar da kendilerini ve grubu tanıtan gruplardan biri. Performansı izlerken bu ses neresinden çıkıyor bu çocuğun diye düşünmedim değil. Grupla ilgili bilgileri You May Kiss The Bride İnternet sitesi'nden alabilirsiniz.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Geceye gümbür gümbür iki performanstan sonra benim için –blogumu takip eden bilir- en anlamlı ismi olan Yaşar sahne aldı. Doğrusu sert müzikten sonra biraz durulmaya ve kulaklarımın dinlenmesine ihtiyacım vardı. Yaşar gecede Gel Benimle, Cezayir Menekşesi ve Bela Sevdan şarkılarını söyledi. Biraz önce death metalle kafa saç sallayan izleyicileri Bela Sevdan’a eşlik ettiklerini görmek ilginç ve hoştu. Müziğin çok yönlülüğü böyle bir şey işte. Yaşar’la klasik tokalaşmamızın fotoğrafının çekilmiş olması benim için gecenin güzel sürprizlerindendi. Yaşar tüm profesyonelliğiyle grup üyelerini (Kuşlar Orkestrası) tanıttı, seyircileri sahneye çekti ve sahnede bulunduğu 12 dakika boyunca önceki gümbür gümbür performansların yarattığı tempoyu düşürmeden seyircilerin enerjisini korumayı bildi. Benim için Yaşar gecenin yıldızı idi, zira yıllardır Yaşar’ı bu %100 Açık Sahnelerden birinde görebilecek miyim diye düşünür dururdum velakin rüyalar gerçek oldu ve Yaşar her ne kadar bana çok çabuk geçti gibi gelse de, o gece hepimizin gönlüne bir parmak bal çalarak sahneden inip gitti.
Kerim Arslan'ın objektifinden benim için çok kıymetli bir anı...
Kerim Arslan'ın objektifinden
Her Yaşar programında olduğu gibi baştacı serimi yapmayı ihmal etmedim, Yusuf Pişkin de fotoğrafladı. :)
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yaşar’ın arkasından tempoyu biraz düşürdük ve Manga’nın solisti Ferman Akgül solo olarak yeni çıkardığı teklileri Anlatacağım Tanrıma ve İstemem Söz Sevmeni ile akustik bir performans yaptı. Anlatacağım Tanrıma’nın hikayesine de değinen Akgül, bu şarkıyı, bir gazetede okuduğu Suriyeli bir çocuğun tek bir sözünden nasıl çıkardığını anlattı. Ardından İstemem Söz Sevmeni teklisinin piyano versiyonu ile kulaklarımızı dinlendirdi. Ferman Akgül gerçekten sahneye çok yakışan bir adam ve onu izlerken, sanki bir evde arkadaşım çalıyor da ben de dinliyorum gibi hissettim. Zaten Ferman Akgül’ün hep öyle bir dost gibi hissettiren tarafı vardır. Gerçek hayatta tanımasam da öyle bir izlenimim var işte. İstemem Söz Sevmeni, kulağa yerleşen melodisi ve meramını klişe sözlere bulaşmadan anlatan bir şarkı olarak 2016 yılının en iyi ve en dikkat çekici şarkılarından biri benim için.

Kerim Arslan'ın objektifinden

Manga etkisi geçmemişken gecenin bir diğer yeni grubu Keti çıkıyor sahneye. Gene Manga’dan Yağmur Sarıgül destekli Keti dinginleşen geceye biraz hareket getiriyor. Eskişehirli bir grup Keti ve 2010 yılında bu yana çeşitli konserler ve yarışmalarda gösterdikleri başarılarla ve bilhassa 2011 yılında Fanta Gençlik Festivalinde Manga ve Tarkan’ın ön grubu olmalarıyla hatrısayılır bir başarı yakalamış grup. Grup gecede Ver Beni Yalnızlığa teklisini ve bir de Tual coverı  Pencereler’i seslendirdi. Şahsen ben kendi parçalarında daha başarılı buldum ya da Pencereler bu kadar sert bir düzenleme için yanlış parçaydı diye düşündüm, zira Pencereler’de pencere önünde ömür çürüten adamın isyanını ve hüznünü sert cover versiyonunda bulamadım. Ver Beni Yalnızlığa teklisi coverdan çok daha başarılıydı. Grubun müziklerini sevdim, zamanla biraz daha kendi tarzları daha iyi oturacaktır yerine, şu an Manga tınıları çok yoğun. Ama solist iyi taşıyor grup solistliğini ve keyifle izletiyor. Eskişehir’den geldiklerini söylemeleri de iyi oldu.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Ve gecenin bir diğer büyük yıldızı, benim de canlı görmeyi yıllardır beklediğim Ayşegül Aldinç geliyor sahneye. Zamanı donduran kadınlardan Aldinç. Otuz sene önceki kliplerini izliyorum, bir de karşımdaki güzelliğe bakıyorum. Çok başka, zamansız bir kadın Ayşegül Aldinç. Tüm zarafetiyle sahneye çıkarken ben büyülenmiş gibiyim, bir yandan acaba beni tanıyacak mı düşünceleri içindeyim. Zira sosyal medyada Ayşegül Aldinç’le yazışma mutluluğu yaşayanlardanım. Derken bana bakıp gülüyor ve “Aaa Tunca, gelmişsin” diyor… Ben şok ben manşet… Sahnede duruş onda, seyirciyi avcunun içine alma onda, ses yorum onda, “bu gece sizi dinlendirmeye geldim” diyor ve 16 yıl sonra aradaki yılları silip atmışçasına gelen ama sanki son albümünden 16 sene sonra değil de 2 sene sonra çıkarmış gibi hissettiğim yepyeni albümünün (ki bloğumda yazısı yer alacak) çıkış şarkısı Durum Leyla sahneden yayılmaya başlıyor. Ben şarkıya eşlik ederken Ayşegül Aldinç kah bana bakıyor, kah gülümsüyor, kah salonu eşliğe çağırıyor. Ben o sırada bağır çağır vaziyetlerdeyim (kulaklara verdiğim zarardan dolayı özürler), Ayşegül Aldinç ikinci olarak geçen sene çıkarıp hepimizi mest eden Mabel Matiz şarkısı Bir Tek Gördüğüm’e giriyor. O an hiç bitmesin istiyorum. Son olarak bir Sorma çekiyor ki bütün salon Ayşegül Aldinç’i bile bastırıyor. İyi şarkılar hangi müzik türünü severseniz sevin mutlaka kulaklarınızda yer etmiş oluyor, işte biraz önce hard rock şarkılarıyla kendinden geçen müzik dinleyicileri şimdi rock’ın tam tersi sulardaki Sorma’yı baştan sona söylüyor. Ayşegül Aldinç teşekkür ederek sahneden inerken teşekkürler diyorum arkasından. En kısa zamanda bir Ayşegül Aldinç konserine gitmeli.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Kerim Arslan'ın objektifinden
Gecenin ikinci yarısı slov geçiyor. Ayşegül Aldinç’in arkasından, yorumunu sevdiğim isimlerden Bora Duran çıkıyor sahneye. Bora Duran yıllardır sessiz ama emin adımlar ilerliyor müzik dünyasında ve müziğinin geniş kitlelerce benimsendiğini görmek mutlu ediyor. Daha önceleri birkaç konserini izlemişliğim, konuşmuşluğum, hatta bir konserinde bana mikrofon tutmuşluğu bile var. Bora Duran’ı sahnede izlerken o zamanlar geçti gözümün önünden. Bora Duran son zamanlarda yaşanan tatsız olaylara değinerek, bu kötü günlere uygun İnsan şarkısını seslendirmeye başlıyor tek gitarla. Bütün salon “Ağlıyooor, azalıyoooor, tükeniyooor insan” derken” daha güzel günlerin hayalini kuruyoruz. Bora Duran da seyirciyi şarkıya almayı seven sanatçılardan. Albümünde seslendirdiği Hüsnü Arkan bestesi Müebbet’in nakaratını dinleyiciye emanet ediyor. Bütün salon hep bir ağzıdan bağırıyoruz: “Hayret bu gönül, Lanet bu gönül, Müebbet bu gönül bilmiyor”. Bora Duran’ı izlemeyi seviyorum. Tatlı bir duruşu var şarkı söylerken. Ekibini tanıtması da ayrı bir hoşluktu.
Yusuf Pişkin'in objektifinden...
Kerim Arslan'ın objektifinden
Gece dingin bir havada devam ederken, daha önce gene garajistanbul’da izlediğim ve sahnesine, sesine, yorumuna hayran olduğum Güvenç Dağüstün sahneye geldi. Birkaç ay önce Kadın Cinayetlerini Durdurma Platformunun gecesinde izlemiş, sonrasında sosyal medyada attığım mesaja gelen sıcak yanıtla gönlümün özel bir yerine yerleşmişti Güvenç Dağüstün. Bu gece de tüm sıcaklığıyla sahnedeydi, şarkılarını seslendirmeden önce yaptığı samimi konuşmaysa çok hoştu. “Burada içeride kendi şarkılarını yazan bir sürü sanatçı var, benim yazdıklarım tutmuyor, o yüzden size Ortaçgil ve Sakman söyliycem bu gece,” diyerek performansına başlıyor. Salona sessizlik hakim, bense “bu İş zooor çook zor yoncaa” şeklinde avazlardayım. Güvenç Dağüstün zaman zaman Kulis Bebek’te sahne alıyor, sahnesini izlemenizi tavsiye ederim.

Güvenç Dağüstün’ün arkasından gece bir parça daha hareketleniyor ve daha önce gene Açık Sahneler’den birinde izlediğim Son Feci Bisiklet sahne alıyor ve dinginleşmiş ruhumuza bir hareket getiriyor. Sahnede iyiler ama keşke şarkıları da tanıtsalardı, hangi şarkıları söylediklerini takip edemedim ya da adını öğrenemedim. Grup 2011 Ankara çıkışlı ve konserleri dolu dizgin devam ediyor. Baya da kitleleri var internette okuduğum yorumlardan anladığım kadarıyla. Grubun bilgilerine SON FECİ BİSİKLET FACEBOOK SAYFASI adresinden ulaşabiirsiniz.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden

Gecenin sonlarına yaklaşırken, gene vites küçültüyoruz ve kendimizi Cihan Mürtezaoğlu ile Can Güngör’ün ayrı ayrı solo gitar ve yorumlarına bırakıyoruz, yorulmuş kulaklarımız gitar melodilerinden yastıklara başlarını koyarken, Ceylan Ertem’in gelmesiyle biraz canlanıyoruz. Ceylan Ertem  “Bardak Dolsun” diyor ve kah koltuğuna oturarak kah ayakta Ceylan Ertem şarkıları hep gerçeğe değen hikayeler anlatır, insana dair, hayata dair, aşka dair. Biraz şiirdir sözleri. Doğaldır, doğaçlamadır yer yer. Standart şarkı dizilişi yoktur. Ceylan Ertem “Bu bardak çınlayacak çocuk” derken performansıyla gözlerimizi hapsediyor. Bu arada tam konuşurken seste meydana gelen ufak aksilik canını sıkıyor biraz ama şarkıya girdiğinde bütün sıkıntısı gidiyor ve gene kendimizi Ceylan Ertem-Cihan Mürtezaoğlu-Can Güngör müziğine bırakıyoruz. Ceylan Ertem uzun uzun anlatıyor Cihan Mürtezaoğlu ve Can Güngör'ün müzikteki ve hayatındaki önemini. Bu kısa muhabbet ve dingin müzik sanki beni bir evde salonun ortasında bir müzik gecesinde toplanmışız hissini daha iyi yaşatıyor. Ceylan Ertem giyimiyle bir Hint prensesini andırıyor biraz bana. Üçlü bir de çok sevdikleri Mehmet Güreli'nin Uçurtmasını yorumlayarak hepimize düşler kurdurup uçurtma uçurtuyor.
Yusuf Pişkin'in objektifinden

Yusuf Pişkin'in objektifinden
Bu akustik gitar şöleninin ardından, gecenin son konuğu Gece bolca sürprizlerle çıkıyor sahneye. Gece grubunu dördüncü albümleriyle keşfettim aslında. Giderek çok daha fazla sarıyor müzikleri beni. Gece 2000 yılı Ankara çıkışlı bir grup ve dördüncü albümleri Kalbe Kördüğüm’ü Koray Candemir desteğiyle bu sene çıkardılar. Gecenin ve Gece’nin sürprizi de o oluyor aslında. Gece’nin sahnesine ilk önce alkış kıyamet Harun Tekin konuk oluyor. Harun Tekin Gece grubunu öven bir konuşma yaptıktan sonra, Gece son albümlerinden Gönder Gelsin’i Harun Tekin’le birlikte seslendiriyor. Artık bu saatten sonra belli bir dakika sınırı yok, bundan alınan rahatlıkla biz salonda, Gece ve Harun Tekin sahnede eğlenceye devam ediyoruz. Gece ve Harun Tekin’in kah birbirleriyle paslaşmaları, kah kenarda bekleyen Koray Candemir’e tatlı sataşmaları, kah birbirlerinin şarkılarına eşlik etmeleriyle izlemesi keyifli anlar ve şahane bir (bunu kullandığım için özür dilerim) “sinerji” yaratıyorlar. Sahnede çok eğlenen bir Gece ve Harun Tekin performansı izliyoruz ve onların coşkusu bize de geçiyor.  Son performans olmasına rağmen salon hala dolu. Bir ara Harun Tekin mikrofonu alıp Bir Derdim Var’ı söylemeye başlıyor ve mikrofonu seyirciye bıraktığında bütün salonun bir ağızdan söylemesi karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor teşekkür ederken. Derken Koray Candemir dayanamayıp atıyor kendini sahneye. Sahnede üçlü bir rock fenomeni yaşanıyor. Üçlü Gece’nin Ben Öldüm şarkısını beraber ve bizlerle birlikte söylüyorlar.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Kerim Arslan'ın objektifinden
En son Koray Candemir'in sahnede Harun Tekin’e laf atıp bir de üstüne “Bir Derdim Var”ın ilk kısmını söylemesiyle tarihi bir ana tanıklık ediyoruz. Sanatçılar arasında  böyle dayanışmalar 90'lardan hasret kaldığım güzellikler. Birbirlerinin şarkılarını söyleyip birbirlerini onore etmenin erdemini ve güzeliğini bize de yaşatıyorlar. Sonra Nefesini Tut melodileri yayılmaya başlıyor. Koray Candemir’in solo olarak devam etmesinin ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha anlıyorum. Çünkü adam hakkaten tek başına çok iyi… Sahne duruşunu mütevaziliğiyle harmanlayan, bir de üstüne harika şarkılar yapan Koray pamuklara sarılası bir müzisyen. Koray Candemir en son teklisi “Son”u da ilk kez garajistanbul’da seslendiriyor bu arada ve ben çok beğendim şarkıyı.
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Kerim Arslan'ın objektifinden

Gece #muzikbirleştirir teması altında böylece bitiyor. Bu can sıkıcı zamanlarda, bu kadar bölünmüş zamanlarımızda hepimizi müzik çatısı altında birleştiren bu gecenin öneminden bahsediyor çıkan sanatçılar. Seyirciler yer yer çok konuşup biraz dikkat dağıtıcı olsa da, rüya gibi başlayan gece, su gibi akıp geçiyor, bana da dinlediğim güzel müzikleri, keşfettiğim yeni grupları, yaşadığım tatlı anları yazmak kalıyor. Gecenin sunucusu İpek Atcan da tatlı sunumuyla ve zaman zaman sahne alacak gruplarla ilgili anılarını anlatarak gecenin rengi oluyor. Ve Tolga Akyıldız… En büyük teşekkürler ona. Türkiye'de onun gibi adamlara çok ihtiyaç var. Çünkü o dünyayı ancak sanat ve müziğin kurtaracağı idealini düşünmekle kalmıyor, bunu gerçekleştirmek için çabalıyor ve elini taşın altına koyuyor. Gerçekten büyük bir iş yapıyor. Gecenin mimarı gene muhteşem bir festivali başarı ve coşkuyla geride bırakırken, teşekkürlerle bitirdiği kısa bir konuşmayla her seferinde müziğin birleştiriciliğinden bahsediyor.

10.su yapılan %100 Açık Sahne, Eylül’e kadar tatile çıkıyor ama şimdiden heyecanla beklemeye başladım. Tavsiyem, siz de muhakkak bu gecelerden birinde bulunun, çünkü bizleri gene müzik ve sanat kurtaracak ve yaralanmış ruhlarımızı gene müzik ve sanat iyileştirecek ve burada sadece iyi müzik var! Siz siz olun müziksiz kalmayın...

Not: Fotoğraflar için Tolga Akyıldız, Kerim Arslan ve Yusuf Pişkin'e teşekkür ederim. Fotoğraf altında yazı bulunmayan birkaç tane foto ise bana aittir.





6 Şubat 2016 Cumartesi

ALDIM DİNLEDİM YAZDIM – CİHAN GÜÇLÜ - KİM ANLIYOR Kİ?

GİDENİN ARKASINDAN BAKAN ŞARKILAR
2010 yılında hepimizin beynini Ama’larla kavuran Cihan Güçlü 5 sene sonra yeni hikayeleriyle döndü.

2000’li yıllar – özellikle ilk 10 yılı- benim için müzik açısından çok keyif aldığım yıllar olmadı. Bunda yeni milenyuma girişle birlikte kulağımın alışık olduğu canlı enstrümanlı, akustik albümlere güle güle denmesinin ve yeni çıkan şarkıcıların dünya müziğine uymak için elektronik melodilere teslim olmasının payı büyüktü. Bu yüzden  16 sene içinde genelde 90’lardan bu yana müzik varlığını sürdüren çok sevdiğim kişilerin albümlerini ve programlarını takip ettim. Bununla birlikte 2010’lu yıllarda, ilk 10 yıldaki geçiş sürecinin kafa karışıklığı geçti ve nispeten iyi isimler ve gruplar birer birer müzik piyasasında girdiler. Bu yazı benim o isimlerden en beğendiklerimden biri olan Cihan Güçlü’ye ait.

2010 yılında elinde gitarı, üzerinde lise üniformasına benzer beyaz gömleği ve kravatıyla “Ama, amalar var ya, beynimi kavuran, Ama ama’lar lazım sevmişiz bir zaman” diye haykıran bir ses dikkatimi çekti. Bana aynı anda hem 90’ların ruhunu hem de 2000’lerin modernizmini yaşatan bu sesin albümünü aldığımda, ilk tepkim “oh bee” oldu, zira 2000’li yıllarda çıkıp almaya değer bir albüm bulabilmiştim nihayet. O albümü ben çok sevdim, zira her biri bir hikaye anlatan uzun şarkılardı ve aptala ezberletir gibi bir kıta 32 tekrar nakarattan oluşmuyordu. Akustikti, gitar müziğiydi ve Cihan Güçlü’nün sesi en sevdiğim erkek vokal rengindeydi. Uzun zamandır hasret kaldığım deniz kenarı ateş başı gitarlı şarkılara benziyordu, kulağı sarıyordu ve kolay dinleniyordu.
İlk albüm kapağı
Biraz araştırınca Cihan Güçlü’ye ilgim arttı, Candan Erçetin’in öğrencisi olan ve teşvikiyle müziğe atılan Cihan Güçlü, sözü müziği kendisine ait güçlü şarkılarla 2011 yılımın en çok dinlediğim albümü oldu. Bu arada Candan Erçetin’in Melek Albümünde yer alan Şehir ve Yaşıyorum şarkılarıyla besteci yönünü ve Mehmet Erdem’e verdiği Acıyı Sevmek Olur Mu, Herkes Aynı Hayatta gibi şarkılarla da söz yazarı ve besteci yönünü diğer müzisyenlerle paylaşmaya devam etti. O albümden bir de Seni Çok Özledim şarkısına klip çekildi ve sonrasında Cihan Güçlü cephesinden uzun süre yeni bir haber duyamadım.


Derken geçen Ekim ayında, Cihan Güçlü’den beklenen haber geldi ve Cihan Güçlü tesadüfen girdiğim bir müzik markette rafta görünce bir süre gözlerime inanamadığım, sonra hemen aldığım yepyenisi, “Kim Anlıyor Ki?” albümüyle gönlümü ve arşivimi yeniden fethetti.

Şarkılar 5 sene içinde olgunlaşmış bir Cihan Güçlü’nün kaleminden akan güçlü satırlar. Albümü kaç kere dinledim bilmiyorum, ama ilk edindiğim izlenim, albümün bütünüyle gidenin arkasından bakan bir adamın avunmalarını, özlemelerini, isyanlarını, mutsuzluklarını, umutsuzluklarını, öfkesini, pet etmelerini ve umutlarını anlatan şarkılarla dolu olması oldu. Bu yüzden “gidenin arkasından bakan şarkılar” dedim ben hepsine. Gidenin arkasından bakarken adam duygularını ajite etmeden, vıcık vıcık romantizme bulanmadan, klişe “kahrolma, mahvolma, ölme, bitme” nidalarına prim vermeden, bir ayrılık ve ayrılık üzüntüsü nasıl efendi gibi yaşanır, ayrılan bir adam neler hisseder, bir ayrılık şarkısı nasıl yazılır kitabı gibi. Her şarkı ayrı bir duygu barındırıyor. Hepsini tek tek ayrıntılı ele alacağım ama öncesinde albüm hakkında genel bir bilgi vermek istiyorum.

Ekim 2015’te Sony Music etiketiyle çıkan albümde 1’i yeniden yorum, 1’i önceki albümde yer alan bir şarkının yeniden düzenlemesi olmak üzere 12 şarkı bulunuyor. Albümde yeniden yorum dışında tüm şarkılarda Cihan Güçlü imzası görüyoruz, ki bu da albümü daha kıymetli kılıyor, kendi söz müziğini yapıp yorumlayan sanatçılar hep önemlidir benim için. Cihan Güçlü’nün yeniden yorumladığı (*cover demeyi sevemedim bi türlü), Sezen Aksu’nun Serçe albümünde yer alan ve yıllar yılı acaba kime yeniden söylemek nasip olacak diye düşündüğüm Gelen Gideni Aratır şarkısı, disko funk tarzında düzenlemesiyle albümdeki yerini almış.

Albüm genel olarak sarımsı tonlarda, bu da şu açıdan hoşuma gitti: bir kere sarı tonlar retro bir hava vermiş. Özellikle günümüzde tarafların ayrıldıktan sonra birbirlerinin gözlerini oydukları şarkıların aksine, vakarla ayrılığı taşıyan ve sözlerinde kırılsa da kırmayan bir adamın duygularını anlatması bakımından aslında şarkıların eski aşklara selam duran bir havası var. Bu kapağa bakınca eski bir albümde sararmış bir fotoğrafa bakar gibi oluyorsunuz ve ister istemez eskiyi, geçmişi düşünüyor ve geçmişe gidiyorsunuz. Arkadaki cumbalı, cumbadan çiçekler sarkan evler bu hissimi doğrular nitelikte. Önde lise üniformalarını atmış, saçlarını uzatmış bir Cihan Güçlü yüzünde belli belirsiz bir tebessümle bakıyor ve o bakışlar şarkıların duygusunu anlatıyor, bir hasretli bakış var. Arkada insanlar gelip geçerken, o tek başına kalmış, insanlar onun neler hissettiğini bilmeden yanından geçip gidiyor ve o da sesini duyurmaya çalışıyor. Albümün adına da çok uygun bir kapak bu: “Kim Anlıyor Ki?” Cevabı yalnızlığında görüyoruz. (Bir eleştirim, Kim Anlıyor Ki’den sonra soru işareti gelmeliydi ve acaba yazı fontu farklı mı olsaydı düşüncesi). Arka kapakta ise gene elinde gitarıyla düşüncelere dalmış gitmiş bir Cihan Güçlü görüyoruz. Gene yalnız, dalmış ve derdini müzikle anlatıyor.

Albümde hikaye ayrılığın birkaç gün sonrasından başlıyor ve Cihan Güçlü’nün anlattığı hikayelerde adam ilk şarkı Bihaber’de “Günlerdir yok ki bir haber, sordum hep söylemediler” diyerek sevgiliden haber alamamanın endişesini duyuyor. Sonra “sarhoş olup yanıp duruyor” ve bu defa gerçekten bittiğini ilk kez anlıyor: “Galiba son bu sefer”. Gene de sevgilinin ona unut diyenleri umursamamasını söylüyor ve ben beklerim yeter ki sen iki satır yaz, diyerek bir haber almayı bekliyor. (“Bir mektup çok mu zor bana” demesi albümün retro havasını doğrular nitelikte zira mail çağında hala mektup yazan bir sevgili bulursanız bence kaçırmayın! ) Buna karşın hala içinde bir umut var, sevgiliye “ben de sana yaz diyorsam, bir sebebi vardır” demesi bu umudu koruduğunun göstergesi. Yüz yüze gelemeseler bile, sevgilinin ona bir şekilde haber göndereceğini ve kaderin onları yeniden buluşturacağına inanıyor (“koy bir şişeye at be denize, inanıyorum ben kadere”).  “Koy bir kasaya, sakla onu da sabır taşları bedava”, diyerek de, sabırla beklemekten vazgeçmeyeceğini dile getiriyor ve sevgiliye kapıları açık bırakıyor: “geriye dönsen yine senin olurum, önüme bakmam ki seni unuturum, seni severken nasıl geri dururum, sonumu bekler kururum”. Hayatıma devam edersem senden uzaklaşmaktan korkuyorum ve bunu istemiyorum; seni böyle severken de hiçbir şey yapmadan elim kolum bağlı bekleyemem, beklersem ancak sonumu beklerim, yani seni beklemekten vazgeçmem, diyerek son sözünü söylüyor adam. 1. şarkının hikayesi Umuttur.

2. şarkı Canım Sevgilim’de adam eski günleri hatırlıyor ve kendisiyle yüzleşiyor. Bu şarkıda ve daha birçok şarkıda dikkat ettiğim bir şey var, o da “zaman her şeyin ilacıdır” sözünün aksine, şarkıdaki adamın “zamanın hiçbir şeye ilaç olduğu yok, acı olduğu yerde duruyor” düşüncesi. Zira bu şarkıda, “zaman neyi düzeltmiş ki, koyuyor hep üstüne” diyerek, zamanla özlemin ve ayrılık acısının güçlendiğini söylüyor. Adam kendi kendine kaldığında eski güzel günleri aklına geliyor, sevgiliyle birlikteyken nasıl daha iyi ve olumlu bir adama dönüştüğünü, zamanın hep güzel geçtiğini hatırlıyor. Sevgiliye şarkılar yazıyor içini anlatabilmek için ve bu ayrılığın nedenlerini bulmaya çalışıyor: “Ah benim canım sevgilim, ben sana neler söyledim”. Sonra sitemlerini sunuyor: “Kalbinde yok mu hiç yerim, ah seni nasıl özledim”. Ben senin kalbini kazanmak için bu kadar uğraşırken (Şarkılar yazdım duy diye, günler eskittim yıl diye), sen beni nasıl unutursun? diyerek sitem ediyor. 2. şarkının hikayesi Eskiyi Hatırlama ve Sitem.

3. şarkı Ayırmıştı Hayat’ta, adam hep peşinden koştuğu sevgilinin ona “unut” diyenleri dinleyip unutmasıyla yaşadığı kırgınlığı anlatıyor ve ayrılığın üstesinden gelme sürecine giriyor. Yüz yüze geliyorlar gene, bu defa sevgilinin gözündeki o sıcaklık gitmiş, sevgilinin ifadesi donuk, soğuk. Adamsa elinden geleni yaptığı için içi rahat. Çünkü çok koşmuş ve çok uğraşmış, umudunu korumaya çalışmış ama sevgili nuh demiş peygamber dememiş. O da tamam diyor artık, benden bu kadar. O sıcak günleri düşünürken sevgilinin artık içinin sızlamadığını biliyor ama arada gözlerinin dalarak neyi kaybettiklerinin farkında olmasını istiyor. Bir zaman ortak hayaller kurdukları, kalpleri beraber atan aşıklar artık iki yana savrulmuş, o yaşanacak güzel günler ukde olarak kalmış, kurdukları hayaller paramparça olmuş. “Ayırmıştı hayat yerime koyuyor mu, söyle sevdiklerin seni de üzüyor mu, bir zamanlar beraber atmıştı bu kalpler, için sızlamasa da gözün dalıyor mu” diyerek çuvaldızı sevgiliye batırıyor. 3. şarkının hikayesi Gücenme. Şahsen albümdeki kliplenmesini istediğim favori şarkılarımdan biri.

4. şarkı Korkuyorum’da, adamın ne kadar dik durmaya çalışırsa çalışsın, ne kadar ayrılıktan sonra “o unuttu ben de unuturum” derse desin, aslında durumun öyle olmadığını, hiçbir şeyi unutmadığını; bununla beraber, ilk şarkıda umutla “sen gel, ben seni hep kabul ederim” derken artık “geri dönemem, deli değilim artık” diyerek bu ilişkiden istifa ettiğini görüyoruz. Velakin “Daha güzel günler gelecek mi, kurşun gibi ayrılık beni yenecek mi, zaman geçecek beni iyi edecek mi, yangın yeri yüreğim huzura erecek mi?” şüphelerine düştüğü noktada, adamın da bu ilişkiye güle güle deme sürecine girdiğini görüyoruz. Artık bu onu çok üzse de hayatına devam etmesi gerektiğini biliyor. Bir yandan bu ilişkiden kopmayı isterken, bir yandan bırakma diyor içi, bir yanı ayrılığa karşı koyuyor, bir yanı istiyor, kafası karışıyor bilhassa gecelerde kendiyle ve düşünceleriyle baş başa kaldığı zamanlarda. Yani 4. şarkının hikayesi Karışık Ruh Hali.

5. şarkı Hep Bi Bahane’de adamın bu ayrılıktan sevgiliyi sorumlu tuttuğunu görüyoruz. Biraz sarsıp kendine getirmek istiyor. Sevgili hep bahanelerle, gururla yaklaşıp aşka bir şans vermemiştir, düşüncesizdir, adam da sorar: “delilenmeyi, kafayı değişmeyi, kalan aklımı bana geri vermeyi, düşünür müsün acele mi etmeli mesela” Sevgiliden artık gururu, bahaneleri bir kenara bırakmasını söylüyor. İçten içe onun da kendisini sevdiğinden emin, bu sözleri duyarak kendi kendine sormasını, bu gerçeği kabul etmesini, içinde bir yerlerde sevgisi varsa da bir daha onu bırakmamasını teşvike çalışıyor. Aceleyle verilmiş bir karar gibi gördüğü ayrılığı isterse bitirebileceğini söylüyor. Ama sevgilinin hep bir bahanesi vardır. 5. şarkının hikayesi Sorumlu Tutma.

6. Şarkı Yalandır Güldüğüm, bu ayrılığın ardından kendini şiirlerle şarkılarla avutan, “onu unuttum” diyen, etrafına gülücükler saçan, ama bir yerde sevdiğinin montundan giyen, kokusundan süren, onun gibi gülen birini gördüğünde birden dünyası alt üst olan, allak bullak olan, yıkılan bir adam görüyoruz. Adam bu gamsız görünümün yalan olduğunu, bu unutmuş görüntünün yalnızca görüntüden ibaret olduğunu, aslında gideni unutamadığını ve deliler gibi özlediğini kendine ve şarkıyı dinleyenlere itiraf ediyor. Sevgiliye dair en ufak bir detay gördüğünde bütün özlemler, anılar, aklına doluşuyor ve büründüğü sahte gülüşler ve görüntüler o çaresiz özlem ve kahır duygusuna bulanıyor. O girişte bahsettiğim, “zamanın hiçbir şeye çare olmadığı” düşüncesi burada da kendini gösteriyor. Adam sabırla bekliyor ama zaman bile bu ayrılıktan yoruluyor, bir of çekiyor. (Ki bence şarkının en can alıcı satırı da burası). 6. şarkının hikayesi Kendini Aldatma. Benim de albüm favorilerimden olan bu şarkı albümün ikinci klibi olacak.

7. Şarkı Biz İkimiz, Cihan Güçlü’nün ilk albümü Ama’da hareketli ve biraz daha farklı sözleriyle yer almıştı. Cihan Güçlü’nün dediğine göre bu albümdeki versiyonu ilk versiyonu. Daha orta tempo hale getirilmiş şarkıda, bir sorgulama görüyoruz, “biz birbirimizi bu kadar severken, neden ayrıyız, neden ayrı aşklar peşindeyiz?” sorusunun peşinden gidiyor adam ve aslında ikisinin de birbirlerinden kopamayacağını ve bütün bu ayrı aşkların peşinden koşmaların, ayrı evlerde yaşamaların, iki yabancı gibi davranmaların sahte olduğunu, içten içe birbirlerine ait olduklarını ikisinin de bildiğini, tam ilişkide her şey yerine oturmuşken, sevgilinin aniden vakitsizce çekip gitmesiyle her şeyin yarım kaldığını ve adamın tam da birine bağlanmaya hazır hissettiği anda terk edilmeyle afalladığını anlatıyor: Sen dur dedin, benim daha henüz çok erkendi, Değişiyor, özlüyor, sana bağlanıyordum, Neden gittin bu kadar kolay mıydık senin için, Hayatımdaki en güzel şeydin, sen de bittin. 7. şarkının hikayesi Sorgulama. Favorilerimin favorisi, ağlatangillerden. Hele o değişiyor, özlüyor, sana bağlanıyordum derken, sesi titriyor ya, o hayal kırıklığı duygusunu bin oktav sesi olan şarkıcı veremez.

8. şarkı Gitme, adından da anlaşılacağı üzere, sevgiliye “gitme” çağrısı, çünkü bu karar sonra ikisini de yıkacak, çünkü isteseler bu çukurdan beraberce çıkabileceklerdir. Çözülemeyecek sorun yoktur. Adam sevgiliyi gitmemeye ikna etmeye çalışıyor ve her yolu deniyor. Önceki şarkıyla tutarlı şekilde, “seviyorum seni, bilirim sen de beni” derken, aralarındaki sevginin bitmediğini, birbirlerine ait olduklarını ikisinin de bildiğini, ellerini ancak birbirlerinin ellerinin ısıtacağını, daha acıları yeniyken geriye dönme imkanının hala olduğunu söylüyor. 8. şarkının hikayesi Aşktan Önce Son Çıkış.

9. şarkı Gelen Gideni Aratır, bir Sezen Aksu-Hurşit Yenigün şarkısı ve aslına bakarsanız, bu kadar güçlü şarkı arasında -temposuna rağmen- olmasa da olurmuş. Sezen Aksu’nun 1978 yılı çıkışlı Serçe albümünde yer alan bu parça, Alper Atakan ve Yiğit Denizci düzenlemesiyle disko funk bir havaya bürünmüş. Oturup sorunları konuşarak halletmekten bahseden şarkıda adam, ayrılmamak için açıkça konuşmayı teklif ediyor. Gurur, naz yapıp her şeyi kestirip atmak kolay ama biliyor ki gelen gideni aratacak ve sevgili ondan sonra yerine gelecek herkeste onun sıcaklığını arayacak, keza adam için de aynısı söz konusu. Bu yüzden son bir kez daha deneme, her şeyi doğru dürüst söyleme taraftarı, çünkü ayrılmak kolaya kaçış, sorunları konuşmadan kestirip atmaktır sadece. Halbuki konuşmak, önceki şarkıda bahsedilen “bu çukurdan beraber çıkmanın yoludur” aslında. Bu şarkının hikayesi Diyalog. Albüm bütünlüğü içinde hikayeye uyuyor, ama Cihan Güçlü’nün şarkıları o kadar güçlü ki, ayrı bir yerde duruyor bu şarkı diğer şarkılardan.

10. şarkı Oluyor Böyle’de, artık konuşmanın da ayrılığa çözüm olmadığı noktada, durumu kabulleniş var. Olmadı bu hayatta, oluyor böyle diyerek, denedik ve n’apalım olmadı diyor sevgiliye ve azat ediyor sevgiliyi. Tabi ki çok üzüleceğini, belki bin pişman olacağını biliyor ama çok denediği ve olmadığı için kasmanın anlamı olmadığının da farkında. Giden sevgili hep adam için özel kalacak (Bakma uzakta bu kalbin efendisisin) ama bir daha bir birliktelik yaşanmayacak, çünkü ikisi iki ayrı ruh, ikisi de ne yardan ne serden geçebiliyor ve bütün bu inatlaşmalar kaçınılmaz sonu getiriyor. Çünkü bu ilişkideki çıkmaz ikisine de zarar vermeye başlıyor (Kuru dala tutunulmaz, düşeriz böyleArtık bize sabah olmaz, biteriz böyle) Sevgiliye son kez bizi unutma diyerek elveda öpücüğü konduruyor. 10. şarkının hikayesi Pes Etme, Kabullenme.

11. şarkı, Cihan Güçlü’nün kadim dostu Mehmet Erdem’le düet yaptıkları Kayıp Şehir. Bu şarkı albümün bütünlüğü içinde özel şarkılardan. Zira artık elveda denmiş bir aşkın ardından, bir dostla efkar masasında, dertleri masaya dökme havasında bir şarkı. Cihan Güçlü, Mehmet Erdem’le dertleşiyor, belki bir kadeh rakı içiyor ve içini döküyor: “Böyle bir aşk benden geçti, kimleri seçti” İkisi şarkıda hayattan, insanlardan, ruh hallerinden, ayrılıktan, aşktan konuşuyorlar ve Mehmet Erdem Cihan Güçlü’yü teselli eden, dertlerini dinleyen dost olarak tavsiyelerde, telkinlerde bulunuyor. Albüm kapağını tanıtırken yazdığım insanlar arasında yalnız olma duygusunu bu şarkıda “Ne kadar çok insan var o kadar yalnız” satırlarında görüyoruz. Ayrılığın ardından sevgilinin hayali, sesi gitgide uzaklaşıyor ve adam bu şehirde bir yalnız oluyor. İlk şarkıda “önüme bakmam ki seni unuturum” satırındaki unutma gerçekleşiyor, adam kabullenmiş ama bir yandan tuhaf hissediyor, güzel bir rüyadan uyanıp hiçliğin ortasına düşmüş gibi, sudan çıkmış balık gibi hissediyor, bu şehir gözüne yalan olmuş, duman olmuş, kayıp olmuş gibi geliyor. Eski hallerini hatırlamaya ve o günlere uzanmaya çalışıyor ve o sevgilinin hayalinin artık ondan ne kadar uzak olduğunu fark edince hayret ediyor. 11. şarkının hikayesi Unutma, Dost Avutması, Rakı Masası.

12. şarkı albüme adını veren ve tüm bu hikayeleri özetleyen Kim Anlıyor Ki?.  Adam gene kendine yalnızlığına ve iç dünyasına dönüyor, yaşamı, yaşadıklarını, ilişkileri düşünüyor, içinden çıkamadığı noktada Kim Anlıyor Ki diyerek sıyrılıyor. Ona göre yaşanan her şey bir bilinmeze bağlı ve dünyanın denizindeki bizlerin anlayacağından çok öte. Adam bütün olanlar karşısında sessiz kalsa da, hatta “yalandan gülse de” gözlerinden süzülen yaşlarla ifade ediyor içten içe kahroluşunu, ama yapabileceği bir şey yok, hayat bu, oluyor böyle ve biz dünyanın denizindeki insanlar ancak nedenleri sorguladığımızla kalıyoruz, kimse anlamıyor neden böyle olduğunu. Bu şarkıyla albüm bizi düşüncelerimizle başbaşa bırakıp kendi hayatlarımızı düşündürüyor ve puzzle’ın son parçasını tamamlıyor. Her ayrılıktan sonra olgunlaşıyor adam daha fazla. 12. şarkının hikayesi gene Olgunlaşma.

Cihan Güçlü bu şarkıları söylerken sesi ve sesinin vibrasyonu da sizi hikayelere çekiyor. Öyle ki Korkuyorum’daki hafif çatallanan sesi size Cihan Güçlü yanıbaşınızdaymış da size derdini anlatıyormuş gibi hissettiriyor. İlk albümü Ama’nın çizgisindeki bu yeni albümünde gene güçlü sözler, güzel müzik yürüyüşleri, hikaye anlatan şarkılarla bana mestlerden mest beğendirdi. Cihan Güçlü duygusunu Yaşar’ın ilk zamanlarındaki coşkun haline benzetiyorum. Bu şarkılarda günlük yaşamdan öğeleri ve söyleyişleri de barındırması ve size “aaa ben bunu yaşamıştım” duygusunu veren hikayeleriyle içine alıyor, şarkılardaki kişi siz oluyorsunuz ve bunları birilerine söylediğiniz zamanlara gidiyorsunuz. “Ayrılsak da Beraberiz”ci duygu diyorum ben Cihan Güçlü’nün duygularına.

Albüm favorilerim: Bihaber, Ayırmıştı Hayat, Biz İkimiz, Yalandır Güldüğüm, Korkuyorum.

15 Aralık’ta albümün ilk konseri Jolly Joker’de yapıldı. Gerçekten bir konserde 10 konser izlemiş gibi olduğum bir konserdi. Albüm şarkıları dışında kah fransız şansonlarına daldık, kah gökyüzünde yalnız gezen yıldızlarla gezdik, kah tanrı istemezse yaprağın düşmeyeceğini çığırdık, kah ajda, mfö, kenan şarkılarıyla pop sularında gezdik, pop, arabesk, tsm, fransız hepsi harmanlandı, sürpriz konuklarla müthiş bir Cihan Güçlü gecesi yaşadık. Şimdi yeni konserler için gözlerim etkinlik haberlerinde. Bu beş senelik bekleme sonrasında böyle bir albümle yeniden arşivime girdiği için teşekkürlerimle. Bilhassa akustik müzik özleyenlere şifa gibi gelecek bu albüm…

8 Ocak 2016 Cuma

GİTTİM, İZLEDİM, YAZDIM - HAKAN EREN'LE YENİ YIL GAZİNOSU İFTİHARLA SUNAR (2. BÖLÜM)

HAKAN EREN'LE YENİ YIL GAZİNOSU İFTİHARLA SUNAR (2. BÖLÜM) 

Hakan Eren'le Yeni Yıl Gazinosu 27 Aralık Pazar Günü sahnesinde dev isimleri konuk etmeye devam etti.

Bu gün Yavuz Hakan Tok'un Ah Mazi! konseptiyle başladı. Rezzan Yücel'in ve Işıl Yücesoy'un otuz kusür seneden sonra ilk kez sahne alması gibi güzel sürprizler olmasının yanı sıra, benim için ayrıca anlamlıydı, zira çocukluğumun en güzel sesi Banu Kırbağ'la (ben ona Banum derim hep) nihayet yıllar sonra bir araya geldim ve fotoğraf çektirmekle kalmadım, ona onun şarkılarından birini de söyleme şansı da buldum (nasıl yapabildim hala inanamıyorum). Gökben ve Işıl Yücesoy gibi efsane sanatçılarla da, Facebook ortamlarından sonra nihayet yüzyüze görüşebilme ve bir özçekim yapma şansım oldu. Zeliha Sunal'ın 70-80-90'lar temalı muhteşem performansı da eğlendirirken sahnede büyük bir ustalıkla değiştirdiği kostümleriyle bizi zaman tünelinde gezdirdi. Zeliha Sunal gerçekten sahnede izlemesi çok keyifli sanatçılardan biri. Metin Ersoy gerek performansı, gerek espirileri, gerekse mesajları ile gecenin yıldızıydı bence. Yeşim canlı performansıyla ve hala albüm kaydı gibi pürüzsüz sesiyle gecenin en zaman değmemiş sanatçısı oldu. Yeliz'in rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı gecede Seyyal Taner ikinci günde de sahne alıp yanında dansçılarıyla müthiş performanslarına bir yenisini ekledi. Gecenin assolisti ise, performansına hayran kaldığım ve insanın adı boşuna büyük olmuyor dediğim Muazzez Abacı oldu. İşte o günden fotoğraf ve videolar...

27 Aralık Pazar gününün programı:
Yavuz Hakan Tok'u bulmuşken fotoğraf çektirmemek olmazdı. :)
Yavuz Hakan Tok ve Ah Mazi! programı

Zeliha Sunal'ın muhteşem performansından kısa anlar...

MATİNE:
Meral-Zuhal




Güzin ile Baha


Rezzan Yücel

Mine Koşan


Asu Maralman

Selçuk Ural

Tülay Özer

Banu Kırbağ

Gökben


Kartal Kaan

Işıl Yücesoy


SUARE:
Metin Ersoy

Tüdanya

İskender Doğan

Yeşim

Coşkun Demir

Seyyal Taner

Ve ASSOLİST:
Muazzez Abacı


Evet bu isimler canlı kanlı sahnedeydi ve plaklardan fırlayıp sahnede gene tüm sıcaklıklarıyla sahne aldı ve iki gün biz o döneme yetişememiş müzikseverlere (90ları tanzih ediyorum) bir gecede on gazino gezmiş gibi o gazino dönemlerini yaşattılar.