Müzik denince akla gelen ilk üç kişiden olan Tolga Akyıldız #muzikbirlestirir dedi ve 10. defa müzikseverleri ve sanatçıları garajistanbul'da %100 Açık Sahne'sinde buluşturdu.
Tolga Akyıldız’ın müzikseverleri gene dev isimler ve müzik
dünyasının en yeni sanatçı/gruplarıyla buluşturduğu bir %100 Açık Sahne daha
geride kalırken, ben de her zamanki gibi geceyle ilgili izlenimlerimi yazmak
üzere oradaydım. Hala bu gece hakkında bilgisi olmayanlara (var mı öyle biri?)
kısaca bu gecenin anlam ve önemini anlatacak olursam, Tolga Akyıldız’ın müziğe
yaptığı dev katkıdan başlamam gerekir. Müziğin en gedikli ve büyük isimlerinin
müzikte yeni yeni varlık gösteren sanatçı ve gruplarla aynı sahneyi paylaştığı,
müzikseverlerin sevdiği sanatçıları dinlerken bir yandan yeni
grupları/sanatçıları tanıdığı ve yeni grupların da ciddi bir müziksever kitleye
kendilerini ve müziklerini ifade etme fırsatı buldukları festival havasında
geçen bir müzik etkinliği %100 Açık Sahne. İyi müziğin peşinden koşan bir
müziksever olarak bu geceyi çok önemsiyorum.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Tolga Akyıldız’ın artık gelenekselleşen %100 Açık Sahnesinin
10.su, 8 Nisan’da Garaj İstanbul’da yapıldı. Ayşegül Aldinç’ten Yaşar’a, Harun
Tekin’den, Koray Candemir’e gene her birinin müziklerine ayrı ayrı müptela
olduğum isimlerin yanı sıra Keti, You May Kiss The Bride, Pera gibi grupları
keşfettiğim gecenin sunuculuğunu gene izlemesi ayrı bir keyifli İpek Atcan
yaptı.
Gecede ilk olarak Pera
grubu sahne aldı. 2008 yılında Gökhan Mandır ve Hakan Ünalan tarafından kurulan
grup, rock ve hardcore tarzlarda
şarkılar yazıyor. 2012 yılında Bir Başka
Dünya, 2013 yılında Giz, 2015
yılında Biri Vardı teklisi ve 2016
yılında En GüzelMevsimim albümlerini çıkaran grup gecede
Affet, Bul Beni ve son albümlerinden Kahpe
Geceler şarkılarını seslendirdi. Bilhassa Bul Beni melodisi ile aklımda
kaldı. Solist Gökhan Mandır’ın seyirciyle iletişimi ve Kahpe Geceler şarkısında
seyirciyi şarkıya dahil etmesi ayrı bir hoşluktu. Pera grubu geceye dinamik ve
coşkulu bir giriş yaptı ve daha önceki Açık Sahneler’de gördüğüm başka
grupların aksine, kendilerini, albümlerini, şarkılarını tanıttılar. Seyirci
etkileşimi çok iyiydi, ki böyle gecelerde ilk grup olarak sahne almak risktir
aslında. Seyirciler daha yeni toplanmış olur, ısınmamış olur, istenen
reaksiyonu veremez vs. Pera tabi yılların sahne deneyimiyle birlikte, bu konuda
hiç sıkıntı çekmedi. Şahsen beni –yer yer bana göre çok gürültülü gelse de
müziği- sahneye çekmeyi ve kendini izletmeyi bildi. Gökhan Mandır solist olarak
sahnede iyi duruyor ve dolduruyor. Grupla ilgili detaylı bilgiyi PERA BAND adresinden
alabilirsiniz.
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Burada bir parantez açmak istiyorum. 10. Açık Sahnedir buna
bilhassa dikkat ediyorum, yeni gruplar/sanatçılar sahneye çıkıyor ve çoğu ne
kendini ne albümünü ne şarkısını tanıtmadan iniyor. Biz de ne dinledik şimdi
deyip öğrenemiyoruz, ilgilenemiyoruz. Halbuki orası senin oyun alanın, kendini,
müziğini anlatman için sana verilmiş kocaman bir süren var ve sen bunu
değerlendiremiyorsun. Bilmiyorum bu yazım yeni gruplara ulaşır mı ama, yenisi
Eylül ayında yapılacak bu gecede sahne alacak gruplar, lütfen lütfen kendinizi
tanıtmayı ihmal etmeyin.
Gecenin ikinci konuğu, Türkiye’de böyle işler çıkıyor mu yaw
diye beni hayretten hayrete gark eden You
May Kiss The Bride grubu oldu. Yurtdışında epey festival gezmişlikleri ve
tanınırlıkları olan grup post-hardcore (*internette araştırırken yaptıkları
müzik türünün adının böyle geçtiğini gördüm, yanlışsa özürler) müzik yapıyor. Daha
önceki EP’lerinden bir şarkı söyledikten sonra bu sene çıkardıkları Bensiz Bir Sen teklisini seslendirdiler.
Gecenin ilk sürprizi, bu sene çıkardıkları ve ilk kez Türkçe bir şarkı yazdık
dedikleri teklileri Bensiz Bir Sen’de düet yaptıkları Model’den Fatma Turgut’un
desteğini göstermek üzere gecede sahne alması oldu. Bu müzik adına güzel bir
dayanışma örneğiydi ve Fatma Turgut yaptığı konuşmada da buna değindi,
yurtdışında Türkiye’yi temsil eden bu grubu desteklemek gerektiğinden bahsetti.
Grubun müziği benim için fazla gürültülü ve sert. Şahsi olarak benim dinlediğim
müzik skalasında değil ama izlediğim performanstan çok etkilendim, adeta
yurtdışında yabancı bir grup performansını izliyormuş gibi bir sound ve sahne
performansı izledim. Bu tarzın meraklılarını tatmin edecek bir müzik
yapıyorlar. Onlar da kendilerini ve grubu tanıtan gruplardan biri. Performansı
izlerken bu ses neresinden çıkıyor bu çocuğun diye düşünmedim değil. Grupla
ilgili bilgileri You May Kiss The Bride İnternet sitesi'nden alabilirsiniz.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Geceye gümbür gümbür iki performanstan sonra benim için
–blogumu takip eden bilir- en anlamlı ismi olan Yaşar sahne aldı. Doğrusu sert müzikten sonra biraz durulmaya ve
kulaklarımın dinlenmesine ihtiyacım vardı. Yaşar gecede Gel Benimle, Cezayir
Menekşesi ve Bela Sevdan
şarkılarını söyledi. Biraz önce death metalle kafa saç sallayan izleyicileri
Bela Sevdan’a eşlik ettiklerini görmek ilginç ve hoştu. Müziğin çok yönlülüğü
böyle bir şey işte. Yaşar’la klasik tokalaşmamızın fotoğrafının çekilmiş olması
benim için gecenin güzel sürprizlerindendi. Yaşar tüm profesyonelliğiyle grup
üyelerini (Kuşlar Orkestrası) tanıttı, seyircileri sahneye çekti ve sahnede
bulunduğu 12 dakika boyunca önceki gümbür gümbür performansların yarattığı
tempoyu düşürmeden seyircilerin enerjisini korumayı bildi. Benim için Yaşar
gecenin yıldızı idi, zira yıllardır Yaşar’ı bu %100 Açık Sahnelerden birinde
görebilecek miyim diye düşünür dururdum velakin rüyalar gerçek oldu ve Yaşar
her ne kadar bana çok çabuk geçti gibi gelse de, o gece hepimizin gönlüne bir
parmak bal çalarak sahneden inip gitti.
Kerim Arslan'ın objektifinden benim için çok kıymetli bir anı...
Kerim Arslan'ın objektifinden
Her Yaşar programında olduğu gibi baştacı serimi yapmayı ihmal etmedim, Yusuf Pişkin de fotoğrafladı. :)
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yaşar’ın arkasından tempoyu biraz düşürdük ve Manga’nın
solisti Ferman Akgül solo olarak
yeni çıkardığı teklileri Anlatacağım
Tanrıma ve İstemem Söz Sevmeni
ile akustik bir performans yaptı. Anlatacağım Tanrıma’nın hikayesine de değinen
Akgül, bu şarkıyı, bir gazetede okuduğu Suriyeli bir çocuğun tek bir sözünden
nasıl çıkardığını anlattı. Ardından İstemem Söz Sevmeni teklisinin piyano
versiyonu ile kulaklarımızı dinlendirdi. Ferman Akgül gerçekten sahneye çok
yakışan bir adam ve onu izlerken, sanki bir evde arkadaşım çalıyor da ben de
dinliyorum gibi hissettim. Zaten Ferman Akgül’ün hep öyle bir dost gibi
hissettiren tarafı vardır. Gerçek hayatta tanımasam da öyle bir izlenimim var
işte. İstemem Söz Sevmeni, kulağa yerleşen melodisi ve meramını klişe sözlere
bulaşmadan anlatan bir şarkı olarak 2016 yılının en iyi ve en dikkat çekici
şarkılarından biri benim için.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Manga etkisi geçmemişken gecenin bir diğer yeni grubu Keti çıkıyor sahneye. Gene Manga’dan
Yağmur Sarıgül destekli Keti dinginleşen geceye biraz hareket getiriyor.
Eskişehirli bir grup Keti ve 2010 yılında bu yana çeşitli konserler ve
yarışmalarda gösterdikleri başarılarla ve bilhassa 2011 yılında Fanta Gençlik
Festivalinde Manga ve Tarkan’ın ön grubu olmalarıyla hatrısayılır bir başarı
yakalamış grup. Grup gecede Ver Beni
Yalnızlığa teklisini ve bir de Tual coverı
Pencereler’i seslendirdi. Şahsen ben kendi parçalarında daha başarılı
buldum ya da Pencereler bu kadar sert bir düzenleme için yanlış parçaydı diye
düşündüm, zira Pencereler’de pencere önünde ömür çürüten adamın isyanını ve
hüznünü sert cover versiyonunda bulamadım. Ver Beni Yalnızlığa teklisi coverdan
çok daha başarılıydı. Grubun müziklerini sevdim, zamanla biraz daha kendi tarzları
daha iyi oturacaktır yerine, şu an Manga tınıları çok yoğun. Ama solist iyi
taşıyor grup solistliğini ve keyifle izletiyor. Eskişehir’den geldiklerini
söylemeleri de iyi oldu.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Ve gecenin bir diğer büyük yıldızı, benim de canlı görmeyi
yıllardır beklediğim Ayşegül Aldinç
geliyor sahneye. Zamanı donduran kadınlardan Aldinç. Otuz sene önceki
kliplerini izliyorum, bir de karşımdaki güzelliğe bakıyorum. Çok başka,
zamansız bir kadın Ayşegül Aldinç. Tüm zarafetiyle sahneye çıkarken ben
büyülenmiş gibiyim, bir yandan acaba beni tanıyacak mı düşünceleri içindeyim.
Zira sosyal medyada Ayşegül Aldinç’le yazışma mutluluğu yaşayanlardanım. Derken
bana bakıp gülüyor ve “Aaa Tunca, gelmişsin” diyor… Ben şok ben manşet… Sahnede
duruş onda, seyirciyi avcunun içine alma onda, ses yorum onda, “bu gece sizi
dinlendirmeye geldim” diyor ve 16 yıl sonra aradaki yılları silip atmışçasına
gelen ama sanki son albümünden 16 sene sonra değil de 2 sene sonra çıkarmış
gibi hissettiğim yepyeni albümünün (ki bloğumda yazısı yer alacak) çıkış
şarkısı Durum Leyla sahneden
yayılmaya başlıyor. Ben şarkıya eşlik ederken Ayşegül Aldinç kah bana bakıyor,
kah gülümsüyor, kah salonu eşliğe çağırıyor. Ben o sırada bağır çağır
vaziyetlerdeyim (kulaklara verdiğim zarardan dolayı özürler), Ayşegül Aldinç
ikinci olarak geçen sene çıkarıp hepimizi mest eden Mabel Matiz şarkısı Bir Tek Gördüğüm’e giriyor. O an hiç
bitmesin istiyorum. Son olarak bir Sorma çekiyor ki bütün salon Ayşegül
Aldinç’i bile bastırıyor. İyi şarkılar hangi müzik türünü severseniz sevin
mutlaka kulaklarınızda yer etmiş oluyor, işte biraz önce hard rock şarkılarıyla
kendinden geçen müzik dinleyicileri şimdi rock’ın tam tersi sulardaki Sorma’yı
baştan sona söylüyor. Ayşegül Aldinç teşekkür ederek sahneden inerken
teşekkürler diyorum arkasından. En kısa zamanda bir Ayşegül Aldinç konserine
gitmeli.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Kerim Arslan'ın objektifinden
Gecenin ikinci yarısı slov geçiyor. Ayşegül Aldinç’in
arkasından, yorumunu sevdiğim isimlerden Bora
Duran çıkıyor sahneye. Bora Duran yıllardır sessiz ama emin adımlar
ilerliyor müzik dünyasında ve müziğinin geniş kitlelerce benimsendiğini görmek
mutlu ediyor. Daha önceleri birkaç konserini izlemişliğim, konuşmuşluğum, hatta
bir konserinde bana mikrofon tutmuşluğu bile var. Bora Duran’ı sahnede izlerken
o zamanlar geçti gözümün önünden. Bora Duran son zamanlarda yaşanan tatsız
olaylara değinerek, bu kötü günlere uygun İnsan
şarkısını seslendirmeye başlıyor tek gitarla. Bütün salon “Ağlıyooor,
azalıyoooor, tükeniyooor insan” derken” daha güzel günlerin hayalini kuruyoruz.
Bora Duran da seyirciyi şarkıya almayı seven sanatçılardan. Albümünde
seslendirdiği Hüsnü Arkan bestesi Müebbet’in
nakaratını dinleyiciye emanet ediyor. Bütün salon hep bir ağzıdan bağırıyoruz:
“Hayret bu gönül, Lanet bu gönül, Müebbet bu gönül bilmiyor”. Bora Duran’ı
izlemeyi seviyorum. Tatlı bir duruşu var şarkı söylerken. Ekibini tanıtması da
ayrı bir hoşluktu.
Yusuf Pişkin'in objektifinden...
Kerim Arslan'ın objektifinden
Gece dingin bir havada devam ederken, daha önce gene
garajistanbul’da izlediğim ve sahnesine, sesine, yorumuna hayran olduğum Güvenç Dağüstün sahneye geldi. Birkaç
ay önce Kadın Cinayetlerini Durdurma Platformunun gecesinde izlemiş, sonrasında
sosyal medyada attığım mesaja gelen sıcak yanıtla gönlümün özel bir yerine
yerleşmişti Güvenç Dağüstün. Bu gece de tüm sıcaklığıyla sahnedeydi,
şarkılarını seslendirmeden önce yaptığı samimi konuşmaysa çok hoştu. “Burada
içeride kendi şarkılarını yazan bir sürü sanatçı var, benim yazdıklarım
tutmuyor, o yüzden size Ortaçgil ve Sakman söyliycem bu gece,” diyerek
performansına başlıyor. Salona sessizlik hakim, bense “bu İş zooor çook zor
yoncaa” şeklinde avazlardayım. Güvenç Dağüstün zaman zaman Kulis Bebek’te sahne
alıyor, sahnesini izlemenizi tavsiye ederim.
Güvenç Dağüstün’ün arkasından gece bir parça daha hareketleniyor
ve daha önce gene Açık Sahneler’den birinde izlediğim Son Feci Bisiklet sahne alıyor ve dinginleşmiş ruhumuza bir hareket
getiriyor. Sahnede iyiler ama keşke şarkıları da tanıtsalardı, hangi şarkıları
söylediklerini takip edemedim ya da adını öğrenemedim. Grup 2011 Ankara çıkışlı
ve konserleri dolu dizgin devam ediyor. Baya da kitleleri var internette
okuduğum yorumlardan anladığım kadarıyla. Grubun bilgilerine SON FECİ BİSİKLET FACEBOOK SAYFASI adresinden ulaşabiirsiniz.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Gecenin sonlarına yaklaşırken, gene vites küçültüyoruz ve
kendimizi Cihan Mürtezaoğlu ile Can Güngör’ün ayrı ayrı solo gitar ve
yorumlarına bırakıyoruz, yorulmuş kulaklarımız gitar melodilerinden yastıklara
başlarını koyarken, Ceylan Ertem’in gelmesiyle biraz canlanıyoruz. Ceylan Ertem “Bardak
Dolsun” diyor ve kah koltuğuna oturarak kah ayakta Ceylan Ertem şarkıları
hep gerçeğe değen hikayeler anlatır, insana dair, hayata dair, aşka dair. Biraz
şiirdir sözleri. Doğaldır, doğaçlamadır yer yer. Standart şarkı dizilişi
yoktur. Ceylan Ertem “Bu bardak
çınlayacak çocuk” derken performansıyla gözlerimizi hapsediyor. Bu arada tam
konuşurken seste meydana gelen ufak aksilik canını sıkıyor biraz ama şarkıya
girdiğinde bütün sıkıntısı gidiyor ve gene kendimizi Ceylan Ertem-Cihan Mürtezaoğlu-Can Güngör müziğine bırakıyoruz. Ceylan Ertem uzun uzun anlatıyor Cihan
Mürtezaoğlu ve Can Güngör'ün müzikteki ve hayatındaki önemini. Bu kısa
muhabbet ve dingin müzik sanki beni bir evde salonun ortasında bir müzik
gecesinde toplanmışız hissini daha iyi yaşatıyor. Ceylan Ertem giyimiyle bir
Hint prensesini andırıyor biraz bana. Üçlü bir de çok sevdikleri Mehmet Güreli'nin Uçurtmasını yorumlayarak hepimize düşler kurdurup uçurtma uçurtuyor.
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Bu akustik gitar şöleninin ardından, gecenin son konuğu Gece bolca sürprizlerle çıkıyor
sahneye. Gece grubunu dördüncü albümleriyle keşfettim aslında. Giderek çok daha
fazla sarıyor müzikleri beni. Gece 2000 yılı Ankara çıkışlı bir grup ve dördüncü
albümleri Kalbe Kördüğüm’ü Koray Candemir desteğiyle bu sene çıkardılar. Gecenin
ve Gece’nin sürprizi de o oluyor aslında. Gece’nin sahnesine ilk önce alkış
kıyamet Harun Tekin konuk oluyor.
Harun Tekin Gece grubunu öven bir konuşma yaptıktan sonra, Gece son
albümlerinden Gönder Gelsin’i Harun
Tekin’le birlikte seslendiriyor. Artık bu saatten sonra belli bir dakika sınırı
yok, bundan alınan rahatlıkla biz salonda, Gece ve Harun Tekin sahnede eğlenceye
devam ediyoruz. Gece ve Harun Tekin’in kah birbirleriyle paslaşmaları, kah
kenarda bekleyen Koray Candemir’e tatlı sataşmaları, kah birbirlerinin şarkılarına
eşlik etmeleriyle izlemesi keyifli anlar ve şahane bir (bunu kullandığım için
özür dilerim) “sinerji” yaratıyorlar. Sahnede çok eğlenen bir Gece ve Harun
Tekin performansı izliyoruz ve onların coşkusu bize de geçiyor. Son performans olmasına rağmen salon hala
dolu. Bir ara Harun Tekin mikrofonu alıp Bir Derdim Var’ı söylemeye başlıyor ve mikrofonu seyirciye bıraktığında bütün salonun bir ağızdan söylemesi karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor teşekkür ederken. Derken
Koray Candemir dayanamayıp atıyor kendini sahneye. Sahnede üçlü bir rock
fenomeni yaşanıyor. Üçlü Gece’nin Ben
Öldüm şarkısını beraber ve bizlerle birlikte söylüyorlar.
Kerim Arslan'ın objektifinden
Kerim Arslan'ın objektifinden
En son Koray Candemir'in
sahnede Harun Tekin’e laf atıp bir de üstüne “Bir Derdim Var”ın ilk kısmını
söylemesiyle tarihi bir ana tanıklık ediyoruz. Sanatçılar arasında böyle dayanışmalar 90'lardan hasret kaldığım
güzellikler. Birbirlerinin şarkılarını söyleyip birbirlerini onore etmenin
erdemini ve güzeliğini bize de yaşatıyorlar. Sonra Nefesini Tut melodileri yayılmaya başlıyor. Koray Candemir’in solo
olarak devam etmesinin ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha anlıyorum. Çünkü
adam hakkaten tek başına çok iyi… Sahne duruşunu mütevaziliğiyle harmanlayan, bir de üstüne harika şarkılar yapan Koray pamuklara sarılası bir müzisyen. Koray Candemir en son teklisi “Son”u da ilk kez garajistanbul’da seslendiriyor bu arada ve ben çok beğendim
şarkıyı.
Yusuf Pişkin'in objektifinden
Kerim Arslan'ın objektifinden
Gece #muzikbirleştirir teması altında böylece bitiyor. Bu
can sıkıcı zamanlarda, bu kadar bölünmüş zamanlarımızda hepimizi müzik çatısı
altında birleştiren bu gecenin öneminden bahsediyor çıkan sanatçılar.
Seyirciler yer yer çok konuşup biraz dikkat dağıtıcı olsa da, rüya gibi başlayan gece, su gibi akıp geçiyor, bana da dinlediğim güzel müzikleri, keşfettiğim yeni grupları, yaşadığım tatlı anları yazmak kalıyor. Gecenin sunucusu İpek Atcan da tatlı sunumuyla ve
zaman zaman sahne alacak gruplarla ilgili anılarını anlatarak gecenin rengi
oluyor. Ve Tolga Akyıldız… En büyük teşekkürler ona. Türkiye'de onun gibi adamlara çok ihtiyaç var. Çünkü o dünyayı ancak sanat ve müziğin kurtaracağı idealini düşünmekle kalmıyor, bunu gerçekleştirmek için çabalıyor ve elini taşın altına koyuyor. Gerçekten büyük bir iş yapıyor. Gecenin mimarı gene muhteşem bir festivali başarı ve coşkuyla geride bırakırken, teşekkürlerle bitirdiği kısa bir konuşmayla her seferinde müziğin
birleştiriciliğinden bahsediyor.
10.su yapılan %100 Açık Sahne, Eylül’e kadar
tatile çıkıyor ama şimdiden heyecanla beklemeye başladım. Tavsiyem, siz de muhakkak
bu gecelerden birinde bulunun, çünkü bizleri gene müzik ve sanat kurtaracak ve
yaralanmış ruhlarımızı gene müzik ve sanat iyileştirecek ve burada sadece iyi
müzik var! Siz siz olun müziksiz kalmayın...
Not: Fotoğraflar için Tolga Akyıldız, Kerim Arslan ve Yusuf Pişkin'e teşekkür ederim. Fotoğraf altında yazı bulunmayan birkaç tane foto ise bana aittir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder