Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Aralık 2017 Cumartesi

2017 yılı EN'leri... Kısım 1- 2017'nin EN İYİ ALBÜMLERİ


2017 yılı gerek kişisel gerekse müzikal açıdan 10 numara 5 yıldızlı yıllardan biri oldu. Bu sene müzik dünyasına yeni katılan iyi isimler kadar, uzun süredir beklenen ya da uzun süreden sonra çıkan birçok albümün de gönlümüzü mutlu ettiği bir yıl oldu. Sene bitmeye yaklaşırken, ben de gelenek olduğu üzere benim için yılın en’leri listemi yaptım. Bu albümler sadece müzikalite açısından değil, arşivlik olmaları açısından da bu sene en çok dinlediğim albümler oldu. (Geleneksel not: Bu liste tamamen öznel beğenilerim çerçevesinde yapıldı. O yüzden her sevdiğiniz ya da listelere göre çok satan sanatçının albümünü listede göremeyebilirsiniz.)


1-) YAŞAR – ŞEHİR YALNIZLIĞI


4 senelik albüm arasını bu yıl Şehir Yalnızlığı adlı albümüyle sonlandıran Yaşar, tabiri caizse kendini nadasa bıraktığı bu dört yıllık aradan sonra hepimize Naralar attırarak geri döndü. Albümün farkı bu albümde ilk kez yüzde doksanı başka bir besteci/şarkı yazarının kaleminden çıkma şarkılar olması ve klasik Yaşar/Alper Arundar şarkılarının birer şarkıyla temsil edilmesi oldu. Besteci/Söz Yazarı Murat Güneş’in yüreğinden/kaleminden çıkma şarkılara Mehmethan Dişbudak düzenlemeleri ile senenin en iyi albümü Yaşar’ın oldu. Murat Güneş’in sözleri Yaşar ruhuna çok yakıştı. Hani Yaşar yazsaydı ancak böyle yazardı bu şarkıları. Albümün sürprizi yıllar önce Nilüfer’e verdiği Ölmek Var Dönmek Yok şarkısının ve gene yıllar önce Nedim Zeper’den dinlediğimiz Arundar şarkısı Şakası Yok’un bu albümde Yaşar yorumuyla yer alması oldu, çok da güzel iyi oldu. Bu nadas Yaşar’a çok iyi gelmiş, bu şarkılar da Yaşar’ın tarzına cuk oturmuş. Ahh ne şarkılar var, ağlatangillerden diyorum ben onlara… Albümde hareketli şarkıların da dengesi de yerinde, hiçbir şarkı sırıtmıyor veya aman bu şarkı Yaşar’a gitmemiş diyebileceğimiz tek bir şarkı yok. Albümün lokomotifi Markiz’in Flamenko versiyonu bilhassa buram buram 90lı yıllar tütüyor, o gitarlı intro, ses efektleri ile o versiyon Yaşar’ın Divane veya Esirinim albümünde yer alsa sırıtmazdı, o derece. Yaşar’a yeni bir dinamizm gelmiş bu albümle. Çok şükür bu albüm değerini buldu, Yaşar’a da uzun süredir beklediği ikinci baharını yaşattı. Bir an önce yeni klipler çekilmeli.
Albüm Favorileri: Markiz, Aşk Bozumu, Seni Sevmeyi Sevmiyorum
Çıkış Tarihi: 9 Mayıs
Yapımcı: Seyhan Müzik

2-) SEZEN AKSU – BİRAZ POP BİRAZ SEZEN

Sezen de 2017’yi, aralarda çıkardığı dijital single’ları saymazsak, 6 senedir çok beklenen albümüyle taçlandırdı. Biraz Pop Biraz Sezen aslında genel olarak bütün albümlerinden izler taşıyor, hareketli pop şarkılardan, Deniz Yıldızı zamanlarının modern fado örneklerine geniş bir skalada şarkıların yer aldığı albüm 16 şarkıyla 6 seneyi dolu dolu telafi ediyor. Bu yüzden bir tarafı piyasaya hitap eden popüler şarkılar bir yanı butik, Sezen’in iç dünyasını yansıtan şarkılar olduğu için albümün adı çok yerinde konulmuş. Sezen bildiğimiz Sezen, gene sözleriyle bizi bize anlatıyor ve uzaklara gidenin arkasından ağıtlar yakarken, gene de toz konduramıyor sevdiğine. Şehrazat destekli albümde, albümün en bıcır bıcır toplumsal taşlama şarkısı Manifesto ise kısır Türk müziği videoları çöplüğü içinde son zamanlarda izlediğim en sade ama en güzel video klip… Albümün gene bu sene içinde bir de Remix albümü çıktı.
Albüm Favorileri: İhanetten Geri Kalan, Canımsın Sen, Manifesto, Ben Kedim Yatağım
Çıkış Tarihi: 18 Ocak
Yapımcı: DMC


 3-) FATİH ERDEMCİ – KAPILAR

Tam listemi hazırlamışım, artık kapatıp yazısını yazacağım ki, Fatih Erdemci 18 yıl sonra çıkardığı Kapılar albümüyle listeye bodoslama daldı. Sadece Fatih Erdemci sever olduğum için, aynı zamanda 18 yıl ara verildikten sonra elimde tuttuğum albümün müzikal kalitesi ile Erdemci’nin Kapılar albümü 3. sıraya yerleşti. Tüm söz ve müzikleri Fatih Erdemci’ye ait olan albümün düzenlemeleri Murat Cem Orhan’a ait. Bu şarkılardan bazılarını Fatih Erdemci’nin arada verdiği bazı konserlerde dinlemiştim ve nihayet albümde kayıt altına alınmasına çok sevindim. Albümü o kadar sevdim ki, yazdıkça yazasım var ama detaylı olarak albüm kritiğinde anlatacağım için burada kısa kesiyorum. Sağlam soundlar, her biri bir hikaye anlatan dolu dolu sözler, 18 yıl demlenmiş Fatih vokali ile bu senenin en iyilerinden, iyi ki yetiştin Fatih bu seneye, 2017’ye şahane bir kapanış oldu.
Albüm Favorileri: Kapılar, Sırlarım Var, Olsun Varsın
Çıkış Tarihi: 10 Ekim
Yapımcı: Ada Müzik

4-) VEGA – DELİNİN YILDIZI

2017’yi müzikal olarak güzel yapan bir diğer albüm Vega cephesinden geldi. 12 yıl sonra gümbür gümbür bir albümle kulaklarımıza ve arşivlerimize bayram ettiren Vega, her biri birbirinden güzel, Vega’ca kent, aşk ve ayrılık şarkılarıyla 2017’yi selamladı. Deniz Özbey Akyüz’ün vokalini ne çok özlemişim. Şarkıların her biri bir hikaye anlatıyor ve siz klip izlemeden kafanızda o şarkının ortamını yaşıyorsunuz. Vega albümünü dinlemiyor, deneyimliyorsunuz. 12 yıl çok güzel pişmiş, demlenmiş şarkılar bunlar. Ancak öyle bir geldiler ki, 12 yılın özlemini silip attılar…
Albüm Favorileri: Delinin Yıldızı, Sevgilim, Komşu Işıklar
Çıkış Tarihi: 22 Eylül 2017
Yapımcı: GRGDN Müzik

5-) GÖZDE ÖNEY – İKİ GÖLGE

2017 yılı müzikte alternatif isimlerin de artık görünür olmaya başladığı güzel bir dönemin devamına sahne oldu. Kalben ve Deniz Tekin’den sonra şarkılarını ana akım televizyonlarda değil, SOFAR gibi müzik platformlarında kitlelerle buluşturmayı tercih eden şahane müzisyenlerin sonuncusu Gözde Öney bu yıl içinde albümünü çıkardı. Şehirli bir kadının aşka ve hayata bakışına, içindeki çelişkilere, buhranlarına, umutlarına, umutsuzluklarına tanık olduğumuz bu kent albümü melankolik ve yer yer depresif soundlar barındırsa da, şarkı ve söz bütünlüğü sizi bir kadının iç dünyasına götürüyor. İçinde yaşadığımız kasvetli metropol şehirlerde bu kadının isyanları bizim de yaşadığımıza/gördüğümüze yakın olduğu için o ruh halini anlayabiliyoruz. Koray Candemir’in bir şarkıda destek verdiği albümde Gözde’nin tertemiz vokali de bu kentli kadın hikayesini anlatırken çok etkili.
Albüm Favorileri: Çok Şey, Son Nefes, Düşüş, Kavga
Çıkış Tarihi: 5 Mayıs
Yapımcı: Doğaç Müzik

6-) TARKAN – 10

7 yıllık aranın ardından gelişi heyecanla beklenen bir albüm de Tarkan’ın albümü oldu. Bu 7 yılda konuk olduğu 183854939394 saygı albümü/konsept albümden sonra nihayet beklenen albüm büyük gümbürtülerle raflara girdi ve beklendiği gibi çılgın bir satışa ve beğenilere mazhar oldu. Daha klip çekilmeden 70 milyon tıklanan Beni Çok Sev albümün çıkış şarkısından bile çok sevilirken, klasik çalıntı tartışmalarını da beraberinde getirdi. Bunlara kulak tıkayıp şarkının güzelliğine kendimi bıraktım. Albümü genel olarak 7 sene önce çıkardığı Adımı Kalbime Yaz kadar güçlü bulmasam da, Tarkan’dan bahsediyoruz yani sonuçta, kötü bir şey çıkması mümkün değildi zaten. Tarkan’ın Ozan Çolakoğlu, Günay Çoban, Gülşah Tütüncü gibi usta isimlere emanet ettiği albümde bir de Aysel Gürel şarkısı yer alıyor. (Not: Yolla klibi ise felaketti, arkası beyaz fonlu poz klibini en son Tayfun 1993 yılında yapmıştı zaten).
Albüm Favorileri: Çok Ağladım, Beni Çok Sev, Çay Simit, Sevdam Tek Nefes
Çıkış Tarihi: 15 Haziran
Yapımcı: DMC

7-) M.F.Ö. – KENDİ KENDİNE

Yazının girişinde 2017 yılı uzun süredir yeni albümlerine/şarkılarına hasret kaldığımız nice şahane üstadın albümünü raflarda görebildiğimiz bir yıl oldu diye yazmıştım. M.F.Ö. ağabeylerimiz de 6 yıl sonra tamamen akustik bir albüm çıkarak 2017 yılını minnetle anacağımız bir yıl yaptı. Şarkıların tamamı Fuat Güner’in evinde kaydedilmiş ve bir yerde Fuat Güner’in dediği üzere “ilk kez kavgasız gürültüsüz kaydetmişler” albümü. Albüm genel olarak “Güllerin İçinden, Buselik Makamına, Gözyaşlarımızı Bitti Mi Sandın, Bodrum Bodrum” havasında geçiyor. Sakin, duru, cıstaksız, organik, filtresiz, efektsiz… “Bırakalım bu Facebook'u, Whatsapp'ı, gel seninle gezelim” gibi gündelik kullanımların da tatlı tatlı şarkılara yedirildiği albüm tamamen organik bir müzik ziyafeti sunuyor, albüm bittiğinde insanın aklında iş dönüşü güzel bir yorgunluk çayı içilmiş hissi kalıyor.
Albüm Favorileri: Aşkın İçinden, Emin Misin, Yıllar Sonra
Çıkış Tarihi: 15 Haziran
Yapımcı: DMC

8-) DENİZ TEKİN – KOZAKULUÇKA

Bu sene alternatif müzik platformlarından çıkan en iyi isimlerden biri Deniz Tekin oldu ve albümü Kozakuluçka’yı bu yıl içinde yayınladı. Duru sesi, her biri kendine ait söz-müzik uyumlu şarkıları ve akustik kaydıyla geceleri dinlemesi çok iyi oluyor. Bu yazıyı yazarken bu albümü dinliyordum, insana hayaller kurduruyor sesi. Bu defa genç bir kızın topluma, aşka, hayata ve memleketi İzmir’e bakışına ve gençlik hezeyanlarına tanık oluyoruz. Albümün sürprizi Ahmet Kaya klasiği Beni Vur’un iki versiyonla yer alması. Yer yer melankolik yer yer hareketli ve canlı ancak asla cıstaklara boğulmamış şarkılarıyla Deniz Tekin sanki gitarını kapıp size gece oturmasına gelip beraber şarkıladığınız bir dostunuz gibi hissettiriyor. Bu albümden sonra halen şarkı yazmaya ve Youtube’da videoklipler halinde yayınlamaya devam ediyor, çok yaratıcı ve özgün…
Albüm Favorileri: Bende Bir Problem Var, İstiklal Mahkemeleri, Böyle
Çıkış Tarihi: 7 Nisan
Yapımcı: Avrupa Müzik

9-) KALBEN – SONSUZA KADAR

SOFAR müzik platformundan çıkarak listeme giren üçüncü isim ikinci albümüyle Kalben oldu. Geçen sene ilk albümünü yayınlayarak kalbime, kulaklarıma, arşivime ve listeme giren Kalben, arayı çok uzatmadan bu sene ikinci albümünü yayınlayarak yerini sağlamlaştırdı. Onun dinleyicisiyle sohbet eder gibi usul usul şarkı söyleyişini seviyorum, şarkılarında anlattığı hikayeleri seviyorum, hikayelerini bütünleyen melodilerini seviyorum, sesinin tınısını seviyorum, şarkılarının bende hissettirdiklerini seviyorum, şarkılarında günlük yaşamdan kullanımları/objeleri kullanmasını seviyorum. Bu albüm de ilk albümünün devamı gibi, temalar hayat, toplum, aşk ve herkesin yaşayabileceği kişisel meseleler… Vokali daha da oturmuş bu albümde. Şarkılar kısa kısa ve sözünü söyleyip bitiriyor, aptala ezberletir gibi 32 tekrarlanan nakaratlar yok, bin dakika süren introlar yok, derdini söyleyip biten sıkmayan şarkılar var, bir de Deniz Tekin’in albümü gibi geceleri daha güzel gidiyor.
Albüm Favorileri: Ben Sana Her Zaman Aşıktım, Sonsuza Kadar, Yara
Çıkış Tarihi: 3 Kasım
Yapımcı: Garaj Müzik

10-) ERKAN GÜLERYÜZ – ORGANİK

90lardan bu yana istikrarlı olarak albüm çıkaran ve kendi kitlesini oluşturan Erkan Güleryüz, bu seneye damgasını vuran akustik albümler furyasına Organik adını verdiği güzel albümüyle bir katkı yaptı. Sezen Aksu destekli albümde Gel Barışalım Artık gibi cover şarkıların yanı sıra, 2010-2016 yılları arasında dijital olarak yayınladığı şarkılarını da kayıt altına alarak eli yüzü düzgün bir dinleti albümü çıkarmış. Tüm enstrümanları canlı çalınan, yormadan dinlenen bir albüm olmuş. Ayrıca güzel Türkçe kullanımı ve kelimelerin tane tane anlaşılması son yılların albümlerinde özlenen bir durumdu. Bu yüzden de teşekkür etmeliyiz Erkan’a. (Not: Erkan Güleryüz bir de bu albümle Hangi Ses Tube adlı bir ses yarışması da başlattı.)
Albüm Favorileri: Şira Yıldızı, Kendimce, Aramızda Kalsın, Hoş geldin
Çıkış Tarihi: 3 Nisan
Yapımcı: SN Müzik

BU ALBÜMLERE DİKKAT:

SUAT SUNA – SENİ BULDUM : Özlenen Suat Suna soundu ve şarkıları bu sene 2017’yi güzel anma sebeplerinden oldu. Seyhan Müzik etiketiyle 9 Haziran’da çıkan albüm uzun bir aradan sonra sıcacık Suat Suna şarkılarını kulaklarımıza getiriyor. Seni Buldum ise enfes bir şarkı. Daha önce Işın Karaca’ya verdiği ama bence esas güçlü etkisini Işıl Yücesoy’da bulduğum Zamansız şarkısı albümün sürprizlerinden, kesinlikle kötü değil ama ne yalan söyleyeyim Işıl Yücesoy’da aldığım etkiyi almadım Suat Suna yorumunda.


SEVTAP ÜNAL – BU KAVGA ÇOK HÜZÜNLÜ : Sevtap Ünal sessiz ve derinden giden sağlam isimlerden. Söz yazarı ve besteci kimliği olan Sevtap Ünal 2011 yılındaki İnsanlar, Rüzgarlar ve Arabalar Geçti Aramızdan albümünden ve 2013 yılında dijital olarak yayınladığı O Benim single’ından sonra uzunca sayılabilecek bir süre sonra onAir etiketiyle 25 Ocak’ta ikinci albümünü yayınladı. Aşk, mutsuzluk, umutsuzluk, umut temalarının Sevtap’ın şiirsel şarkı sözleriyle buluştuğu albüm dinlemeye değer… Tatlı bir Umay Umay havası da alıyorum Sevtap’ın bazı şarkılarını dinlerken.

AYŞE HATUN ÖNAL – SELAM DENGESİZ : Ayşe Hatun Önal’ın müzikal tarzını ve denemelerini ilk albümden beri seviyorum kim ne derse desin, bu albüm de –şayet daha güçlü albümler olmasaydı- ilk 10 içinde yer alabilirdi, ama listeme dahil etmezsem içim rahat etmezdi. Gene tripli, atarlı şarkılar, gene mavra konular, gene laf çakmalar, kız muhabbetleri, değişik soundlarla Ayşe Hatun Önal dikkat çekenlerde…

SONAT BAĞCAN – NEFESİM SENLE : Doksanlı yılların ortasına Üzümler Sarardı albümü ve özellikle Nereye Gidiyorsun şarkısıyla damga vuran Bağcangillerden Sonat Bağcan, arada çıkardığı ninni albümünü saymazsak, 22 sene sonra sıfır şarkılarla beklediğimiz, özlediğimiz Sonat Bağcan sesini ve ruhunu bizlerle buluşturdu. Majör Müzik etiketiyle 2 Aralık’ta çıkan albüm kulakları okşuyor. Ne kadar özlemişim sesini.

EZGİ AKTAN – GECE : İlk albümü İyi Ki’yi 2016 yılında ve arasını çok uzatmadan ikinci albümü Gece’yi bu sene yayınlayan, başta pek dikkatimi çekmeyen, bir arkadaşımın sürekli tavsiye ettiği, benim sürekli dinlemeyi ertelediğim ama bir konserde tesadüfen direkt sahnesiyle tanıştığım Ezgi Aktan’ın ikinci albümünü de bu vesileyle dinlemiş ve listeme almış oldum. İzlediğim bıcır bıcır şarkıcının tavrını ve tarzını çok sevdim. Hoş vibrasyonlu ses tınısı, geceye eşlik eden dinleti soundu, güzel ve ilginç şarkı sözleriyle dinlemesi keyifli. Cıstaklı şarkıları sevenleri, kulüp eğlencesine bayılanları açmaz ama usul usul akan, yormayan akustik albüm sevenleri tatmin edecek bir çalışma. Bu usul usul akan şarkılar konserlerde Ezgi Aktan’ın mimikleriyle ve yerinde duramamasıyla insanın kanını kaynatan versiyonlara bürünüyor, çok acaip. Albüm 11 Ağustos’ta Ada Müzik etiketiyle çıktı.

18 Ağustos 2017 Cuma

ALDIM, DİNLEDİM, YAZDIM - TUNA KİREMİTÇİ VE ARKADAŞLARI VOL. 2

TUNA KİREMİTÇİ VE ARKADAŞLARI 

ŞARKILAR NE SÖYLÜYOR?


“Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları” albümüne bir bakış attıktan sonra, bu yazıda şarkıların/yorumların bende çağrıştırdıklarından çıkardığım kısa hikayeleri paylaşmak istedim. Her şarkı dinleyeni kendi hayal gücünün denizlerinde yüzdürür, ben de bu şarkıları dinledikçe, aşağıda okuyacağınız hikayelerin filmini çektim kafamda…

UÇMAK İSTİYORSAN (e.e. Pamela)


Albüm Tuna’nın ilk Youtube’a verilen ve Pamela ile düeti olan Uçmak İstiyorsan ile açılıyor. Şarkıda anlaşılmak isteyen ve sevgilinin tutarsız davranışlarıyla bir türlü sevgilisinin sevgisinden emin olamayan uçarı adama karşılık, tahminen adamdan daha olgun ve daha yere sağlam basan bir kadının adamı biraz frenlemeye çalışması var. Öyle ya adam “Fikrimdeki ince gül sensin, koparıp saklasam anlamazsın, keşfettiğim en garip şeysin, geceye benzeyen bir sabahsın” derken, kadın tarafı bu uçarı hallere “Zanzibarlı bir güvercinsin, Afrika şivesini saklamazsın, fazla aşktan öleceksin sen de, aklını toplamazsan” diyerek adamın bu hallerine şaşıyor, netice de ikisi de birbirini sevse de, farklı açılardan bakıyorlar ama bir yandan ortak payda bulmaya hazırlar “anlamak istiyorsan beni, tut yine ellerimden” diyerek. Adam yalnızlığının bittiği düşlerde ama sesini kadına duyuramıyor, kadınsa aklını toplamazsan belki fatih belki taksim sandığın bir sokaktan yalnızlığına geri döneceksin, bak karışmam” diyor.
Şarkıdaki Türk filmi teması: “Ayrı dünyaların insanlarıyız sevgilim” Pamela güçlü vokali ile çekip gitmeli, trip atmalı şarkılarda asla taviz vermeyen güçlü kadın imajı çizer. Teoman’la Zamparanın Ölümü düetini kim unutabilir. Bu sevgiliye son çağrı ve ültimatom şarkısı için de Pamela’dan daha doğru bir isim olamazdı. Bak ben buradayım, ya benim ellerimden tut ve uçalım mutluluğa birlikte ya da beni meşgul etme önümden çekil de işimize bakalım tavrı Pamela’ya çok yakışıyor.

BANA SEBEPSİN (e.e. Özge Fışkın)


Albümün ikinci şarkısı, benim de kişisel favorilerimden olan Bana Sebepsin. Özge Fışkın ile seslendirdiği bu düette, bir önceki şarkıda olduğu gibi, sevdiğine sırılsıklam aşık bir adamın sevdiğine ulaşamamaktan, sesini duyuramamaktan dolayı çektiği ıstırap var. Sevgilisi hoyrat, aşkın adeta eski Türk filmlerindeki fakir ama gururlu bir genç gibi, sevgilisinin her cefasına “ister götür yanında, ister bırak öyle git, bir yürek var şuramda, her zaman sana ait” diyerek boyun eğiyor. Kadın da gururlu, “bilmem hatırlar mısın, bir masaldık olmayan, gerçeğin çöllerinde, iki cahil fidan” diyerek romantizme karşı gerçekleri savuruyor adama. Aklıma eski filiz akınlı Türk filmlerinden sahneler geliyor bu şarkıyı dinlediğimde. Gençken yaşanmış deli dolu bir aşkın üstünden yıllar geçtikten sonra karşılaşan iki sevgilinin yüzleşmesi belki de. İkisi de imkansız bir aşkın pençesinde bir çiçeği yaşatmaya çalışmaktan yorgun, ayrı yollara savrulmuşlar, ne tam birleşmiş ne tam ayrılabilmişler, ikisi de birbirine sesleniyor şimdi ayrı ayrı yerlerden “adını verdim bir yıldıza, sana güvenmiş her yalnıza, bana sebepsin yağmur gibi yağmaya” ve artık ömrün sonuna gelinirken kalpler yorgun, son bir ah ile aşklarının üstü örtülüyor, hala birlikte olsalardı, hiç ayrılmasalardı ne olurdu acaba sorusu hep bir bilmece olarak kalacak, birlikte olamazlardı ama ayrı da olamadılar her nerede olurlarsa olsunlar birbirlerine ait bir kalp taşıyarak: “bitsin artık bu ıssız gece, her cevabın bir bilmece, bana sebepsin yangın gibi yanmaya”
Şarkının Türk filmi teması: Ferzan Özpetek – İstanbul Kırmızısı: “Hayatım boyunca beklediğim sevgili sen olabilirdin, ama olmayacaksın, aramızda hiçbir şey olmayacak”

Özge Fışkın mükemmel vokalinin yanı sıra sıcaklığı ve muhabbetiyle de çok sevdiğim kadınlardan, bu şarkıyı ilk dinlediğimde Özge’nin yorumuydu aklımda Türk filmi sahneleri canlandıran. Çünkü daha önce hiç sahnesini izlediniz mi bilmiyorum ama Özge de sahnede sadece şarkı söylemez, o şarkıyı yaşar ve yaşatır. Siz bir konserde birkaç müzikal izlemiş gibi çıkarsınız konser bitiminde, bu şarkıda Tuna’yla uyumları şarkının güzelliğine güzellik katmış, Tuna’nın sesiyle birleşince şarkı modern bir Yeşilçam filmi havasına bürünmüş. Benim albümdeki favori şarkımdır kendisi.

SANA DAİR (e.e. Gonca Vuslateri)


Albümün üçüncü kadını, Gonca Vuslateri sesiyle hayalimize dolan bir gençlik aşkı. Gene mazide kalmış bir aşkın izleri eşeleniyor, “yanlış aşklar yaşadık, yanlış köprülerde, yanlış gemiler yakıp, aldırmadan” diyerek… Hatalar, pişmanlıklar, kaçırılan fırsatlar, coşkular, pervasızlıklar, ilk gençlik heyecanları ve kaçan trenler ve o anların geri dönmesi için beklenen bir mucize… Şimdiki aklım olsa öyle yaparım dediğimiz şeyler… “bir mucize gerek bize gidecek bir başka düş, bir düş ki korkmamış zamanın karşısında” ama “sonra kuşlar gitti anladık dünya yorgun, sen yorgun, tortusu kalkmış eski bir korkunun” gerçek tüm çıplaklığıyla karşımızda, o uçarı, pervasız zamanlar geride, bunları yapacak hal de kalmamış. ve gene vazgeçiyor hayallerden, “bu ne senden ilk kaçışım ne de ilk düşüşün yüreğime, ne bu serden son geçişim ne de son küsüşüm kaderime”, hayat gailesine dalınca o romantik hayaller de buhar olup uçuyor, o eski sevgililer de geri dönmesi zor hayaller olarak zaman zaman iç sızlatan anılar olarak hatırlanıyor, ya olsaydı pişmanlıkları, çalan bir iş telefonuyla dağılıp kayboluveriyor. 1996 yılına ait bu parça modern zaman ilişkilerine rahatça yorulabilmiş. Hayatımızın iş koşturmaları, telaşlar, sürekli bir yere yetişme sürekli biriyle toplantılar yapma halleri “yaşam kadar gerçek, yaşamak gibi sahte” sözlerinde anlam buluyor. Bu koşuşturmaca, hızlı tempo zamanın farkına varmadan hep maaş ve on beş günlük tatiller için kendini paralarcasına çalışırken, eski hayaller seni yaralayan anılar olarak görünüyor. Öyle çok şey var ki bak sana dair derken, hayale kaçış başlıyor. 10 parmağında 10 marifet Gonca Vuslateri, “şarkı söylemeyi seviyorum ama şarkıcı değilim, dolayısıyla bu albüm çok doğru bir kanal oldu benim için” demişti. Gonca Vuslateri yeni neslin en yetenekli sanatçılarından, bu şarkıyı da çok benimsemiş belli ki, benim ilk ikimde olan bu şarkı gonca’nın sesinde adeta seninle dertleşen bir arkadaşın içini dökmesi gibi tınlamış. Şarkıyı birebir yaşatan bir yorum olmuş. Gonca şarkıyı söylemiyor canlandırıyor yorumuyla adeta. Gonca ne yapsa dünden beğenmeye razıyım aslında, çünkü elini attığı işi iyi yapıyor, bize de beğenmesi düşüyor. Şarkının dizilişini değiştirmişler bu arada bu düzenlemede.

İYİ ŞEYLER (e.e. Öykü Gürman)


Dördüncü şarkının temasında baskın olarak, egolar, gurur, hatayı kabul etmeme ve ayrılığın suçunu hep karşısındakine yükleme, hiç kendine toz kondurmama var, Öykü Gürman’la seslendirilmiş İyi Şeyler şarkısında. “İyi Şeyler”de kadının yazdığı acı bir mektup elinde kalakalan bir adamın beklenmedik anda nakavt olması ile mektubu yazan kadının satırlarında akıttığı gururlu bir gücenmişlik söz konusu. Kimse ayrılacağız diye başlamaz bir ilişkiye ama işin içine gurur ve egolar girince yaşanabilecek iyi şeyler yaşanamadan bir mektupla son bulabiliyor. İki taraf da alttan almadığında, üste çıkmaya çalıştıkça, karşısındakini anlamıyor ve hep ben haklıyım denildiği noktada bir taraf öff yeter artık ben gidiyorum ne halin varsa gör diyor. Bu şarkıda giden taraf Öykü Gürman ve elinde mektup ayrılığı anlamlandıramayan adam Tuna. Hala kendinden taviz vermiyor, “Allah’ın varsa gülüm doğruyu söyle, hiç mi mutlu olmadık biz bu alemde” kadın tarafı da “sen sevdin de benim elim de armut toplamadı diyerek, üste çıkmaya çalışıyor: “yastığım, yorganımdın sana sarılırdım, seni sevmesem yapar mıydım?”. Hala fonda gurur, hatasını kabullenememe, egosunu indirememe var, ama gene de “iyi şeyler olabilirdi aramızda, yormasaydık gönlümüzü karanlıkla, içimizde çiçekler açabilirdi, bile bile uymasaydık gurur denen o şeytana” diyerek gücenmişliğini ele veriyor. Son noktayı koyuyor, ama onda da karşı tarafa galip gelme, gelmeyince gurur yapma durumu var. Gideceğinin adamı yıkacağını biliyor ve bununla belki de adamı dize getirebileceğini düşünüyor, yazdıklarım yaralı bir vedadır sana, sensizliğe kanayan bir merhaba derken ve onda da şüpheler var: “anlamak zor sevgilim neden olmadı, ne yaptık da sayılmadı”. Öykü Gürman hayatımıza kardeşi Berk Gürman’la türküleri flamenko formunda söyleyerek girmişti. Kendine has bir tarzı ve ses rengi var. Grup dağıldıktan sonra solo albümlerinde de yorumculuğunun sınırlarına daha hakim olduk. Bu şarkıda da şarkıyı olması gerektiği gibi söylüyor, ne bir eksik ne bir fazla, eli yüzü düzgün bir yorum. Bir tek o mektupla terk eden kadının acı çeken havasını çok alamadım, o da nazarlık olsun. Çok kusursuz okumuş.

HAYATININ HATASI (e.e. Gülçin Ergül)


Beşinci şarkı albümün hareketli ve umutlu tek şarkısı. Gülçin ile Hayatının Hatası’nda duygularından emin olamayan bir adamın gel gitleri, olur mu olmaz mı soruları ve bir de ilk kez yaşadığı duygularına karşılık kadının “bir kez de risk al ben adam, gel hayatının hatasını yap” diyerek aşka daveti var. Adam daha önce yaşadığı ilişkilerden bunalmış, artık sağlama almak istiyor kendini, hatta kendi kendine yalanlar söylüyor: sanki bir çıkmazdayım bırakmıyor beni. Adamı tutan bir şeyler var, bir yanı kendini kapıp koyvermek istiyor, bir yanı karşı koyuyor sakin ol diyor. Bu noktada kadın tüm rahatlatıcılığıyla devreye giriyor, ne kendini kalmaya zorla ne de gidip kumar oyna, bırak zaman halletsin her şeyi, derken biraz akışına bırakmaya davet ediyor adamı, çok fazla düşünüyorsun, biraz gelişine yaşa derken albümün umutlu tek şarkısının adı oluyor Hayatının Hatası. Adam da istiyor, çok çekmiş belli nükleer bir yalnızlıktım diyor. Hızlı geçen gecelere atıf gibi geldi. Artık durulma vakti geldiğinde bu defa da güvenemiyor kendine de karşı tarafa da. Bu kadın içinde var bir karmaşa bu ne hüzün bu ne tasa derken, adam da hayatının hatasını yapmaya yani ilk kez sağlamcı olmamaya çağırıyor, gelsin hayat bildiği gibi yaşamana bak. Diyor. Gülçin o gruptan ayrıldıktan sonra tahmin ettiğim üzere müzikal kariyerinde daha ciddiye alınan ve daha usta isimlerle çalışma imkanı bulan bir solist oldu. Bunu rahatlıkla söylüyorum zira bu albümden önce de, herkesi beğenmeyen Harun Kolçak’ın albümünde yer aldı, bu arada kızın hakikate tarzı var ve kişilikli bir ses rengi var. Nerde duyarsak duyalım işte bu Gülçin diyoruz. Bununla birlikte Gülçin imgesi akla zenci gırtlaklı nağmeler, cıvıltı, ses oyunları da getiriyor, bu açıdan bu şarkının düzenlemesi tüm bu unsurları bünyesinde barındırması açısından Gülçin için biçilmiş kaftan olmuş. Hem de albümün en cıvıl cıvıl şarkısı.

BU AŞK BURADA BİTER (e.e. Jehan Barbur)


Altıncı şarkı Ataol Behramoğlu şiirinden bestelenen bu aşk burada biter. Canlar canı Jehan Barbur düetiyle ses bulan bu şarkıda biten bir aşkın arkasından yeni başlayan heyecanlara yolculuk var. Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim derken, artık mazide kalmış bir aşk için ağlayamam bak yüreğimde bir çocuk var, cebimde bir revolver derken yeni kalp vurgunlarına gitmeye hazırım mesajı var. Eski aşkların anıları ölü şairlerin satırlarında kalmış bir romans ve onlar artık yaşamıyor. Yan yana uzandığımız ıslak çimenler, yazılan şiirler, güzelliğin, o eşsiz yaz hepsi artık göçüp gitmiş şairlerin satırları misali bu dünyadan göçüp gitmiş ve ben her geçen gün daha fazla unutuyorum o zamanları ve çekip gidiyorum yüreğimde çocuk heyecanlarıyla yaşanacak yeni maceralara… Jehan Barbur usul usul, pürüzsüz ama duygudan da taviz vermeyen yorumuyla gene şarkıyı alıp götürüyor. Yani öyle bir çekip giderim diyor ki, insan ilk başta gittiğine inanmıyor, ama sonradan düşününce nazikçe, çaktırmadan lafı tam gediğine koyarak gidiyor, insan bir bakıyor durum ciddiymiş meğer sonradan insanın içine oturuyor ben çekip giderim deyişi.

YİNE SEVEBİLİRİM (e.e. Yıldız Tilbe)


Ardından gelen Yıldız Tilbe düeti Yine Sevebilirim, Bu Aşk Burada Biter’i tamamlarcasına umut aşılıyor: “yanımda olmasan da yaşıyorum madem… Ah yine sevebilirim hayatı, ah yine bulabilirim aşkı, ah yine duyabilirim sanki, içimde çalan o şarkıları”. Bir zamanlar seni ne çok severdim, sensiz olamam derdim ama bitti ilkin garip oldu içim “kimim kimsem yoktu bildiğim senden başka”, belki de sana saplanıp kaldığımdan cesaret edemiyordum hayata karışmaya ama anladım ki yokluğunda da yaşayabiliyormuşum, insan buna da alışabiliyormuş, çok garip bir his bu ama zaman zaman benzerinle karşılaşıp aynı şeyleri yaşamak düşüncesi korkutsa da belki yeniden aşık olabilirim. Sense hep içimde bir yerlerde olacaksın ama seni sensiz yaşamayı öğreniyorum mesajı var. Bu şarkı da kadın tarafı da erkek tarafı da geçmiş bağlarından kopup yeniden hayata karışabilme ve devam edebilme gücünü kendinde buluyor. Tuna Kiremitçi bu şarkıyla ilgili sözleri yazıyor ama bir türlü tamamlayamıyor kim söyler bulamıyordum, eşimin aklıma getirmesiyle Yıldız Tilbe’ye çok uyduğunu düşündüm ve sözler de tamamlandı.” Diyor. Albümde Yıldız Tilbe muhteşem bir sürpriz oldu benim için ve dinlediğimde 90lardaki bayıldığım, düzgün Türkçeli ve düzgün okuyuşlu Yıldız sounduna yeniden kavuşunca oyuncak bulmuş çocuk gibi sevindim. Şarkı Yıldız’a Yıldız şarkıya cuk oturmuş. Yıldız da doludizgin aşk ve hayat şarkıları yazar, tam da Yıldız’ı anlatan bir şarkı olmuş. Yıldız vokalinin muhteşem tınladığını ve bu söyleyişini ne kadar özlemiş olduğumu bir daha söylemek isterim burada. Bunu sağladığı için Tuna’ya bir tebrik daha.

BU KAÇINCI SONBAHAR (e.e. Gökçe Bahadır)


Gökçe Bahadır’ın harikalar yarattığı Bu Kaçıncı Sonbahar, Tuna’nın Atlas grubu zamanlarından yeni bir şarkı ve Gökçe Bahadır dokunuşuyla iç yakan bir sitem baladına dönüşmüş. Mevsimler boyu sevgilisinin kendisine dönmesini bekleyen bıkkın yılgın ve sevgilisine sesini duyurmaya çalışan sevgilisinin ilgisizliğinden, onu anlamamasından duyguların hiçe saymasından yakınan bir adam ve ilişkinin yükünü taşımaktan yorulmuş ve biraz da taşlamış bir kadın “yanlış bir ağacım, yorgunu aşkın, ne söylesin sana kurumuş dallarım, kalbinden çıkar at beni” diyerek geri dönüş kapılarını kapatan ve adamın çabalarının nafile olduğunu anlatan bir kadın. Ben artık taşıyamıyorum bir ilişkinin yükünü, çok yaşadım çok savruldum, sen iyisi beni kalbinden at çünkü dayanamıyorum artık bir ayrılığa daha. Sonbahar ayrılık mevsimi ve belli ki iki taraf da ilişkiler konusunda hep doğru insanı ıskalamış ve şimdi de artık yorgun kalpleriyle bir ilişkiyi daha kaldıracak takatleri kalmamış hissediyorlar. Birbirleriyle “aynı yazın ardından” sonbaharda ayrılıyorlar. Gökçe Bahadır oyunculuğun doruklarında olduğu kadar Sezen’den de onaylı bir yorumcu. Daha önce birkaç programda şarkı söylemişliği var ve bu albümde de çok üst düzey bir performans çıkarmış. O yorgun, sevda masalından vazgeçmiş kadını dinlerken aklıma Yaprak Dökümü’ndeki bezgin halleri geldi, dedim tam şarkısını bulmuş Leyla.

BİRDEN GELDİN AKLIMA (e.e. Sena Şener)


Albümün en genç ismi olan Sena Şener kendisi gibi umut dolu, cıvıl cıvıl bir şarkıda bir aşkın bir adamın hayatını nasıl değiştirdiğini dile getiriyor. Sen olmasan da yaşardım yine, ama kendimi sevmezdim bu kadar diyerek, tanıdığı bu “küçücük şeyin” hayatında getirdiği olumlu tüm şeyleri sıralıyor. İkisi de hayatı ıskaladıkları aşka geç kaldıklarını hissettiği bir zamanda birbirlerini buluyorlar ve hayatlarının ışıkları yanıveriyor. İlk kez hayattan aşktan vazgeçmişken mutlu hissediyorlar, o kelebekler yine uçuşmaya başlıyor karında, birlikte olmasalar da hayat devam ederdi ama şimdi birlikte olduktan sonra etraftaki her şey daha bir güzel görünüyor hayat daha bir yaşanılır geliyor gözlerine. Gülmeyi unutmuş yüzlerine yeniden gülümsemeler yerleşiyor. Sena Şener albümün en genç ve yolun başındaki ismi. Henüz 18 yaşında olmasına rağmen, Youtube’a koyduğu videolarla keşfedilmiş ve hatrısayılır bir beğeniye ulaşmış durumda, bu şarkıdaki “yağmuru çok seven küçücük şey” imgesine tam uyduğu gibi, yorumuyla da o yaşın heyecanlarını dinleyiciye taşıyabiliyor.

VARSIN BU DÜNYADA (e.e. Gülay)


Albüm kapanışı Gülay’la Tuna’nın hayat üzerine derin bir sohbette buluştukları Varsın Bu Dünyada ile biterken, hepimizin bu dünyada iyi kötü var olduğumuzu, ama her şeyin temelinde aşk olduğunu dünyayı aşkın döndürdüğüne bağlıyorlar: sen çöllere yağmur olsan ne fayda, bir damla yoksa aşktan kendi dünyanda, kalbin değilse son gülen. Hepimiz bir şekilde var oluyor ve hayatta kalmaya çalışıyoruz bu dünyada, bir şeyler görüyor, konuşuyor, iletişim kuruyor, ağlıyor, gülüyor, bazı şeyleri görmezden geliyor, doğuyor, büyüyor, ölüyoruz, hayata bir şekilde katkıda bulunuyoruz, yaşayıp gidiyoruz hülasa ve bu rutin akış içinde aşk bizi yaşadığımıza şükrettiren dünyayı güzel şeylere boyayan bir unsur olarak çıkıyor karşımıza, ne yaparsak yapalım aşk ile yapınca daha bir umutlu coşkulu rengarenk görünüyor dünya ve bu enerjiyle çok daha güzel bir yer haline geliyor, bunda sadece cismani aşk değil manevi aşk da var. Bu şarkıda Gülay’ın olması nokta atışı olmuş, çünkü Gülay’ın kendi albümlerinde de böyle manevi aşka yönelik unsurlar taşıyan şarkılar ve türküler de olur. Bu açıdan şarkı Gülay’a, Gülay şarkıya çok yakışmış. Albümün kapanırken bizi hayata dair düşündürerek bitiyor albüm.

Bu şarkılar 38 dakikada her türlü duyguya girip çıkıp, yer yer kendi hatıralarınızı düşünüp hüzünlenip ya da gülümsemekten kendinizi alamadığınız anıların fon şarkıları. Yukarıda yazdıklarım benim kendi kafamdan hikayelerdi, ama kimbilir başka evrenlerde ne hikayeler daha dolanıp duruyor. O halde hala kendi hikayenizi yazmadıysanız, CD çalarınıza Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları CD’sini koyup kendi hikayenize doğru bir yolculuğa çıkmanın tam vakti.

ALDIM, DİNLEDİM, YAZDIM - TUNA KİREMİTÇİ VE ARKADAŞLARI



Bazı insanlar vardır, yazdığı şarkı sizin "hah tam da bunu demek istiyordum" dediğiniz o şeyi söyler, yazdığı kitap "ahh ben de böyle bir şey yaşamıştım" dedirtir, yazdığı bir şiir sizi başka bir boyuttaki kendinizle yüzleştirir. Müjdemi isterim, bu insanların hepsinin paket halde tek bir kişide toplandığı en güzel örnek ülkemizde yaşıyor. Tuna-All-in-One-Kiremitçi huzurlarınızda!

Tuna Kiremitçi, hayatımıza girişinin 20. yılını şahane bir albümle kutladı. Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları projesinin Tuna’nın tam 20. yılına denk gelmesi bir tesadüf müydü yoksa planlı bir hamle miydi bilinmez ama albümün Tuna Kiremitçi’nin 20 yılının mükemmel bir özeti olduğu su götürmez. Bu albümün hikayesini ve 20 yılın özetini bu sayıda Tuna Kiremitçi söyleşisinde bizzat kendi sözleriyle okuyacaksınız, albüm yazısı ise kahveleriniz hazırsa ve albüm cd çalara yerleştiyse tam burada.

1996 yılında hayatımıza Kumdan Kaleler ile girdiğinden beri Tuna Kiremitçi hep kitap yazdı, şiir yazdı, şarkı yazdı, dergilere yazdı, yani sürekli yazdı, üretti, söyledi ve 2016’nın Temmuz ayında Pamela ile bir düet videosu düştü Youtube’a. Albümdeki sıfır kilometre şarkılardan biri olan Uçmak İstiyorsan hayli ilgi çekmişken, albümünde yer alan bu şarkının akabinde, bu rüzgarla şişen yelkenleri Özge Fışkın’la birlikte seslendirdiği Bana Sebepsin ile bir kez daha doldurdu. Zamanında Kumdan Kaleler ile, Atlas ile ya da solo olarak çıkardığı albümlerde seslendirdiği bu şarkılara bir kadın sesi değmesi ile şarkılar adeta yeni bir form buldu ve şarkılarn kahramanları “hikayelendi”. Her bir parçasını sevdiği dostlarıyla seslendirip kliplerini de garaj stüdyo çekimleriyle tamamlayan Kiremitçi 2016’nın en şahane projelerinden birine imza atarken, bu şahane performanslar bir albüm için yeter sayıya ulaşınca 2017 yılında şu an elimde tuttuğum arşivlik albüm halinde raflara ve arşivlere girdi ve 2017’yi en iyi proje albümü olarak parselledi.

Şarkıları tek tek incelemeden önce albüm hakkında birkaç bilgi vermeli burada. Albüm Ocak 2017’de Pasaj Müzik etiketiyle çıktı. Buram buram özlediğimiz o eski müzikler gibi tınlayan albüm benim gibi organik ve akustik sevdalısı müzikseverlere ilaç gibi geldi desem yeridir. Albümün künyesine baktığımda, en çok Efe Demiryoğuran ve Evren Arkman isimlerine rastlıyorum. Efe Demiryoğuran Gülay’ın Gri Şarkılar albümünde de harikalar yaratmıştı, bu albüme de kayıt, miks ve düzenlemelerle katkıda bulunmuş.

Kapak resmi Yavuz Meyveci’ye ait ve sadece Tuna var, elinde gitarıyla adeta kendini bu dünyadan soyutlamışcasına şarkısını söylüyor/hangi şarkıdaki kadın bilinmez ama belki de onunla konuşuyor gibi. Tuna kapakta düetlerin erkek tarafı, kadın solistlerin ise resimleri yok, böylece o şarkıdaki kadınlara seslerini veren isimler tanıdık olsa da, o şarkının yaşandığı ortamdaki kadını kendi hayal gücümüzle tasvir edebiliyoruz. Adeta bir Türkan Şoray filmindeki Belkıs Özener sesi misali hayalimizde canlanan kadının sesi oluyorlar.

Kapak ve albümün tamamı sade, renkli görsellerle albümün o naif ve biz bize havası bozulmamış. Gereksiz hiçbir fazlalık yok kapakta. Albümde hayatındaki kadınlarla yüzleşen/dertleşen bir Tuna duygusunu tam da bu veriyor. Bize hayal kurma payı bırakıyor.

Kartonetin arka kapağında kısa ama etkileyici teşekkür notunda ise, baştaki sorum yanıtlanıyor aslında, “10 inanılmaz arkadaşımla şarkılarımı söyledim, naçizane müzik hayatımın 20 yılında,” diyerek.

Albümde 10 Tuna şarkısına 10 kadın eşlik ediyor ve kimi hayali kimi gerçek olan her biriyle arasında adeta yarım kalmış ne varsa albüm boyunca ortaya saçılıveriyor. Kimiyle halının altına süpürülmüş eski bir mevzu deşiliyor, kimiyle hayata dair umut mesajlarıyla teselli verilirken, kimisi gidenin arkasından ah ediyor, kiminde Tanrı’dan bir mucize beklenirken, kimiyle hayatının hatasını yapmak bahasına cüretkar bir davette bulunuluyor. Bu 10 şarkıda Tuna, kadınlarla adeta bir terapi, iç dökme seansı yaparak yeni baştan başlıyor yaşamaya, belki de beyaz fon olması bir tesadüf değil, tesadüfse de tam yerine rast gelmiş bir renk seçimi bu anlamda. Albümün son şarkısı bittiğinde siz de içinizde ne kadar duygu varsa 38 dakikada hepsini yaşamış bir şekilde hayatınıza dönüyorsunuz.

Albüme seçilen şarkılar 20 yılın toplaması gibi. Kumdan Kaleler’den, Atlas’tan ve Solo albümlerden seçilen şarkılar bir albümde toplanırken, Tuna’nın söz yazarı ve besteciliğindeki aşamalara da tanık oluyorsunuz. 20’li yaşların toyluğunu da, 40’lı yaşların ustalığını da rahatça anlıyorsunuz şarkılarda. Toyluk derken yanlış anlaşılmasın. İnsanın 20 yaşlarında yazdığı şarkılardaki ruh hali, coşkunluğu başka, 40’lı yaşlardaki duyguları olgunluğuyla yazılmış şarkıları başka ruhlarda oluyor, hülasa burada kastettiğim 20li yaşlarında yazdığı şarkılardaki o coşkunluk yerini daha ince br ustalıkla daha seçilmiş kelimelerle daha az ve öz ifade edebilme kabiliyetine dönüşmüş. 20’li yaşlarda yazılmış ve söylenmiş şarkıları şimdi 40’lı yaşlarında bir adamın daha olgun duygusuyla dinleyebiliyoruz. Gene de 20’li yaşlardaki o coşkuyu hala sesinde duymak mümkün.

Şarkıların hepsinde gerek sözlerdeki ustalıklı tamlamalar, gerekse tonlamalarla Tuna adeta yeni nesil Bülent Ortaçgil gibi tınlıyor, ya da bana çok çağrıştırdı. Bunu kötü anlamda söylemiyorum, aynı dinlendiricilik aynı derinlikli ve içi dolu sözler, ayrılık sözleri de aşk sözleri de ucuz kitap sözleri değil. Tuna’nın efsane bir sesi olduğunu söyleyemesek de sesinin tonuyla tınısıyla yorumuyla şarkılarındaki duyguları ta içimize kadar geçirebiliyor, benim de şarkılarda aradığım ve bulmak istediğim şey bu zaten.
Albümde seçilen kadın seslerinin “diva” statüsünde olmayan, çok iddialı sesler olmaması albümü daha rahat dinlenilir kılmış. Daha bizbize havası veriyor böyle. Gönlüm bundan sonraki albümde (olursa) Burcu Biricik’le bir düet gelmesini diliyor. Bunu da yetkililere ileteyim şimdiden.

Benim için bu proje 2016’nın en özel projesiydi, ve bu albümle 2017’yi de parselledi Tuna Kiremitçi. On numara 5 yıldız…

Şarkıların yorumunu ve bende çağrıştırdıklarını ise bir sonraki yazıda bulacaksınız...



 






9 Ağustos 2017 Çarşamba

GİTTİM, GÖRDÜM İZLEDİM - SERTAB ERENER/EMRE KULA - ENKA KÜLTÜR BULUŞMALARI

TEMMUZ KONSERLERİ VOL. 3

SERTAB ERENER&EMRE KULA @ ENKA EŞREF DENİZHAN AÇIKHAVA TİYATROSU

[06.07.2017]


Temmuz ayının yazmaya değer bulduğum 3. konser, dostum Mehmet Akif Delibaş sayesinde gittiğim, 6 Temmuz’da Enka Kültür Sanat Buluşmaları çerçevesinde yapılan Sertab Erener & Emre Kula konseri oldu. Konser izlenimlerimi yazmadan önce ortamdan bahsetmem lazım, zira içine girince o yeşilliği, o ferah kampüsü görünce yeniden öğrenci olasım geldi.
Enka şirketler grubunun İstinye’deki yerleşkesinde bulunan amfi tiyatroda yapıldı konser ve daha içeri girer girmez ilk önce alanın yeşilliği gözümü aldı. Enka Vakfı haftada bir ‘Kültür Buluşmaları’ adıyla burada konserler düzenliyor ve şahane bir amfi tiyatroda, açıkhavada keyifli bir 2 saat vaat ediyor. Amfi tiyatro nerde oturursanız oturun sahneyi net görebileceğiniz bir açıda ve sesi net duyabileceğiniz bir akustiğe sahip. Ben bile Sertab Erener sahnede duyacağından emin olmayarak birkaç şarkı isteğinde bulundum, birkaç tezahüratta bulundum, duydu valla. :) Enka vakfına bu konser mekanı için teşekkür etmeli. Konser öncesi Mehmet Akif ve arkadaşı Hazar ile birlikte kulis kapısında bekliyoruz bir poster alabilmek için, amacımız konser sonrası imkan olursa imzalatabilmek. Bizi çok güzel karşılıyorlar, ay herkes nasıl güleryüzlü, bize az bekleyin posterleriniz gelecek diyorlar. Ağzımız kulaklarımızda. Posterlerimiz gelene kadar etrafı seyrediyoruz. Burası İstanbul içinde ayrı bir dünya. Hava da lokum. Posterlerimiz geliyor ve biz de kapıların açılmasıyla yerimize geçiyoruz.

Gelelim konsere. Posterde yazdığı üzere konser Sertab Erener & Emre Kula çiftinin akustik konseri bu. 2 gitar bir Sertab konsepti. Seyirciler merdivenlere kadar doldurmuş, tek tük boş koltuk seçiliyor. Çok dolu ve nezih bir konser dinleyicisi var.

Ve Sertab o içlerimizi ısıtan Yalnızlık Senfonisinin ilk namelerini seslendirerek içeri giriyor. Öyle sade ve öyle büyüleyici ki… Çıplak sesle söylüyor, hayır söylemiyor, yaşıyor: Anladım sonu yok yalnızlığın, her gün çoğalacak… Dakka bir gol bir, biz daha konserin başında mestten dağılmış haldeyiz, sonra biz de eşlik etmeye başlıyoruz: Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte, acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette… Sertab dinleyicinin eşliğinden çok memnun, nakaratı bize söyletiyor, şarkı bittiğinde alkış kıyamet… ve konserin esas adamları yerlerini alıyor, bir tarafta Emre Kula, bir tarafta Gültekin Kaçar…

Konser ekibi bu kadar. İki gitar bir Sertab. Öyle bir ortam oldu ki, sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, sanki biz Sertab’ın evine misafir gitmişiz ve muhabbet arası şarkılıyoruz. Sertab pek keyifli, yeni albümden Aşk Beni ile devam ederken, soruyor: “Yeni albümü alanlar kimler?” El kaldırıyoruz, ama sayısı çok değil, bunu da şakaya vuruyor, “Hemen yarın gidip alınıyor o CD, konserin sonuna kadar hatırlatıcam bunu”.

Sertab çok keyifli, her şarkı arasında bir hikaye anlatıyor ya da dinleyicilerle veya Emre Kula ile paslaşıyor, o güzelim şarkılar akustik düzenleme ile bambaşka bir forma bürünürken, ekstra hiçbir enstrüman, efekt ya da ses oyununa gerek kalmadan Sertab sesinin tüm renklerini kulaklarımıza işliyor. Yeni albümü benim için 2016’nın en şahane albümlerinden, bazı şarkıların suygusu Turuncu albümünü andırıyor. Mesela Kime Diyorum muzip ve matrak bir aşka davet şarkısı Kime Diyorum, Turuncu’da olsaydı da hiç de sırıtmazmış. Bilhassa Kar Beyaz, Tek Başıma, Olsun, akustik formda albümdekinden bile daha güzel tınladı.

Sertab konserlerinin geleneği bozulmadı ve Mecbursun şarkısının akabinde Sertab’ın gırtlak maharetini sergilediği boşluk doldurmacayı bir kez de Enka Açıkhava’da yaptık. Dinleyicilere bu aktiviteyi daha önceden bilenler var mı diye yoklama yaptı. Hemen el kaldırdık, sonra Sertab alamet-i farikası o aktiviteyi başlattı. Buna göre biz dinleyiciler “Sen Yeter Ki Sev” diyeceğiz ve boşlukları Sertab ses ve gırtlak efektleriyle, yer yer caz tınılarıyla dolduracak. Daha önce Kanyon’daki konserinde gördüğüm için biliyordum bunu, keyifle katıldık. Sertab sesinin tüm renklerini gösterdi bu üç dakikalık aktivitede.

Konserde repertuar dengeli dağılmıştı. Yeni albüm kadar eski albümlerden de çok sevdiğim Yolun Başı, Lal, kişisel favorilerimden Aslolan Aşktır, İncelikler Yüzünden, Yanarım, Hani Kimi Zaman gibi şarkılarla Sertab şarkıları geçidi yaparken keşke “Yüz yüzeyim”, “Rüya” ve “Vurulduk” şarkılarını da söylese diye geçirdim içimden.

Konserin en güzel yanı, Sertab’ın dinleyicisiyle olan diyalogu oldu, önce herkesten yoklama aldı daha önce konserine kimler geldi kimler gelmedi diye ve seyircilerden gelen paslara, mesela “Lal”i isteyen bir dinleyiciye “Aaa aşk olsun Lal’siz olur mu, o artık benim her yerimde, yapıştı, bacaklarımı kaldırsam orda” diyerek esprili bir yanıt verdi. “Şimdi bu konserden çıktıktan sonra gidip tıpış tıpış albümü alıyosunuz”, diyerek espriyle karışık dinleyiciye takıldı ve gecenin esprisi oldu albüm mevzusu, arada bir “bakın hatırlatıyorum, albüm alınacak,” diyerek. Hafif bir serzeniş de sezdim Sertab bunu söylerken.

Gecede Sertab’ın dinleyiciyi konsere dahil etme yolları çok iyiydi, şarkılardan oyunlar buluyor, oylamalar yapıyor, bir şarkıyı önce kızlara sonra erkeklere söyletiyor, hülasa seyircinin bir an bile konserden kopmasına fırsat vermeden dinamizmi hep sürdürüyor. Ben Sertab’ın bu kadar esprili yanına bu kadar şahit olmamıştım. Mesela Zor Kadın şarkısının nakaratını önce kızlara söyletti, kızlar geçer not aldı, sonra erkeklere söyletti ama erkekler sınıfta kaldı, ta ki Sertab onları “hadi bakalım erkekler, bir futbol maçında tezahürat eder gibi söyleyin, tamam Zor Adamdım diyebilirsiniz” diyerek davet edene kadar. Futbol sanırım erkeklerin kilitlerini açmada temel anahtar, velakin amfi tiyatrodan öyle bir yüksek Zor Adamdım çıktı ki Sertab bile şaşırdı: “işte böyle, şimdi oldu” diyerek.

Günün ve konserin en güzel anlarından biri, o günün Sertab Erener ile Emre Kula’nın 2. evlilik yıldönümleri olması oldu. İkili bunu da dillerine doladılar ve Sertab’ın sürekli evlilik yıl dönümü olduğunu unutup Fatma Turgut’tan teyit almasını anlattığı anekdotla gülümsettiler. Emre Kula “Hatırlıyor musun Sertab, geçen sene de bugün bir konsere denk gelmişti, bu sene de böyle” deyince ben de bağırdım: “Buradan güzel kutlama mı olur” diye, Emre Kula da doğrularcasına tekrarladı: “Buradan güzel kutlama olamaz”. O an ruh eşi diye bir şey varsa Emre ve Sertab da olduğunu çok net gördüm, o birbirlerine bakarak şarkı söylemeleri, ortak bir yaşamla birlikte güzel müzikleri paylaşmaları ve birbirlerini ne kadar güzel tamamladıklarına şahit olmak çok güzel ve özeldi.

Gecenin sürpriz konukları da vardı, Sertab bunun ipuçlarını Emre Kula ile evlilik üzerine paslaşırken verdi: “nikah şahidimiz Fatma Turgut da aramızda, gelsene Fatma” diye sahneye davet edince sevincim ikiye katlandı. Zira Fatma’yı çok severim, tanışıklığımız da var ve o gece aşağıda videosunu izleyeceğiniz bu özel ana da tanıklık ettik. Sahnede Sertab ve Fatma’dan Aldırma Deli Gönlüm düeti her zaman yakalanmayacak bir andı. Fatma’nın da sahneye gelmesiyle “Evin Salonu” konseptli konser tam anlamını buldu. Adeta Sertab, dostlarıyla bizi de evinde ağırlıyor gibiydi. İzmir’den İstanbul’a albüm yapma tutkusuyla gelip Sertab’la tanışması ve nikah şahidi olmasına kadar geçen sürecin bir özetini yaptı Fatma kısa bir konuşmayla.

Konser hayli interaktifti. Dinleyiciler bir laf atıyor, Sertab bir şey anlatıyor, ordan hadi şunu söyleyelim’e bağlıyor, hatta bir ara şarkı sıralamasını şaşırıp başka bir şarkıya girecekken, Gültekin Açar’ın uyarmasıyla “dans etmeye çağırdığı” şarkıyı değil, başka bir şarkıyı söylediler. Bu da ortamın çok doğal ve doğaçlama anlarından biriydi.

Sürprizler bununla bitmedi, Sertab’ın albümüne Olsun şarkısını veren Can Bonomo da seyirciler arasındaydı ve onun da sahneye çıkmasıyla okey dörtlüsü tamamlandı. Kızlar geride ayakta dururken Can’ı sandalyeye oturttular, uzun boylu Can da hemen işi şakaya vurdu: “Anca boyunuza ulaştım.” Sonra iki gitar eşliğinde kendi şarkılarından birini söyledi. Konser ve müzikseverler için arşivlik bir andı.

2 gitar ve efektsiz çıplak sesle ara vermeden ve iki saat bizlerin heyecanını bir an olsun hafifletmeden şarkı söylemek herkesin harcı değildir. Sertab bunu başararak bizlere sadece iki saatlik bir mest yaşatmadı, ayrıca benim diyen popçuya şarkı öyle söylenmez, böyle söylenir dersi verdi. Ayrıca bazı şarkılar vardır ki akustik düzenlemesi yapıldığında etkisini kaybetme tehlikesi getirir, bu şarkılarda ise içimden keşke bu konserin bir albüm kaydı çıksa diye geçiriyordum. Öyle bir güzel olmuştu. Lal gibi şarkılar zaten akustiğe yatkın şarkılar olduğu için sorun yok da Mesela Aslolan Aşktır bangır bangır bir rock şarkısı olarak akustik düzenlemesi nasıl olacak dediğim, zor bir şarkı gibi gelir bana. Aslolan Aşktır’ın akustik düzenlemesi de pek keyifli olmuştu. Sertab’ın şarkıya girmeden önce “Rumeli Hisarı’nda beni hep tüller, hanım hanımcık kıyafetler içinde görmeye alışmış dinleyiciler birden bire postallar, kargo pantolonlar içinde görünce “hooooouraa” diye bir ses yükseldi, hiç unutmam” diye gülerek anlattığı anı ise hepimizi güldürdü. Tertemiz, albüm kaydı gibi cayır cayır okudu şarkıyı.

2 saatlik konser biterken gelen yoğun tezahüratlar üzerine Sertab bir kere daha sahneye geliyor ve gece boyunca beklediğimiz “Aşk” şarkısını söylüyor. Bu şarkı söylenmeden gece bitmezdi zaten. Sahneden ayrılırken Sertab hem seyircilerin ilgisinden hem de gecenin özelliğinden dolayı mutlulukla gözleri parlamış halde ayrılıyor.

Çıkışta, evlilik yıldönümü nedeniyle kutlama yapacakları için görme ihtimalimiz olmayabilir düşüncesiyle birlikte şansımızı denemek üzere kulis kapısına yollanıyoruz. Sertab ile Mehmet Akif daha önceden tanışıyorlar, arada yazışıyorlar filan ama ben ilk kez geçen ay yüzyüze görüşme imkanı bulmuştum Sertab Erener’le. Hep mesafelidir izlenimi aldığım Sertab’ın canayakın ve samimi hali beni mutlu etmişti. Zira sevdiğim sanatçılardan gördüğüm bir güler yüz ya da bir ters hareket beni çok etkiler. Buna göre o sanatçıyla ilgim ya konserlerini hep takip etmek şeklinde gider ya da sadece albümden dinleyeyim daha iyi derim. Sertab şükür ki birinci kategorideki sanatçılardan olduğunu gösterdi, mütevaziliği, candanlığı, bize vakit ayırması, foto ve imza isteklerimizi kırmaması ile benim için tanışmaktan mutlu olduğum sanatçılardan oldu. İnsan boş yere büyük bir isme kavuşmuyor. Sanatı kadar kişiliği ve insanlığı Sertab benim nerde olsa konserine denk geldikçe gitmek görmek isteyeceğim büyük bir sestir. Bu akustik konser de hem bayıldığım akustik konser yeni bir halka hem de konser seyirciliği hayatımda izlediğim en güzel konserlerden oldu.