Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

21 Eylül 2015 Pazartesi

YAZ KONSERLERİM - 1 : YAŞAR (ANKARA, KUŞADASI, ÇEŞME ve İZMİR)

BİR TUTKUDUR YAŞAR...

Yaşar yaz sezonunda Akdeniz ruhunu Ege'ye taşıdı...


Bu yaz benim için konserler bakımından dolu dolu geçti. Yaz aylarını işsiz geçirdiğim için, kendimi avutacak en iyi şey tatil dışında konserler oldu. Bu yazıda bu konserlerden bahsederek bir nebze de olsa sizi de orda hissettirmek istedim.

Temmuz ayı konserlerim Yaşar’ın Ankara Armada Alışveriş Merkezi konseri ile başladı. Ankaralı Yaşar grubundan dostlarla her zamanki gibi sahne önündeki yerimizi aldık ve dokuz gibi başlayan konserde Yaşar Deniz Yoksulu ile başlayan repertuarını küçük sürprizlerle seslendirdi. Bana derler ki her Yaşar konseri için, hep aynı şarkılar, sıkılmıyo musun, diye, oysa bilmedikleri, benim için her Yaşar konseri ilk konser gibidir, çünkü ortam farklıdır, dostlar farklıdır, her konserde bir sürpriz şarkı olacağını bilerek bu defa hangisi diye beklemek güzeldir. Bunlara bir de Yaşar'ın dinamizmi eklenince, her konserin tadından yenmez. Yaşar'ın biz sahne önünde bağırıp çağırırken mutlu olup bizden güç alması güzeldir. Ankara konseri de böyle konserlerdendi. Kısa ama aynı coşkuyla süren bir konser Yaşar'ın bir gün önce Çeşme Hayal Kahvesinde başlattığı yaz sezonunun ikinci konseriydi.





Yazdığım üzere Yaşar'ın yaz konserleri 3 Temmuz'da Çeşme Hayal Kahvesinde yaz sezonunu açmasıyla başladı. Yaşar, arada 8 Temmuz’da Kuşadası Hayal Kahvesi ve 13 Ağustos ve 27 Ağustos’ta İzmir Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu konserleri dışında, yaz sezonunda her Cuma Çeşme Hayal Kahvesi'ndeydi. 

8 Temmuz konseri aslında ertelenmiş bir konserdi. Kuşadası'nın hasta eden nemli havasında Dudu Aydın ve radyosunda radyo programı yaptığım dostum Soner Sezen'le konserdeydik. Açıkhava'da tıklım tıklım dolu mekanda Yaşar neredeyse tüm seyircisiyle iletişim halindeydi. Soner'in de ilk Yaşar konseriydi, bana söylediği, "ben bu kadar uyumlu bir ekip görmedim, Yaşar'ın ekibiyle iletişimi müthişmiş, bu kadar beklemiyordum", oldu. Yaşar o gece bir Yaşarsever daha kazandı yani. :)

Birkaçı dışında tüm konserlere yetişebildiğim Çeşme konserleri, Yaşar’ın enfes sahnesi yanında gerek havanın güzelliği gerekse her yaştan Yaşarsever’in coşkulu eşliğiyle, son program olan 4 Eylül’e kadar tıklım tıklım devam etti. Her biri ayrı bir keyif olan ve bazılarında candostlarımla güzel bir geceyi paylaştığım konserleri izlerken, insanların Yaşar’a sevgilerini gördükçe kendim de mutlu oldum sanki kendi konserimmiş gibi. Tabi ki konserlerde Yaşar’a eşlik eden Kuşlar Orkestrasının coşkuyu ateşlemedeki ustalıklarından da bahsetmek gerek. Nefesli çalgılarda Şef Mehmet Çelik başta olmak üzere, gitarda Öner Tombuloğlu, bas gitarda Buğra Kılıçak, davulda Okay Aynur, klavyede Barış Özbilgin gibi her biri kendi fan kitlesine sahip grup üyeleri de Yaşar’ın sesiyle buluşunca coşku her konseri ilk konserimmiş gibi hissettirdi. Bir de şundan bahsetmeliyim: Bu ekibin en önemli şansı, birbiriyle çok eğlenmeleri ve çok iyi anlaşmaları, zira onların arasındaki güzel sinerji ister istemez seyirciye de yansıyor, gerek soundcheck sırasında atılan kahkahalar, gerek konser sırasında birbirlerine atılan paslar, konser zamanı konseri salt bir konser olmaktan çıkarıp keyifli bir izlence haline getiriyor. Yaşar’ınsa -sahne hakimiyetini bir kenara koyuyorum- en sevdiğim yönü seyirciyle iletişimi ve tüm izleyicilerine tek tek ulaşmaya çalışması. Esirinim şarkısındaki alkış olayı, bir süre sonra bağımlılık yapıyor ve şarkıyı albümden dinlerken bile fark etmeden eller hazır halde bekler vaziyette buluyorsunuz kendinizi. Yakın zaman önce başlattığı, Sebepsiz Fırtına performansında selfi video çekerek seyirciyi de konserin bir parçası yapmasıyla da ilgiyi hep canlı tutuyor. İnstagramda Yaşar’ın sayfasındaki videoda kendini gören bir hayran/severin gözündeki/mesajındaki mutluluğa bir bakın… Sanırım o güzel mesajları görmek Yaşar’ın da hayatındaki en kıymetli anlardan biridir. Yaşar kalplere girmeyi çok iyi biliyor. Çok isterdim Yaşar’ın kendini dışarıdan sevenlerinin gözünden seyredebilme imkanı olmasını ama ne yazık ki bu bize verilmiş bir şans :). Yaşar’ın hiçbir zaman bir Yaşar konserine gidemeyecek olması ise çok üzücü :).



Yaşar konserleri demişken 13 Temmuz’daki Bostanlı Suat Taşer konserinden de bahsetmek gerek, zira bu konser güzel olduğu kadar anlamlı bir konser oldu. Zira bu konserin çok özel konukları vardı. O gün Yaşar hayranı olan ve kas hastası olduğu için konsere gelemeyen bir tatlı kalbi ziyaret ederek konser öncesi gönülleri fethetti. Soner kardeşimizden bahsetmek istiyorum burada çünkü onun durumu için ne kadar farkındalık yaratabilirsem kâr olarak görüyorum. Tıbbi olarak elimden bir şey gelmese de en azından insanların dikkatini çekerek onun durumunun farkına varmasını sağlayabilirim. Soner kardeşim Duchenne Muscle Dystrophy denilen bir rahatsızlık yaşıyor ve iyileşmesi yönünde umutlu çalışmalar var. Bu linkten çalışma ile ilgili bilgi alabilirsiniz: DMD Aile Birliği

Soner yatağından kendi başına çıkamasa da hayat enerjisi ve içi gülen gözleriyle hepimizin neşesi oluyor ve onunla birlikte biz de umutla çalışmaların sonuçlanmasını bekliyoruz. Bu hastalığın umudu kök hücre ve çalışma başarılı olursa Soner ve benzeri durumdaki pek çok kas hastası için umut olacak. (Bu noktada, kaybettiğim kardeşim Osman Büger’e de dualarımı yollayayım, seni unutmadık Osman’ım) Bu rahatsızlığın nedeni genetik, çözümü ise şimdilik yok. Soner daha önce abisini aynı hastalıktan kaybetmiş.

Geleceğe umutla bakan, Yaşar şarkılarıyla hayat bulan, klipler hazırlayan ve tek hayali Yaşar’ı görmek olan Soner kardeşim için 13 Temmuz tarihi rüyaların gerçeğe döndüğü tarih oldu. Birkaç gün süreyle Yaşar’ın kıymetli menajeri Elif hanımla görüşmeler sonucunda, konser öncesi Soner’e bir ziyaret gerçekleştirildi. Ah bu yazıyı okuyan dostlar, Yaşar odaya girerken Soner’in yüzündeki gülümsemeyi bir görseydiniz…





Öncesinde canım arkadaşım Dudu Aydın’la birlikte Soner’in evindeydik; Soner’in heyecanı, o tişört olmaz, Yaşar’a yakışıklı görüneyim heyecanı, o tişört değil bu olsun diye kıyafet seçememeler ve Yaşar içeri girdiğinde çalacak şarkıyı ayarlamalar ile hazırlıklar devam ederken, Soner’in kıymetli annesi de mutfak hazırlığı içindeydi. Yaşar’ı duvara astığı Hoş Geldin Her Dem Yaşar pankartıyla karşıladı Soner. Yaklaşık iki - iki buçuk saat süren ziyarette Yaşar tatlı sohbetiyle, şarkılarıyla, hediyeleriyle, imzalarıyla, fotoğraflarıyla rüya gibi unutulmaz anlar yaşattı.  Soner konsere gelemiyor diye gitarıyla mini bir konser bile verdi. Bir gün teknik imkanlar sağlanabildiği takdirde Soner’i bir konsere götürme sözünü de verdi. Ben de o anı yaşayabildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Bunlar insanı insan yapan şeyler ve Yaşar bunları yaparken ünlü bir şarkıcı değil, Soner’in Yaşar abisiydi. Yaşar’ı farklı kılan da bu. Başkası olsa bir dolu kamerayı arkasına takıp gelirdi mesela. Bizden fotoğraf eklemememizi istedi, eklerse Soner eklesin dedi mesela. Yaşar’ın kalpteki değeri büyüdü, büyüdü… Bir kalbi mutlu etmek dünyanın en büyük zenginliği ve Yaşar’ın şu an harcaya harcaya bitiremeyeceği bir serveti var… Ziyaret sona ererken Yaşar Soner’in abisi ve babasını konsere davet etti. O konserde biz unutulmaz bir anıyı paylaşan beş kişi olduk. (Yaşar daha önce de kaybettiğimiz kardeşimiz Osman Büger’i de ziyaret etmişti).


13 Temmuz’daki konserin en dikkat çekici yanlarından biri, bir süre önce sosyal medyada bir şarkıcının ortaya attığı müziği durdurma temalı mesaja en güzel tepkilerden birinin verilmesi oldu. Yaşanan terör olaylarının ardından N.Ü. isimli şarkıcı, müziğin durdurulması gerektiğini anlatan bir tivit atmış ve her kesimden büyük tepki almıştı. Sanatçılar MÜYORBİR'in öncüsü olduğu bir kampanyada “müziği durdurmak hayatı durdurmaktır” temalı bir video ile tepkilerini ortaya koymuşlardı. Yaşar'ın bir adım öteye gidip, o konserde bu sözlere tepkisini kısa bir konuşmadan sonra seyircisiyle bir video çekerek göstermesi konserin en güzel ve dikkat çekici anlarından oldu. Linki şurada: MÜZİĞİ DURDURMAK HAYATI DURDURMAKTIR

Bu konser o kadar güzel ve coşkulu geçti ki yoğun istek üzerine 27 Temmuz’da bir konser daha konuldu aynı yerde. O konserde de güzel anlar yaşandı. En aklımda kalan, beş altı yaşlarında bir kızın, Yaşar’a bir mendil uzatarak beraber şarkı söyleme isteğini iletmesiydi. Yaşar bu teklifi mutlulukla kabul etti ve küçük kız Yaşar’la birlikte Anlatamıyorum şarkısını baştan sona söyleyerek hepimizi kendine hayran etti. O an düşündüm ki Yaşar sevgisi yaş tanımıyor. 7’den 70’e derler ya, Yaşarsever yaş aralığı gerçekten öyle. Hayal Kahvesi olsun, başka bir mekanda olsun, yaşını başını almış teyzeleri/amcaları da, küçük çocukları da, kız arkadaşını/erkek arkadaşını alıp konsere gelmiş gençleri de Yaşar şarkılarına bağıra çağıra eşlik ederken görebilirsiniz. Bu sevgiyi kazanmak herkesin harcı değildir. 27 Temmuz konseri de böyle bir coşkuyla geçti. Yaşar’ın da yazılarıyla tanıyıp takip ettiği arkadaşımız Murat Gil’e mikrofon uzatması ve bir şarkıya eşlik ettirmesi o konseri sadece sanatçı-izleyici havasından çıkarıp, bir evin salonunda biz bize Yaşar şarkıları gecesi yapıyormuşuz gibi hissettirdi.





Konserin bir sürprizi de tam Aldanırım şarkısına giriş yapıldığı sırada Yaşar'ın birden davula geçip bir işaretiyle Okay Aynur'un mikrofonu eline alıp Aldanırım'a girmesi oldu. Hepimiz için sürpriz olan bu doğaçlama performans konserin unutulmaz sürprizlerinden biri olarak aklımda kaldı. Daha sonraki Çeşme konserlerinden birinde de Okay Aynur'dan bir Aldanırım performansı dinledik.



Yaşar’ın zaman zaman repertuar dışından sürpriz şarkılarla ve kıramadığı isteklerle renklendirdiği Çeşme Hayal performanslarının sonuncusu 4 Eylül’de yapıldı ve benim açımdan dinlemeyi uzun süredir umduğum Şarkılar Güzelse Hala şarkısını benim için söylemesiyle benim için unutulmaz bir konser oldu. Konserlerde tabi ki geleneğim olan baştacı serisiyle Yaşar'ımı başımın üstünde gösteren foto serimi çekmeyi de ihmal etmedim. Yaşar yaza veda ederken ertesi gün İstanbul Jolly Joker konseriyle sonbahar sezonunu muhteşem bir coşkuyla açtı. Bu konserde de tabii ki hazır bulundum ve dostlarımla birlikte yeni sezona merhaba dedik. Yaşar bu sezon da konserlerine tam gaz devam ediyor. Daha önce gitmediyseniz, bir Yaşar konserine mutlaka gitmenizi tavsiye ederim.

Hazırsanız aşağıda Yaşar'ın yaz boyu verdiği konserlerden bulunduğum konserlerin coşkusunu biraz nebze yaşatacak fotoğraf sergisine geçebilirsiniz:


ANKARA ARMADA KONSERİ [04.07.2015]



ÇEŞME HAYAL KAHVESİ KONSERLERİNDEN KARELER






24.07.2015




Okay Aynur mikrofonda...



BOSTANLI SUAT TAŞER TİYATROSUNDAN




Konserler can dostlarla ayrı bir keyifli oldu. İşte konserlere beraber gittiğimiz dostlar...

Ankara - Deli konserdaşım Mehmet Akif Delibaş

Ankara - Burcu Tecer ve Burcu Yüksel... İki Burcu arasına geçip dilek de tuttum tabi ki :)

Ankara - Tuncay (nam-ı diğer dayı :)) ve Aslı Yüce

Dudu Aydın ve Soner Sezen'le Kuşadası'nda...

Ayşegül'üm ve Dudu'mla Çeşme'de...


Tuğba, Ayşegül ve Hazel ile Soundcheck'e eşlik ettik...

Çeşme ve İzmir konserleri başta Yaşar nerde biz orda kafasında uzun yol arkadaşım ve benim kadar deli Dudu Aydın ile klasik fotoğraflarımızdan bir tanesi.


Ece'mle Konser Öncesi...

MURAT GİL'ler :)

Yaşar Grubu - Yaşar Fan Page yöneticilerinden Volkan, Dudu, Soner'in babası Süleyman abi ve abisi İsa...

Soner kardeşim ve Dudu Aydın'la Yaşar'ı beklerken

Canım Candan'la Çeşme Hayal Kahvesi'nde...

Yaşar konserlerimin klasiği haline gelen BAŞTACI SERİLERİMİ ekleyerek bu bölümü bitireyim... Baştacı serimin ortaya çıkışı biraz tesadüfi aslında. Bir konserde Yaşar arkadayken nefs-i suret yaparken sonuç Yaşar'ın başımın üstünde çıkması ve adeta başımın tacı gibi durması ile oldu. Bu fikri çok sevdim ve o gün bugündür gittiğim her konserde, Yaşar'ın başımın tacı olmasından yola çıkarak Baştacı Serileri dediğim fotoğrafları çekiyorum.

ÇEŞME HAYAL KAHVESİ

ÇEŞME HAYAL KAHVESİ'NDE KENDİMDEN GEÇTİĞİM KONSERLERDEN BİR TANESİ :)

BOSTANLI HAYAL KAHVESİ

BOSTANLI SUAT TAŞER

ÇEŞME HAYAL KAHVESİ

ÇEŞME HAYAL KAHVESİ... KONSERDE IŞIK KÖTÜYDÜ, BEN DE BAŞTACI SERİSİ FOTOSUNU KULİSTE ÇEKTİRDİM :)

ÇEŞME HAYAL KAHVESİ

BOSTANLI SUAT TAŞER

KUŞADASI HAYAL KAHVESİ

Konser programlarını     www.yasaronline.net ;

Facebook Fan Sayfaları: HER DEM YAŞAR ve YAŞAR FAN PAGE’den
Twitter Sayfaları:                    www.twitter.com/YASAR_Fan_Page ;
                                               www.twitter.com/HerDemYasar
adreslerinden alabilirsiniz.

19 Eylül 2015 Cumartesi

YAZ KONSERLERİM - 2 : SILA (ALTINOLUK - 12.08.2015)

BU YAZ ALTINOLUK'TA 'SILA'YA VARDIM...

İlk Sıla konserim Altınoluk'ta bol sürpriz dolu geçti.


Yaz konserlerimin devamı ayın 12’sindeki Sıla konseri ile oldu. 12 Ağustos’ta Altınoluk Amfi Tiyatroda yapılan Sıla konseri benim ilk Sıla konserim ve teyzeme doğum günü hediyem oldu. Sıla yeni nesil kadın vokal boşluğunu çok iyi dolduran bir isim. Şarkılarını kendisinin yazmasının yanı sıra sesiyle ve yorumuyla bir ‘Sıla’ adı yaratabilmesiyle takdir ettiğim bir isim. Böyle sanatçılar her zaman bir sıfır önde başlar benim için. Bir sanatçı özgün olunca insanlar tarafından daha kolay benimseniyor.  Sıla’nın sahnesi hakkında çok iyi şeyler duymakla birlikte, daha önce görmediğim için merak ediyordum. Benim için en önemli kriterler, şarkılarını playback söylememesi ve seyirciyle iletişimidir (insan kendini konserde değil de, evinin salonunda samimi bir ortamda hissediyor mu bir konserde, bunu başaran sanatçının sahnesi tadından yenmiyor).

Sıla konseri bu düşüncelerle başladı. İki saat kadar süren konserde dikkatimi çeken Sıla’nın ekibiyle gerçekten çok eğlenmesi ve bunu yansıtması oldu. Seyirciyle iletişimi açısından –güzeldi ama azdı- çok fazla evimizin salonundaymışım gibi hissetmesem de, sahnede Sıla’nın ekibiyle diyalogları beni Sıla’nın evinde misafirmişim gibi hissettirdi.

Sıla şimdiye çıkardığı dört albümünden dengeli bir dağılım yapmıştı, bilinmeyen şarkı yok gibiydi. Albümlerinde birden fazla hit çıkardığı için, genelde riske girmeyerek bilinen şarkılardan gitti. Gönlüm Canım Sıkılıyor Canım’ı da dinlemek isterdi sahnede, Kayahan’a da selam göndermek babında (zira o saygı albümünün en parlayan yorumu Sıla’ya aitti.)
Seyircinin reaksiyonu müthişti, merdivenler bile dolmuş durumdaydı ve bir gerçek var ki gözlemlediğim, Sıla gerçekten sanatçılığıyla insanların gönüllerinin ta derinlerine girmiş. O ağlayan kızları görünce daha fazla ikna oldum.

Konserin ikinci yarısı, o bahsettiğim ev hissini daha fazla hissettirdi, bir koltuk ve etrafına yerleşen müzisyenlerle unplugged havasında başladı ikinci yarı. Yorgunum Kaptan damar vuruşu oldu. Sıla yaşadığı kadar yaşattı şarkıları. Seyirciyle az ama öz konuştu, Altınoluk’a her sene geldiğini ve artık orayı evi gibi hissettiğini söyleyerek bizi de davet etti bazı şarkılara ama zaten davet etmese bile yer yer seyircilerin sesi Sıla’yı bile bastırdı. Bağırdık çağırdık, Sıla’ya sesini duyurmaya çalışanlar oldu, bu arada bir de sürpriz yaşandı. Yurtdışında yaşayan bir Sıla hayranı, sahneye çıkarak kız arkadaşına evlenme teklif etti. Sırf bu konser için gelmişler ve teklifi yapacak kişi Sıla’ya ulaşmış. Sahnede bir yanında hayran olduğu Sıla bir yanında teklifini kabul eden kız arkadaşı ondan mutlusu yoktu o gece orada.

Konserin benim açımdan en heyecan verici yanlarından biri, vokallerde benim 90lar hayatımın en önemli isimlerinden Tuba Önal ve Sibel Gürsoy’u görmek oldu. Bir ara Sıla sahneyi vokallerine bıraktı ve her biri zaten doksanların en iyi isimleri olan Tuba Önal, Sibel Gürsoy ve adını hatırlayamadığım erkek vokalisti, ikişer şarkıyla Sıla’nın yokluğunda amfitiyatroyu coşturdu. Bense çocukluğumun kahramanlarını sahnede izlerken bir taşla iki kuş (bu sözü de hiç sevmem, gaddarca gelir ama tarif edecek başka atasözü bulamadım :) keyfini yaşıyordum. Konser sırasında da bir ara Sıla’yı bırakıp onları izlediğim de doğrudur. :) Gitarda Fatih Ahıskalı’yı görmek ayrıca keyiflendirdi.


Konserin bizi Sıla'nın salonundaymış gibi hissettiren bir diğer tarafı, sanatçı dostlarını ağırlaması oldu. Son zamanların en dikkat çekici isimlerinden Güliz Ayla da Sıla sahnesine 2015 yılının en sevilen şarkıları arasına giren Olmazsan Olmaz ile konuk olurken, şarkıyı Sıla ile birlikte söylemesi ayrı bir keyif kattı.

Hülasa Sıla konseri beklediğimin üzerinde coşkulu geçti. Şarkılarına keyifle eşlik ederken, beklediğim Sıla’yı sahnede görmenin mutluluğunu yaşadım. Çıkışta Sıla ile görüşemesek de, Fatih Ahıskalı, Tuba Önal ve Sibel Gürsoy’la –ayaküstü de olsa- muhabbet edebilmek beklemeye değdi.
Tuba Önal ve Sibel Gürsoy'la yıllar sonra...

Fatih Ahıskalı ile Sıla konseri sonrası...

Tadımlık videolar olmadan konser coşkusu anlaşılmaz :)




Konser serilerim devam edecek… Takipte kalın… :)

ALDIM, DİNLEDİM, YAZDIM... - NİLÜFER-KENDİ CENNETİM

NİLÜFER... YİNE YENİ YENİDEN...

Nilüfer 2015 yılını sıfır şarkılardan oluşan şapşahane albümü "Kendi Cennetim" ile taçlandırdı...


2015 yılı hayatımın ışığı olan pek çok ismin yeni albümleriyle evime, arşivime girdiği bir yıl oldu. Göksel, Nükhet Duru ve Zuhal Olcay’dan sonra Nilüfer de 2015 yılında yepyeni şarkılarıyla arşivime girdi ve girmekle çok iyi etti. Bu yazıda Nilüfer’in yıllar sonra keyifle dinlediğim albümü Kendi Cennetim’den bahsedeceğim. Benim için 2015 yılının en iyi üç albümünden biri olan Kendi Cennetim Mayıs ayında raflara çıktı ve şahsen sevdiğim en son Nilüfer albümü Karar Verdim’den sonra (Düet albümler hariç) Nilüfer’in bence en ‘Nilüfer’ albümü oldu.

Şarkılara geçmeden önce albüm hakkında birkaç şey söylemeli. Albüm geçen Mayıs ayında DMC’den “Haziran Vakti” adlı Sezen Aksu şarkısıyla çıktı. Kapakta ilkbahar sonu yaz başı cıvıltısına uygun şekilde beyaz-pembe tonlarda fon önünde çiçekler açan bir Nilüfer görüyoruz. Nilüfer’in uzun süredir sıfır şarkılar söylemediği yıllardan sonra, yeniden çiçek açmayı ve yepyeni şarkılarla bizlerle buluşmayı ifade edercesine gülümseyen ve insanın içini açan bir renk kombinasyonu var. Aynı zamanda gözlerinde bir maskeli balo maskesi gibi bir desenle sizi kimi eğlenceli kimi duygusal bir seyahate çıkaracağını söylüyor daha kapakta. İç kapakta da bu temaya uygun bir şekilde yazın (ya da Haziran’ın)) tüm cıvıltısını, coşkusunu ve hazırlığını anlatırcasına gülen ve eskiye el sallayan bir Nilüfer görüyoruz. Adeta zamanı donduran bir dinçlik ve güzellikle bakıyor. Tüm kara bulutlardan, kötü günlerden, hastalıklardan, kayıplardan sonra yepyeni yenilenmiş bir Nilüfer var karşımızda.. Bu açıdan çok anlamlı bir teması var albüm kartonetinin.

Albüm müzikal açıdan da bir hazine gibi. Bir kere müziğin kare asları Sezen Aksu, Nazan Öncel ve Şehrazat’ın güçlerini birleştirdiği bir albüm, ki bu isimler daha önce Emel’in Çok Özel, Aşkın Nur Yengi'nin Yasemin Yağmurları ve Nükhet Duru'nun Tam Zamanında albümünde bir araya gelmişti. Düzenlemelerde Mustafa Ceceli, Febyo Taşel, İskender Paydaş’ın adlarını görmek bile albümün müzikalitesi hakkında fikir veriyor. Müzik sektörünün kalburüstü isimleri ve ağır topları adeta Nilüfer’i ihya etmek için bir araya gelmiş gibi. Albümde Nilüfer denince akla ilk gelen isimlerden Adnan Ergil’in adını görmek beni ayrıca mutlu etti. Albümün en güzel yeri, Nilüfer gibi dev bir ismin albümüne şarkılarını web sitesinde duyurarak yüzlerce şarkı arasında seçerek koyduğu iki amatör şarkı yazarının (Hakan Sancak-Medar Neşet Kırşehirli) şarkısını seslendirmesi oldu, ki o iki şarkı albümdeki birkaç şarkıdan daha çok içime dokundu mesela. Nilüfer’in amatör söz ve şarkı yazarlarına verdiği bu destek ayrıca alkışlanası. Albümde söz yazarları arasında yazılarıyla tanıdığımız ancak müzik yanını da bu sene keşfettiğimiz Onur Baştürk, Gövher Hasanzade, Ayşe Birgül Yılmaz isimlerini de görüyoruz. Nilüfer ve Şebnem Algan ortaklığında yazılmış şarkılar da beni heyecanlandırdı.

Albüm bir Nazan Öncel şarkısıyla başlıyor. Şunu diyebilirim ki, şarkıyı dinlerken kimin yazdığını bilmeseniz bile şıp diye tahmin edebileceğiniz bir Nazan Öncel şarkısı bu. Şarkıda sevdiğine artık gel gel demekten dilinde tüy biten gururlu kadının eeeeh demeden önceki son dönemecindeki seslenişi var: “çık gel her iki sokaktan, öpelim her iki yanaktan, kalk gel özledik işte” Nazan şarkılarında hep gururlu bir kadın vardır, sabırla bekler bekler, kendini yer bitirir, sorgular, sorular sorar ve birden patlayıverir: gelsene artık! “bak gel gel dedirtme, sonra sonrası yok işte anla, anlamıyorsan nokta!” Nazan şarkılarında önce tatlı dille yılanı deliğinden çıkarmaya çalışır, sabrı bittiğinde ise eli belinde bir elinde oklava bir kadın görürüz. Bu şarkı da bu duyguyu Nilüfer sesiyle aldım ben. “Ben seni neden sevdim, bir nedeni yok nedensiz sevdim” … “Ben sana bir söz verdim, ruhumla savaş verdim, yok mu bir diyeceğin, yoksa ben öleceğim kalpten” Şarkı albümün ikinci klibi oldu ve bence çok doğru bir seçimdi. Nilüfer’in iki hareketli şarkıyı arka arkaya çıkarması çok iyi oldu.


Albümün ikinci şarkısı, bir Sezen Aksu şarkısı ve albümün en eleştirilen şarkılarından biri oldu. Eleştiriler çoğunlukla şarkıdaki kişiyle Nilüfer’in bağdaştırılamamasıydı. Nilüfer’in Beyoğlu’na gitmesini “o öyle biri değil ki” diye eleştiriyolar da, Nilüfer illa şarkılarında anlattığı şeyleri yaşamak zorunda değil ki. Bu defa öyle bir kadına sesiyle hayat vermiş ve bence bu ters köşe şarkı Nilüfer’in cıvıltısını ve neşeli tarafını göstermesi bakımından da hoş olmuş. Şarkı aslında pek çok kişinin yapmak isteyip yapamayıp da aklından geçirdiği şeyi dile getiriyor: “Değmez inan bazen yaşamaktır aslolan”. Şarkıdaki kadın hayattaki, aşktaki, ilişkilerindeki tüm kötü bulutları dağıtıp, hayatın tadını çıkarmaya davet ediyor. Kızsanız bilirsiniz ya da kız arkadaşlarımızdan dinlemişizdir ya da dinlemişsinizdir: kız kıza gecelere akılan o gecelerde ne göz yaşları dökülür, ne dertler anlatılır, ne kahkahalar atılır, ne aşklar masaya yatırılır, anlattıkça rahatlanır, rahatladıkça her şey daha güzel gelir. Bazen bizler de demez miyiz, amaaaaan koy rahvan gitsin, üzüntüyü bırak yaşamaya bak. Nilüfer de “kimbilir kaç aşktan yaralı çıktıktan” sonra “devrilmemiş hala ayakta” çünkü “bazen yaşamaktır aslolan”. O da topluyor kızları, aşkları, erkekleri ve benzeri tüm dertleri geride bırakarak -fikir bile olsa- “Beyoğlu’na” akıyor…

3. şarkı Vefa iki açıdan albümün en içime dokunan şarkılarından. Birincisi, yıllar sonra gelen Adnan Ergil-Nilüfer ortaklığının hala tüm dinamikliği ve duygusuyla devam ettiğini görmenin keyfi, ikincisi şarkıyı dinlerken adeta Nilüfer’den Kayahan’a bir veda seslenişi duygusunu almak: “Hiçbir haber vermeden, kimseye görünmeden, gizlice bir gül koyup da geçtin, gönlümün şu bahçesinden”… tüm o kırgınlık dolu yıllar boyunca içinde özlemi ve umudu taşımanın ifadesi gibi geldi bu satırlar. Ve nakarat kısmı direkt duyguların dışa vurumu: “Hasret her şeyden acıymış, sen gidince anladım, vefa bir semtin adıymış derdin, unutmadım”… Şarkının son dizesi ise “Zamansız birden uçup da gittin, avucumdan ellerimden” derken de yıllarca gönül ortaklığında bulunduğu bir dosta yapılan en içten vedaya ses vermiş bence. 2015 yılının benim için en güzel karelerinden biri 14 Şubat’ta Beşiktaş’ta Nilüfer ve Kayahan’ın birlikte verdiği barış konseriydi. İyi ki o konser yapıldı Kayahan aramızdan Nilüfer’le buzları eritmiş olarak ayrıldı. Zira atalarımız bir kez daha haklı çıktı: Eski dost düşman olmaz… Bu şarkı aklıma hep o son konserdeki sarılma karesini getirir.

Bu duygularla hepimizin boğazını düğümleyen Nilüfer, bir sonraki şarkıda ruhumuzu havalandırıyor. Sözlerini Sibel Algan’la birlikte yazan ve müziğine de imzasını atan Nilüfer, albümün genel umutlu ve pozitif havasına uygun şekilde, tüm olumsuzlukları kötülükleri affedip gönül yüklerinden kurtuluyor: “Affettim gitti seni de kendimi de, boş verdim gitti üzüldüğüm her şeye”… Etrafımız bu kadar olumsuzluklara boğulmuşken, her gün içimizi ruhumuzu sıkacak kavgalar, küslükler, tartışmalar, sinir, stres, sıkıntı ruhumuzu esir almışken, şarkı umut mesajlarını veriyor: “hiç de zor olmaz istenirse mutluluk, olmuyor işte öyle çabuk çabuk, yaşadık hem de ya vurduk ya vurulduk, bir kere sandık kaç kez aşık olduk”. Yani hayat hep bir devinim içinde, Nilüfer’in yıllar önceki Geceler albümündeki bir şarkıda verilen mesajın devamı gibi “bakarsın en acı gün, yarın olur bir düğün, hayat dudaklarda mey, yaşamak ne güzel şey”. Aslında her şey, her şeyi çok ciddiye aldığımız ve anlamsız birçok şeye büyük ve gereksiz anlamlar yüklediğimiz içindir. Nilüfer şarkıda bunun farkına varıyor: “Havalandı ruhum, rüzgara tutuldum, bırakın akışa, kaderin işine karışılmaz malum”… Şarkının müziği Nilüfer’in önceki şarkılarından “Hoşuna Gider Mi”yi çağrıştırdı biraz bana. Kulağımda ikisi yan yana çalıyor. Bu şarkı da onun gibi kolayca dilime dolandı. Yeni klip şarkısı bu olmalı.

Albümün 5. Şarkısı sözü müziği Nilüfer’in websitesi yoluyla duyurarak yüzlerce şarkı arasında seçtiği, amatör şarkı yazarlarından Hakan Sancak’a ait olan ve Nilüfer’in albümüne alarak büyük bir teveccüh gösterdiği Aylar Geçti. Albümün en sağlam şarkılarından olan Aylar Geçti, Nilüfer’in hitlerinden olmaya aday. Hem yorum hem söz hem müzik olarak Nilüfer’in en üst düzey şarkılarından biri olabilir. Şarkının duygusunu Nilüfer çok iyi taşıyor; o özlem, o isyan, o umutsuzluk, o gururlu durmaya çalışan ama yelkenleri suya indirmeye hazır olma durumu, o pişmanlık Nilüfer’in sesinde buluşuyor ve “Aylar geçti sevgilim, gül yüzünü göremedim, içimde yandı bir şeyler, çok özledim” itirafıyla vücut buluyor. Nilüfer’e çok yakışan bir şarkı olmuş. Kesinlikle kliplenmesi gereken şarkılardan…

Albüm Aylar Geçti’deki umutsuzluğun ardından, silkinip kendine geldiği ve yeniden çiçek açtığı Sezen Aksu imzalı Haziran Vakti ile devam ediyor. Albümün çıkış şarkısı da olan Haziran Vakti, albümden önce yayınlandı ve benim için güzel bir yaza hazırlık şarkısı oldu. Bu şarkı da gene umut var, yeniden coşan, taşan duygular var, yeniden hayat bulma, yeniden çiçek açma ve hayattan, aşktan korktuğu günlere dair pişmanlık var. Aşkı korkarak yaşadığı hayatında sınandıktan sonra bir yaz günü karşısına çıkan aşkla hayata dönen ve bulduğu aşkı korumak için o aşkla kendinden beklemediği bir güçle adeta bir savaşçıya dönüşen bir kadını resmeden Nilüfer bu aşkla dünyanın derdine rest çekip kendini aşkın kollarına bırakıyor ve eski yaralarını sarıp kapatıyor: “Çıktın geldin Haziran vakti, ben de çiçeklendim yine, bitmez ki bu dünyanın derdi, biz bir sevişelim hele”. Sonrasında güüüç onda artık: “Çiğnenmek için bütün kurallar gel, ruhum da bedenim de hür”  İlk duyduğumda “ay ne kadar Sezen sözler” demiştim, hakkaten de Sezen şarkısıymış. Tek eleştirim klibinin biraz daha neşeli ve hareketli bir Nilüfer görmekti. Ya da Nilüfer hareket etmeyecektiyse birkaç kişi ya da mesela sanatçı arkadaşlarının ya da fanlarının görünmesi olabilirdi. Kareler, resimler, renkler, çiçekler, Nilüfer hepsi çok güzel görüntüler ama şarkının duygusuna göre durağan kalmıştı.

Albümün ikinci yarısı gümbür gümbür bir Şehrazat şarkısıyla başlıyor. Şehrazat gerçekten sanatçının kumaşına göre şarkı yazabilen nadir kalemlerden. Daha genç ve popüler isimlere verdiği şarkıların yanı sıra, Nilüfer’e verdiği şarkıya bakınca bunu çok iyi görebiliyorsunuz. Albümde dinlediğimden beri Hesap Ver’in 2015 model kardeşi dediğim, öyle sağlam, öyle gümbür gümbür bir hesap sorma şarkısı bu. Şarkıdaki sitem çok güçlü bir şekilde ifade ediliyor. Hani bazen ne yaparsan yap olmaz, bile bile bi şeylerin bittiğini kabul etmez insan, öte yandan karşısındaki kişi duvarları o kadar sağlam örmüştür ki, terk edilenin feryadı uzaklardan bir uğultu gibi gelir. Terkedilen, gücenmişlikle karışık çaresizlikle sesini duyurmaya çalışır ve bir an gelir o da pes eder: Elimden gelen bu kadardı… Artık elinde bi şeyleri kurtarmak için her yolu denemiş birinin gücü vardır ve sitem etmekte yerden göğe hakkı vardır: Gel dedin de gelmedim mi, sev dedin de sevmedim mi, öl dedin de ölmedim mi, elimden gelen bu kadardı. Tabi bu şarkıda Nilüfer’in yorumu da devleşiyor. Nilüfer’in sesinin artık yorulduğuna dair eleştirilerde bulunanlara nispet yaparcasına, tüm duygusuyla haykırıyor elimden gelen bu kadardı diye. Bu şarkı Nilüfer- Şehrazat ortaklığının yüz akı olarak Nilüfer diskografisindeki yerini alıyor. Bu şarkı kliplenmeden albüm kapanmamalı…

Sonra bir Nazan Öncel şarkısı geliyor. Usul usul akan Nazan şarkılarından olan bu ayrılık şarkısı, açıkçası albümde en mesafeli olduğum, ısınamadığım şarkı oldu. Şarkı bir ayrılık sabahında yalnızlığıyla baş başa kalan bir kadının kendi kendisiyle hesaplaşmasını anlatıyor. Daha önce bir sevdiği varken bir sabah baktığında sevdiğinin artık yanında olmadığını görüyor, ayrılanlar ve özleyenler tarafına geçiyor. Kendiyle diyalog kuruyor,  kendisiyle konuşuyor, ve kendi kendine: “Ayrılanlar bu tarafa, özleyenler bu tarafa, sizi şöyle alalım bu tarafa” diyerek yalnızlık denen tarafa geçiyor. Söyleyecek çok şey varken, artık kelimeler anlamsız kalıyor, çok özlese de, çok sevse de, artık yanında olmadığı için, hiçbir anlamı kalmıyor, özlemenin de sevmenin de. Gene de özlüyor, gene de seviyor. Her şeyin farkında: “özlüyoruz da ne oluyor sanki, bir şey olacağı yok olsa bari.” Böyle avutup mutlu ediyor belki kendini. Ama gene de kendini davet ediyor: “ayrılanlar bu tarafa, özleyenler bu tarafa, sizi şöyle alalım, bu tarafa”.

Hürriyet gazetesi yazarı Onur Baştürk’ün müzik yönünü bu sene çıkardığı albümle gördük. Ancak daha önce birkaç sanatçı dostunun albümünde söz müzik kısmında adını görmüştük. Nilüfer’e verdiği şarkıda Bir ilişki bittiğinde derler ya, ayrıldığım kişiyle dost kalamam diye, ben hep şuna inanırım: Neden dost kalınamasın ki, bir süre boyunca birlikte olduğum, birlikte güzel günler, geceler, anlar, paylaşımlar yaşadığım, beni benden iyi tanıyan, bir bakışımla hissettiğim ve demek istediğim her şeyi anlayan ve bir duyguyu paylaştığım insanı neden hayatımdan çıkarayım ki? Beni ondan iyi kim anlar, aramızdaki duygusal iletişim bitti diye neden geçmişe gömeyim? Belli bir görüşmeme süresinden sonra gayet de dost kalınabiliyor. Şarkı benim bu düşüncemi doğrularcasına: “yine aynı yerlerde karşılaştığımızda, yine aynı kelimelerle tutulduğumuzda, ne olur sessiz sedasız geçip gitmeyelim, ne olur iki eski sevgili olduk demeyelim” Albümün en benim hissettiklerime tercüman olan şarkısı bu oldu.

Günahkar Zaman (Neyleyim) Gövher Hasanzade’ye ait bir ayrılık ağıtı ve sözlerde Gövher HHasanzade’nin yanı sıra Ayşe Birgül Yılmaz ve Nilüfer’in de adını görüyoruz. Giden sevgilinin ardından hayalkırıklığının, çaresizliğin, ümitsizliğin, sitemin haykırışı Nilüfer’in sesinde hayat buluyor ve son ümit gördüğü bir aşkın sona ermesiyle şarkıdaki kadın için hayat duruyor: “söyle şimdi neyleyim, hiç ayrılmayız demiştin, söyle şimdi neyleyim, seni son ümit bilirdim, biçare yollardayım, uçurum kenarındayım ben”. Albüm temasının en aykırı şarkısı bu, adeta albümdeki tüm pozitifliği ve umudu diğer şarkılara dağıtıp umutsuzluğu kendinde toplayan bir şarkı. Şarkıdaki kadın için hiçbir çıkış yok, yıkılmış, melankolik, kendine acıyan, kendine kahreden biri ve asla bir çıkış yolu düşünmüyor, adeta acıdan zevk alıyor gibi. Bu yüzden sözleri itibariyle bana uzak, ama melodisi ve armonisi bakımından gümbür gümbür bir şarkı.


11. şarkı müziği Dimitris Dekos’a ait bir Yunanca şarkıya Rena Kamari’nin sözlerini yazdığı Seninim. Albümün en güzel slovlarından olan ve Türkçe sözlerini Nilüfer ile Sibel Algan’ın yaptığı şarkı, şairin çünkü ayrılanlar hala sevdalı çünkü ayrılık da sevdaya dahil dizesini doğrularcasına, ayrılsalar da “seni sevdiğim belli, çok istediğim belli, bir ömür boyunca, seninim temelli” diyerek ayrılığı reddediyor. Yalnızlığı içinde ayrılığa inanmadan ve sevdiğinin geri döneceğine dair inancını kaybetmeden bekliyor ve sevdiğine geri dön diyor: Gel artık gel, sevincim nefesim dön geri…. Usul usul akan şarkıda Nilüfer’in sesi de yormadan su gibi akıyor. O doksanlı yıllardaki Nilüfer şarkılarının tınısını duyuyorum. Kulağa hemen dolan melodisi ile albümde en sevdiğim şarkılardan biri.


Albümdeki ikinci Adnan Ergil şarkısında, artık sevdiğinin yalanlarına, vaatlerine karnı doyan kadın resti çekiyor: “Gelme istemem gelme, dönme beklemem seni, sevme istemem sevme, dönme beklemem seni.” Çünkü yıllar yılı belki zaaftan, belki çok sevmekten “vazgeçmek çok zor senden” diyordu. Ama bir yerden sonra artık o da isyan bayrağını açıyor ve “döndürme beni o yıllara geri, hiç kandırma boş yere boş vaatlerle yeni, yaşatma bana o anları bir kez daha, hiç çağırma boş yere artık inanmam sana” diyerek meydan okuyor. Sevdiği onu cepte sanıp, nasılsa benden vazgeçemez derken, bu çalımla şarkıdaki kadın onu ters köşe yapıyor.

Albüm albümdeki ikinci amatör şarkı yazarı Medar Neşet Kırşehirli’ye ait Hazan parçasıyla sona eriyor. “Buralarda hazan oldu, Eylül bitti Ekim oldu, Sonu gelmez ah ayrılık ah, Zora düştüm olan oldu, can yoldaşım zaman oldu, ne bitmezmiş bu ayrılık ah” diyerek giden sevgilinin arkasından günleri sayan bir kadının hüznünü anlatan şarkıyla albüm kapanıyor.

Albümdeki şarkılar arasında tutarlılık var aslında, ayrılık şarkıları ayrılığın ardından toparlanamayan, yıkılan kadını, hareketli şarkılar gururlu, boş vermiş, umutlu, pozitif kadınları temsil ediyor. Nilüfer’in şahsi olarak en sevmediğim albümü Hayal’den sonra bu albüm ilaç gibi geldi. Nilüfer sıfır şarkılara ara verdiği yıllardan sonra 2015 yılının en dinlemekten keyif aldığım albümüyle 2015 yılında arşivlik bir albüm hediye etmiş.

Bu ülkede Nilüfer pamuklara sarılası, el üstünde tutulası, kıymetini bilinesi ilk üç sanatçıdan biri… Bu albümle Nilüfer eşsiz yorumuyla gene kalpleri sarıyor. Benim 2015 yılının en sevdiğim ve beğenerek dinlediğim ilk 3 albümden biri oldu. Şimdi gözlerim kulaklarım konserler ve kliplerde…

Nilüfer’i sosyal medyada takip etmek için:
adreslerine bakabilirsiniz.