Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

24 Şubat 2013 Pazar

GİTTİM, GÖRDÜM, İZLEDİM....


BİRAZ SALSA, BİRAZ BAÇATA, BİRAZ MERENGE… 
İŞTE EMİR ERSOY PROJECTO CUBANO

LATİN ATEŞİ DÜN GECE BOSTANCI GÖSTERİ MERKEZİ’NDEYDİ... 

Dün gece uzun süredir gitmeyi istediğim bir performansı izlemeye gittim Bostancı Gösteri Merkezi’ne. Emir Ersoy ve grubu Projecto Cubano’yu hep takip ederdim, ancak bir türlü izlemek nasip olmamıştı, Dün geceye geçmeden önce, Bu grup hakkında bilgi vermek istiyorum ki, geceyle ilgili izlenimlerim sizi bir sonraki konser için ateşlemeye yetmezse, bu bilgiler belki ikna edici olur. Zira Türkiye şartlarının en büyük Latin oluşumlarından biri Projecto Cubano. Emir Ersoy’un resmi sitesinden (www.emirersoy.com) aldığım bilgilere göre 14 Ekim 1977 yılında, Türkiye'de Calypso Kralı lakabıyla tanınan Metin Ersoy'un oğlu olarak İstanbul'da dünyaya gelen Emir Ersoy, yıllar sonra Küçükken en büyük zevkim, babamın konserlerinde orkestranın arasında oturmaktı. diyebilecek kadar Latin müziği ile iç içe büyüdüğü bir çocukluk yaşadı. 1997 yılından itibaren aktif olarak müzik dünyasına aranjör ve enstrümanist olarak katkılarda bulundu ve Latin müziğin yaygınlaşmasında önemli misyonlar üstlenip büyük projelere imza attı.


Projecto Cubano, Emir Ersoy tarafından Türkiye’de kurulan dünya çapında bir Latin orkestrası. Emir Ersoy grubun maestrosu ve piyanisti. Grubun solistleri Banu Kunt ve Aleixi Riviera Contrevas. Luis Ernesto Gomez ve Andres Macias ise gruptaki diğer Kübalı müzisyenler. ''Projecto Cubano'', Türk, Kolombiya ve Kübalı olmak üzere toplam 10 müzisyenden oluşmaktadır. Grup bugüne kadar yaptığı 2 albümde Kenan Doğulu, Ajda Pekkan, Özgü Namal, Deniz Seki, Yaşar, Işın Karaca, Metin Ersoy, Ayca Varlıer, Kubat, Tuğba Özerk, Emre Altuğ ve Funda Arar gibi birçok Türk pop starı misafir etti. Bir döneme damgasını vuran ve milyonlar satmış hit parçaların Latin versiyonlarını dinleyicilerine sunan grubun TMC etiketiyle yayınlanmış 2 albümü ve 3 video klibi bulunmakta.
 
Grup, konserlerinde "KARNAVAL" VE ”10 Şarkı 10 Şarkıcı”albümlerindeki parçalarının yanı sıra geçmişten günümüze uzanan ve geniş bir yelpazeden seçilen Celia Cruz, Tito Puente, Ruben Gonzales, Willy Chirino, Gloria Estefan ve Oscar De Leon gibi dünyaca ünlü isimlerin salsa, cha-cha, cumbia,  merengue ve bolero tarzlarındaki klasik KUBA parçalarını da yorumlamaktadır.

Düşünün sayın postdaş, böyle bir adamı tanıyorum ben, deyip Bostancı Gösteri Merkezi’nin yolunu tuttum. Saat sekiz buçuk gibi konser alanına geldğimde, daha insanlar yeni yeni geliyordu. Saat dokuz gibi kpılar açıldı, tabisi ben de hemen sahne önüne attım kendimi (bende böyle sevgili postdaş, bi konseri ya en önden izlerim ya da hiç izlemem J). Salon kalabalıklaştıkça etrafım Latin dansı gönüllüleriyle doldu. Öyle ki ilk dikkatimi çeken şeylerden biri küçük gruplar halinde dans figürlerini pratik yapan insanlar oldu. Evet evet çok keyifli geçecek gibiydi konser/performans. Saat 21.30 gibi konser sarı pelerinleri içinde bir Latin zennenin performansıyla başladı. Adamdaki kıvraklığı hayretler içinde izlerken (zira 29 yıllık odunum, net!, o hareketler hayatta benden çıkamaz mesela) bunun daha başlangıç olabileceğini nerden bilirdim? O adamlar o kızları evirip çevirirken, kaldırıp döndürürken ve dahi kendileri evrilip çevrilirken ben de olduğum yerde kendimi Latin ritimlerine bırakmışım farkında olmadan J, Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş dansçıların şöleni vardı dün. Aklıma takılan bir iki husus da olmadı değil. Mesela gerek senkron gerek koreografi olarak ikili danslar çok ama çok hoşuma giderken, grup danslarda zaman zaman sahne üzerinde bir kaos oldu, sahne üzerindeki grup dansçılar performans göstermekten çok oraya eğlenmeye gelmiş gibiydi. Yer yer salonda yanımızda bulunan dansçılar da çıktı sahneye. Hepsi müthişti ancak bir ara tam bir kaos oldu gerçekten. Ama gerçekten yaptıkları işin uzmanı olan ve eğlendirirken kendileri de eğlenen dansçıların dansları görülmeye değerdi.

Gecede gerek albümden parçalar, gerekse dünyanın en bilinen Latin şarkıları çalarken, Teoman’ın Paramparça şarkısını Latin formunda dinlemek ilginç oldu.

Gecenin sürpriz konuklarından biri, Kenan Doğulu'nun vokalistlerinden biri olan Duygu Soylu'nun performansıydı. Sahnesi ve sesi olağanüstüydü. İki şarkı seslendirdi.





























Gecenin en anlamlı yanı, engelli küçüklerden oluşan Social Band grubunun konuk sanatçı olarak birkaç parça seslendirmesiydi, ki kendileri küçük yürekleri ve yetenekleri büyük bu kardeşlerimiz “SANAT-ÇI ENGEL TANIMAZ” mottosuyla pek çok konser veriyorlarmış İstanbul’da zaten. İlk fırsatta gideceğim. Önce grup adına Çağla Karali isimli 9 yaşındaki müthiş yetenek söylediği şarkıyla (yabancı bir şarkıydı, adını hatırlayamadım şimdi) hepimizin ağzını açık bıraktı. Kızın kendi küçük sesi büyük, tüm salonu yıktı geçirdi, birkaç parça ve dans sonra grubun engelli üyeleri geldi ve mikrofonda Şilay, perküsyonda Ezgi ve Orhan birlikte iki şarkı seslendirdiler, ki birinde işitme engelliler için şarkyı beden dilinde aktaran iki gönüllü de vardı. Gecenin en içime dokunan anıydı. Şilay önce Ayrılmam’ı söyledi, arkasından –bence çok anlamlı olan- Bambaşka Biri’ini söylerken, özellikle “Başım yukarda meydan okuyorum hayata ve sana” demesi çok manidar ve etkileyiciydi. Çok yaşayın siz çocuklar, engellere inat…
Çağla, Emir Ersoy ile



Arkasından, gecenin en ilginç bir başka etkinliği olarak, dans eden gruplar arasındaki “DANCE FIGHT” oldu. Daha çok sokak danslarında, break dansta filan gördüğümüz bu iki tarafın karşılıklı olarak birbirini danslarıyla geçmeye çalıştığı, ama tabiî ki bu mücadelenin dansla yapıldığı aktivitede Latin dansçılarının birbirlerine karşı hünerlerini sergilemesini izlemek müthiş oldu. Daha sonra genç kuşağa karşı, o sırada salonda olan eski kuşak (hocalar vs) sahneye çıkınca ortalık arap saçına döndü. Sahne üzerinde hangi birini izleyeceğinizi şaşırdığınız onlarca dans ustası, arka fonda Projecto Cubano’nun enfes ezgileri ve salonda sahnedekinden aşağı kalmayan figürleriyle izleyiciler bir büyü ortamı gibiydi.









Bunlar DANCE FIGHT'tan KARELER...


























Konserin bir bölümü daha küçük yaşlarında Latin dansıyla tanışıp icra eden miniklerin danslarıyla şenlendi. Onlardaki o hareketleri doğru yapma telaşı ancak ne kadar ciddiye aldıklarını görmek, onlardaki o heyecanı, hatasız yapmaya çalışmalarını izlemek çok keyifliydi. 



















Konserde ara verilmezken, sonlara doğru bir sürpriz çıkageldi sahneye, Bu sürpriz Özgü Namal’dan başkası değildi, biliyorsunuz albümde Pinhani’den Hele Bi Gel’i söylemişti. Sahnede arka fona dansçılar ve grup önde Özgü, güzel bir mizansen oluşturdu.

Gecenin kapanışı Emir Ersoy’un kalipso kralı olan babası olan sanat Çınar’ı Metin Ersoy’un enfes performansı ile sona erdi. Metin Ersoy, yaşına rağmen dinamizmini ve farkını konşturdu sahnede, daha önce de izleme şansım olmuştu kendisini ve her seferinde içindeki ateş ve heyecanla söylerken şarkılarını ben de hayranlık ve takdirle izlemiştim. Bu gece de Metin bey’in performansı gençlere taş çıkarır cinstendi. Che Guevara’ya adanmış Hasta Siempre şarkısını söylerken sol yumruğu hava kalkıyor, yer yer Türkçe yer yer İspanyolca söylediği şarkı bitince, en büyük devrimci “Mustafa Kemal Atatürk” dediğinde salon yıkılıyor. Arkasından, “Day-O” ve “Walk In the Line” şarkıları yer yer Türkçe yer yer İngilizce olarak ve arkasında dansçılarla ritim tutan dans eden çınar Metin Ersoy’la bambaşka bir forma bürünüyor. Gecenin sonu Metin Ersoy’la klasikleşen “ Vakit Yok Gemi Kalkıyor” oluyor ve “Varrooll, çoook yaşaaa, Bravo” sesleri arasında Metin Ersoy sahneden iniyor, bis yerine son bir şarkı daha çalıyorlar ve katılan tüm dans okullarının bir ya da iki temsilcisi sahnede yerlerini alıyor.




Yazının bu kısmı geceden çeşitli fotoğrafları içeriyor. Coşkuyu hissedin diye yarım akıllı telefonumla –bende sizdeki akıllı telefonlardan yok şekerler :)- çekebildiğim en net fotoğrafları çektim. Fotoğraf kaliteleri için özürsss :)








 

 

 



 



 

 







 
ŞİLAY ŞARKI SÖYLÜYOR.... 
 

 




Gece saat 00.30’da biterken -3 saat aralıksız performans- Emir Ersoy’a bu gece için teşekkür edip, bir güzel geceyi daha anı arşivime katmanın mutluluğuyla oradan ayrılıyorum. Dİlerim sizlere de kendinizi bu coşkudan bir parça aktarabilmişimdir. Bu yazıyı bitirirken, hala edinmediyseniz, “Karnaval” ve “10 Şarkı 10 Şarkıcı” albümlerini edinmeyi tavsiye ediyorum, insanın kanını kaynatan ve müthiş sanatçıların müthiş şarkılarını Latin formunda söyleyerek ilginç bir projeye imza attıkları bu albümler arşivinizde mutlaka bulunmalı… Aşağıda albümden Ayça Varlıer Yorumuyla Bir Zaman Hatası'nı izleyebilirsiniz.






23 Şubat 2013 Cumartesi

AYSEL'SİZ 5. YIL

AYSEL GÜREL'İ 17 ŞUBAT'TA EBEDİ DİNLENME MEKANINDA AYSELCE ANDIK

Geçen Pazar günü benim için çok hüzünlü ama bir o kadar da neşeli bir etkinlikteydim. Geçen Pazar Aysel Gürel’in –namı diğer deli Aysel’in- 5 sene önce “eee çok yoruldum, ben artık dinleniyorum” diyerek ebedi dinlenmeye gittiği günün yıldönümüydü. Benim müzikal ilgi ve bilgimin en büyük mimarlarından olan Aysel Gürel’in dinlenme mekanına gitmek şarttı. Canım arkadaşım ve Aysel Gürel’in gözbebeklerinden Bekir’le konuşarak, ben de kabri başındaki anmada bulunabildim.

Saat 11.00’deki anma için 9’da kalkıp metrobüsle Zincirlikuyu’ya gittim, Aysel’in mezarı biraz sapa bir yerde kalıyor, 15-20 dakikalık bir kaybolmadan sonra buluyorum yerini, kalabalık çağırıyor sanki. Hoca okuyor, helallikler, dualar okunuyor, televizyon kameraları da gelmiş, Mehtap Ar’la röportaj yapıyorlar. Dua bitiyor, usulca Müjde Ar’ın yanına sokuluyorum, o anda o annesini kaybetmiş bir evlat, sarılıyor bana, geldiğim için teşekkür ediyor, ona “ben Aysel’le hiç tanışmadım, ama benim müzikle olan kuvvetli bağlarımın %90’ında onun imzası vardır, bugün de ona yakın olmaya geldim,” diyorum, “canım,” diyor, “hayatta olsa seni ne çok severdi, gençlerle olmayı ne çok severdi,” diyerek bir kez daha sarılıyor. “Ona gitmiş diyemiyorum, iyi ki vardı ve eminim şu an burayı duyuyor, görüyor” diyorum, derken şak diye bir mikrofon bitiyor dibimde, “Müjde Hanım, Aysel Gürel’i hiç tanımayan bir hayranı gelmiş, neler diyiceksiniz??!” Ne diyebilir? Müjde Hanım’a müziğe olan ilgimden, arşivimden bahsediyorum, “Keşke Aysel’in arşivini görsen,” diyor, “bir ara kahve içmeliyiz.” O an o sıcaklık bana o kadar dokunuyor ki, sanatçı olmak böyle bir şey diyorum ve insanın saygıyı boşa hak etmediğini bir kez daha anlıyorum.

Beni Mehtap hanım’la tanıştırmak istiyor, tanışıyoruz, Aysel Gürel’in hayat doluluğu Mehtap Ar’a miras kalmış gibi, ayak üstü konuşuyoruz, sağolsun akşam dostlarına ve Ayselseverlere yapacağı dua gecesine beni de davet ediyor.

Çok kalabalık yoktu tahmin ettiğim üzere, müzik camiasından bir tek müthiş ses İlker Özdemir ve bir de Banu Zorlu’yu seçti gözlerim, varsın olsun, az ama öz bir kalabalıktı Aysel’in çevresinde toplanan, Aysel’in en sevdikleri… Kabrinin başındayken, yakın dostları, sevenleri ve bittabi kızları Müjde ve Mehtap Ar’la birlikte duasını okurken kendimi ona hiç olmadığım kadar yakın hissettim, sanki biz oraya onu anmaya değil de, evine ziyarete gitmişiz gibi…

Akşam saat 18.30 gibi çıkıyorum evden, mevlid saat 19.00 gibi başlayacak Mehtap Hanım’ın evinde. Bir parça gecikmeyle de olsa yetişiyorum duaya, evde daha fazla kalabalık var, herkes hocanın okuduğu duaya konsantre olmuşken Aklında Aysel’i geçiriyor, Aysel sanki orada. Dua bir kırkbeş dakika sürüyor. Sonrasında yemekler ve Aysel’in sağlığında yanında yöresinde olan genç müzisyenlerden bazıları Aysel şarkılarını söyleyip Aysel’i yad ediyorlar. Bunlardan biri albümde de yer alacak olan Ayla Çelik. Müzikle bağlantısı olanlar, Ayla Çelik’i bir iki sene önce çıkardığı Lavanta albümüyle tanır. Sayın postdaş, bir ses var, ben bu kadar sağlam, karakterli ve kulak okşayıcı ses nadir duymuşumdur canlısından. Müthişti, zaten orada şarkı söyleyen müzisyenlerin hepsi müthiş seslerdi.

Sonrasında Aysel anıları ve şarkılarıyla Aysel’i Aysel’ce andık. Hikayeler anlatıldı, şarkıları söylendi, onu şerefine kadehler kaldırıldı, kahkahalar zaman zaman gözyaşlarıyla birlikte kadehlere aktı gitti. Aysel gene herkesi yamacında topladı ve bir mutlu gece daha bıraktı bizlere.

Gecenin en dokunaklı yanı, Aysel’in hasta yatağında söylediği Fransızca bir şarkının Sezen Aksu tarafından kaydedilen son ses kaydı ve akabinde Sezen’in bir yorumunun çalındığı andı. Bu yorum albümde yer alacakmış yani mendilleri hazırlayın derim sayın postdaş. Aysel anısına çıkacak albüm 8 Mart’ta müzik marketlerde olacakmış bu arada ve müthiş olacak sayın postdaş benden söylemesi, zaten günü yaklaşınca bir yazı daha yazacağım albümle ilgili.

Ben Aysel’le hiç tanışmadım, Uzay Heparı ile birlikte içimde hep ukde kalacak. Ama insan tanışmadan da mesafeleri yıkabiliyormuş. Aysel’im ne çok sevildiğini bilerek gitti ve ben hep söylediğim gibi, “keşke gitmeseydi” demiyorum, “iyi ki vardı” diyorum, da acelen neydi be Aysel? Değil 5, 55 sene de geçse üzerinden, Aysel hiçbir zaman gitmeyecek… 5. ‘yeniden doğum günün’ kutlu olsun! Sen hiç gitmedin ki!








22 Şubat 2013 Cuma

2012 YILINA DAİR..


Uzun sayılabilecek bir aradan sonra merhaba sevgili postdaşım, istedim ki bu yazıda başlık olmasın, sanki hiç ara vermemişim gibi olsun.

Geçen kasımdan bu yana bloguma tek harf koymadığım süre zarfında, bahanem yok, yazacak çok şeyim vardı, ama hiç içimden gelmedi yazmak, kimi bir nedene dayalı kimi nedensiz. Sizlere biraz da bir özür yazısı olacak bu, zira çok boşladığımın farkındayım. Bu durum biraz tembellikten, biraz da gün içi yorgunluktan dolayı eve gelince hiçbi şey yapıcak halimin kalmamasındandı. Sanmayın bu süre zarfında yazacak bir şeyim yoktu, aksine yazacak şeyler biriktikçe her gün yataktan akşam olsa da yazılarımı yazsam diye diye bu zamana kadar geldim, bir baktım üç ay geçmiş üzerinden. Neyse, özür faslını bundan sonra yazacağım şeylerle telafi etmeyi umuyorum, ancak bir gerçek var ki, salim kafayla yazmadıktan sonra görev gibi yazmanın bir alemi yoktu, ben de şimdi kendimde yeniden yazmaya geçme isteği ve hevesi bulmuşken size bu yazıyı yazıyorum.:)

Bu yazı aslında çok gecikmiş bir yazı ve bu yazıda benim için 2012 yılının çok önemli belli başlı olaylarını anlatacağım.

2012 benim için hüznün, sevincin, heyecanın, bazı ilklerin yılı oldu. Unutmuş olabileceğim olaylar için özür dilemekle birlikte, unutmuşsam zaten önemli değildir, değil mi sevgili postdaş,düz mantık hesabı.

2012 yılının ilk 6 ayı inanır mısın hiç aklımda yok sevgili postdaş, işe ve konserlere gidip geldim, bir de Yaşar’a hediye mahiyetinde için yola koyulduğumuz video klip çekiminin toplantıları ve toplanamamalarıyla geçti. Lakin haziran sonrasını düşündüğümde, benim için ilk hatırladığım sevindirici gelişme, ölmeden canlı sahnesini görmek istediğim Madonna konseri oldu, ki yazısı blogumda yer alıyor (okuyunuz, okutturunuz :) )

Madonna'nın resmi fotoğrafçısı tarafından çekilip Madonna albümüne giren fotomuz şudur: :)

2012 yılının benim açımdan ikinci –ve belki de en önemli- gelişmesi, çok sevdiğim Yaşar’a söz verdiğim ve canım arkadaşlarım Arzu, Bircan, ve de şu an görüşmesek de Birgül ile, bir senelik çalışmalarımızın sonucunda 15 temmuz 2012’de video klip çekimimizi gerçekleştirmiş olmaktı. Bu benim için bir rüyanın gerçekleşmesi gibiydi.

Klibimizi ve kamera arkasını buradan izleyebilirsiniz.


 
Bu yukarıdaki jeneriğimiz

Bu klibin akabinde Yaşar’a güzel bir ortamda sunuşumuz ve akabinde Yaşar’ın klibimizi büyük bir heyecanla izleyip 15 eylül 2012’de jolly joker konserinden önce yayınlatması 2012 senesinin en unutulmaz anlarındandı. Bir senelik çalışmalarımızın meyvesini aldık. O konser saatine kadar yaşadığımız heyecanı düşünebiliyor musun sayın postdaş, dört tane alakasız tip, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirip, sanatçının hiçbir dahli olmadan, kendi maddi ve manevi imkanlarıyla bir klip çekip yayınlattı.

15 Temmuz 2011 tarihinde bir senelik çalışmalarımızı tamamlayıp Heybeliada'da Yaşar için çektiğimiz video klibimiz. Bu klip dört kişinin YAŞAR'a bir hediyesi, bir vefa borcudur. Bu videoklip bir sanatçı için sevenlerinin tüm maddi manevi olanaklarını ortaya koyup çektiği ilk videokliptir.

Bu klibin çekimi tam bir sene sürdü. Bu süreçte, daha önce kamera ve çekim işleriyle hiçbir bilgi ve bağlantısı olmayan, hepsi farklı mesleklerden dört kişi ve bir de melek olmuş bir kardeşimiz -haftasonları fikir alışverişleri, toplantılar, mekan araştırması, senaryo, konu bulmak için- bir araya geldi. Bu arada Yaşar'ın da haberdar olmasını sağladık. Şu an bu klibi izliyorsanız, Yaşar'ın bize verdiği motivasyonun da payı çok büyüktür. Sonrasında Yaşar'ın da onayını alarak 15 Eylül 2012'de konser öncesinde Jolly Joker'de gösterdik.

Bu video klip süreci, benim 15 ağustos 2011'de Her Dem Yaşar grubumuzda açtığım "madem Eski Yazlar albümüne klip gelmiyor, o halde biz niye çekmiyoruz" düşüncesini ortaya atarak başladı. Bu klibi izlerken -yorum yaparken- tüm acemiliğimizi ve iyi niyetli çabalarımızı göz önüne almanızı rica ederim.

Bu bizim için çok büyük ve anlamlı bir süreçti, Dilerim siz de izlerken aynı heyecanı duyarsınız. Bu klip Osman Büger'e ithaf edilmiştir.

O yayınlatma hikayesi ise ayrı bi alemdi. Resmen dünyanın ve Türkiye’nin dört yanından gelen Her Demcilerle (şaka değil, Adana, Yalova, İzmir, Ankara, Düzce, Hollanda, İsviçre…)  Yaşar’ın deyimiyle BM gibi olduk. Tüm hazırlıklarımızı yaptık, Arzu bir konuşma yaptı (fikir benden çıksa da, sahnede heyecandan katılıp kalma riskinden dolayı en doğrusu buydu J) ve klibimizi başlattık derken ekran donmasın mı? Ayy hepimiz nasıl olduk, biliyor musun sevgili postdaş? Bi kere ben ilk yarıyı izleyemedim bile konserde, rezil olmak bi yana, dokunsalar ağlayacağım o derece, çıkıp gitmeyi bile düşündüm. Neyse ikinci yarıda teknik aksaklık giderildi de, klibimizi o gece jolly joker’e gelen herkese gösterme imkanı bulduk. Ahh orda olmalıydınız sayın postdaş, ikinci yarıda bu kez Yaşar’ın sözleri üzerine ağladık!
 


Sonrasında 24 eylülde Yaşar’ın çocuğu Kerem doğdu ve bu benim için 2012’nin en güzel haberlerinden biriydi.






2012 yılı ağustos ayında iş değiştirip, nihayet maaş veren bir yerde başlamak, benim için önemli ama bu yazıyı okuma lütfunda bulunan siz değerli postdaşlarım için önemsiz bir ayrıntı olarak kayıtlara geçsin. J

2012 yazının benim açımdan şok edici olayı, amcamın balyoz davasından 18 sene yemesiydi, ki bu konuda tek bir yorum yapamayacağım!!!

2012 yılında amcamın şokunu atlatamamışken, kıymetlim babaannemin kaybı benim için ikinci darbe oldu. Hani bazı insanlar vardır, hep orda olacağına inanırsınız ya, babaannem benim için öyleydi, çok fazla şey yaşadık ve tek tesellim o hayattayken onu ne kadar sevdiğimi biliyor olması ve hayır dualarını almak oldu. Düşündükçe hüzünleniyorum hala, 2 senedir çekiyordu ve bir nevi kurtuluş oldu onun için ama amcama hasret gitmesi, en çok o koyuyor bana, hala ve hala!

2012 yılı benim için bazı sağlam sandığım arkadaşlıkların yıkılması ile son buldu. Canım dediğim, kardeşim dediğim insanlardan yediğim içime oturan kazık ve darbe, giderayak beni üzmekten beter yıkan olay oldu (ama toparlandım tabisi J). Gerçi 2013’te artçılarını yaşatmaya devam ediyor olay ama artık fasa fiso benim için.

2012 yılının benim için trajikomik olaylarından biri bir sene boyunca katılmayı beklediğimiz, onlarca mülakata girip çıktığımız, onlarca form ve sözleşme imzaladığımız ve nihayet 11 ekim gecesi yarışmaya hak kazandığımız “Canlı Para” yarışmasına 21.50’de girip daha ilk soruda gümleyerek(!) 22.00’de ayrılmamız oldu! Dalga geçme sevgili postdaş, orası öyle bir atmosferdi ki, insanın kulağına çalınanla bildiği birbirine geçiyor. Soru zaten tuzak! “Taksim’deki anıtın adı nedir?” İnternetten izle de gül svgili postdaş (ama küfretme lütfen(!) J) Bende bir özgüven, bir özgüven, “aaa diyorum, çalıştığımız yerden çıktı, bunu bilmemek ayıp, her gün gördüğümüz anıt” filan gibi gevelemeler eşliğinde tüm parayı Atatürk Anıtı şıkkına koymam, annemin “emin misin olum?” sorusuna “tabi yea, cumhuriyet anıtı her yerde var, Atatürk anıtı bi tane” diye saçma bir özgüvenle verdiğim cevapla, tüm parayı bir anda kaybetmemiz, annemin üç gün benimle konuşmamasına yol açtı! Ama sayın postdaş, yuh deme, biz oraya hep Atatürk anıtı deriz arkadaşlarla, ne biliyim resmi adının cumhuriyet anıtı olduğunu? Velhasıl bu yarışma sadece ablamın doçentliğini ilan etmeye ve birde bizim bızdık Arın’dan bahsetmeye yaradı. Sunucu Murat Başoğlu da anladı heralde gümleyeceğimizi, bizi bol bol lafa tuttu. Sağolsun bikaç gün sonra bir magazin programında da bizden bahsetti.


Bu yarışmanın ateşi sönmemişken aynı şirketten “Eyvah Düşüyorum” yarışmasının yılbaşı çekimleri için beni düşündüklerini söyleyen bir telefon aldım ve tabisi katıldım sayın postdaş. Aman ne güldük ne eğlendik, Eser gerçekten çok sempatikti. Ahh anlatacak nelerim vardı da bunda da bilgim vefa etmedi, bu sefer de 5. soruda “İşler Güçler” dizisindeki “boomcu onur” karakterinin slogan haline gelmiş olan sözü soruldu, ben “boomcu onur ne lan?” diye düşünürken, gümledim tabi. Düşün postdaş, daha karakteri bilmiyorum ki sözünü bileyim? O yüzden gümlediğime üzülmedim, zira gerçekten fikir bile yürütemeyeceğim bir soruydu. Bu soru ancak biliyorsan o diziyi takip ediyorsan cevaplanabilecek bir soruydu. Neyse yeni yılda yayınlanan bu programla 2012’yi kapadım.



2012 yılı benim için genelde böyle harala gürele içinde geçti. Bu senede müzik ve albüm işleriyle fazlaca ilgilendim, arşivimi genişlettim iyice (bir ara bendeki albümlerin listesini ekleyeceğim buraya) çıkan albümler arasında ilk 5’im şu şekilde oldu.

1) GÖKSEL – BENDE Bİ AŞK VAR : Yazısını da yazdığım üzere, bu albüm Göksel diskografisi içinde Yollar ile beraber başucu albümüm olmayı kendi kendine hak etti.


2) DEMET – HİÇ ÖZLEMEDİN Mİ : Demet’imin birkaç yıl önce çıkan maksisini saymazsak, yıllar sonra çıkardığı uzun metraj albümü 2012 yılının son günlerinde çıkmasına rağmen, hemen sarıverdi ve Hiç Özlemedin Mi dilime dolanan şarkılardan oldu bile. Bu albümün kıymetinin 2013 yılında bilinmesini çok ama çok istiyorum. Demet’in soundu hem günümüz hem de 90lardan esintiler (bu lafa da hastayım) taşıyor, bu albümü de Kınalı Bebek’in kardeşi olarak görüyorum.


3) ORHAN GENCEBAY – BİR ÖMÜR : Yazısını da yazdığım üzere, bu senenin en ses getiren projesiydi. Çok ses getirdi ama devamı gelmedi, bir tek Tarkan sıyrıldı aradan, en çok olaykı –ve çoğu sanatçının katılmadığı- lansman gecesiyle konuşuldu.


4) NÜKHET DURU – TAM ZAMANINDA : Nükhet Duru’nun benim için yeri ayrıdır. Bu albüm de arada çıkardığı ve beni hiç tatmin etmeyen teklilerinden sonra yayınladığı ve Sezen Aksu, Nazan Öncel gibi devlerin desteklediği tam bir albümdü. Tanıtım mı yapılmadı nedir, klip bile çekilmedi. Ama güzel albüm.


5) HARUN KOLÇAK – YENİDEN DOĞUYORUM : Harun Kolçak’ın arada çıkardığı teklilerden sonra yaptığı muhteşem albüm. Özellikle benim için çok ama çok değerli Vurgun (ki 90’lı yıllarda Emel tarafından seslendirilmişti) şarkısı sahibinin sesinden daha bir anlamlı ve benim için 2012 yılının en kıymetli albümlerinden. Komple müzik var içinde… Harun Kolçak yorumculuğu, müzisyenliği, soundu, şarkıları, sözleri ve müzikleri ile dört dörtlük bir albüm yapmış.


Tabi ki bu yıl pek çok albüm çıktı, pek çok güzel konsere gittim, pek çok albüm aldım, güzel müzik ortamlarında bulundum ama benim için yukarıdaki 5 albüm 2012’ye imza atan albümler oldu.

Bundan sonra arayı bu kadar çok açmayacağım sayın postdaş, takipte kalın, esen kalın, yorumsuz bırakmayın bu kardeşinizi. ;)