Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

seksendört etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seksendört etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2013 Çarşamba

ALDIM, DİNLEDİM, YAZDIM – ONUR AKIN - 25. YIL "ONURLU YILLAR"


"ONURLU YILLAR"

Biz müzik açısından bereketli topraklarda yaşıyoruz, hep söylerim. Tarihin her döneminde her çeşit olayın, acının, sevincin, aşkın, ayrılığın dibine kadar yaşandığı bir ülke burası. Bu nedenle bu topraklar bol sanatçı üreten topraklardır. Sanatçı benim gözümde, bizim gördüğümüz -ya da göremediğimiz- her şeyin en ince ayrıntısını yakalayarak kendi akıl süzgecinden geçirerek kendi çalgısıyla, sözüyle, müziğiyle ya da aletleriyle bize sunan ve bizim için görünür kılan bir yaratıcıdır. Sanatçı bizim baktığımız gibi görmez bir çiçeği, daha derinini görür. Çağrışımlar yaratır ve bizi bize bizim öyle olduğuna dikkat etmediğimiz şekilde anlatır. Biz şanslı kuşağız, bu tür çeşitliliklerle dolu bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu yazının konusu, o sanatçılardan biri, Onur Akın. İlk kez Grup Baran’ın solisti olarak Yediveren grubuyla müzik dünyasına girdiğinde yıl 1988’di. Bekle Bizi İstanbul adlı Vedat Türkali şiirine öyle bir müzik yapmıştı ki, bugün Onur Akın denilince akla ilk gelen şarkılardan biri olmasının yanı sıra, şiirin besteyle uyumunun enfes bir bileşimi olarak müzik tarihindeki yerini aldı o şarkı.
İlk albümün kapağı
 Onur Akın, 25 yıl boyunca müziğini, tarzını hiç bozmadan bu coğrafyanın acılarını, sevinçlerini, aşklarını, özlemlerini besteleriyle anlattı. Ülkemizin en değerli şairlerinin şiirlerine besteleriyle hayat verdi, sanatın edebiyat kısmını usta bir incelikle müzikle birleştirdi. Bu yüzden şarkılarının büyük bölümü uzun uzun ve hikaye doludur ve her bir bestesi adeta o şiir için yazılmış fon müziği gibidir. Onur Akın’ı halkın yararına olan etkinliklerde elinde sazıyla görebilirsiniz. Ben İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciyken Bahar şenliklerine gelmişti. İlk kez orda canlı izleyebilmiş, bir de fotoğraf çektirmiştim. Kısacası o her devrin ve her yaşın sanatçısı olmuştur.

2001 yılından bir kare, üniversite şenliklerinden.
Şimdi ise elimizde bu 25 yılın bir özeti duruyor. Onur Akın’ın itinayla seçilmiş eserleri arasından 16'sı her biri alanının en iyileri olan sanatçılar tarafından yorumlandı. (Şahsen bu albüm haberi yayılır yayılmaz, çok ilgilendim, zira genelde bu tür saygı albümleri için sanatçının -Allah korusun- bu hayattan göçmesi gerekiyor ya) Nihayet albüm geçen hafta çıktı ben ilk iş çıkar çıkmaz koşup aldım. Edip Akbayram, Müslüm Gürses, Işın Karaca, Yavuz Bingöl, Suavi, Yaşar, Hayko Cepkin, Öykü Gürman ve Rutkay Aziz, Haluk Levent, Kbat, Seksendört, Yonca Lodi, Yetkin Dikinciler,  Seyfi Yerlikaya, Kubat, Ahmet Koç'un solo olarak, Türk Halk Müziği ve Özgün müziğin önde gelen isimlerinin koro olarak, Zülfü Livaneli'nin, Can Dündar'ın, Sunay Akın'ın ve Nebil Özgentürk'ün kitapçıkta anılarıyla yer aldığı bu albüm tam bir saygı albümü olmuş. Çok özenilmiş, kartonetin beyaz renkte olması “Onurlu Yıllar” temasıyla çok örtüşmüş. Ayrıca Yetkin Dikinciler ve Rutkay Aziz gibi usta oyuncuların şiir seslendirmeleri ve albümün sürprizi Vedat Türkali’nin sesinden Bekle Bizi İstanbul şiir kaydının yer almasıyla nerden bakarsanız bakın sanatın çeşitli dallarının bir harmanı gibi bir albüm. Komple bir sanat albümü.

Albümdeki yorumları değerlendirmeden önce, albümün genel bilgilerinden de bahsetmeli. Seyhan Müzik yapımcılığında çıkan albümde düzenlemelerde –sanatçının kendi düzenlemesi değilse- Mehmethan Dişbudak adını görüyoruz. Diğer düzenlemelerde Tansel Doğanay, Murat Yeter, Ahmet Koç, Seksendört, Mert Artun ve Selim Çaldıran'a emanet edilmiş. Ancak düzenlemeler farklı ellerden çıksa da albümün bütünlüğü bozulmamış.


Albüm büyük ses Edip Akbayram'ın, Yılmaz Odabaşı’na ait Bana Bir Gül Ver yorumuyla açılıyor, ki en beğendiğim yorumlardan biri albümdeki. Ritmi bende "Yeni Türkü" şarkıları çağrışımı yaptı, keyif aldım. Tabi ki Akbayram’ın coşkun, gümbür gümbür sesi de o coşkuyu sonuna kadar yaşatıyor. Bu keyifli parçayla açılış yapılması albümü daha ilk şarkıdan yükseltiyor. 



Lakin sonrasında öldürücü darbe geliyor. Aramızdan kısa süre önce ayrılan müziğin dev isimlerinden Müslüm Gürses’in son kaydı olan, en sevdiğim Onur Akın şarkılarından Ahmetcan Akyol şiiri Asi ve Mavi çalmaya başlıyor. Gürses şarkıyı öyle bir seslendirmiş ki, her dinlediğimde içim titriyor. Sesi dargın bir çocuk kırılganlığında usul usul akarken, şarkının anlattığı o umutsuzluğu iliklerinize kadar yaşıyor, “Oysa ben senden neler neler isterdim, senli sevdalarda doğmak isterdim” derkenki hayal kırıklığını, “Ama gel gör ki kötüyüm bugün” derken gerçekten kötü olduğunu içinizde hissediyorsunuz. Çok etkilendim hem yorumdan hem de bu şarkının Müslüm Gürses’in stüdyoda söylediği son şarkı olmasından. 



Daha Asi ve Mavi’nin etkisi geçmemişken, Aydın Öztürk’ün şiiri Geceyi Sana Yazdım, Işın Karaca’nın sesinden yayılıyor. Çok bağıran Işın Karaca gitmiş, yerine sesinin rengini çok hoş bir tonda anlayabildiğimiz Işın Karaca gelmiş. Yorumunu beğendim, ama bağırmadan da şarkı söyleyebildiğini göstermesini daha çok sevdim. Albümde yer alacağını öğrendiğimde en çok bu konuyu merak ediyordum, nasıl söyleyecek diye. Neyse beni yanılttı. 











Sıradaki şarkıyı –bir gram abartı varsa nolayım- hep duymak istediğim kişiden duyunca, bendeki müzik kulağına şapka çıkardım sevgili müzikdaşım. Nazım Hikmet-İlhan Berk şiirlerinin karmasıyla bestelenmiş Seviyorum Seni şarkısı yıllardır bu şarkıyı Onur Akın söylemese ancak o söylerdi dediğim Yavuz Bingöl yorumuyla yer almış albümde. Almış da, artık beklentiyi mi yüksek tuttum ya da Onur Akın vurgularına çok alışan kulaklarım mı yadırgadı, nedendir bilinmez, kafamdaki etkiyi maalesef bu yorumda bulamadım. Yavuz Bingöl’ün sesi, şarkıları, sanatçı duruşunu hep takdirle takip ederim ama bu şarkıda son heceleri uzata uzata söylemesi, şarkıyı biraz baygın hale getirmiş sanki. Başlıyor, bitiyor ama bir şey eksik işte, bu şarkıyı Onur Akın’dan dinlemeye devam. 

Sonraki ses bir büyük ses… Suavi… Gene Yılmaz Odabaşı’na ait Bozgun şiirinin bestesinde şarkıya “Biz bu kentlere sığdık da, bu kentler bize sığmadı usta…” diye gümbür gümbür bir girişi var, etkilenmemek mümkün değil. Bu şarkı Suavi olmuş, Suavi de bu kentin dertli sakini adeta. 

Sonrasında bu albümdeki en çok merak ettiğim ve bu albümden de haberim olmasını sağlayan Yaşar'ın sesinden Ahmetcan Akyol şiirinden bestelenen Firari şarkısı geliyor. Albümün çıkış şarkısı da olan bu şarkı daha girişindeki ilk gitar solosundan ben buradayım diyor. Yaşar gene sesinin her rengini ayrı bir duyguyla konuşturuyor. Bu şarkı Yaşar'ın kendi seçimimiymiş ve şarkıyı seslendirirken bu şarkıyı severek seslendirdiğini anlıyorsunuz. Bu şarkı Yaşar’ın seslendirdiği şarkılar içinde Divane kelimesi geçen üçüncü şarkı. Yaşar bu tür saygı albümlerinin en aranan sanatçısı olmakla birlikte, gerçekten eline aldığı şarkıyı kendi seçmişse harikalar yaratıyor. Burada Tansel Doğanay’ın düzenlemesine ise şapka çıkarmak lazım, Çünkü şarkı orijinalinden öyle farklı bir ormata bürünmüş ki, Yaşar’ın yeni şarkısı olarak lanse edilse (Ebruli’de olduğu gibi) insanlar Onur Akın’ın olduğunu bilmese Yaşar şarkısı olduğuna inanabilir kolayca. Albümün en başarılılarından olup, çıkış şarkısı olarak da çok doğru bir seçim. Klibi ise şarkının duygusu için “pek yeterli” bulmadım (diyeyim).


Albümün ters köşeye yatıran yönlerinden biri Hayko Cepkin oldu benim için. Hayko zaman zaman musikiye varan nağmeler kullansa da Heavy Metal, Hard Rock türünde şarkılar yapan bir sanatçıyı bu albüme dahil etmek çok cesurca bir hamle. Gene Yılmaz Odabaşı’nın şiirinden bestelenen Ey Hayat, Cepkin'le hayat buluyor bu sefer. Dediğim gibi Hayko’nun olması, Onur Akın müziğini, daha önce hiç ulaşamayacağı kitlelere ulaştıracak belki ancak ilk başta çok fazla kafamda oturtamadım bu yorumu. Acaba şarkı mı yanlış acaba diye de düşündüm. Çünkü şarkı geçişleri filan bir türlü düzene oturmadı bende, Birden çığlıklar birden durulma, sanki orijinal motifin sadece hard rock gitarlarla dandandan diye bir ton yükseltilmesi gibi geldi. Zamanla dinledikçe alışacağım sanırım, o zamana kadar Onur Akın'dan tercih ediyorum. 

İşte albümde bir diğer etkili parçaya geldi sıra. İlk çıktığından bu yana bu tür müziklerden çok da uzak bir türde olmayan Öykü Gürman ile usta tiyatrocu Rutkay Aziz’in Aydın Öztürk’e ait Ne Olur Bir Sabah şiirinin bestesindeki enfes buluşması olmuş bu şiirli-şarkı. Şarkıyı dinlerken kafamda meyhane ortamında bir klip bile canlandı. Öykü eski zaman meyhanelerinden bir şarkıcı gibi şarkısını söylüyor, üzerinde kırmızı bir elbise var, Rutkay bir masada dört kişi ile oturmuş, derdini anlatıyor, rakılar geliyor rakılar gidiyor (tabi klipte buraları buzlanır muhakkak, ya da ayran içerler mesela :) ) Rutkay şiirini okurken, fonda Öykü'yü hayal meyal görürüz, zaman zaman Rutkay'ın masasına gelir bir kadeh raı tokuşturur, özellikle "Düriye'min güğümleri kalaylı, bu gece çekilmiyor be abbbla, değiştir şu bantı" derken. (Ayy şarkı yorumlıycam derken aklımdaki senaryoyu yazdım iyi mi? :) ) Öykü şarkının duygusunu gerçekten çok iyi veriyor, sanki o da yaşamış gibi. 

Haluk Levent, Ahmed Arif’e ait 33 Kurşun’la yer alıyor. Şahsen 90’lı yıllarda Haluk Levent’in Haluk Levent olduğu zamanlardaki hallerini anımsadım bu yorumda ve o yorumu bulduğuma sevindim. Bu şarkı aklıma şiir bestelemenin zorluğunu getirdi. Özellikle serbest ölçüde şiirleri akılda kalıcı melodilerle bestelemek zor olsa gerek. Bir yandan ölçüye uygun melodi yazmak, bir yandan akılda kalıcı nakarat olması vs. Çünkü müzik dinleyicisi kolay ezberleyemediği şarkıyı benimseyemez her zaman. Onur Akın bu anlamda çok büyük iş başarıyor aslında. Yani şiirleri bir düzen içinde bestelerken, aslında şiir de ezberletiyor bize. Bu şiirler genellikle uzun uzun şiirler ve bestelem süreci, şiirin uzunluğuna ve/veya ölçüsüne göre, hızlanıp yavaşlayarak besteye müzikal havası, bir müzikal zenginlik de katıyor. Bu beste lunaparklardaki hız treni duygusu veriyor, yavaş yavaş tırmanıyor, tırmanıyor, sonra kırılma noktasında “Kirvem hallarımı aynı böyle yaz” diyerek yokuş aşağı hızlanan bir tren gibi soluksuz bırakıyor, sonra yeniden tırmanıyor, şarkının adrenalini hiç bitmiyor aynı şarkıda anlatılan duygu gibi. 

Sonraki yorum bu türün yeni nesildeki en iyi seslerinden ve üstatlarından Kubat'tan geliyor. Ersin Ergün Keleş'in dizelerinde Onur Akın hiti Gaybana Geceler'de Kubat zaten bu türün sanatçısı olduğu için gene tüm hakimiyetiyle ve duygusuyla gaybana gecelere isyanını haykırıyor. Gaybana kelimesi Karadeniz yöresinde kullanılan bir kelimeymiş. Hain, lanet olasıca, kötü, biçimsiz, yakışıksız gibi anlamlarda kullanıyormuş. Bunu öğrenince şarkı daha bir anlamlandı. Zira şarkı gurbetin, özlemin, ayrılığın en yoğun yaşandığı gecelere bir isyan, bir sitem gibi. 





Son zamanlarda bu tür saygı albümlerinde sıkça görmeye başladığımız Seksendört, Aydın Öztürk şiirinden bestelenen sevdiğim Onur Akın şarkılarından Yağmur Yüreklim’i seslendiriyor. Gerek sözler, gerekse duygu cuk oturmuş gruba. Zira rock’ın biraz acılı, hasretli temalarını konu edinen şarkılarıyla Seksendört konseptinden çok uzak değil bu şarkı. Seksendört çok fazla bir değişikliğe gitmeden, riske girmeden, seksendörtçe yaptıkları düzenlemeyle ne bir eksik ne bir fazla bir performans gösteriyorlar. Olması gereken gibi söyleyip bitiyor şarkı, artistiğe girmeden, yorumlamalara kaçmadan, fazla da bir şey eklemeden başlıyor ve bitiyor şarkı. Belki de böyle olması en güzeli, en azından hem Seksendört’ten dinliyoruz, hem de şarkının orijinali saçma sapan müzisyen artisliklerine kurban gitmiyor. Başarılı bir yorum. 


Seksendört’ten sonra, benim için öksürse dinlerim dediğim özel seslerden biri geliyor. Yonca Lodi ona çok yakışan bir Ahmet Telli şiiri bestesinde Hala Koynumda Resmin'le albümde yer alıyor. Yonca Lodi’nin telaşsız, su gibi akıp giden sesi hep huzur vermiştir bana. Bu şarkıda, Yonca Lodi Onur Akın’la bir erkeğin açısından dinlediğimiz bir hasretin kadın tarafını yorumluyor ve iki yorumda da hasretin ne menem bir şey olduğunu anlıyorsunuz. 




Albümün Onur Akın sesiyle yer alan tek şarkısında bir Yetkin Dikinciler-Onur Akın ortaklığı karşılıyor Yılmaz Odabaşı şiiri Dağınık Gazel’de. Onur Akın’ıın gazeliyle açılan şarkı, ses rengini çok sevdiğim Yetkin Dikinciler'in yorumuyla o şiirin yaşandığı Ankara Kızılay ortamına götürüyor. Yetkin Dikinciler, takip ettiğim kadarıyla, hayata duyarlı ve olan bitene bir sözü olan sanatçıların başında geliyor. Bu açıdan okuduğu şiiri hissederek okuduğunu hissediyorsunuz. Sadece profesyonellik yok okuyuşunda, doğallığı hissettirme de var. Gazel kısmında ise Onur Akın döktürüyor, sesini eğip bükmesi, vibrasyonu, tonu ile şiire güzelce hazırlıyor. (Bu şarkıda aklım ister istemez gene bu tür gazellere sesi çok yatkın olan Eşref Vakti grubu geldi, acaba Bekir Ünlüataer nasıl söylerdi diye düşündüm kafamda, bu da benim parantezim olsun). 
























Albümün yapımcılarından olan Türk Halk Müziği sanatçılarından Seyfi Yerlikaya’nın İbrahim Karaca şiirinden bestelenen Yüreğimdesin’de türkü ustalığını konuşturmuş, zaten kendi türü olduğu için türküye çok hakim olarak seslendiriyor. Albümün son solosu Enstrümantal bir parça olan Ahım Kalacak. Ahmet Koç’un düzenlemesini yaptığı parçada saz ustalığını öyle bir konuşturuyor ki, sözsüz olan bu şarkıyı kafanızda sözler kendiliğinden oluşarak dinliyorsunuz. Albümün kapanışı, büyük bir süprizle oluyor ve usta şair ve yazar Vedat Türkali'nin sesinden İstanbul şiirini dinlerken ister istemez duygulanıyorsunuz. Sonra koronun şarkıya girmesiyle, kendi kendinize şarkıya eşlik eder halde buluyorsunuz kendinizi ve bu gibi nice besteleri için Onur Akın'a selam duruyorsunuz. Koroda pek çok usta ismin arasında özellikle bir türkü yarışmasında favorim olan ve yarışmayı birinci bitirmiş olan Nilüfer Sarıtaş'ı ve aynı yarışmada üçüncü olan Devrim Kaya’yı görmek sevindirdi beni. Katkıda bulunan sanatçıları da analım : Hilmi Yarayıcı, Efkan Şeşen, Selçuk Balcı, Deniz Toprak, Ender Balkır, Hakan Yeşilyurt, Ali Altay, Niyazi Koyuncu, Devrim Kaya, Nilüfer Sarıtaş, Kadir Demir, Nazlı Uğurtaş ve Mehmet Gümüş.
Bu albümde halk müziği ve özgün müzik sanatçılarının yorumlarının enfes olması şaşırtıcı değildi, zaten her biri bu türün önde gelen isimleri olduğu için güzel bir sonuç çıkması kaçınılmazdı, ancak bu türün dışında isimlerin, Işın Karaca’nın, Yaşar’ın, Yonca Lodi’nin, Seksendört’ün ve özellikle Hayko Cepkin’in bu albümde bulunması, bence müziğin kardeşliği ve sınır tanımazlığına mükemmel bir örnek olmuş. Bilhassa Hayko’nun bulunması o kitlenin ilgisini bayağı çekecek bence. Şarkıcıların seçtiği şarkılar, tam kendilerini anlatan şarkılar gibi. Yani hiçbirine bu şarkı olmamış, oturmamış demiyorsunuz. Bu başarılı şarkı seçimleri de sanatçıların yorumlarındaki başarıya yansımış, hepsi severek, hissederek söylemiş gibiler şarkıları. Bir de hangi şarkı olursa olsun, dinlerken hep sanki bu sanatçıların kendi albümlerini dinliyormuş gibi oluyorsunuz. Bu albümle ilgili bir eleştirim, keşke bu şarkıların yer aldığı albümlerin adlarından da bahsedilseydi, böylece bu şarkıların orijinallerini merak edenler albümleri de bulabilir ve Onur Akın müziği daha da yayılabilirdi. (Ve bu hizmeti de size bu müziksever kardeşiniz veriyor :) ) Bir de Ey Hayat albümünde yer alan Ben Yağmur Yüklü Bir Bulutum şarkısı da olsaydı keşke.

Albümdeki şarkıların alındığı albümler şunlar:

1) Bana Bir Gül Ver : Asi ve Mavi (1999)
2) Asi ve Mavi : Asi ve Mavi (1999)
3) Geceyi Sana Yazdım : Asi ve Mavi (1999)
4) Seviyorum Seni : Nereye Ey Güzel İnsanlar (1995)
5) Bozgun : Aşk Bize Küstü (1997)
6) Firari : Firari (2003)
7) Ey Hayat : Ey Hayat (2000)
8) Ne Olur Bir Sabah : Seni Aşka Yazmalı (2002)
9) 33 Kurşun : Asi ve Mavi (1999)
10) Gaybana Geceler : Nereye Ey Güzel İnsanlar (1995)
11) Yağmur Yüreklim : Asi ve Mavi (1999)
12) Hala Koynumda Resmin : Aşk Bize Küstü (1997)
13) Dağınık Gazel : Asi ve Mavi (1999)
14) Yüreğimdesin : Mor Bir Hüzün (2009)
15) Ahım Kalacak : Ey Hayat (2000)
16) Bekle Bizi İstanbul : Yediveren (1989) (Grup Baran)

Kısacası bu albüm, her arşivde bulunmalı, bizi bize anlatan melodileri her daim hatırlamak için. İnsanlar tarafından ne çok sevildiğini, saygı duyulduğunu hayattayken görmek şansına erişen nadir sanatçılardan Onur Akın… Daha nice yılların olsun üstat… Gümüş yılın kutlu olsun…

ONUR AKIN DİSKOGRAFİSİ

ÇIKIŞ YILI 1989

ÇIKIŞ YILI 1991

ÇIKIŞ YILI 1993
ÇIKIŞ YILI 1995
ÇIKIŞ YILI 1997
ÇIKIŞ YILI 1999 
ÇIKIŞ YILI 2000
ÇIKIŞ YILI 2002
ÇIKIŞ YILI 2003
ÇIKIŞ YILI 2005
ÇIKIŞ YILI 2007
ÇIKIŞ YILI 2009



7 Ekim 2012 Pazar

ALDIM, DİNLEDİM, YAZDIM... 2.KISIM


ORHAN GENCEBAY İLE BİR ÖMÜR
KISIM 2
NÜKHET DURU – GİTTİ DE GİTTİ
Öncelikle söylemeliyim ki Nükhet Duru’nun adını görünce heyecanlanmadım değil, zira bu kadar dev sesin arasında bunca yıllık kariyerinde arabesk tabir edilen müziğin yanından bile geçmemiş, şarkıları hep Batılı tarda olan ve öyle yorumlayan tek kişi. Evet başka müzik türleri de söyledi, sanat müziği ve müzikal dalında yorumları da oldu ama benim bildiğim, Nükhet Duru’dan böyle bir arabesk – daha doğrusu Orhan Baba’nın deyişiyle serbest- müzik denemesinin bir ilk olduğu. Dolayısıyla nasıl olacağını bir türlü kestiremedim. Bununla birlikte Nükhet Duru bu, sesiyle gökleri yıkan ses, yorumuyla değme yeniyetme popçuyu iki seksen uzatan yorumcu… Dolayısıyla bu yeni deneyimi kaldırabilecek bir isimdi. Ve dinleyince yanılmadığımı anladım. Bu şarkıyı daha önce duymamıştım ve düzenlemesini o kadar başarılı buldum ki, bu şarkıyı Orhan Gencebay’ın yazdığını bilmesem Nükhet Duru’nun yeni şarkısı zannedebilirdim. Zira öyle bir “yeni” yorum bu. Nükhet tarzı. Hem batılı, hem doğuya dönük, hem şarkının özü korumuş, hem Nükhet havası. Nükhet usul usul söylerken şarkıcılığın kitabını yazıyor. Bağırmadan yorumlaması, sesindeki o içe dokunan tını ve biraz da efektlerle on numara sıfır şarkı gibi olmuş… Repertuara alınsa diğer Nükhet şarkıları arasında iğreti durmaz, gayet yerini alır. Sonuçta Nükhet’in kariyerindeki başarılı yeni denemeler hanesine yıldızlı on alarak geçebilir. Çok etkilendim çok.

ÖZCAN DENİZ – VAZGEÇ GÖNLÜM
Özcan Deniz’e karşı mesafeli bir duruşum var, sesi benim için çok tiz gelir ve yorar zaman zaman ama iki yüzlü olmayacağım, bayıldığım şarkıları yok değil. Bundan birkaç sene önce, bir arkadaşımın bulduğu bedava bilet ile konserine gitmişliğim, bütün şarkıları bildiğimi keşfetmişliğim, eşlik etmişliğim ve kendimi yaka bağır sıyırır vaziyette “Geçmiyor Günleri söyleeeee” diye yırtmışlığım vardır! J J Bu albümün bankolarından olacağını tahmin etmek zor değildi. Zira oyunculuk yönüyle popüler, kendi tarzına yakın olduğu ve ses oktavı geniş olduğu için Orhan Gencebay şarkılarındaki isyanı verebileceği aşikardı. Bütün bu düşünceleri toplayıp dinlemeye başladım. Ancak yorumunu dinleyince beni –sevindirerek- yanılttı. Çift ses olarak söylediği bu şarkı beklediğimin aksine etkileyici geldi bana. Hem hareketli hem de ritme uygun derinden derine çok bağırmadan söyleyerek o duyguyu verebilmesi ile, çok oturmuş bir yorumla ve tarz zaten yakın olduğu için başarılı bulduğum yorumlardan. Özcan Deniz biraz Rock müziğe göz kırpmış bu düzenlemede.

RAFET EL ROMAN – BENİ BİRAZ ANLASAYDIN
Rafet El Roman benim için ilk albümünde zor olanı başarmış ama bir süre sonra –belki de özel hayatı ön plana çıktığı için- kantarın topuzunu kaçırarak dinlenebilir şarkı yapabilmekten/samimiyetten uzaklaşmış ama çok güzel melodiler bulan bir adam. Mesela, ilk albümü Türk pop müziğinin ilk beşindedir benim için. Uzun introlar ve kısa sözlerle o zamana kadar yapılmamış ve insanların alıştığı formattan farklı bir formatta müzik yaparak kendini kabul ettirebilmesini takdire şayan bulurum. Gençliğin Gözyaşı ve Sorma Neden bunun örnekleridir. Şarkılarda çok söz yoktur, giriş ve çıkış introları uzun uzundur. Normalde dinleyici sıkılır bu kadar uzun introlardan (ahkam demeyiniz, bunca yıllık naçizane gözlemim sadece) ama Rafet El Roman’ın müziğinde bunu kıran bir şey var. Bana çok senfonik geliyor mesela. İlk çıktığı zamanki kırık Türkçesi de insanlara sempatik gelen bir yönüydü. Ayrıca bir albümde “Seni Seviyorum” diğer albümde “Seni Sevmiyorum” diye şarkı yazmış adam. Sürgün mesela, çok standart üstü bir şarkıdır. Sonrasında epey bir müddet albüm çıkardı ama artık alıştığından mıdır nedir, o samimiyet kayboldu Rafet El Roman’da. Uzaklaştı şarkıların duygu kısmından. Ondan sonrasını dinleyemedim. Bu albümdeki yoruma gelince, 2. albümdeki Rafet El Roman’ı duyumsadığımı söyleyebilirim. “Affetmem”i söyleyen Rafet yani. Piyano introsu inanılmaz olmuş. Yaylı geçişler enfes olmuş. Düzenleme şahane. Duygu aktarımı yerinde. Bu şarkının Orhan Gencebay’ın olduğuna inanmak için kartonete bir daha baktım. Yani Rafet bu yorumda nihayet müzisyen kimliğini gene gün yüzüne çıkarmış. Yorumu da özlediğim Rafet yorumu. Rafet yazmış derdim bu şarkıyı bilmesem. Dört dörtlük! Net!

SEKSENDÖRT – DOKUNMA
Seksendört, birkaç sene önce Ölürüm Hasretinle ile beklenmedik bir şekilde –demo haliyle Rock müziğin acılı çocuklarıydılar, hatta bu yönüyle tarzları rock arabesk bile denilebilir. Zira söyleyiş tarzları, şarkı sözleri, rock’ın damardan versiyonudur. Severim Seksendört grubunu, fazla acılıdır şarkı sözleri ama samimi gelir. Kitlesini tanıyan ve albümden önce konserlerle zaten kitlesi hazır bir gruptur. Bildiğimiz tabirlearabesk müziğin yanına yaklaşmayacak insanlara arabesk dokunuşlu Rock müzik sunar. Bu yüzden ayrı bir tarzları vardır rock müzik içinde. Bu yüzden, bu albümde zorlanmayacak gruplardan biri olacağını tahmin etmiştim. Velakin öyle olmuş. Tam bir Seksendört şarkısı olmuş. Doğru şarkının doğru sesle buluşması. Tuna’nın titreyen sesi ve pek bir etkili, “dokunma” derken. Bu şarkıyı Seksendörtten dinlerken, Orhan Gencebay ruh halinden çıkıp, bir metropol adamının ruh hali geldi gözümün önüne. Yorum budur. Şarkının Seksendört’e mal edilmesini sağlayabilecek bir yorum. Resmen sıfır şarkı gibi olmuş!

SERDAR ORTAÇ – HOR GÖRME GARİBİ
Şimdi diyeceksiniz ki, sen zaten S.Ortaç sevmiyosun, o yüzden iyi bir yorum yapmayacaksın! Alakası yok. Serdar Ortaç’ın yorumcu olarak ciddiye almadığım isimlerden olması bi yana, şarkı seçimi başlı başına ironik! Bir önceki yazıda belirttiğim içerik-biçem tutarsızlığı, bu sefer şarkıcı-içerik tutarsızlığı olarak karşıma. Bu şarkıyı Serdar Ortaç’ın söylemesi kadar ironik bir şey olabilir mi sayın postdaş? Bir şarkının içeriğine bakıyorum, ezilen, hor görülen, dertli insanlar bir de söyleyene bakıyorum Serdar Ortaç! Yok mümkün değil, hayatta bağdaşmıyor. Tamamen alakaya çay demle olmuş bu seçim! Adam sefahat içinde yaşıyorken, şu ana kadar hiçbir toplumsal çalışmada yer almamışken, “nerde boynu bükük bir garip görsen, hor görme kimbilir ne derdi vardır” üzüntüsünde samimi olduğuna kimi nasıl inandırabilir? İnsan şarkıyı seçerken biraz o şarkı üzerinde nasıl durur düşünmeli, ölçmeli tartmalı! Olmuş mu bu şarkı Serdar Ortaç’ta hiç? Gerçekten hissederek söylediği iddia edilebilir mi? Bunlar ortadayken S. Ortaç'ın "sevmiyorsan hor görme bari"yi söylemesi tesadüf mü? ironi mi? :) :) Kısacası, Serdar Ortaç’a üç beden büyük bu şarkı! Dikkat ederseniz daha yoruma bile gelemedim! Yorum desen Serdar aynı Serdar, “O garip halinde ne sı-rı-lar gi-zi-li” derken, heceler arası ünlü harf ekleme tarzı aynen devam. (Serdar’ın geliştirdiği garip bir yöntem bu. Örnek olarak bkz. hayatından mi-ki-ro-pu-ları at! Deneyin göreceksiniz!) (Bu arada S.Ortaç'ın "sevmiyooorsaan, hor görme barri" demesi pek manidar olmuş :) :))

SEZEN AKSU – AKŞAM GÜNEŞİ
Sezen Aksu bir yönüyle hep arabeske yatkın bir yorum sergiler. Bazen şarkı sözlerinde, bazen müziğinde, bazen de yorumunda acılı arabesk bir damar vardır. Bu Sezen Aksu’nun yorumladığı ilk Orhan Gencebay şarkısı değil. Daha önce 1982 tarihli Firuze’de ‘Zelzele’ şarkısına getirdiği müthiş yorumu bilen bilir. Söylediğini dibine kadar hisseder ve hissettirir. Her ne kadar son zamanlarda artık kelimeleri ağzının içinde yuvarlayarak şarkı söylemeyi alışkanlık haline getirdiği için artık ne söylediği anlaşılmasa da, her tarzı başarıyla yorumlar ve farkını hissettirir. Duyarlıdır, radarları sevgiye açıktır. Sezen Aksu kaç kuşak büyütmüştür şarkılarıyla, daha kaç kuşak gidecektir. Dolayısıyla bu albümde Sezen’in varlığı güçtür, olması gerekendir. Bu yorumda gene etkili Sezen yorumlarından birine imza atmış. Tarz olarak aklıma 1998 yılında çıkardığı Adı Bende Saklı albümü düzenlemelerini getirdi. O albüm başlı başına bir başyapıttır. Bu şarkı bu haliyle mesela o albümde olsa o şarkılara uyum sağlayacak bir şarkı olurmuş. Sezen’den dinlemeyi özlediğim bir yorum bu. Yaylılarda arabesk dokunuşlar içeren, Sezen tarzı ile harmanlanmış şaşırtmayan bir yorum.

SİBEL CAN – BİLMESİN O FELEK
Sibel Can daha gençlik yıllarında Orhan Gencebay ile Hayat Devam Ediyor isimli bir albüm kaydetmişti. Yani Sibel Can bu albümdeki en deneyimli Orhan Gencebay yorumcusu. Şarkıcı formu gelişirken de Orhan Gencebay’ın ne büyük etkisi olduğunu belirtiyor zaten yazısında. Bu yüzden Sibel Can’ın O.Gencebay şarkısına getireceği yorumun kötü olması zaten ihtimal dışı. İnsan hakim olduğu alanda mucizeler yaratır ve bu şarkılar Sibel Can’ın kalemi! Sibel Can tarzı müzikal tarzıma yakın olmasa da, sesi ve yorumculuğunu beğendiğim sanatçılardan. Karakterli bir sesi vardır, Sibel Can’ın dedirtir. Yorumu özeldir. Bir de tarzı yakın olunca, insan nasıl bir şeyle karşılaşabileceğini kestirebiliyor. Bu orta tempolu şarkı daha introsundan kendini belli ediyor. Sibel Can’dan başkası bu kadar iyi yorum getiremezdi bu şarkıya. Ben dinlerken yerimde kıpraşmadan duramadım. Tam olarak olması gereken, dinleten yorum. Dinlerken mest etti resmen. Ne bir eksik ne bir fazla.

ŞEVVAL SAM – KAHROLAYIM
Bu şarkılar içinde Orhan Gencebay’ın tarzını hiçbir değişikliğe uğratmadan en yakın halinde muhafaza eden isim Şevval Sam. Şevval Sam nevi şahsına münhasır kişilerden. Oyunculuk yaptı, yetinmedi albümler yaptı ve albümlerinde tek bir tarza bağlı kalmadı. Sanat Müziği albümü de yaptı, Karadeniz müzikleri de söyledi (hatta Karadenizli olmayıp Karadeniz şivesini en güzel yorumlayan kişi oldu. Annesine çekmiş belli şive kapmada J), hatta Has Arabesk adlı bir albüm de yaptı. Bunların hepsini de kendine yakıştırdı. Bu çeşitliliği soran gazetecilere “İçimden geleni yaptım, çünkü hepsi içimde var” diyerek saygı uyandırıcı, samimi cevaplar verdi. Şevval’de çok güzel bir albeni var, bakınca insanın içini açan. Yaptığı işe saygı duyuyor, bunu her albümde şarkıların duygusunu verme ve yorumlamada özüne sadık kalma çabasından anlıyorum. Bu albümde de, yukarıda dediğim gibi, herhangi bir tarza veya tavra eğip bükmeden, Orhan Gencebay ruhuna en yakın yorumu getiren tek kişi. Şarkı Has Arabesk olmuş. Rakı yanında dinlenebilecek bir şarkı olmuş ama öte yandan çok fazla damar arabesk olduğu için çok sık da dinleyebileceğimi sanmıyorum. Çok başarılı bir yorum. Yalnız şarkı neden bir anda öyle kesiliyor? Dinlerken beklemediğim bir anda Fade Out oldu şarkı! Bitişi gümbürtüye gelmiş.

TARKAN – HATASIZ KUL OLMAZ
İşte albümdeki yıldızlı pekiyi! Enfes olmuş! Tarkan resmen almış şarkıyıııı, böyle bulutlara çıkarmıııış, gezdirip gezdirip iyice havalandırıp önümüze koymuş. Şarkı Tarkan yorumunda resmen uçmuş. Nasıl bir yükselmektir, nasıl bir gaza getiriciliktir Tarkan’ın yorumu? Bu adamın dünya starı olması boşuna değil. Adamın enerjisi CD çalardan efil efil akıyor, taşıyor, sular seller götürüyor. Tarkan’ın hiç riske girmeden, oturmuş ve mağrur bir yorumla söylediği bu şarkının albümün çıkış şarkısı olması kaçınılmazdı zaten. Tarkan Allah’ın sevdiği kullarından. O kadar büyük bir kredisi var ki, insanlar ne yapsa Tarkan’a kıyamıyor, toz konduramıyor. Başkalarının başına gelse, o kişi silinip giderdi denilen hiçbir şey Tarkan’a işlemiyor. Tarkan bir yönüyle içimizde, çevresel olaylarda insanlarla birlikte, bir yönüyle erişilemez. Bu yüzden büyüsü hiç kaybolmuyor. Tarkan’ı yaşadığı onca şeye rağmen zirvede tutan sır bu bence. O dengeyi kurmayı iyi biliyor ve fena şeytan tüyü var. Bu şarkıdaki yorumu ise başyapıt! Net! Vakur, etkili, güçlü, duygulu, Tarkan! Tarkan yorumculuğunun zirvesini sergilemiş.

VOLKAN KONAK – GURBET
Volkan Konak Kazım Koyuncu ile birlikte Karadeniz müziğinin geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan vitrinleriydi. Kazım Koyuncu (Allah rahmet eylesin, nurlar yağsın üstüne gittiği yerde) vefatından sonra bu bayrak Volkan Konak’a kaldı. Lakin Volkan Konak’ta bana samimi gelmeyen bir şey var hep. Hep Kazım Koyuncu’nun kredisini yiyormuş gibi gelir, çıkışı Kazım Koyuncu’dan çok daha eski olmasına rağmen. Ama şüphesiz iyi yorumcudur ve Karadeniz müziğini tanıtma ve sevdirmede öncü ustalardandır. Bunda şüphesiz türkülere ve şarkılara getirdiği Volkan Konak yorumu ve tarzının etkisi büyük. Söylediği şarkının ya da türkünün dokusu etrafında kendi yorumunu katabilir. Bu şarkıda gene olması gereken şekilde söylüyor şarkıyı. Makam ve tavır Orhan Gencebay tarzı ve gene Volkan Konak klasiği şarkı arası şiir burada da karşımıza çıkıyor. 6:11 dakikayla albümün en uzun şarkısı ama en etkililerinden biri aynı zamanda.

YAŞAR – YORGUN GÖZLER
Bu şarkıyı daha önce bilmiyordum ama Yaşar’ın söyleyeceğini öğrendiğimde merakla açıp dinledim. İlk izlenimim “Aaa ama bu tam Yaşarlık!” oldu. Zira şarkının temposu, sözlerinin Yaşar’ın genel şarkı sözü içeriğine uygunluğu bu şarkıyı bence Yaşar için biçilmiş kaftan yapan faktörlerdi. Aklımdan canlandırmaya çalıştım, evet yahu, bu Yaşar şarkısı dedim. Bu şarkı esasen Yaşar’ın seçtiği bir şarkı değilmiş. Yaşar’ın aklında “Hor Görme Garibi” varmış, ama naçizane fikrim bence bu seçim daha iyi, daha Yaşar olmuş. Zira kafamda Yaşar’ı Hor Görme Garibi ile düşünemedim hiç. Bu şarkı Yaşar için iki açıdan avantajlı... 1) Gündemde olmayan, yani çok ortalara çıkmamış bir şarkı olduğu için Yaşar’ın 'çıkardığı' ve ona mal edilecek bir şarkı olacak. Hatırlarsanız daha önce Ebruli şarkısı öyle başarı kazanmıştı ki, insanlar şarkının Ezginin Günlüğü’nün değil Yaşar’ın olduğunu sanıyordu! 2) Yaşar böylece zaten dillere pelesenk ola ola sakız olmuş bir şarkının sorumluluğundan kurtulmuş oldu (Zira Hor Görme Garibi İbrahim Tatlıses, Işın Karaca, Linet, Haktan, Sertaç Ortaç ve Lara tarafından söylendi). Bence düzenleme ve yorumuyla albümün en dinamik, kıpır kıpır ve eğlenceli şarkılarından olmuş. Bu şarkı direkt Yaşar’ın üzerine dikilmiş bir elbise ve Yaşar bu elbiseyi kasmadan, üzerinde sırıtmadan gayet güzel taşımış. Çok uzun intro burada da kendini gösteriyor yalnız. İyi ki Hor Görme Garibi olmamış diye bir kez daha tekrarlama gereği duydum niyeyse.

YILDIZ TİLBE – AŞKIMI SAKLA
Yıldız Tilbe’nin adını albümde görmek beni şaşırttı, zira albümle ilgili haberleri okurken, Yıldız Tilbe’nin şarkıyı albüm yayınlanmadan önce nette yayınladığı için yapımcıyla papaz olup albümden çıkarıldığını okumuştum. Sanırım sorun çözüldü ve beni sevindiren gelişme olarak Yıldız Tilbe olması gereken bu albümde yerini aldı. Yıldız Tilbe bu albümde olmalıydı, zira hem tarzının yakınlığı hem de nevi şahsına münhasır yorumuyla olmasaydı eksik olurdu. Yıldız’ın müthiş söylemesi şaşırtıcı değil. Yıllar sonra Yıldız Tilbe’yi düzgün Türkçe ile, dinlenebilir bir şarkıda dinleyebildiğim için mutluyum. (Manga ile düetinde Aşkperest’teki Yıldız’ı duyduğuma ekstradan sevindim, bu da bu yazının parantezi olsun). Yorum olarak, tabi ki su götürmez bir nefaset var. Yıldız samimidir, sahicidir, dobradır, kendine yakıştırır başkası yapsa iğreti durabilecek her şeyi. Bu albümde, Yıldız tam anlamıyla hakim olduğu bir alanda, tabiri caizse çalıştığı yerden çıkmış bir şarkı söylüyor. Bu yüzden başarılı bir yorum olmaması imkansızdı. Yıldız’ın yıldızını parlatacak bir şarkı olmuş.

YILDIZ USMONOVA – NEYİ DEĞİŞTİRDİK Kİ
Yıldız Usmonova kendi ülkesi Özbekistan’ın divası iken birkaç sene önce yaptığı Dünya albümü ve bu albümde özellikle Yaşar ile yaptığı Seni Severdim ile Türkiye’de ciddi bir çıkış yakalamıştı. Bu albümün fırtınası baya etkili olmuş ancak bundan sonra çıkardığı albümlerde rüzgarın dindiğine tanık olmuştuk. Seni Severdim düeti halen radyoların en çok çaldığı parçalardan biri. Yıldız Usmonova yılların getirdiği müzikal birikimini, artık iyice düzelmiş olan Türkçesi ile birleştirip çok da tarzı olmayan bu şarkıda harmanlamış. Bence bu şarkı doğru seçim olmuş. Çok zorlanmadan söylüyor. Riske girmiyor, zaten çok yükselen bir şarkı değil. Vokal tekniği hoşuma gitti. Arada ses çıkışları ve nefesli çalgı geçişleri şarkıya dinamizm getirmiş, zaten kıpır kıpır bir şarkı. Şarkının içeriği Yıldız Usmonova şarkıları ile tutarlılık içinde. Yıldız Usmonova şarkıları dünya meselelerine de bulaşır çünkü. Temposu ve ritminin ruhu ve dinamizmi var, boş cıptıslar yok. Müzikal yeteneğini konuşturmuş Usmonova.

ZARA – DİLENCİ
Zara yorumculuğunun ve bu tarza yakınlığının getirdiği rahatlık ve güvenle söylüyor şarkıyı. Normalde zaman zaman ses rengi itici olabilse de (böyle sürekli ağlamaklı ve titrek gelir sesi kulağıma), bu şarkıda yerini bulmuş. Riske girmeden, sesinin tüm olanaklarını kullanıyor. Fena da değil yorumu. Birkaç dinleme gerekti etkiye girebilmek için. Sonra birkaç kere daha dinleme isteği doğurdu. Her dinleyişte daha fazla içine girdim. Resmen düğüm düğüm oldu boğazım… Çok etkileyici, müthiş olmuş bildiğiniz.

ZERRİN ÖZER – SEV DEDİ GÖZLERİM
Zerrin daha Sev Dedi Gözlerim derken bir enerji, bir gümbürdeme kopuyor. Zerrin’i ne kadar çok sevdiğimi ve bendeki yerini önceki yazılarımdan birinde okuyabilirsiniz sevgili postdaşım. Zerrin bu ülkenin en güçlü sanatçılarından. Bu şarkıda gene yorumculuğunun zirvesinde ve ne yalan söyleyeyim, son zamanlarda içime sinmeyen pek çok parçadan sonra bu yorum ilaç gibi geldi. Uzun süredir bu kadar keyifle bir Zerrin yorumu dinlememiştim. Zerrin Özer çok vefalıdır, takip ettiğim tüm programlarında hangi şarkıyı söylüyorsa söz yazarı ve bestecisini mutlaka anar, adını geçirir. Orhan Gencebay’ın yeri ise ayrıdır Zerrin için, zira Gencebay Zerrin’in sanatının ilk yıllarında Gönül şarkısını vererek Zerrin’in Zerrin olmasının yolunu açanlardandır ve Zerrin Gönül’ü her söylediğinde muhakkak Orhan Gencebay’dan bahseder. Bu açıdan Zerrin de bu albümün olmazsa olmazıydı. Arabesk söylediği dönemde de arabeskin en güzelini söylemiştir. Yabancı değil yani bu tarza. Duyguları uçlarda olduğu için direkt yaşar ve yaşadığını yaşatır. Bu şarkı Zerrin’in kariyerinin en güçlü şarkılarından biri olacak. Zira da girişinden öyle güçlü giriyor ki, “Allaaaaahh” diyorsunuz, sarsılıyorsunuz. Mükemmel bir yorum. Tam makamında, yormadan, mükemmel yorumculuğunu yüzümüze vurarak ve tüm isyanını hissettirircesine söylüyor. Belli çok sevmiş bu şarkıyı ve bu şarkı ile Zerrin birbirlerini bulmuşlar… İnşallah albümün ses getirenlerinden olur ve Zerrinim Özerim mutlu olur. Zerrin Özer gibi bir ses bir daha gelmez…

Toparlarsak:
- Şarkıların introları uzun uzun. Evet, Orhan Gencebay’ın şarkılarının genel havası öyledir ama zaman zaman “eehh başlasana artık şarkıya” oluyorsun. İntrolar uzun olsa da genelde şarkı süreleri kısa, bu da sıkılmadan şarkının ve albümün sonuna gelinmesini sağlıyor.
- Şarkılar genellikle doğru isimlere gitmiş. Bu albümde şarkıları yeniden yorumlamanın ne olduğunu çözmüş müzisyenlerin yorumladığı çok lezzetli şarkılar var (tabi aksi de var)
- Albüm kapağında 33 sanatçı, 33 eser diyor ama 32 sanatçı saydım? Orhan Gencebay sayılmayacak heralde ona yapılan albüme katkı yapan sanatçı diye. Baskı hatası olmuş sanırsam. CD üzerinde 32 sanatçı yazıyor çünkü :)
- 2. CD, 1. CD’den daha güzel.
- Orhan Gencebay adına yakışır bir albüm olmuş. Lakin eksikleri de yok değil. Misal, gönül bir “Sevemedim Karagözlüm”ü de albümde duymak isterdi. O şarkı benim için O.Gencebay şarkıları içinde ilk üçtedir. Sadece benim için değil, adına film bile çekilmiş bir şarkıdır. Olmalıydı bence.
- Orhan Gencebay’a da bir şarkı söyletilebilirdi.
- Genel olarak konuşulan konu - ses teknisyeni arkadaşlarımın da dikkatini çekip söylediği üzere - ses kalitesinin çok düşük olduğu yönünde. Sound düzenlemeleri boğuk ve gümbür gümbür gelmiyor.
- Yıldızlı On’lar: Athena, Duman, Ebru Gündeş, Emel Sayın, İzel, Manga, Nilüfer, Nükhet Duru, Rafet El Roman, Seksendört, Sibel Can, Tarkan, Volkan Konak, Yaşar, Yıldız Tilbe, Yıldız Usmonova, Zara, Zerrin Özer
- Hiç Olmamışlar: Ajda Pekkan, Deniz Seki, Emre Aydın, Hande Yener, Serdar Ortaç
- Arada Olanlar: Berkay, Candan Erçetin, Demet Akalın, Kutsi, Mustafa Ceceli, Mustafa Sandal, Sezen Aksu, Şevval Sam, Özcan Deniz, 
- Bu albüm, ilk yazıda da belirttiğim gibi, geçmişten bugüne, belki de bir daha hiçbir araya gelmeyecek eski/yeni sanatçıları ve şarkıcıları bir araya getiren bir köprü, bir arşivlik albüm. Emeği geçenlerin eline, sesine sağlık. Yüzde 85-90 çok beğendim yorumları.

Böylece albüm yazısını bitiriyoruz sevgili postdaş. Bunlar benim tarafsızlığımı korumaya çalıştığım ama gene de benim öznel düşüncelerimdir. Güzel müzikli paylaşımlarda görüşmek üzere…