Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

popstar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
popstar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2013 Pazar

BİR POPSTAR HİKAYESİ - 2. BÖLÜM - ABİDİN ÖZŞAHİN İLE SÖYLEŞİ

“İçime sindire sindire, ağır ağır yol almayı tercih ettim.”

 

Abidin'i 2003 yılında Popstar yarışmasının, hafif mahçup, güzel bakışlı, güzel sesli, ne istediğini bilen, efendi ve istekli bir yarışmacısı olarak tanıdık. O süreci 1. Bölümde özetlemiştim. Aylar süren yarışmada ipi göğüsleyip birinci olmuş, bir albüm yapmış ve şöhret kapıları açılmıştı. Sonrasında uzuuun bir sessizlik dönemi geldi (ya da biz öyle sandık, oysa Abidin o yıllarda hiç boş durmamış,  söyleşi de okuayacağınız gibi hep üretmiş, hep üretmiş). Şimdi 9 sene sonra çıkardığı "Duy Beni" albümü ile bir kez daha kulaklarımıza konuk olan Abidin'le o süreci ve bu albümle yaptığı ve yapmak istediği şeyleri konuştuk. Öncelikle Abidin’de ilk dikkatimi çeken, sıcaklığı, hoş sohbeti ve mütevaziliğinin yanı sıra ne istediğini bilen, hedeflerini belirlemiş ve müzikal olarak kendini doldurmuş, nitelikli ve donanımlı bir müzisyen olmasıydı. Ben sordum, o da nezaketle yanıtladı.

Abidin’in müzikal geçmişi yarışmaya katılmadan çok önceye dayanıyor. “1992 yılında amatör olarak müziğe başladım. 1994 yılında müzik öğretmenim Faik Kasapoğlundan dört sene şan ve gitar dersleri aldım. 1998 yılında Akademisyen Ruşen Utku Özkanoğlu gözetiminde iki sene gitar eğitimi aldım. Yine bu dönemde eğitim aldığım müzik merkezinde 7-16 yaş gurubuna gitar eğitmenliği yaptım. 2002 yılında Türk halk Müziği sanatçısı Abdurrahman Yağdıran gözetiminde usul ve makam dersleri aldım,” diyerek anlatmaya başlıyor hikayesini. Böylesi bir donanımı, sadece bar sahnesinde ya da bahar şenliklerinde müzik severler ile paylaşmak yetmeyince profesyonel müzik hayatına atılmanın yollarını aramış. Bir yandan da edebiyata ve şiire olan ilgisi nedeniyle kendi şarkılarını da yazmaya devam etmiş. 2003 senesinde reklamlardan duyduğu Popstar yarışmasını bu anlamda kendini tanıtabilmek ve sektöre girebilmek için doğru bir yol olduğunu düşünmüş. O dönemi şöyle anlatıyor: “Yarışma süreci inanılmaz yoğun çalışmalarla çok yorucu geçti. Canlı yayında milyonlarca insan beni izleyecekti hem doğru şarkı seçip hatasız söylemeliydim hem de ekranda kendimi izletmeliydim. Öncesinde aldığım tüm eğitimleri pratikte uygulamak ve kendimi tanıtmak ilk hedefim oldu.” Nitekim aylar sonunda yarışmanın birincisi oldu ve Türkiye gündeminde konuşulan tanınan takip edilen bir insan haline geldi. O dönem kendini tanıtma ve müzik sektörüne girme hedeflerine ulaştığını belirten Abidin, amaçladığının da ötesinde bir karşıl bulmuş.
İlk albümünden beklentisinin, yıllarca yaptığı ve onu en doğru şekilde ifade edecek müziği yapmak olduğunu söyleyen Abidin, “Amatör müzik hayatım alternatif rock, pop rock yaparak geçmişti ama ödül olarak bana yapılan albümün pop soundlu olması çokta içime sindirdiğim bir şey değildi,” diyor. O albümle artık profesyonel bir müzik hayatı olan Abidin, her ne kadar dinleyenler –ve kendisi- albümü beğense de, o albümün kendisini yansıtmadığını dile getiriyor: “Bir albüm yapabilmiştim çok değerli müzisyenlerle, bestecilerle, söz  yazarlarıyla, aranjörlerle ve prodüktörlerle çalışmıştım ama ben değildim. Dinleyen birçok insan beğendi albümü ben de beğeniyorum ama diyorum ya o ben değildim.”
 
(Burada bir parantez açarak, geçen yazıda yaptığım gözlemin Abidin tarafından da doğrulandığına dikkatinizi çekerim sevgili müzikdaşım. Aklın yolu bir :))

Yarışma hemen ardından Abidin kendini bir promosyon fırtınası içinde bulmuş. Albüm kayıtları ve inanılmaz yoğun geçen promosyon dönemi, yurtiçi, yurtdışı konser turneleri, imza günleri, açılışlar, davetler, ödül törenlerinden sonra artık yarışmanın rüzgarının da yumuşamasıyla Abidin belli başlı konserlere çıkmaya karar vermiş. “Çünkü yeni bir yapılanma içine girmem ve kendi ekibimi kurmam gerekiyordu,” diye anlatıyor bu durumu. “Bir prodüksiyon şirketi kurmak o ekipte çalışacak doğru insanları bir araya getirmek ve ardından yeni şarkılarla yeni albüme start vermek oldukça zahmetliydi. Benim de çok acelem yoktu, içime sindire sindire ağır ağır yol almayı tercih ettim.”


Ve sonrası 9 sene sonra “Duy Beni” albümüyle meyvesini vermiş. Bu süre boyunca Abidin sürekli şarkı yazmış. Albüme girerken “ilk işimiz şarkı seçmekle başladı yaklaşık 30 şarkı seçtik hepsi aranje edildi pilot kayıtlar yapıldı ardından 20 şarkıya sonrada 10 şarkıya eledik ve albüme 9 şarkı olarak girdik,” diye anlatmaya başlıyor “Duy Beni” sürecini. Bu albümde farklı bir strateji yürütmüş. “Öncelikle Pop albüm yapmış biri olarak bu albümün tamamı çok rock olmamalıydı. "Aman Aman" bu yüzden alaturka tınıları içeren bir rock sound'a sahip "Duy Beni"  de alternatif pop diyebileceğimiz  türden,” diyerek kısaca açıklıyor.

Şarkılarda, bu söyleşiden sonra okuyacağınız yorumlarda yazdığım gibi, kendi hikayelerini içeriyor. Abidin’in albümde en özel bulduğu parça, çok yakın bir arkadaşının yaşadığı depresyon, bunalım ve intihar eğiliminden doğan “Kaos” şarkısı olmuş. Arkadaşını son anda hastaneye yetiştiren Abidin, arkadaşının ona anlattığı sırdan etkilenerek yazmış bu şarkıyı. Çocukluk arkadaşının eşcinselliğini ailesine açması, ailenin ve çevresinin onu dışlaması, daha fazla dışlanmamak ve/veya daha fazla dost kaybetmemek için ikili bir hayata sürüklenişi ve bunun onda yarattığı psikolojik baskı sonucu intihara kalkması temelinde yazılmış bir şarkı. Aslında günümüzde pek çok eşcinselin -malesef- maruz kaldığı bu dram, bizzat şahit olunmuş bir durumla bu albümde bir şarkı olarak çıkıyor karşımıza. “Benim dostum nasıl böyle üzülür ve ben bu kadar duyarsız kalırım diye çok utandım kendimden. Ben hiç kimseyi tercihlerinden, yaşam biçiminden, renginden ya da inancından dolayı sevmedim. Ve benim ilk eşcinsel arkadaşım o değildi son da olmayacak. Evet belki geç kalmıştım ama bundan sonrası çok önemliydi. Dünyanın en erdemli duruşu kendin olmayı kabul etmek ve dimdik bunu savunabilmek. Bir tabuyu karşına alacak yüreği göstermek bizim dostluğumuzdan hiçbir şey kaybettirmedi, bir de "Kaos" diye bir şarkı çıktı,” diyerek özetliyor şarkının hikayesini. (Ben şarkının sözlerine ilk baktığımda başka bir şey görmüştüm, onu da aşağıda yazıcam.)


Peki geri dönüşü nasıl oldu bu albümün? Beklediğin tepkileri alıyor musun yoksa daha zaman var mı diyorsun? Diye soruyorum, müzik sektörüne dair serzenişte bulunuyor. Her şeyin ışık hızında tüketildiği, albüm satışı diye bir şeyin kalmadığı, imza günlerinin bittiği, eskisi kadar konserlerin yapılmadığı, festivallerin yok denecek kadar az olduğu, siyasetin her alanda olduğu gibi sanatın dibine kadar karıştığı, ülke ekonomisinin vahim, herkesin borçlu olduğu bir dönemde beklentilerin de büyük olmadığının altını çiziyor, ancak umudu bu albümün tükenmesinin hızlı olmaması. (Albümün çıkalı aylar olmasına rağmen, yeni yeni duyulması, biraz da çıkış zamanı ile ilgili aslında. Geçen Mayıs'ta çıkan albüm, tahmin edeceğiniz gibi, Gezi olaylarının da patlak verdiği zamana denk gelince, promosyon ve tanıtım da hakkıyla yapılamamış. Olsun iyi müzik her zaman yerini bulur.)

Bu albümün önceki albüme kıyasla Abidin için anlamı, ilk albümünde yapamadığı ne varsa bu albümde yapmaya başlaması olmuş Abidin’in ve “yeni projelerde de bir tık daha ilerleyerek müziğini yapacağını” dile getirerek hedeflerini belirtiyor: “Müzik çok aceleye gelen bir sanat değil yukarıda bahsettiğim unsurlara inat direnmeye devam etmek lazım. İlk hedef albümü piyasaya sürmekti. İkinci hedef tanıtabildiğim kadar herkese ulaştırmak. Üçüncü hedefim de tüm dinleyicilerimizle konserlerde buluşmak. Çalışmalarımız son sürat devam ediyor.”

Sevenlerine mesaj olarak şu sözleri söylüyor: 
"Tabuların esiri olmayın. Kendiniz olmaktan korkmayın kendinizin savunucusu olun, kendinize inanın, kendinizi sevin... Herkese sevgilerimi gönderiyorum.”



"Duy Beni" albümünün ilk klibi "Aman Aman" burada:

12 Aralık 2013 Perşembe

BİR POPSTAR HİKAYESİ - 1. BÖLÜM

TÜRKİYE POPSTAR BİRİNCİSİ ABİDİN ÖZŞAHİN ÜZERİNDEN FANUS YARIŞMALARINA BİR BAKIŞ


2000'li yılların başı, bolca diziye ve yarışmaya boğulan 90lı yılların ardından vites değiştirip yeni bir televizyonculuk anlayışıyla geldi. Dünya temeli Big Brother olan ve sıradan insanların yaşamlarının bir fanus içinde gözetlenmesi konseptine dayanan yeni yarışma türleriyle tanıştı ve Türkiye de bu furyadan çok geçmeden nasibini aldı. Biri Bizi Gözetliyor yarışmasıyla başlayan sıradan yaşamları gözetleme yarışmaları ve içindeki karakterler o zaman için o
kadar popüler olmuştu ki, o dönem başka konu konuşulmaz hale gelmişti. Yarışmalar Biri Bizi Gözetliyor'da sosyal bir deneyin kobayları gibiydiler, sevinmeleri, üzülmeleri, kavgaları, barışmaları, eğlenmeleri planlı ancak çaktırmadandı. Hepsinde ortak nokta yarışmacıların sıradan insanlar olması ve insanların kendilerini özdeşleştirdiği yarışmacılara oy vermesi ile kendi zaferini ilan etmesiydi. Biri Bizi Gözetliyor ilk örneğiydi bunun ve bir dolu şöhret yaratıp, başarısı akabinde gelecek sıradan yaşamlara mucizevi ünlü olma şansı verecek bir dolu yarışmanın da kapısını açmış oldu. Biri Bizi Gözetliyor’un rüzgarı konsept değiştirip evlenme programlarına dönüştü ve bu sefer de müstakbel zevcesini bulmak isteyenlerin hayatlarına odaklandık ve onlarla yattık kalktık bir iki sene de. Onların sevinçleriyle sevindik, üzüntüleriyle üzüldük, evlenmeleri ve hatta çocuk doğurmalarına kendimizin gibi sevindik (niyeyse?), ayrıldıklarında biz de onlarla karalar bağladık.


İşte tam bu fanus modeli yarışmaların tavan yaptığı yıllarda, televizyonlar yeni yarışma mecraları keşfetmekte gecikmiyordu. Fanus evlerde yaşayanların ne kadar yetenekli, ne kadar azimli ve hırslı olduğunu gören yarışmacılar, bu defa konsepti gene değiştirdiler ve Türk televizyonları 2003 yılında tüm dünyada American Idol olarak bilinen yetenek yarışmasını Türk Televizyonlarında “Popstar” adıyla vermeye başladı. Bu yarışma, müzikle uğraşmak isteyen "ünsüz" kişilerin şarkı söylerken hayatlarını da gözetlememizi sağlarken, onlara getirdikleri reyting kadar şöhret yolunun kapısını açıyordu. Her açıdan karlı bir anlaşma gibiydi. Yaışmacılar milyonlara seslerini duyuracak, onları getirdiği reytingler de jürinin ve kanal patronlarının cebini dolduracaktı. İlk Popstar tam bir fenomen oldu, yeniydi, ilginçti, yenilikçiydi ve sonrasında yolunu açtığı diğer müzik yarışmaları gibi müzikten çok hayata ve reytinge odaklanıyordu! Jüriler bilhassa birbiriyle ve yarışmacılarla çatışmak üzere seçilmiş ve reyting için aşk, ihanet, hırs, müzik hepsi iç içe yedirilmişti. Bu bol gözyaşı soslu ve acıklı öykü dolu yarışmalar birkaç sezon kendi kahramanlarını çıkardı ama sonuçta kazanan sadece adları daha da parlayan jüri üyeleri oldu. Yarışmacılar önceleri birkaç programda boy gösterdi, bazılarına albümler de yapıldı, ama sonrasında birçoğu kaderine terk edildi ve medyanın görünür yüzünden uzaklaştı.

İlk yarışma gerçekten özel sesler içeriyordu. Onlar ilkti ve bu yüzden çok sevildiler: Abidin, Firdevs, Aydan, Barış, Evren, Eser, Bayhan, Elena, Selçuk, Serkül, Alpay, Ceyda ve Müge ilk serinin yarışmacılarıydı ve hepsi olmasa da birçoğu gelecek vaat eden, gerçekten güzel seslerdi. Bu yarışma o açıdan çok özeldi. Katılanların birçoğu gerçekten iyiydi, ama bu yarışmalarda iyi olmak her zaman işe yaramıyordu işte. Bu yarışmacılar içine düştükleri kurtlar sofrasının vehametinden bihaber yarışmacılardı. Bu yarışma onlar için hem avantaj hem de dezavantaj oldu (Tabi ki bu benim, yazının genelinde olduğu gibi şahsi düşüncelerim).

Yarışmadan Abidin, Firdevs, Barış, Evren, Aydan, Bayhan, Eser, Selçuk ve Serkül albüm çıkarma şansına erişen yarışmacılar oldular. Ancak arkalarında ne vaat edilen destek, ne pr çalışması vardı, albümler raflarda bekledi durdu. Bu yarışmacılardan bir tek Abidin, Barış ve Aydan istikrarlı olarak sahnelere ve albüm çalışmalarına devam ediyor. Evren'in Bodrum'da sahne aldığını biliyorum.

Bütün bunları niye yazdım, çünkü bu yazımın konusu, o yarışmaların ilki olan ve bence en özeli olan ilk Popstar'ın hatır sayılır bir farkla birincisi olan Abidin Özşahin’in albümünü yazmak, ancak o kadar doluyum ki bu konuda bunlardan bahsetmeden o albümün değerini yeterince iyi ifade edemem diye düşünüyorum. Yazının devamında uzun girizgahımın nedenini anlayacağınızı umuyorum.
Abidin’in daha yarışmanın ilk başında bir havası vardı, ancak belki de tek dezavantajı Tarkan’a benzetilme konusu Abidin’in de yakasını bırakmadı ilk albümde. Özellikle E.S.’ye buradan selamlarımı yolluyorum Abidin’i kariyerini neredeyse başlamadan bitirecek bir projeye dönüştürme çabası için. Yarışma boyunca ailemizin şarkıcısı, abisi, kardeşi gibi bir imaj çizilen Abidin'e, yarışmanın son anında çakma bir aşk oyunu yapıştırıldı ve bütün imajı elbirliğiyle yerle bir edildi. Yarışma boyunca Abidin rock ağırlıklı şarkılar söyledi, ancak yarışmadan sonra çıkan albüm kapağından Abidin’in yarışmada çizdiği imajla uzaktan yakından alakası olmayan çok "pop" versiyonu bakıyordu. Abidin'den kötü bir Tarkan kopyası yaratılmaya çalışılmıştı. Bütün bunlar aslında dönen kirli oyunların ve reyting savaşının bir genç azimli müzisyenin hayallerinin üzerinden acımasızca geçen buldozeriydi. 

Aslına bakılırsa 2004 yılı çıkışlı Aşktan Yana albümündeki şarkıların söz-müzik yazarlarına baktığımızda başka biri söylese çok da şık bir albüm sayılabilirdi. Yıldız Tilbe, Fuat Güner, Aysel Gürel, Çelik ve tabi ki Ercan Saatçi gibi isimlerin şarkılarıyla kotarılan albüm, saf bir pop albümü olmuştu ve Abidin’i hiç mi hiç yansıtmıyordu. İlgi çekmedi mi? Tabi ki ilk çıktığında ilgi çekti. Yarışmanın ateşi geçmemişti ve arka arkaya çekilen kliplerle biraz gazlanarak birkaç ay konuşulmuştu. Boşuna, Zır Zır, İki Satır, Penceremde Yağmurlar şarkıları kliplendikten sonra, tabiri caizse Abidin ortadan kayboldu! O albümde yansıtılan Abidin sahici değildi, prodüktörlerin ve E.S’nin projesiydi sadece.

“Duy Beni” diyen “gerçek” Abidin’i "duymak” içinse 9 sene beklememiz gerekecekti!








Yazısı devam edecek…