Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

9 Mayıs 2012 Çarşamba

EUROVİZYON… ÖROVİZYON… YUROVİZYON...

EUROVİZYON… ÖROVİZYON… YUROVİZYON

Eurovizyona sayılı günler kala, bir blog müzik üzerine olur da o blogda örovizyon yazısı nasıl olmaz? Olmazsa boynu bükük kalmaz mı o blogun? Deyip bu yazıyı yurovizyon 2012’ye ithaf ediyorum. Hayırlı uğurlu olsun sevgili postdaş. Hiçbir naneden geri kalmayan bendeniz, bu yazıda önce eurovizyona kısaca değinicem, sonra da adayları değerlendiricem.

Efenim biliyosunuz malumunuz eurovizyon yarışması –özellikle Türkiye için- hayat memat meselesidir. 1997 yılına kadar yıllarca sonlarda başı çekip suçu hep diğer ülkelere atan bi milletiz vesselam. 5 alsa kendi başarısı, 1 alsa ‘öğretmen bana taktı’cı bir neslin evlatlarıyız sonuçta. Her neyse, Eurovizyona dair her başarısız olduğumuzda (hatta başarılı olduğumuzda da) hep aynı klişe tartışma döner durur etrafta. Efenim bu müzik değil, siyasi yarışmaymış, müzik önemli değilmiş, komşu komşuya oy veriyormuş… Hah işte bu noktada, demek zorundayım ki sayın postdaş… Evet bu yarışma tam da öyle … Ama eğlenceli ve heyecan verici olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Her sene acaba kimler çıkıcak, ne söyliycek diye beklemiyor muyuz?

Efenim özetle durum şu: 2. Dünya Savaşı sona erdiğinde başlayan soğuk savaşı sona erdirmek üzere, İtalya – Fransa – Almanya – İngiltere’nin bir müzik yarışması tertip edip aradaki buzları birbirlerine oy vererek eritme istekleri sonucu ortaya çıkmış. (Böylece bu ülkeler kemik ülkeler olarak elemeye, yarı finale final gerek kalmadan her sene katılabiliyor.) Doğrudan gidip de barış yapmak yerine bu dileği ‘işte sana 12 puan veriyorum’ diyerek bildirmek üzere bir mesaj niteliğinde. Düşününce mantıklı. Tabi bu benim bildiğim hikaye. Yazar duyduğunu aktarmaktan sorumlu tutulmasın lütfen sayın postdaş.

Ayrıca ‘kimse sallamıyo eurovizyonu bizden başka’ diyenlere diğer ülkelerin hazırladıkları dev prodüksiyonları örnek gösteririm. Birkaç sene önce Eurovizyon sahnesinde arz-ü endam eden Patricia Kaas’ı örnek gösteririm. Bu sene İngiltere adına yarışacak olan Engelbert Humperdinck’i ve Fransa adına yarışacak olan Anggun’u örnek gösteririm. Yani hayır sayın postdaş… Eurovizyon bir tek bizim için değil, katılan tüm ülkeler için önemli bir prodüksiyon ve sizi bilmem ama ben seviyorum eurovizyon heyecanını.

Bizim diğer ülkelerden farkımız, eurovizyona olduğundan fazla bir misyon yüklemek belki de. Yaklaşım farkı. Onlar eurovizyonu eğlence amaçlı yapıyor, başarısızlık gerçekten umurlarında olmuyor. Biz de ise hayat sona eriyor her seferinde. Gerçi son birkaç yıldır sonuçlar yüzümüzü güldürüyor ama gene her sene eurovizyona adeta savaşa girer gibi hazırlanıyoruz ve eurovizyonun ülkemizin şerefi, itibarı, hede hödösü için çok hayati olduğuna dair inancımız var… Halbuki biraz gevşetsek şu boyun bağlarımızı, diğer ülkelerin el birliğiyle bizi eurovizyonda mağlup etmek için özel olarak çalıştığına, bunun bizi dünyada saf dışı çalışmalarından biri olduğuna inancımızı bıraksak, güle oynaya girsek ve bu etkinliği geleneksel bir müzik etkinliği formatına sokmayı başarabilsek, rahat olsak, başarısızlığımızın başka ülkelerin bizi sevmedikleri için komplo kurmaları sonucu değil, belki de gerçekten daha iyi olamadığımız için olduğunu idrak etsek belki de başarı kendiliğinden gelicek. Tabi ki bunlarla sınırlı değil başarı faktörü. Ama TRT’nin ne idüğü belirsiz seçim kriterleri ve kapalı kapılar ardında oldu bittiye getirilen temsilci seçimleri bu yarışmayı milletin değil TRT’nin yarışması haline sokuyor, bu da çok can sıkıcı. Bizler millet olarak Türkiye’yi temsil eden bu yarışmanın neresindeyiz, diye soruyorum her seferinde. Öyle kimse bize bir şey sormuyor artık kimi gönderelim eurovizyona diye.

Halbuki eskiden ne güzeldi. Eurovizyona bir festivale gider gibi hazırlanırdık, hayat dururdu. Esas finallerden önce Türkiye yarı finalleri yapılır ve şahane bir müzik şöleni eşliğinde ailecek ekran karşısında hem eğlenir hem de bizi yarışmada kimin temsil edeceğine dair bir fikrimiz olurdu. Kimler katılmadı ki bu yarı finallere… 1990 yılının Türkiye Yarı Final adayları mesela: Sonat Bağcan, İzel, Sertab Erener, Sibel Tüzün, Özlem Yüksek ve Kurtalan Ekspres, İlhan İrem-Seden Gürel, Kayahan-Demet Sağıroğlu, İzel, Oya&Bora, Asya, Çelik, Fatih Erkoç, Sevingül Bahadır… Konuk sanatçı olarak da o zamanların fırtına dansı Lambada’nın grubu Kaoma canlı bir konser ve performans yapmışlardı. Zaman zaman izler ve neden artık böyle olmadığına içlenirim. Bugün müzik dünyasının pek çok önemli ismini görmek mümkün ve bazen de sürprizlerle karşılaşıyorum. Mesela Mantar Şapka imajını, 1992 yılında ilk solo bu imajla çıkaran Seden Gürel’den önce 1990 Türkiye Eurovizyon finallerinde İzel’in yapmış olduğunu görmek gibi. O yarı finallerden Kayahan-Demet Sağıroğlu çıkmıştı çok sevdiğim Gözlerinin Hapsindeyim şarkısıyla.

Türkiye’nin eurovizyon sahnesine çıkışı 1975 yılına rastlıyor. O zamanlarda belki siyasi gerekçelerle belki değil, ama Türkiye sürekli sıfır çeken ülkeler arasına giriyor, her sene hevesleniyor ama hep hüsrana uğruyor bir türlü şeytanın bacağını kıramıyorduk. Gerçi örovizyon tarihinde beş para etmez şarkılara rastlansa da, Semiha Yankı - Seninle Bir Dakika, Cici Kızlar – Delisin, Türkiye’nin petrol ihtiyacının Ajda sesiyle dillendirildiği Petrol gibi hitler çıkmamış değil. Türkiye’ye ilk 3 başarısını, hem de TÜRKÇE bir parçayla getiren Şebnem Paker’i de bu yazıda anmamak olmaz… 1997 yılında Türkiye’ye 3.lük getirerek ilk defa ilk üçe adımızı yazdıran “Dinle” benim bugüne kadar gelmiş Eurovizyon şarkıları içinde en sağlam bulduğum, gerek yorum, gerek düzenleme, gerek müziğiyle her zaman en tepe noktam Eurovizyon şarkımızdır ve Naim Dilmener’in yazdığı gibi, bu başarı, Sertab’ın başarısından daha büyüktür bence. Ancak, o saçma Gülseren bile her eurovizyon programında anılırken, Şebnem’in adının geçmemesi beni hem bir eurovizyon izleyicisi hem de bir müzik dinleyicisi olarak fazlasıyla gıcık etmekte, isyan ettirmektedir. Şebnem bu yazıyı okumasan da bil, sen hep bir numaramsın…

2000’li yıllardan aklımda kalan en beğendiğim sene, 2004 yılının eurovizyonu olmuştu. Bu sene gene aday olan Željko Joksimović – Lane Moje, Ruslana – Wild Dance, Sakis Rouvas – Shake It, Athena – For Real ve aklımda kalan Rusya adına katılan Julia Savicheva - Believe Me gibi çok fazla güzel şarkı çıkmıştı o yarışmada hala dinlediğim.

Deyip adayları yavaş yavaş tanıtayım, hem de ahkamlarımı keseyim :) :

YARI FİNAL 1
1) Karadağ - Rambo Amadeus - "Euro Neuro"
Karadağ adına katılan bu şarkıcıyı ve şarkımsı şeyi, heralde nazar boncuğu olsun diye koymuşlar. Hayatımda bu kadar çirkin bir şarkı daha duymadım desem?… Hiçbir manası ve hiçbir cazibesi yok. Belki anlamadığım bir tarzı vardır ama alakasız enstrüman girişleri, ağzının içinde mırıl mırıl konuşan sevimsiz bir adam, arkadan sanki başka bir müziğe aitmiş gibi duran dıptıslar… ay bu şarkı da, şarkıcı da tam gaflet olmuş… eurovizyon sever böyle sivri şarkıları ama diyecek bi şey yok. Çünkü şarkı yok ortada!! Dinlediğim ilk şarkı, içimi kanırttı, ruhumu daralttı… tez bitsin!!!



ü2) İzlanda - Gréta Salóme & Jónsi - "Never Forget"
Güçlü, çarpıcı bir giriş, rock tınıları ile tam sevdiğim yaylı geçişlerine sahip, vokal uyumu çok iyi, melodik yapısı ve ritmi ile şarkı olarak güçlü, gerçekten sevdim. Eurovizyon kriterlerinin daha sahneye yönelik, şov tarzı şeyleri sevdiğin bilmesem, bu şarkının ilk üçe girer derdim ama sanırım sadece benim ilk üçümde kalacak. Yıldızlı on…



3) Yunanistan - Eleftheria Eleftheriou - "Aphrodisiac"
İlk izlenimim, güzeller güzeli 2005 birincisi Helena Paparizou’dan fazlaca etkilenmiş bir şarkı ve şarkıcı oldu. Evet hareketli, tam eurovizyonluk şarkı, koreografi, güzel kız, güzel şarkı üçlemesine sahip ama bir şekilde Helena Paparizou’nun ışığı yok işte. Daha çok o başarılı damarın izinden giden şarkı. Melodisi akılda kalıcı. Muhtemelen Yunan radyoları gibi bizde de bol bol çalıcak. Yunanistan bir şekilde kendini göstermeyi başaracak zaten ama birincilik için şans tanımıyorum. Asla Paparizou kadar ilgi çekici değil.

4) Letonya - Anmary - "Beautiful Song"
Olmasa da olur bir şarkı daha, koreografi  ve şov ağırlıklı bu şarkımsı şeyde, şarkıcı yazdığı şarkının hit olduğundan, radyolarda, tv programlarında çalındığından dem vuruyor. Ama gerçek şu ki, kızın güzelliği bile kurtaramıyor şarkıyı. Standart şarkı yapısında yazılmış bu şarkıya biraz ruh katmayı unutmuş yazan. Sözleri de aman aman sayılmaz. Biraz daha yükseltilse şarkı belki sonuncu olmaz. Ay bu arada kızın bacakları ne kadar kalın öyle…



ü5) Arnavutluk - Rona Nishliu - "Suus"
Ne diyeceğimi bilemedim. Çok ilginç, hatunun ses rengi, oktav, sesi kullanışı filan çok fazla iyi. Zaman zaman çok fazla bağırıyor, yer yer yoruyor ama garip bir şekilde çarpıcı ve akıcı bir şarkı. Her zaman koyup da dinleyebileceğiniz bir şarkı değil ama biraz Björk’ün Arnavutluk şubesi gibi. Dilini anlamasam da, duygusunu anlayabildim. Şarkının ilginç de bir yapısı var. Standart bir şarkı çatısı yok. Birinci olmaz ama iyi bir derece alacağını düşünüyorum.




6) Romanya - Mandinga - "Zaleilah"
Kıpır kıpır üç dilli bir şarkı, Romence, İspanyolca arada Arapça sözler serpilmiş. Ama eurovizyon tarzı bir şarkı değil. Süresi de fazlaca uzun. Ece kulüplerinde remiksleri çalabilir ama eurovizyonda şans tanımıyorum. Zira sıradan bir pop şarkısı olarak heyecan verici bir yenilik getirmiyor. Bol bol aaaa’lama, uuuu’lama, eee’leme dolu. Aslında sevimli gibi duran ama nedense sıkıldığım bir şarkı oldu.



7) İsviçre - Sinplus - "Unbreakable"
Çok itici bir ses rengi. İlk dikkatimi çeken. Şarkının tüm gücünü alıp götürüyor. Şarkıcı kurbanı şarkılardan. Ayy hiç içine giremedim resmen şarkının. Adamın gevrek gevrek sesi şarkıyı dinlememi engelliyor. Aslında hareketli, melodik yapısı da güzel ama ııh, şansı yok… bir de çok eurovizyon tarzı bir şarkı değil. Keşke Linkin Park söylese bu şarkıyı… Başka bir ses aradı kulaklarım, bu şarkıcı ile asla…

8) Belçika - Iris - "Would You?"
Klasik bir eurovizyon şarkısı aslında, hiçbir yeniliği yok, standart müzik formları ile yapılmış bir çatı. Şaşırtıcı değil, performans şarkısı. Şarkıcı da standart. Söyleyen de hafif ses oyunları dışında beklenen, klasik şarkıcı formu. riske girmemiş Belçika bu sene. aslında ne yorum yapacağımı bilemedim. Favorim değil.


ü9) Finlandiya - Pernilla Karlsson - "När jag blundar"
Bir diğer klasik şarkı. Çok fazla iniş çıkışı yok, düz bir şarkı, heyecanı yok. Çatısı, yapısı standart ama kulağa hoş geliyor, dilini anlamasam da, akıcı gidiyor. Kulağım bir sonraki melodiyi arıyor. Ama birinci gelmesi için gereken ışık ve aura yok. Şarkı başlıyor ve bitiyor hani tekrar tekrar dinlemezsiniz bu şarkıyı, sonrakine geçersiniz ama çıkarsa da dinlersiniz. Değişikliği yok, sonuncu olmaz ama. Birkaç dinlemeden sonra sevdim şarkıyı.

ü10) İsrail - Izabo - "Time"
Oha çok güzel şarkı lannnn… ay çok sevdim, bizim şarkılara benzer hafiften arabesk melodi geçişleri var, sağlam ve güçlü bir melodisi, iyi bir konsepti, koreografisi, melodik yapısı var, hem standart hem de sıra dışı… Kesinlikle çok güçlü bir aday… favorilerimden… ben bu şarkıyı sık sık sony walkmanimde dinlerim…


11) San Marino - Valentina Monetta - "The Social Network Song"
Eurovizyon şarkısından çok sosyal ağ reklamı gibi olmuş, araya bol bol “uuuhh” “oohhh” lar serpiştirilmiş. Konusunun sosyal ağ olması bakımından ilgi çekebilir, başka da bir numarası yok. Sırtlarını koreografiye dayamak zorundalar. Ama çok fazla mesaj kaygılı yahu. Sosyal ağların ne menem şeyler olduğundan de vuruyor. Hiç şansı yok ne yazık ki. Şarkı olarak hiçbir elle tutulur yanı yok.

ü 12) Kıbrıs - Ivi Adamou - "La La Love"
Eurovizyon konseptine çok uygun bir şarkı. Şarkı yapısı tam eurovizyonluk. Girişi çıkışı belli, hareketlendiriyor. Güçlü bir aday olabilir. Yüksek bir şarkı, temposu yerinde, eurovizyon sahnesinde rahatlıkla hayal edebildim. Her eurovizyon şarkısı gibi “ooouu”lar “uuu”larla dolu bir şarkı. Güzel bir koreografi ile daha da uçurulabilir. Beğendim ama favorilerimden değil. Hala İsrail favorim.

13) Danimarka - Soluna Samay - "Should've Known Better"
Standart bir pop şarkısı, eurovizyon sahnesinde de güzel durabilir ama birincilik kumaşı kesinlikle yok. Böyle binlerce şarkı geçti örovizyon sahnesinden. Bunda da “şalalala”lar var. Kızın fena detone olmasını saymıyorum bile…heyecan yok şarkıda…

ü 14) Rusya - Buranovskiye Babushki - "Party for Everybody"
İşte size yenilik, heyecan, ilginçlik… kimsenin aklına gelmez, neneler grubu babushki hiçbir şey kazanamasa bile (ki inşallah inşallah kazanırlar bir derece) bu seneki yarışmaya mükemmel bir renk katıcaklar, kesinlikle çok konuşulacaklar… Şarkıları, kıyafetleri, hareketleri, eğlenmeleri, mimikleri… BAYILDIM, hatta BAAA-YILLLL-DIMMMMMM… içimi kıpır kıpır ettiler… hadi neneler, ezip geçin genç geçinenleri…. Kesinlikle en güçlü adaylardan, kesinlikle sıra dışı… Favorilerimden… Helal olsun… Ay matruşka gibiler….

ü 15) Macaristan - Compact Disco - "Sound of Our Hearts"
Güzel şarkı ama eurovizyonluk değil. Güçlü bir şarkı, yorum da iyi, ses rengini sevdim söyleyenin. Bildiğin tekli olarak piyasaya çıkabilecek bir kalitede, eurovizyonda harcanması yazık olmuş.

16) Avusturya - Trackshittaz - "Woki mit deim Popo"
Hiç sevmediğim bir tarzın, son derece itici bir şarkıcıyla seslendirilmesi mevzubahis. Rahatsız edici. Şarkı yok ortada, müzik yok… çok fazla kötü… Neyse çok konuşmadan diğer şarkıya geçip, bunu eurovizyon çöplüğünün derinliklerine gömelim… Şaka mı bu şarkımsı şey? Acaba dedim popo kelimesi başka bir anlama mı geliyor diye düşündüm ama bildiğin POPOlardan bahsediyor yahu şarkı…. Şaka olmalı… Rezaletttt….

ü 17) Moldova - Pasha Parfeny - "Lăutar"
Çok eğlenceliii, çok sevdim. güzel bir melodisi var, şarkıcının sesi biraz zayıf kalıyor ama sevimlilikleri, koreografisi, konsepti, temposu, şarkının yapısı ile tam bir sahne şarkısı. Beğendim. Değişik enstrüman kullanımları da çok hoş olmuş. Size bi şey diyim mi, Moldova şeytanın bacağını bu şarkıyla kırdı kırdı, yoksa daha çok bekler. Çiçek gibi şarkı, kakafonik bileşimler çok hoş tınlıyor, adamın sesi zayıf kalıyor dedim ama ses rengi güzel. Eurovizyon sahnesini şenlendirebilir, renklendirebilir. İlk 10’a girsin isterim.

18) İrlanda - Jedward - "Waterline"
Geçen sene “LIPSTICK” gibi süper eğlenceli bir şarkıdan sonra çıkartabildikleri şey bu mu? Rezalet… Çok sıradan, çok vasat, çok kötü… İki kere dinleyemedim bile… Geçelim bir an önce….

YARI FİNAL 2
ü 1) Sırbistan - Željko Joksimović - "Nije ljubav stvar" (Love is not an object)
2004 yılında şapşahane şarkı Lane Moje ile Eurovizyon sahnesini şenlendiren Željko Joksimović 8 sene sonra bir kez daha eurovizyon sahnesine çıkıyor. Sertab’ın birinci olduğu 2004 yılındaki yarışmada 2. olduysa da, o yarışmanın en çok akılda kalan şarklarından birine imza atmıştı. Adam da ses var, müzik var, şansı var. Her ne kadar 8 sene önce eurovizyonda “Sırpların intikamını almaya geliyoruz” gibi bir gafa imza attıysa da, Željko Joksimović’in müziği gerçekten farkını belli ediyor. Bu seneki şarkıya gelirsek. Bir Lane Moje değil ama, bir tarzı var o kesin. Yaylı kullanımı gene baş köşeye kurulmuş durumda. Melodik yapısı Lane Moje kadar güçlü değil. Etnik unsurlar ve enstrüman kullanımı şarkıyı gerçekten çok güçlü kılıyor ve şarkının patlama noktasında insanın çığlık atası geliyor. Sahne duruşu da çok iyi… gene de bir Lane Moje değil… O şarkı daha girişinde sarıyordu. Bu ilk bakışta çarpmıyor…. Anladınız galba. Favorim değil, beğendim sadece. Lane Moje’nin yüzü suyu hürmetine :)

ü 2) Makedonya - Kaliopi - "Crno i belo"
Eurovizyonda böyle şarkılar tutmaaaaazzzz, Offff, slov bir şarkı daha… derkennn, şahane bir manevra ile şarkı kıvama geldi…. Uçtu resmen… Şahaneeee…Tüylerim diken diken oldu…. Örovizyon sahnesi yıkılacak… Çok ama çok güçlü. Şansı çok yüksek. Makedonya nihayet şeytanın bacağını kırıcak galba. Gerçi Makedonya’yı birinci yapmazlar… hem hatunun sesini çok sevdim, hem de şarkının formunu çok sevdim, çok ters köşeye yatırdı…


3) Hollanda - Joan Franka - “You and Me"
Hollanda’da beş ay yaşadığım süre içinde müzik adına gözlemlediklerim ve şu ana kadar eurovizyonlarda gösterdikleri performansları bana Hollanda’nın müziğinden fazla bi şey beklemememi yeterince dikte etti zaten. Zira adamlar o kadar mutlu ki her şarkıları lay lay lom (en azından ben buna bağlıyorum :) Adamların mutsuz şarkısı yok!!! Aslında adamlarda müzik de pek var denilemez!!!), diğer dinledikleri de spice girls filan. Dolayısıyla bu satırları daha şarkıyı dinlemeden ve tam bir önyargıyla yazıorum.

Ve evet, Hollanda 90’lardan hala çıkamamış ve gene LAY LAY LAY filan bir şarkı ile katılıyor. Sevimlilik bi yere kadar canım, burada müzik konuşuyoruzzz… kız çok fazla mutlu… çok fazla!!! Gene de Hollanda’dan çıkan nadir dinlenebilir bir şarkı olmuş… tam bir eurovizyon şarkısı. şansı yok… hem evladım o ne kafandaki Kızılderili şapkası? İmaj yapayım derken alakaya çay demle olmuş…

4) Malta - Kurt Calleja - "This Is the Night"
Bu sene Eurovizyonda Malta’nın kadrolu şişman şarkıcısını görememek beni şaşırttığı kadar üzdü de. O şişman kadın eurovizyonda yangın çıksa ilk kurtarılacaklardandı. Bu sene farklı bir yola gidip bir erkek şarkıcı yollamışlar, ayy o  şişman kadın hasta filan mı acaba? Eurovizyonun gediklisiydi, her neyse konumuza gelelim.

Aaa Malta silkinip kendine gelmiş sanki, bu defa hareketli bir şarkıyla şansını deniyor. Lakin yıllardır o bayık  kadının bayık şarkılarıyla kulaklarımıza işkence çektirdikten sonra bu defa bunu hareketli bir şarkı söylemeye çalışan kötü sesli bir şarkıcı ile yapıyor ama neyse ki bu sefer adamın sesi cıstaklar arasında kayboluyor. Çok sıradan şarkı ve bol bol “eeeehh eeeeehhh” ler serpiştirilmiş. Ay çok rahatsız edici be… sadece dandundandun gibi sesler duyuyorum. Malta bir türlü ortasını bulamadı. Ya slovun en dibine iniyor ya da tempolunun en abartılısına… hiç şansı yok… hiçbir özelliği ve ruhu olmayan bir şarkı…

5) Belarus - Litesound - "We Are the Heroes"
Hareketli falan tamam da, beni çarpmadı, böyle sıradan şarkılar olmasa, yanlarında işaret koyduğum favorilerim seçilemezdi değil mi? Bu adamlar sadece bağırıyor. Hiçbir özelliği olmayan bir şarkı. Temposu insanı gaza bile getirmiyor. Ama eurovizyonda böyle şarkılar seviliyor dolayısıyla bence kazanmaması gerekir ama dereceye girerse şaşırmam. Şansı yok bence. Haa şarkıcının sesini güzel “sanan” bir insan evladı olduğunu da ekliyim. Orda da sınıfta kaldın be ustam… bu kadar tempolu bir şarkı ancak bu kadar ruhsuz olurdu…

ü6) Portekiz - Filipa Sousa - "Vida minha"
Portekiz müziklerine bayılıyorum, fadoları 7/24 dinleyebilirim, bu şarkı da öyle. Güze olmasına güzel, tam benim tarzım bir şarkı, ama eurovizyon için? Iıh… hiç olmaz. Birinci olma kriterlerinden hiçbir yok. Ne gaza getiriyor, ne kıpraştırıyor, ne görseli var… sadece güzel şarkı… evet ama yetmez! :) Portekiz müziği yarışma müziği olamıyor, Portekiz müziğinin ayrı bir havası var…. Yarışmalarla heba edilmemeli…

7) Ukrayna - Gaitana - "Be My Guest"
İlk dinlediğimde “vvaaaooovv” dedim. Şarkı ritmi ile hakikaten tam eurovizyon şarkısı. Güçlü adaylardan olabilir. Ama neden bi şey eksik, beni sarmadı. Reklam müziğine benziyor. Belki de çok klasik şarkı formunda olduğundandır. Heyecan verici değil. Güzel, kusursuz ses, şarkı, ritim, hepsi yerinde uçurması gerekiyor değil mi? Hiçbi tarafım kıpraşmadı. Dereceye girerse şaşırmam,çünkü girmesi için her türlü klişe mevcut ama girmeyeceğini düşünüyorum.

8) Bulgaristan - Sofi Marinova - "Love Unlimited"
Aaa kadın eurovizyona değil gece kulübüne konsere gelmiş sanki. Bu şarkı hiç eurovizyon stili değil! Melodisi fena değil gerçi, ama sadece cıstaklar arasında nefes almadan şarkı söyleyen bir kadın duyuyorum. Gece kulüplerinde güzel gider bu tür. örovizyonda değil. Sıradan. Heyecan verici değil. Başlı başına bir şarkıdan çok, bir şarkının remiks gibi duruyor. Sahne için değil! Bir de insan böyle bir şarkının performansında ciddi koreografi, sahnede atraksiyon bekliyor…

9) Slovenya - Eva Boto - "Verjamem"
Ay bu soğuk ülkeler adam olmıycak, gene bayığın bayığı bir slov ile katılmışlar. Bol bol “aaaa”lıyorlar… performans şarkısı, normalde CD çalara takıp dinlemem. İzledikten sonra unutucam büyük ihtimalle. Elli bin böyle şarkıya bir katkı daha… bağırıp çağıran güzel kızlar… başka bir numarası yok…

 ü 10) Hırvatistan - Nina Badrić - "Nebo"
Aslında bu şarkıyı ilk dinlediğimde başka şeyler yazmıştım*. Zira şarkı öyle başlayınca bir eurovizyon faciası da dedim. Ama öyle değilmiş şarkıyı ikinci dinleyişte sevdim. Keşke o hareketli kısım biraz daha uzun olsaydı. Ama temposu filan çok değişik, hoş yani. Hızlı ritme geçiş başarılı. Nakaratı, melodisi mırıldanılabilir. Şarkıcının yorumu da güçlü. Birinci olmaz ama ilk 10’a girer.

(*Eurovizyona yıllardır katılıp sonuncu olmaktan kurtulamayan şarkılara bir örnek daha. Yok yok yok olmuyor olmuyor, Çok sıradan, aslında hiçbir özelliği yok. Slovu  duygulandırmıyor bile. İki dakka böyle gittikten sonra şarkının son 35 saniyesinde hızlanıyor aniden. Şarkının dinlenebilir tek kısmı da o 35 saniyelik kısmı. 10 ile 15 arası bir yerde kalır.)

ü 11) İsveç - Loreen - "Euphoria"
WOWWWWWW… işte birinci… bu nasıl tempo, bu nasıl gaza getirmek??? Şahane… kesinlikle en güçlülerden biri. Hem pazar şarkısı olmaya uygun hem de yarışma şarkısı olmaya… kesinlikle çok başarılı…
           
ü 12) Gürcistan - Anri Jokhadze - "I'm a Joker"
Hareketli, kıpır kıpır, güzel bir köprü ve nakarat geçişi var. Sevdim şarkıyı. Şarkı labirentte dolaşmak gibi, tondan tona notadan notaya atlatıyor. heyecanlı, ağı hoş, birinci olur mu bilinmez ama yukarılarda olacağını  düşünüyorum. Üstelik havası yüksek bir şarkı. Garip, çarpıcı bir havası var. Radyoda çıksa kanalı değiştirmem.

13) Türkiye - Can Bonomo - "Love Me Back"
Sevgili postdaş, bikaç hafta önce Can Bonomo ile ilgili bir tivit atıp (8 Nisan jpg) Can Bonomo’nun şarkısını beğenmekle birlikte ben desteklemiyorum kendimce nedenlerle demiştim. Evet, bu şarkı bu yarışma için gereken bütün niteliklere sahip, sevimli bir şarkıcı, akılda kalıcı melodilere sahip bir şarkı, konsept, eğlence, görsellik, seyirciyi avcunun içine alacak bir tempo ve aura vs.  Ama desteklemememin en temel nedeni, Can Bonomo’nun seçilme biçimi. Yukarıda hasretle bahsettiğim Türkiye yarı finallerinden başlayarak bugüne geldiğimiz nokta eurovizyon temsilcimiz olarak tamamen kapalı kapılar ardında, seçime dair hiçbir bilgi verilmeden hooop diye karşımıza çıkarılan bir eurovizyon adayını kabul edemiyorum. Kime göre, neye seçiliyor bu aday? Bu milletin yarışmasıysa ve millet kendisini temsil edecek sanatçıyı bilme hakkından yoksun bırakılıyorsa, bu milletin değil ancak TRT’nin yarışması olmaz mı sayın postdaş?. Ben bu durumu kınıyorum işte, bu seçim, TRT’nin keyfekeder ‘hah bu olsun’ tarzı seçimi, BENİM SEÇİMİM DEĞİL!

Derken başka kulisler dönmeye başladı. Can Bonomo’nun Yahudi kökenli olduğu için İsrail’in gözüne girmek için seçildiği dedikodusu yayıldı. Derken Can Bonomo’dan “Yıllardır burada yaşıyorum Türk sayılırım” gibi bir açıklama(!) geldi. Hande Şarman’ın 3 Nisan’da Habertürk’te yazdığı “Can Bonomo’nun Anımsattıkları” başlıklı yazısında ifade ettiği gibi:

“… Eurovizyon için seçilme nedeninin uluslar arası ilişkiler açısından ‘hayırlı’ olacağının düşünüldüğünün açıklanması işin bütün rengini değiştirdi. O andan itibaren de herkesin tadı kaçtı. Can’ın eli ayağına dolaştı,” Türk sayılırım” filan dedi…”

Bu konular beni ilgilenmiyor sayın postdaş. İnsan istediği milletten olup Türkiye’yi temsil etmek isteyebilir. Benim isyanım, TRT’nin bu yarışma müzik değil politik yarışma iddialarını doğularcasına, müzikten uzak kriterleri gözeterek, şeffaflıktan uzak, temsil ettiği milletin düşüncesini bile sormadan ve aralarında asla müzik olmayan, türlü nedenlerle –çoğunlukla da yaranma amaçlı- yaptığı seçime! Can Bonomo adı birdenbire gündeme oturtuldu! TRT böyle saçma sapan şekilde, gizli kapaklı ve yangından mal kaçırır gibi eurovizyon temsilcisi seçtikçe, bu yarışma daha çok şaibeler deryası olarak konuşulur…

İşte bu nedenlerle şarkıyı beğensem de Can Bonomo benim eurovizyon temsilcim değil! Hem şarkı da fena halde “Üsküdar’a Gider iken”i andırıyor!



14) Estonya - Ott Lepland - "Kuula"
Eurovizyonun alamet-i farikası olan ve şimdiye kadar binlerce örneği eurovizyon sahnesinden geçen bir slov daha. Hiçbir farklılığı yok, dinlenebilirliği yok, öyle sıradan ki bittiğini bile fark etmedim. Neyse böyle şarkılar olmasa kim sonlarda kalacak? Alır üç beş puan.

ü 15) Slovakya - Max Jason Mai - "Don't Close Your Eyes"
Vaoov, Eurovizyonda rock tınıları, bunu izlemek güzel olacak. Şarkı fena değil, havası yüksek. Evet insanın içinde hareketlenme yaratıyor. Şarkı yapısı da güzel, yorum güzel. Tekli olarak çıkan son zamanlardaki pek çok şarkıdan daha iyi. Benim de beğendiklerim arasına girdi bile. Eurovizyon sahnesi açısındansa, daha önce şu anda hatırlamadığım Finlandiyalı yaratık grubunu bile kaldırdıysa o sahne, bunu bağrına basacaktır. Güzel şarkı. Tabi bu şarkıyı bir de sahnede atraksiyonlu izlemek lazım.

16) Norveç - Tooji - "Stay"
Yüksek tempolu, ancak beni gaza getirmekten uzak bir şarkı.galiba ben böyle cıstaklı şarkılar için yaşlandım mı nedir? beni gaza getirmeyen şarkıyı sevemiyorum. Aslında bu şarkı tam eruvizyonluk! Şarkı yer yer ses oyunları ile ilgi çekiyor, ama standart formlar kullanılarak riskten kaçınılmış. Bir şarkıda olması gereken her şey nasıl kullanılması gerekiyorsa kullanılmış. Normalde bu iyi bi şey, yani denenmiş formüllerden gitmek başarısızlık oranını azaltır ama bu yarışma gibi 57 senedir devam eden yarışmada bu tarz tutuyor diye her sene A yüzünü B yüzüne B yüzünü A yüzüne getirip aynı şarkıları dinletirseniz yemezler canım. Bu şarkı evet tempolu ama klasik ve yüzlerce kere denenmiş bir tarz olmaktan öteye gidemiyor. Eurovizyon camiası sevecektir ama.

17) Bosna Hersek - MayaSar - "Korake ti znam"
Ses güzel, şarkı güzel, ama eurovizyonda böyle şarkılar tutmaz, tutulmaz. Çok yavaş ve yarışma için sıradan. Yolu açık olsun.

18) Litvanya - Donny Montell - "Love Is Blind"
Klasik şarkı formu, risk yok, gereken yapılmış, çatı, melodi eurovizyon formatına göre kurulmuş, ama bu şarkı bana fena halde şu an hatırlamadığım başka bir şarkıyı hatırlattı. Her kalsik eurovizyon şarkısı gibi dereceye giremeyecek, adamın sevimliliği ve sahnede yaptığı parendeler filan ancak güzel bir görsel şov olarak kalacak. Böyle şarkılar çok geldi geçti.

FİNALİSTLER
ü 1) Birleşik Krallık - Engelbert Humperdinck - "Love Will Set You Free"
Engelbert Humperdinck çoklarının bu yarışma ile tanıyacağı, benim on sene kadar önce keşfettiğim aslında 70’li yılların çok önemli seslerinden biri. Frank Sinatra’nın en tepede olduğu zamanlarda çıkmış ve pek çokları tarafından şarkı söyleyiş biçimi Sinatra’ya benzediği için eleştirilmiş, ancak çok başarılı albümlere imza atmış bir müzisyen. “A Man Without Love” ve “A Place in the Sun” gibi şapşahane iki şarkısıyla tesadüfen keşfettiğim Engelbert Humperdinck’i bu yarışmada görmek beni şaşırttı ve sevindirdi. Çünkü bu adamın şarkılarını çok severim. Hakkında birçok araştırma yaptığım yılları düşününce 2012 halinde karşıma çıktığı hali beni duygudan duyguya soktu. Engelbert Humperdinck’in şarkılarında sözler tane tane anlaşılır. Yalın, abartısız bir söyleyişi vardır.

Büyük sanatçıların bu yarışmada boy göstermesi hem iyi hem kötü aslında. Çünkü bi yandan bilgisayar desteksiz ve akustik olarak söyleyebilmeleri ile pek çok pleybek popçusuna taş çıkartırken, öte yandan zaman onların zamanı olmadığı için hak ettikleri ilgiyi göremeyebilirler. Bu a hoş değil tabi. Velakin bundan bikaç sene önce de Fransız Diva Patricia Kaas katılmış ve saçma sapan bir derece almıştı. Şarkıya gelirsek, Engelbert Humperdinck’in dereceye girmesi zor görünüyor. Çünkü şarkı hem aşkın hayatta bir kere bulunması ile ilgili olduğu (bu konu nedense ahkam kesmek gibi gelir), hem de sadece bir piyano bi gitar eşliğinde son derece yalın ve abartılı yollara girmeden başlayıp bittiği için, modern zamanın eurovizyon izleyicisine hiç mi hiç hitap etmiyor. Eurovizyon denen nane, görselliğe, şova, bolca atraksiyona, cıstaklara, teatral mizansenlere prim verdiği için, Humperdinck’in güzelim şarkısı bir yarışma şarkısı değil anca bir dinleti gibi kalıyor. Bu şarkının onca güçlü zamane şarkısının arasından sıyrılması müzik adına mucize olur!!!

Bence belli yaşa gelmiş sanatçılar eurovizyon topuna girmemeli! Engelbert Humperdinck’e bu yarışma hiçbir şey getirmez, ama götürebilir!! Ben onun yerinde olsam kabul etmezdim. Zira açık seçik belli birinci olamayacağı. Bari karizması korunurdu. İlla katılacaktıysa, onur konuğu olarak gelip performans gösterseydi filan, çünkü zamanın cıstakları içinde Humperdinck’in şarkısı overoverover kaliteli kalıyor. Gene de çok sevdiğim Humperdinck’i canlı dinlemek çok güzel olacak.

2) Fransa - Anggun - "Echo (You and I)"
Efenim aday tanıtımından önce yukarıdaki yazıda dikkat ettiniz mi bilmiyorum, hani şu eurovizyona bizim kadar kimse önem vermiyor iddiası vardı, hah işte onu çürüten ikinci örnek!! Engelbert Humperdinck’ten sonra bir diğer dünyaca ünlü müzisyen Anggun eurovizyon sahnesini şenlendirecek. Bu sene Fransa adına katılacak olan, Endonezya kökenli sanatçı Anggun 1986 yılından beri müzik piyasasında ve birçok ödülün sahibi bir sanatçı, onu en çok “Snow on the Sahara” ve 2005 yılında çıkardığı “Saviour”.ile hatırlayabilirsiniz. Böyle büyük isimler kalkıp da katılıyorsa bu yarışmaya, “bu yarışmaya sırf biz önem veriyoruz, kimsenin umrunda değil” lafı safsata olup kalıyor sadece.

Şarkıya gelirsek, şarkı bilindik pop tınıları içeriyor, bu açıdan şansı Humperdinck’ten daha fazla, çift dilli olması avantaj olabilir. Şarkı İngilizce ve Fransızca. A,B, Köprü, Nakarat klasik şarkı formunda ve şarkı hiçbir sürpriz olmadan bitiyor. Temposu orta ile hızlı arasında, ve ıslık efektiyle şarkı hareketlendirilmiş. Eurovizyon sahnesinin bu şarkıyı seveceğini düşünüyorum. Hele de iyi bir koreografi ile. Ama dereceye girer mi? Bilmem, daha güçlü adaylar var sanki.

ü 3) İtalya - Nina Zilli - "L'amore è femmina (Out of Love)"
Güzel bir armoni. Çift dilli bir şarkı gene. Temposu ve havası yüksek. Sahnede güzel bir kareografi ile desteklenirse, gaza getirici olur ve dereceye de girebilir. Bir kez daha dinlenmek istiyor. İtalya’da eurovizyonda yıllar süren talihsizliğini bu şarkıyla yenebilir. Dinledikçe sarıyor.

4) Azerbaycan (ev sahibi) - Sabina Babayeva - "When the Music Dies"
Hiç şansı yok. Nefret ettim şarkıdan, çünkü çok fazla bu tür şarkı olmasının yanı sıra, Azerbaycan’ın kendi müziğinde kullanabileceği bu kadar rengi varken müziğini batının müziğiyle batıya satmaya çalışması çok iğreti durmuş!!! Kimi kandırıyor, kime yedirecek bu stratejiyi? Bu müzik zaten Avrupa’da bol bol var, neyine oy verecek senin insanlar? Yeni ve onlarda olmayan ne sundun sen şimdi bu şarkıyla? Bu şarkıya kesinlikle Azerbaycan demem, diyemem. Ne kadar uzak Azerbaycan tarzına ve tavrına bu şarkı! Ne kadar sıradan, vasat, hatta vasat altı! Sinir oldum gece gece!!!

5) İspanya - Pastora Soler - "Quédate conmigo"
Slov bir performans şarkısı. Eurovizyonda hiç şansı olmayan şarkılardan. Bol bol bağırma ve gırtlak gösterisi… Ama İspanya’nın da bu kadar sene içinde çıkartabildiği en iyi şarkı. O kadar diyim yani. Vakit kaybı.

6) Almanya - Roman Lob - "Standing Still"
Almanya iki senedir ekmeğini yediği Lena’yı yedek kulübesine alıp yerine bu sene de hezimetten kurtulamayacağı gün gibi aşikar bir sıkıcıyı göndermiş. Şarkı hakkaten tek kelimeyle sıkıcı. Armonileri, akışı, hareketlenmesi, yavaşlaması yeni hiçbir şey sunmuyor. Sen de bi şeyi beğenmiyosun, diyceksiniz ama ben böyle bir organizasyona katılacak olsaydım, herkesin geçtiği yoldan geçmek istemezdim, hep yapılmışı baştan yapmak, tekerleğibaştan icat etmek, bazı ülkelere yaranmak için onların müziğini kaklı onlara sunmak ne kadar başarı getirir?

Bu şarkıları değerlendirirken de, kendimin orda görmek istediklerime göre değerlendirdim. Temcit pilavı gibi aynı şarkıları farklı (bazen de aynı) seslerden dinlemek ben de eurovizyon keyfi bırakmıyor. Yapan nasıl yapıyor? Her ülkenin kendi rengi var, kullanılmak için sandıkların açılmasını bekliyor. O kendi sandıklarınızı göz ardı edip gidip elalemin kutusunu açarsanız, kendinizden uzaklaşırsınız ama onlara da yakınlaşmış olmazsınız!

Bunları aklımızda tutup kendi değerlerimizle bir şeyler yapmaya çalışmak, başkalarına öykünmeden kendi değerlerimizle/müziğimizle ve BAŞKA ÜLKELER NE DÜŞÜNÜR DİYE DÜŞÜNMEDEN, KENDİMİZ İÇİN böyle bi yarışmaya girmek bizi hem daha rahatlatır hem de en iyi bildiğimiz konuda başarı kaçınılmaz olur. Elimizde ŞEBNEM PAKER gibi bir örneğimiz var üstelik! Bunu tüm ülkeler için söylüyorum. 

Özetle neler favorim oldu bir bakalım (Liste sırasına göre yazdım, favori sırasına göre değil):

ü2) İzlanda - Gréta Salóme & Jónsi - "Never Forget"
ü5) Arnavutluk - Rona Nishliu - "Suus"
ü9) Finlandiya - Pernilla Karlsson - "När jag blundar"
ü14) Rusya - Buranovskiye Babushki - "Party for Everybody"
ü 17) Moldova - Pasha Parfeny - "Lăutar"
ü10) İsrail - Izabo - "Time"
ü 11) İsveç - Loreen - "Euphoria"
ü 12) Gürcistan - Anri Jokhadze - "I'm a Joker"
ü 15) Slovakya - Max Jason Mai - "Don't Close Your Eyes"
ü 3) İtalya - Nina Zilli - "L'amore è femmina (Out of Love)"
BONUS: Birleşik Krallık - Engelbert Humperdinck - "Love Will Set You Free"


Bu sene 57. yaşını kutlayacak olan Eurovizyonun yarı finallerinin 22 ve 24, büyük finalinin ise 26 Mayıs 2012 tarihinde Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de yapılacağını hatırlatarak Saygılarımı sunarım… Sonuçlarda görüşmek üzere…Bakalım ne kadarı tutacak :) ;)

Not: Yazı içinde Eurovizyon kelimesini bilerek yanlış ve değiştirilerek yazdım, çeşitli söyleyişlere atıfta bulunmak için ;)


Not 2: Canım arkadaşım OLCAY TANBERKEN'in DİKKAT MÜZİK blogundan aldığım Eurovizyon yayın tarihleri şöyle:



21 Mayıs Pazartesi // 20:00 “Eurovision Belgeseli 1. Bölüm”, NumberOneTv, (Tekrar 01:00)
21 Mayıs Pazartesi // 21:15 “Eurovision’dan Çok Özel Gösteriler”, TRT Müzik
22 Mayıs Salı //  22:00 Eurovision Şarkı Yarışması 1. Yarı Final, TRT 1, TRT Müzik, TRT HD Ortak Yayın
23 Mayıs Çarşamba // 20:00 “Eurovision Belgeseli 2. Bölüm”, NumberOneTv, (Tekrar 01:00)
24 Mayıs Perşembe //  22:00 Eurovision Şarkı Yarışması 2. Yarı Final, TRT 1, TRT Müzik, TRT HD Ortak Yayın
25 Mayıs Cuma // 22:15 “Eurovision’un Gizli Tarihi”, NTV
25 Mayıs Cuma //  20:00 “Eurovision Belgeseli 3. Bölüm”, NumberOneTv, (Tekrar 01:00)
25 Mayıs Cuma // 21:40 “Bir Şarkısın Sen Eurovision Özel” Konuk: Şebnem Paker,24 Tv
22 Mayıs Cumartesi //  22:00 Eurovision Şarkı Yarışması Final, TRT 1, TRT Müzik, TRT HD Ortak Yayın

1 yorum:

Tunca Tutkun dedi ki...

Ülkelerin 26 Mayıs'ta yapılacak finalde sahne alacakları sıra şöyle:

Romanya - 14
Moldova - 26
İzlanda - 7
Macaristan - 2
Danimarka - 15
Arnavutluk - 3
Kıbrıs Rum Kesimi - 8
Yunanistan - 16
Rusya - 6
İrlanda - 23