Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

7 Ekim 2013 Pazartesi

CANCIONES ESPAÑOLAS


Bu Pazar içimden İspanyolca şarkılar geçiyordu, ben de oturdum ve kendi en sevdiğim İspanyolca şarkılardan bir liste yaptım. Dilerim bu hafta bu şarkılar gibi coşkulu olur… İyi haftalar olsun…

1) Diego Torres – Color Esperanza


Diego Torres’i ilk kez 2001 yılında üniversite yurdunda kalırken, canım arkadaşım Nilay sayesinde tanıdım. İlk başta onun keşfettiği sonrasında müzik kutusunda sürekli seçtiğimiz parça olan “La Ultima Noche” (ki listede tereddütte kaldım o şarkıyı mı alsam diye ama tempolu bir şarkı ile açmak istediğim için bu şarkıda karar kıldım) sonrasında bizim şarkımız oldu. Gel zaman git zaman Diego Torres ismi aklıma yazıldı ve diğer albümlerini keşfettikçe Diego Torres hayranı olup çıktım. Bu şarkı Diego Torres’in 2001 çıkışlı 5. Albümü Un Mundo Diferente albümünde yer alıyor. (Not: 1999 çıkışlı Tal Cual Es albümünden “La Ultima Noche”yi – hatta o albümün tamamını – dinlemenizi tavsiye ederim J )


2) Ricky Martin – Te Extraño, Te Olvido, Te Amo


Ricky Martin’in Maria fırtınasının başladığı 1995 çıkışlı A Medio Vivir albümünden olan bu parça bana çok özel gelir, Ricky’nin sesinden mi, duygusundan mı, sözlerini anlamasanız bile çıkarabilirsiniz ne demek istemiş olabileceğini. Bir adamın sevgilisinden uzaklaşması, sonra onu unutmaya çalışıp kendini avutması, sonra kendine yenilip yeniden aşık olmasını anlatıyor.

3) Natalia Oreiro – Cambio Dolor


90’lı yıllarda Vahşi Güzel adlı pembe dizi ile hayatımıza girdi Natalia Oreiro, gerçi zaten ülkesinde oyuncu, şarkıcı vs. vs. çok meşhurmuş. O dizinin bir bölümünü bile izlemedim, lakin şarkısı öyle bir şarkıydı ki hemen kulaklarıma yerleşti. O gün bugündür favori İspanyolca parçalarımdandır. Bu şarkı Natalia Oreiro’nun 1998 çıkışlı kendi adını taşıyan ilk albümünde yer aldı.


4) Davinia – Dime Corazon


Türkiye’de Popstar çılgınlığının yeni başladığı dönemlerde, bir gün bir İspanyol kanalında bizdeki Akademi Türkiye’nin İspanya versiyonu olan Operacion Triunfo III adlı yarışmaya rastladım. Ben izlemeye başladığımda aslında epey yol almış ve sona doğru yaklaşılmıştı ve 5 kişi kalmıştı. Davinia, Vicente, Miguel, Ramon ve şimdi adını hatırlamadığım bir yarışmacı daha. Özellikle Davinia ve Miguel’in performansları beni bu yarışmayı izlemeye itti. Bu yarışmanın galibi aynı zamanda o senenin Eurovizyonunda İspanya’nın temsilcisi olacaktı. Programın sürprizlerinden biri, bir bölümüne önceki sene birinci olmuş olan Sertab Erener’in yarışmacıların evini ziyaretiydi! Amaaan düşünün siz bendeki şaşkınlığı. Neyse o yarışmanın galibi ve o seneki Eurovizyon temsilcisi Ramon oldu. Davinia, Vicente, Miguel’in ardından dördüncü sırada bitirdi yarışmayı, ama gördüğünüz üzere aradan 10 yıl geçti ve ben Davinia’nın performans şarkılarını dinliyorum. Bu kızda hem albeni var, hem sempatiklik var, hem gümbür gümbür ses var, hem de sahne performansı var. Bu şarkı en sevdiğim performanslarından ama siz öteki performanslarına da bakın derim. Davinia’nın program sonrasında iki albümü çıktı ve ne yazık ki Türkiye’de satışa çıkmayan albümler olduğu için bulamıyorum (Not: Aranıyor!) Bu listeyi hazırlama nedenlerimden biridir Davinia.


5) Shakira – Ojos Asi


Shakira’nın henüz müzik kurtlarının sofrasında insanlıktan çıkmadan önceki son zamanlarında çıkan ve tam anlamıyla Shakira fırtınasını başlatan şarkı. Henüz İngilizce konuşmayan ve İspanyolca şarkılarla dünyayı kasıp kavuran Shakira’nın 1999 çıkışlı Donde Estan Los Ladrones albümünden bir şarkı. Bu şarkı Shakira’nın dünyaya açılmasını sağlarken, öte yandan bu albüm Shakira’nın en güzel ve naif son halleriydi. Sonra dünya starı oldu ve mertlik bozuldu. Evet çok müthiş şarkılar çıkardı Shakira sonrasında da, hala birçok şarkısını severek dinliyorum ancak bu şarkıdaki halini daha çok seviyordum, daha kirlenmemiş, daha samimi, daha canlı, daha göz alıcı, daha otantik ve daha naifti, ancak müzik piyasası naiflikle işlemiyor ne yazık ki, zira daha sonraları Shakira kafeslerin içinde çırılçıplak şarkılar söyleyen abik gubik bir şarkıcı haline getirildi. İçinde Arapça sözler de barındıran bu hiti ve albümü de yanımıza kâr kaldı. Neyse ki sonrasında evlendi, çoluk çocuğa karıştı da toparlandı biraz. Ne güzel komşumuzdun sen Shakira abla…


6) Monica Molina – Pequeño Fado


Bu kadına ba-yı-lı-yo-rum. İlk kez bir vapurda açık olan televizyonda klibini gördüm. Sonra başka şarkılarını keşfettim. Bu listeye benim için çok özel bu şarkıyı aldım. Kadın baştan aşağı duygu yoğunluğu. Sık sık Türkiye’ye konsere geliyor, geldiği gibi de biletleri tükeniyor, daha nasip olmadı sahnesini izlemek ama keşfedin siz de seversiniz. Bu şarkı 2001 çıkışlı Vuela albümünden.


7) Reik – Noviembre Sin Ti


2003 yılında kurulan Meksika kökenli Reik grubunu, bir arkadaşım sayesinde tanıdım, 2005 yılı çıkışlı ilk albümlerinden bu şarkı beni çok etkiler.


8) Bebe – Tu Silencio


Herkes onu Malo ile tanıyor, ama ben bu şarkısına vuruldum. Nasıl içten söyler ve İspanya’nın bir bölgesine özgü olan sondaki “s”leri söylemediği için kat’a anlamam İspanyolcasını ama duygusunu yoğun yaşatır, Malo’da dikkatimi çeken sound’u ve yorumu bu şarkıda da çok etkileyici. Bu şarkı Bebe’nin 2004 yılı çıkışlı ilk albümü Pafuera Telarañas’da yer alıyor.


9) Juanes – A Dios Le Pido



Latin şarkıcı Juanes’i üniversite yıllarımda bu şarkıyla keşfetmiştim. Baya da ilgi çekmişti o yıllarda bu şarkı. 2002 yılı çıkışlı Un Dia Normal albümünde yer alan bu kıpır kıpır parça gibi bir parça çıkaramadı Juanes, belki La Camise Negra’yı sayabiliriz bilinen bir diğer şarkısı olarak ama bana üniversite yıllarımı hatırlatır ve temposuyla –söylemeyi beceremesem de- dilime takılan şarkılardandır. Allaha Ismarladık anlamında.


10) Ana Gabriel – Historia De Un Amor



“Benim Bütün Rüyalarım Seninle” olarak dilimize geçmiş müthiş şarkının orijinali olan bu şarkıyı orijinal dilinde pek çok sanatçı seslendirdi, ama bir Ferzan Özpetek’in Karşı Pencere filminin film müziklerinde rastladığım bu versiyonu beni benden aldı. Kadın tizlere çıktığında ayrı bir isyanı hissediyorsunuz, “sin tu amor, no vivire (aşkın olmadan yaşayamam)” derkenki acısını ayrı bir hissediyorsunuz. Çağın en müthiş seslerinden Ana Gabriel bu listede olmazsa olmazdı. Bu şarkı Ana Gabriel’in 2000 yılı çıkışlı Eternamente albümünde de yer alıyor.


Bu liste –her listem gibi- eksik ve daha bir çok parça girebilir aslında. Ne bileyim, Jennifer Lopez-Marc Anthony düeti No Me Ames mi istersiniz, Nathalie Cardone’den Hasta Siempre mi dersiniz vs. vs. liste genişletilebilir. Bunlar ilk aklıma gelenler ve en çok dinlediğim şarkılar. Dilerim dinlerken siz de keyif alırsınız. İyi haftalar olsun hepinize… 

30 Eylül 2013 Pazartesi

GİTTİM, İZLEDİM, YAZDIM – YAŞAR @ JOLLYJOKER İSTANBUL [28 EYLÜL 2013]

BEŞ AYLIK BİR ARANIN ARDINDAN 
RÜYA GİBİ BİR GECE…

 
Bu ülkenin en nevi şahsına münhasır sanatçılarından biridir Yaşar. Sesi, yorumu, şarkıları, duruşu  bir yana, standart popüler şarkıcıların aksine, magazinin alacasına bulaşmamayı yıllardır başaran –hatta kendini aslında biraz fazla gizlediğini düşündüğüm derecede bulaşmayan- buna gerek duymayan, çünkü esas işi olan şarkıları ve müziğiyle yıllardır konuşulan bir isim Yaşar. Hatta müzik dünyasının basına muhalif isimlerinden oldu hep. Düşüncesine, tarzına uygun olmayan hiçbir programa çıkmadı. onu magazin programlarında yeni albüm haberleri dışında görmedik. Öyle ki başkalarının gözümüze gözümüze sokarcasına kameraların karşısında yaşadığı evlilik, doğum, aile ilişkileri vs. gibi haberlerin hiçbiri Yaşar için yapılamadı. Evlilik haberi bile 20 saniyelik bir haber olarak, bir magazinin “teaser”ı kadar yer aldı medyada. Buna rağmen “televizyonda görünmeyen şarkıcı bitmiştir” düşüncesini yıkarcasına konserlerini hala dolduran biri olarak bence çok büyük bir başarıya imza atan bir sanatçı benim gözümde.


















En son albümü Eski Yazlar’ı 2010’da çıkardı (2011 Ocak ayında Denizin Tuzu şarkısı eklenmiş “Revised” versiyonu saymıyorum), ancak bu süreyi de boş geçirmedi tabi ki. Saygı albümlerinin de en çok aranılan isimlerinden oldu hep. Üç senedir, ondan albüm bekleyen hayranlarına katkıda bulunduğu albümlerde seslendi. Şöyle bir bakıyorum da, üç senede yorumuyla katkıda bulunduğu albümler:

- Emir Ersoy – Projecto Cubano – “Masal” (2010)
- Kürşat Başar – Keşke Burada Olsaydın – “Kimse Bilmez” (2012)
- Orhan Gencebay ile Bir Ömür – Saygı Albümü – “Yorgun Gözler” (2012)
- Emir Ersoy – Karnaval – “Maskeli Balo” (2013)
- Onur Akın – Onurlu 25 Yıl Saygı albümü – “Firari” (2013)
- Ayça Varlıer – Elif – “Beni Benimle Bırak” Düeti (2013)
- Aysel’in – Aysel Gürel Saygı albümü – “Yine Yeni Yeniden” (2013)
- Ayhan Günyıl – Rengarenk – “Gitme Sana Muhtacım” (2013)

Yeni albümüne geri sayım hızla devam ederken, dün gece Jolly Joker’de sezonun açılış konseri vardı Yaşar’ın. Bu yazıda bu konserin izlenimlerini yazacağım, zira öyle bir gece oldu ki yazmasam yazık…

Yaşar’ın azılı hayranlarından biri olarak, en sonuncusu Mayıs ayında gerçekleştiği ve Haziran ile Temmuz konserleri ülkenin içinden geçtiği koşullarda iptal edildiği için uzun süredir konserine hasret kaldığım Yaşar'ın sezon açılışı konserini iple çektim desem yeridir. Saatleri sayarken, zamanında Yaşar’la iddialaştığımız ve onun “bulamazsın” dediği, benim bulduğum Queen Müzikalinin “We Will Rock You” tişörtü ve Yaşar’ın kapak olduğu ilk Top Pop dergisi ve ilk dönemlerinden kapak olduğu bir Top Pop dergisini de yanıma aldım. Saat 21.00 gibi dış kapıdaydık. Çok geçmeden içeri gidip masamıza yerleştik.

Konser saat 23.15 gibi başladı. Bu arada Yaşar'ın tivitlerinden repertuar değişikliği olduğunu öğrenmiştik. Bu bence gerekliydi. Arada böyle sürprizler konserin heyecanını diri tutmasının yanı sıra, klasikleşmiş şarkıların yanında gündeme gelememiş bazı gizli hitlerin de ortaya çıkmasını sağlaması bakımından önemli bence. Salon kalabalık, insanlar ayaktaydı. Çaktırmadan klavyenin üzerinden repertuara baktım şöyle bir… Ayyy ne şarkılar vardıııı… Konser klasik konser açılış parçası Deniz Yoksulu ile başlarken, üzerinize afiyet ben de dayanamayıp başladım bağırmaya. Yaşar siyah bir gömlek-ceket ile yeşil bir pantolon giymişti. Nasıl özlemişim sahnesini. Konser selamlaşmalarımız ve Hoş geldiniz mesajları eşliğinde sezonun ilk Yaşar konseri de başlamış oldu.

Bilen bilir, Yaşar'ın konserlerde ilk üçü ve son beşi hiç değişmez, aralardaki şarkılar oynar arada, Ama bu konserde ezber bozuldu. İlk şarkının ardından önce Sevda Sinemalarda geldi, sonra Masal ve klasik 3 numaralı konser şarkısı Gel Benimle... Bu sırada elimde tuttuğum Top Pop dergilerini görünce gülüp eliyle yüzünü kapaması çok keyifli bir andı. (Bu şekilde bir kez Bodrum'daki konserde eski bir posterini açtığımda gülüp şarkının sözlerini karıştırmasına neden olmuştum :) ). Arkasından slovlarını peş peşe dizdi, Yaz Bitti, Bela Sevdan, Onun Vedası, Sebepsiz Fırtına, Hasret Ayazları… Masal şarkısına sıra geldiğinde, birlikte olduğumuz dostlarımızdan Ece’nin doğum günü pastasını kesiyorduk. Yaşar'ın en sevdiğim yönlerinden biri vefası ve sahneden zaman zaman isimleri anons ederek bizleri onore etmesi. Ece’nin doğumgününü Yaşar konserinde kutlamayı bu yüzden istemiştim, velakin Yaşar da sahneden Ece’nin doğumgününü kutlamayı ihmal etmedi. Gecenin sürprizlerinden biri Benim Bütün Rüyalarım Seninle oldu, Sevdiğim Şarkılar albümünde yer alan bu şarkıyı Yaşar uzun süredir neredeyse hiçbir konserinde söylememişti -en azından hatırlayamadığım kadar uzak bir tarihte söylemiştir heralde. Ve Denizin Tuzu…

Hayırdır İnşallah şarkısı, bu konserde gitar dehasını konuşturan İlter Kurcala’nın enfes gitar “şovu” ile başladı. Adam öyle bir çalıyor ki, parmaklarını takip edemiyorsunuz. Hayırdır İnşallah şarkısına yepyeni bir soluk geldi İlter Kurcala’nın ekibe dahil olmasıyla. Arkasından ilk yarının son şarkısı Sevda Yükleri geldi. İkinci yarı, Beni Koyup Gitme ile başladı. Her konserin vazgeçilmezi Aldanırım da repertuardaki yerini aldı.

Konserin benim için en anlamlı yanlarından biri, benim tivitırdan birer kuple de olsa söylemesini rica ettiğim, konserlerde çok sık söylemediği Cumartesi, Selvi ve özellikle Devinim şarkılarını ve özellikle Osman kardeşime gittiğine emin olduğum Yaprağın Kaderi şarkılarını birer kuple olarak değil, tamamını söylemesiydi. (Keşke yanız bunun için sevseydim onu :))

Gecenin hoşluklarından biri Yaşar’ın kendi albümünde söylemediği, hiçbir konserinde söylemediği, 2004 tarihli Aynı Mahallenin Çocukları albümünde seslendirdiği Grup Merdiven imzalı "Ara Beni Ara Yar" şarkısına –ki bu gecenin en şok şok şok şarkısıydı-, epeydir sahnede söylemediği İşte Öyle Bir Şey, Ebruli, Seni Severdim gibi albüm dışı şarkılarına da yer vermesiydi.

Divane şarkısının başlamasıyla, Yaşar konserlerinin tanınan isimlerinden Can Özgül’ü sahneye vokale aldı Yaşar. Can Özgül adına Yaşar konserlerinde sık rastlanıyor, Can en sağlam arkadaşlarımdan biri olmasının yanı sıra, müzik çabası ve yeteneğiyle hep destekçisi olacağım bir müzisyen. Allah yolunu açık etsin. Can’la beraber dört şarkı söylediler.

Son şarkılar, On Bir Ay, Vakit Yok Gemi Kalkıyor (ki bu da çok söylenen şarkılardan değildi), Beni Unutma ve –kulis uzak olduğundan, bis olarak Kuşlar- ile gece nasıl olduğunu anlamadan bitiverdi... Yaşar konserleri mantı yapmak gibidir zaten, beklemesi heyecan dolu aylar sürer, bitmesi beş dakika gibi gelir... (Teşbihe gel :))

Özellikle gelen isteklere yer vermeye çalıştığını belirttiği zengin bir repertuar ile başladı yeni sezon ve gerçekten dolu dolu bir sezon açılış konseri oldu. Şimdi önümüzde 5 Ekim Ankara Jolly Joker konseri var, sonrasındaki ilk konser –inşallah- yeni albümün tanıtım konseri olacak ve o da bu sayfalarda yer alacak. Ben ertesi gün boyunca hala bu konserin etkisindeydim. Dilerim size de o duyguyu biraz geçirebilmişimdir. Geçiremediysem, şu videolarda o anları bi nebze de olsa yaşamanızı dilerim...

(Not: Hemen her konserine beraber gittiğimiz A. (41) ve Bircan ile bu konserde de beraberdik tabi ki, yanımızda dostlarımız Soner, Yeşim (a.k.a. @ojeliparmaklar), Ece (a.k.a. @ecceycee) ile birlikte Can, Birgül, Ersen, Eralp’e de bu gece için çok teşekkürler… Dostlarla her konser ayrı bir keyif...)

23 Eylül 2013 Pazartesi

GİTTİM, İZLEDİM, YAZDIM - Işık ve Sevgiyle dolu bir gecenin ardından...

İLHAN İREM 40. YIL KONSERİ


Ona dair aklıma gelen ilk görüntü, o zamanlardan kalan nadir bir video kasetlerden birine çektiğim video kliplerinden birinde “Yel değirmenlerine karşı Don Kişot muyum?/Uçuyorum durmadan ben pilot muyum?” diye seslenmesiydi. O şarkı o günlerden bugüne içime doğan İlhan İrem sevgisinin başlangıcı olmuştu. Tabi o zamanlar 7-8 yaşlarımın anlamazlığıyla, şarkının içeriğinden çok müziğiyle ve o zamanlarda ilk kez duyduğum "idiot muyum?" sözünün beni güldürebilmesinin payı büyüktü. Yıllar içinde şarkının sözlerinin aslında ne kadar derin olduğunu anlayarak dinlediğimde keşfettim şarkının esas güzelliğini.


İlhan İrem çocukluğumun önemli figürlerindendi. Ablamla İlhan İrem TV'ye çıkınca televizyonun sesini kısıp kulağımızı Blaupunkt televizyonumuzun hoparlörüne dayardık. İlhan İrem'in sesinin böyle daha "buğulu" geldiğine dair saçma bir düşüncemiz vardı, ama hatırlarım, yıllarca yaptık bunu. J


Sonra benim kişisel İlhan İrem Özel albümüm olan İlhan-ı Aşk çıktı ve bu albümden çıkan Hayatın Üçüncü Gözü şarkısı benim İlhan diskografisindeki özel şarkılarımdan biri oldu. Yazılarımı daha önce okuma lütfunda bulunan müzikdaşlar, benim için “aklımda o şarkının çaldığı andan bir karenin canlandığı şarkılara” ayrı bir önem verdiğimi bilir. Hayatın Üçüncü Gözü şarkısı böyle bir şarkıydı. Klibin her karesi, ilk izlediğim zamanki ayrıntılarıyla aklımdadır ve çocukluğumda bir kareyi canlandırır.

İlhan İrem’in 40. yıl konseri haberini aldığımda bütün bu yukarıda yazdığım anılar, kulağımdan hiç gitmeyen şarkıların melodisiyle birleşti. Hani ölmeden önce görmeniz gerekenler listesi yapılır ya, benim için öyle bir şeydi İlhan İrem konseri görmek. Tabi ki tek başına olmazdı bu ve ben de kadim dostlarım “A. (41)” (aramızda espiridir bu, okuyunca anlar kendini) ve Bircan’la aylar öncesinden biletimizi cebimize attık ve geri sayıma başladık.

Şimdi bir yandan dün gecenin tüm ihtişamını yansıtacak kelimeleri seçmenin zorluğu ve CD çalarımdan yayılan İlhan-ı Aşk albümünün nağmeleriyle aylar sonraki ilk yazımı dün gittiğim İlhan İrem konseri hakkında yazacak olmanın mutluluğuyla yazıyorum. Dilerim siz de bu yazıyı okuyunca o geceyi yaşamış kadar olursunuz ve 8 Mart’taki yeni İlhan İrem konseri müjdesine en az benim kadar sevinirsiniz.

21 Eylül tarihi geldiğinde dilimizde İlhan İrem şarkıları ve “acaba bunu söyler mi, şunu da söyler mi, acaba sesi bozulmuş mudur” meraklarıyla Harbiye Açıkhava’nın yolunu tuttuk. Benim için tarihi anlardan biriydi, zira ilk kez izlemek daha düne kadar mümkün olmamıştı. Aslında çok da iyi oldu. Şimdiki aklımla ve tüm sevgimle İlhan İrem'in keyfine daha bir vardım.

Yerimize geçtiğimizde gözlerimle etrafı gözlemliyorum. Koskoca Harbiye Açıkhava daha şimdiden dolmuş durumda. İlhan İrem'in en parlak çağına yetişememiş ancak gene de müziğinin büyüsünü keşfetmiş “şanslı” gençlerden, 1975 yılından beri İlhan İrem'i takip eden "sevecenler"e ve bittabi İrembağı'na kadar herkes yerini almış. Fonda piyano ile şarkıların akustik potborisi çalarken, gözüm Metin Uca, Nükhet Duru ve Enver Aysever gibi tanınmış kişileri seçiyor, lakin “ünlü camiasından” çok fazla kişi yok.


Gecenin en büyük güzelliklerinden biri Stutgart’tan gelen İrembağı üyerinin açtığı Pankart oluyor. Pankartta Stutgart’tan Işık ve Sevgiyle yazıyor ve bütün Harbiye’de alkış yağmuru kopuyor. İnsanlar İlhan İrem’i özlemiş. Eh adam kolay kolay konser de vermiyor. Sık röportaj yapmıyor, televizyona da çıkmıyor, buna rağmen İlhan-ı Aşk büyüyor da büyüyor… Bu adam sihirbaz… Aklımdan bu geçiyor. Nerden yayılırsa yayılsın sesi, insanı hipnotize ediyor sanki.bir şehir efsanesine göre bir akıl hastalıkları hastanesinde bile İlhan İrem şarkıları çalınıyormuş tedavi niyetine.

Ve konfetiler, ateş şelaleleri ve ışıklar eşliğinde İlhan İrem orkestrası ilk melodilerle geceyi başlatıyor. İlhan İrem “Giderken bıraktığım asmalar üzüm olmuş/Yerlerde bütün kollar bütün bağlar bozulmuş/ Ben mi geç kaldım yoksa mevsimler mi soğumuş/Görmeyeli buralara olanlar olmuş olanlar olmuş” diyerek başlıyor ve bu sırada arka fonda barkovizyonda İlhan İrem “felsefesini”, diyeceğim, anlatan resimler ve görseller dönmeye başlıyor.
 
Bircan Çalışkan'ın kamerasından
Olanlar Olmuş, İlhan İrem’in 1989 yılında çıkan Uçun Kuşlar Uçun albümünün açılış şarkısıydı. Bu konser içinde çok başarılı bir açılış parçası oldu, zira İlhan İrem'in konser boyunca sık sık dile getirdiği barış mesajları ve içinde bulunduğumuz durumlara dair İlhanca değinmelerine çok uyan bir mesajı vardı.

Velakin ilk şarkı bittikten sonra konuşmasında “Hiçbir şey buluşmalarımız kadar büyülü olamaz, dedikten sonra, karanlıklara inat aydınlık taraftayız“ diyor ve yarınlardan bahsederken yazık olmayacağına değindikten sonra “Yazık Oldu Yarınlara”ya giriyor. İzleyicilere bakıyorum, herkes ayakta ve herkes İlhan’ına kendince sesleniyor... İlhan İrem sahnede bir o tarafa gidiyor, bir bu tarafa gidiyor, bütün seyircilere hitap ediyor. Belli ki çok özlemiş ve biz yerlerimizde hop oturup hop kalkarken, o da sahneden taşıyor. Bu arada yıllara inat, sesinde en ufak bir bozulma olmadığını fark ediyorum. Albüm kaydı gibi okurken şarkıları, sesi aynı berraklıkta... Şarkı arası konuşmalarında izleyenlerine "asi ruhlar, sevecenler" diyor.


Son Selam şarkısıyla devam ediyor gece. Şarkıdaki “Selam Selam Selam sana” derken izleyiciye bir merhaba diyor. Repertuar İlhan İrem’in bir otobiyografisi gibi, seçilen şarkılar hem İlhan İrem’in bir daha bizleri bu kadar özletmeyeceğine dair ipuçları taşıyor, hem de bu kadar ara vermenin özlemini yansıtıyor. Selam Sana dedikten sonra sıla temalı Dua şarkısı bana bunu çağrıştırdı.

Şarkıların arasında gene barış vermeye devam ediyor: “Karanlığa teslim olmayacağız” sonra Ninni Sevgilim geliyor: “Dağıt, bitir herşeyi yine karşındayım/Bütün kaçışlarında arkandayım” Bu şarkıya bir balerinin performansı eşlik ediyor.

Bundan sonra bütün klasiklerini arka arkaya sıralıyor: Kızım İçin, Ben Değilim (ahh bu şarkının bendeki yerini nasıl anlatsam, gözlerimi dolduran nadir şarkılardan), Şartlı Refleks, İşte Hayat, Bezgin, Aşk Değil Nefret Değil, Uçun Kuşlar Uçun, Sevginin O Gelmez Yazları, Komedi...

İşte Hayat’ta ‘Zaman her şeyi siliyor' kısmını bizlere söyletiyor ve en sonunda ‘Zaman her şeyi ‘biliyor’ olarak değiştiriyor, bu arada bütün konser alanında hep bir ağızdan söyletiyor, bunu bir de Ben Değilim’de yapıyoruz. Bir ağızdan “Eski resimlerdeki sevgilinin yanındakinin ben olmadığını” haykırıyoruz.

Dinleyiciler tezahürat yapıyor bol bol. Biz de ayaktayız, oturmak istiyorum arkadakiler rahat izleyemez diye ama ne mümkün? Yerimde duramıyorum, oturunca “şartlı refleks" olarak yerimden fırlayasım geliyor. Her boşlukta, fırsat buldukça “Don Kişooooot” diye bağırıyorum, ama tabisi duymuyor. :) Bir an “adamın dibisin dibi” diye bağıracağım geliyor sonra Bircan’ın bir bakışıyla bu isteğimi(!) bastırıyorum :)

Ara olduğunda adeta bir büyüden veya hipnozdan uyanmış gibi çevremize bakınıyoruz, zaman ne çabuk geçmiş, neyse ki daha ikinci yarı var.

2. Bölümün en hoş kısmı, İlhan İrem'in kendisine gelen bir mektuptan bahsettiği anlar oluyor. Sahibinden izin alarak açıkladığı mektupta, 5 aylık bir anne adayının çocuğunun duymaya başladığı ilk anda ilk kez İlhan İrem konserine getireceğini yazdığını söylüyor İlhan İrem. Seyirciler arasında bu anne adayını soruyor ve evet gerçekten gelmişler, bütün Harbiye'ye el sallıyor genç anne adayı, gecenin en dokunaklı ve güzel anlarından birini yaşatıyor.

2. bölümde Sürgün Gibi Masallarda, Yeraltında Fısıltılar, Ruh Gibi, Ali Veri Maria, Konuşamıyorum, Anlasana ve son şarkı olarak Boşver Boşver Arkadaş ile geceyi noktalıyor. Şarkılarına barışçıl mesajları eşlik ederken, ney performansı ve dans gösterisi de konserin eşlikçisi oluyor.

Sahneden Boşver Boşver Arkadaşla inen İlhan İrem, bis için sahneye yanında iki semazenle dönüyor. Bis kısmı konserin en can alıcı kısmı oluyor. “Hu” şarkısıyla dönmeye başlıyor semazenler ve büyülenmiş gibi bakıyoruz bu görsel şölene… Biraz ruhani, soyutsal İlhan İrem şarkılarından -ki aslında birçok şarkısında bu yönünü görmek mümkün- olan “Hayat mucize/Rahmani nefes/Şah damarımdan daha yakınsın/Hayra alamet lütuflar eyle/Hiç hiç diye hıçkırıyor, iç çekiyorum/Hu hu hu... Sallan hu/Hu hu hu... Deja vu” ve ikinci bis şarkısı, Yılan Isırığı ise kelimenin tam anlamıyla etkileyici, o semazen gösterisiyle birlikte tam bir final şarkısı oldu. Işıklar açıldığında yerimizden kalkamadık bir süre...

Konserde söylemesini beklediğim Don Kişot, Hayatın Üçüncü Gözü, Gemiler Döner Geriye şarkılarını söylemiyor ama olsun onları evde dinlerim deyip, bir sonraki konser haberini duyana kadar beklemeye karar veriyorum. 8 Mart’ta Kadınlar Günü için sadece aşk şarkılarından oluşacak konserin müjdesini bir daha vererek yazımı bitireyim.

İlhan İrem'in barış mesajı gecenin en önemli ve değerli anlarındandı: "“Yaşadığımız dünyaya olanlar oldu. Ama biz aydınlık tarafındayız.
Yok edilen, kurutulan, unutturulmak istenen her şeye karşın, binlerce çiçekle yeniden doğacağız. Asla karanlıklara teslim olmayacağız. Türkiye’nin dünya politikası ‘Yurtta savaş, dünyada savaş’ değildir! ‘Yurtta barış, dünyada barış’tır.”

Bu gece anlatılmaz yaşanırdı bir geceydi ve dilerim siz de bu gecelerden birinden nasibinizi alırsınız. İlhan İrem’i sevin, çünkü gerçekten hayatı zenginleştiren nadir kişilerden... Harbiye'de dakikalarca ayakta alkışların, ıslıkların gösterdiği o ki, insanlar İlhan İrem'e çok büyük saygı, sevgi ve muhabbet duyuyorlar, binlerce insanı bir selamı ile ayağa kaldırmak kaç kişiye nasip olur? Yazılarıma İlhan İrem gibi bir üstadın konseriyle dönmek benim için ayrı bir mutluluk. Sen çok yaşa İlhan İrem.. Daha nice 40 yıllarda hep bizimle ol...

Yeni yazılarımla buluşuncaya kadar -üstadın dediği üzere- “ışık ve sevgiyle kalın”


Konserden bis videosu (Bircan Çalışkan'a çok teşekkürlerimle...)

HU / YILAN ISIRIĞI


Bu şarkılar da söylenmeyenlerden:

DON KİŞOT


HAYATIN ÜÇÜNCÜ GÖZÜ


GEMİLER DÖNER GERİYE


(Not: Fotoğraflar ve Video için Bircan Çalışkan'a bir kez daha teşekkür ederim)

25 Mayıs 2013 Cumartesi

GİTTİM, İZLEDİM, YAZDIM - "WE WILL ROCK YOU - QUEEN MÜZİKALİ"

WE WILL ROCK YOU: BİR MÜZİKALDEN FAZLASI

Sevgili postdaşım,

Müzik küçüklük zamanlarımdan beri benim için bir tutku iken, aklım yetmeye başlayıp daha derinlemesine indikçe, müziğin içinde kaybolmaktan asla bıkmayacağım dipsiz bir kuyu olduğunu anladım. Güzel ve hayatı yaşanılır kılan şarkıları dinledikçe, kendimi de dinledim, yönümü buldum ve blogumun hayatıma girmesiyle bambaşka bir ivme kazandı müzik sevgim. Gidebildiğim her konser, aldığım her albüm, iletişime geçtiğim her sanatçı benim için başka kapılar açtı ve hayatımı şekillendirdi. Bu yazı da, bilhassa beni çok etkileyen bir etkinlikten bahsedicem, ama açıkçası nerden başlayacağımı bilmiyorum. :)


Konuyu çok uzattığımın farkındayım, çünkü bugünkü yazı konum benim için çok kıymetli bir o kadar da dile getirmesi zor bir konu. Kelimelerim yeterli olur mu ya da yeterli derecede ifade edebilir miyim bilemem, ancak deneyeceğim. (Durun, şimdi bir yere bağlayacağım.) Bugünkü yazımın konusu, çok uzun süredir görmeyi heyecanla beklediğim, Freddie Mercury ve efsanevi grup Queen’in şarkılarından oluşan "We Will Rock You" müzikali...

Müzikal 10 küsur yıldır dünyanın her tarafında kapalı gişe oynamış, bir ton ödül almış, İzlenimlerimi yazmadan önce biraz bilgi vermek istiyorum. Çeşitli kaynaklardan topladığım bilgiler şunlar:

* We Will Rock You’nun temel fikri, 1996'da Venice Film Festivali’nde Brian May ve Roger Taylor'ın Robert De Niro ile tanışması ile ortaya çıkar. Kızı sıkı bir Queen hayranı olan De Niro'nun ikiliye ''sizin şarkılarınızdan oluşan bir müzikal yapmayı düşünür müsünüz?'' demesi ile müzikalinin temeli atılır.

* 2000 yılında komedyen, yazar ve yönetmen Ben Elton; Brian May ve Roger Taylor ile görüşerek projeyi başlatır.

* 2002 yılında, 2. Elizabeth’in 50. yıl kutlamaları kapsamında Buckingham Sarayı’nın bahçesinde yapılan gösteriye 12.000 kişi katılmış, yüzbinlerce kişi sarayın dışından izledi ve 200 milyon kişi de gösteriyi televizyondan takip etti.

* Aynı yıl müzikal “Yılın En İyi Müzikali” dahil 5 ödül aldı.

* 2003 yılında 5 ayrı dalda, En iyi Müzikal, En İyi Müzikal Aktörü, En İyi Aktris, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Yönetmen ödülü dahil toplam 20 ödülün sahibi oldu.

* 2003'te, İspanya'da tamamı İspanyolca bir gösteri hazırlandı ve İspanya EMI müzikale platinum disk ödülü verdi.

* 1 yıl içinde 405 kez sahnelendi ve 800.000 kişi tarafından izlendi.

* 2005 yılında WWRY ekibi 1000. gösterisine imza attı.

* 2008'de Asya turu yaptı ve 38 performans sergiledi.


Biletlerini 5 ay öncesinden aldığımız müzikal için can arkadaşım Bircan ile Ülker Sports Arena’nın yolunu tutuyoruz. Biletlerimizi birer ay arayla almış olmamıza rağmen (O benden tam bir ay önce almıştı) yanyana bilet bulmak da evrenin bize bir hediyesiydi. Biraz aradıktan sonra buluyoruz ve biraz oyalandıktan sonra içeri giriyoruz. (Bu noktada bir üzüntümü belirtmek isterim. Böyle büyük büyük bir etkinlik için koca İstanbul’da bir büyük tiyatro-opera-sahne sanatları binası olmaması, bu etkinliğin bir basketbol sahasında yapılmak zorunda olması da bu ülkenin kültür ayıbıdır bence!) İçeri girer girmez ilk işimiz –benim yıllardır peşinde olduğum- We Will Rock You tişörtü ile Müzikalin sınırlı sayıda basım CD’sinden almak oluyor.

Koltuklarımız sahneden dört beş sandalye geride ve önümüzdeki sandalye de boş! Bundan büyük keyif olur mu? Ve yavaş yavaş perde açılırken Innuendo yankılanmaya başlıyor.

Konusu, uzak uzak gelecekte, canlı müziğin ve enstrümanların yasaklandığı, kişisel tüm özgürlüklerin kraliçe tarafından alındığı bir dünyada geçer. Bu dünyada her şey dijitaldir, canlı müzik kat’a yasaktır ve herkes uyuşturulmuş, bu düzene uydurulmuş ve tektipleştirilmiş, duygusuz, sorgulamayan, hissiz makineler haline getirilmiştir. Dünya üzerinde tek bir enstrüman kalmıştır ve kraliçeden kurtulmanın yolu, henüz “doğru kişinin” kendisi olduğunu bilmeyen işsiz güçsüz, avare bir delikanlıdadır. Delikanlı kafasında sürekli anlam veremediği sesler işitmekte ve delirdiğini düşünmektedir (sesler Queen şarkılarının sözleridir aslında) delikanlı bu seslerin ne olduğunu bilememekle birlikte, aynı zamanda kim olduğunu da bilmemektedir.



Delikanlının yolu bir gün, tek tip kızlardan farklı olduğu, düşünebildiği, tektipleştirmeye direnen, asi kızla -Scaramouche- kesişir. (Kızın başına üşüşüp farklı olduğu için onu aşağılayan kızlar ve gülüşleri hala beni kafamın içinde sinir etmekte :) ) Başta güvensizlik ve birbirine sinir olma şeklinde bu ilişki, zamanla aşka döner ve kız delikanlının aklındaki boşlukları tamamlarken, delikanlı da neler olup bittiğini yavaş yavaş kavramaya başlar. İkilinin yolu kraliçenin zulmünden kaçıp sığınaklarda yaşam mücadelesi veren "Bohemler"le kesişir ve birlikte kraliçeyi alt edecek enstrümanı bulmak üzere kafa kafaya verirler. Zira Bohemler, Yaşayan Kaya’da gömülü enstrümanı bulacak kahramanı beklemektedir ve o kahraman birden karşılarında bitiverir.


Müzikalde oyunculuklar şahaneydi, özellikle kraliçe rolündeki oyuncunun mimikleri bizi gülme krizine soktu. Bohemlerin her birine o zamanlar için geçmişte kalan bir şarkıcının adı verilmekle birlikte, zaman zaman bazı espirilerle hakikaten kahkahadan öldürdü bizi. Mesela karakterlerden biri, ad olarak kendine tam olarak kim olduğunu bilmediği halde artık eskiye ait bir kişi ve eski bir hayal olan Britney Spears adını takmıştı ve onun söylediği sözler Spears olarak söylendiği zaman gerçekten komik geldi. Mesela, bir sahnede Spears karakteri “aşk öldü” diyordu, bunu bir kişi diğerine aktarırken “Britney Spears aşk öldü dedi” demesi müzikalin en güldüren ince esprilerindendi, salondan da kahkaha seslerinin yükselmesi buna işaret.

Müzikalde, gerçek müziğin ölmesine ithafen gerçek müziğin peşinde olup bugün aramızda olmayan sanatçıların sayıldığı sahne çok dokunaklıydı. Amy Winehouse, Kurt Cobain, Jimmy Hendrix, Jim Morrison ve tabi Freddy gibi isimlerin adlarının anılması ile salonda alkış tufanı koptu.

Yerel espriler de unutulmamış, bir sahnede kraliçe yardımcısına giydiği pahalı kıyafetlerle ilgili yorum yaparken, yardımcısının Türkçe olarak "Salı pazarından” demesi,üstüne kaliteyi yükseltmişler” demesi, enfes bir ayrıntıydı, gülümsetti.

Müzikalde Freddy Mercury’nin dehasının her bir zerresine tanık oluyorsunuz. Adam 91 yılında öldü ama öyle şarkılar yazmış ki, adeta bugünün müzik ortamını o zamanda öngören bir kahinmiş resmen diyorsunuz. Konu esasında zaten bugünün ortamına bir eleştiri ama Freddy'nin sözleriyle bağdaşınca cuk oturuyor.

Işıklar, görseller, seçilen şarkılar, konu, işleniş… Senkronize danslar, enfes vokaller, bir an bile kesilmeyen heyecan ve aksamayan trafiği ile bu müzikalin neden ödüle doymadığına ve her seferinde kapalı gişe oynadığına şaşırmıyorsunuz, sadece böyle prodüksiyonların neden bizde olmadığını düşünüp kızgınlıkla karışık bir üzüntü duyuyorsunuz. Bu büyüleyici gösterinin içine girip, orayı yaşıyorsunuz. Oyuncuların zaman zaman sahneden seyirciye laf atması, oyuna çekmesi ile sadece seyirci deneyimi yaşamıyorsunuz, oyunun bir parçası oluyorsunuz. Görseller gözlerinizi kamaştırıyor. Bilhassa Kraliçe (kitapçıktaki oyunculardan hangisi olduğunu çıkaramadım :) ), Meat Loaf rolündeki Lucy Jones (adından emin değilim), Scaramouche rolündeki Michelle Crook, Brit rolündeki Rolan Bell ve Pop rolündeki Dean Read’in performanslarını çok çok iyi buldum. Başrol oyuncusu olan Galileo Figaro (MIG Ayesa) önceleri biraz tutuk kaldı sanmıştık, meğer rolü gereği öyleymiş, eziği oynuyormuş, sonradan kendine güven kazanan yapıya bürününce sesinin muhteşemliğini ve oyun yeteneğini de gördük.

Müzikal insanı düşündürmeden edemiyor. Ciddi bir sistem eleştirisi var. İnternet çağında insanların birer makineye dönüşmesini, iletişimlerini sanal dünya üzerinde yaparken gerçek insan ilişkilerinden uzaklaşmalarını, aynı şeyleri yiyip, aynı şeyleri giyip, aynı şeyleri dinleyerek özbenliklerinden uzaklaşmaları ve gerçek yaşama artık dokunamamalarını, sanal dünyanın düşünme yetilerine ipotek konulmuş kurbanları olmalarını ve bunu düşünemeyecek kadar başka şeylerle ilgilenmeleri sağlanmış organizmalar haline gelmelerini eleştiriyor bir yandan. Mesela baş kahramanın adı Galieo Figaro, bu Bohemian Rhapsody’de geçen bir isim aslında ama karakterin yaşadıkları ile bağdaştırınca, orijinal Galileo Galilei geliyor aklıma, o dünyanın yuvarlak olduğunu söylediği için cezalandırılmıştı, bu Galileo da canlı müziği ve özgürlüğü savunduğu için.


Ekranın iki yanındaki Türkçe çeviriler de İngilizceye hakim olmayanlar için iyi düşünülmüş, ben de zaman zaman hem nasıl çevirmişler diye baktım (meslek hastalığı işte :) ) hem de İngiliz ingilizcesi ve şivesinden kaynaklı anlamadığım yerleri anlama imkanım oldu.

Oyunda geri kalan Queen üyeleri ile şaka yolu dalga geçilmesi de bir diğer hoş ayrıntıydı.

Oyunda kazanan canlı ve gerçek enstrümanlarla çalınan müzik, dijitale galip geliyor ve böylece canlı müzik dijitali alt ediyor. Bu noktada We are the Champions ve We Will Rock You’nun arka arkaya gelmesi müzikalin kalbine son neşteri vuruyor.

Kısacası sevgili postdaşım, bir müzikal izledim hayatım değişti. Yıllardır gelmesini beklediğim müzikali, tam da hayal ettiğim gibi izlemek ve bambaşka deneyimler yaşamak, şu fani dünyamın müthiş renklerinden biri oldu. Bir daha ne zaman gelir bilinmez ama sizin için dileyebileceğim, inşallah siz de bu görsel ve işitsel şöleni izleme şansını yakalarsınız…






Freddie Mercury hakkında:


Freddie Mercury’yi nasıl bilirsiniz bilmem ama ben onu üç kelimeyle tanımlasam, dahi, çılgın ve bu dünyaya bahşedilmiş bir armağan derdim. Sırf ölürken söylediği son sözleri bile ayrı bir saygınlık duyma sebebi: “Bu hayatta istediğim her şeyi yaptım ve hiçbir pişmanlığım yok”, Bunu söyleyebilme lüksünü kaç kişi yaşayabilir?


Freddy Mercury, ince zekası, gözlem yeteneği, müzikal dehası ve ustalıkla şarkı sözleri ile bir devrin ve gelecek devirlerin müzik anlayışını değiştirdi, sahneye şov, dinamizm ve özgünlük getirdi. Neyse o olarak yaşadı ve öldü. Ölürken yanı başında son altı yılını geçirdiği ve HIV pozitif çıkan Jim Hutton ve ayrılsalar da bütün ömrü boyunca yanından hiç ayırmadığı ve “benim tek aşkım” dediği Mary Austin vardı.

Freddy Mercury cinselliğini ve biseksüel kimliğini de hiç saklamadı, onu da sonuna kadar yaşadı ve o meşum hastalığa yakalandığını ilan ettiğinde bile, "show must go on” gibi bir hediye bırakarak göğüsledi hastalığını. Adam nerden baksanız hayata nanik yaparak gitti yani. Belki de bu dünya üzerinde yapacak fazla bir şey kalmadığını hissetti ve öte dünyayı da biraz heyecan getirmek istedi, kimbilir. Şarkılarında şu anın saçma müzik ortamına değindi "All we hear is Radio GaGa" derken ya da günah çıkardı “We are the champions”ta “I paid my dues, time after time, I got my sentence but committed no crime, And bad mistakes, I made a few, I've had my share of sand kicked in my face - But I've come through*” derken ve bütün yaşadıkları için kendini şampiyon addetti. Ya da “I want to break free” derken, özgür olma isteğini haykırdı. Her şeyi geçin, müzik tarihine “Bohemian Rhapsody” gibi türler, çağlar, müziklerüstü bir taşlama şarkı kazandırması bile başlı başına yeter. Bu şarkı Dünya Müzik Tarihinin ilk üç en üst şarkısından biridir.






FREDDIE ve MARY AUSTIN

Freddy Mercury 1991 yılında AIDS'ten öldüğünde 45 yaşındaydı. Bu linkte bazı diğer ayrıntıları öğrenebilirsiniz: FREDDIE MERCURY'NİN HAYATI