UZAY: Bana sahte gelen bir şeyi bünyem kabul etmiyor
90lı yıllar müzik açısından bereketli yıllardı. Pek çok isim bugünkü müzik sektörünü bugünkü haline getiren ilk örnekler oldular. Bu yazıya, 1996 yılında çıkardığı "Yarın" albümü ile hatrı sayılır ilgi çeken ve bugünlerde yaşamını fotoğrafçılıkla sürdüren o isimlerden Uzay ile dünlerden bugünlere keyifli bir söyleşi gerçekleştirdim. “Az Giden Uz Gider" deyip hemen geçmek istiyorum söyleşimize.
1996 yılından bir albüm karesi
Ona ilk olarak “nasıl bulaştınız bu müzik işlerine, albüm çıkarma hayaliniz var mıydı" diye soruyorum. Albüm çıkarma fikrinin aslında ona ait olmadığını söyleyerek başlıyor konuşmaya: “Zeki Aköz ve Ahmet San ortaklığı vardı o sıralarda. Tarkan, Kenan Doğulu, Mustafa Sandal, Burak Kut fırtınası Serdar Ortaç, Çelik, Kerim Tekin (Allah rahmet etsin) rüzgarı, acayip bir dönemdi,” diyor. Zeki Aköz prodüktör olarak besteleri dinlemiş ve yaklaşık 9 aylık çalışma ile albüm hazırlanmış. “Biraz beni bu işe ittiler de denebilir,” diye ekliyor. “Heyecan kısmına gelince Sibel Alaş ile yeni bir beste bitince heyecanlanırdık çok. Gitarı alıp ertesi gün Zeki'ye dinletirdik hemen. Ofiste çalışanların diline dolanırsa şarkı sınıfı geçerdi” diye anlatıyor o dönemi. (Bu arada Türk pop müziğinin en cesur ve kalburüstü şarkı sözü-yazarı ve yorumcularından Sibel Alaş’a da buradan selamlar olsun…) Sibel Alaş ile yolları daha çocukluktan kesişmiş. “Yazlıktan komşuyduk, 14-15 yaşlarından beri tanışıyorum, çocukluk arkadaşım" diyor anlatırken, "hala görüşüyor musunuz,” dediğimde “arada sırada telefonda” diye yanıtlıyor.
“O dönem bayağı çalınıyordu “Az Giden Uz Gider”, herkes ikinci albüm beklerken, siz tabiri caizse ortadan kayboldunuz, neden devamı gelmedi?” diye soruyorum. Bunu biraz sitemkarane bir şekilde “Bana sahte gelen bir şeyi bünyem kabul etmiyor sanırım,” diye yanıtlıyor. “Şan şöhret geçici şeyler bu ülkede. Kimler silindi ... Her şey yolunda giderken yüzümüze gülen insanlar, gerçekten onlara ihtiyaç duyduğunuzda sizi tanımazdan gelebiliyor,” deyip ekliyor: “Bildiğim tek şey var, o da insanın karakteri varsa parayla pulla, şöhretle onu değiştiremezsin. Karakter yoksa her yola girer çıkarsın zaten”.
2000 yılında askere gidiyor ve dönüşte müzik devam ederken turizm-organizasyon, reklam ve fotoğrafçılıkla ilgileniyor. 2002 yılında Antalya'ya yerleşip fotoğrafçılık yapmaya başlıyor. “Arada müzik işlerim oluyordu 2-3 sene öncesine kadar. Ancak artık sadece keyif için gitarı elime alıyorum maalesef,” diyerek müziğe aktif olarak dönmesini bekleyenleri üzecek bir haber veriyor. Sanatçının çalışmadığı zaman üretime vakit ayırması gerektiğini, üretemiyorsa da takip edip kendini geliştirmesi, değiştirmedi gerektiğini söyleyerek, “Zamanımız sanatçılarının magazin programlarından ve gazetecilerden kaçıyor gibi yapıp Çeşme ya da Bodrum'a tatile gitmesini ciddiyetsiz buluyorum,” diye ekliyor.
“Peki ya bugünün müzik ortamı?” diyorum, umutsuz yanıtlıyor: "Teknoloji insanı biraz solladı sanırım. Artık dilediğiniz şarkıyı 5- 10 dakikalık bir aramayla bilgisayarınıza indirebiliyorsunuz. Sadece sahne ve konserler ile bir sektörü ayakta tutup insanları doyuramazsınız,” diyor ve ekliyor: “Yeni bir şarkı ya da şarkıcı en fazla 1 hafta gündemde kalabilirken bunun üretimi ve satışından para kazanacak insanlara yaşama şansı vermek gerek. Dinlediğiniz herhangi bir şarkıda en az 10 kişinin emeği vardır”. Bu kadar insanın emeğinin bu kadar kolay çalınabildiği nadir ülkelerden birinde yaşadığımızı söyleyerek sektör konusunda umutsuzluğunu dile getiriyor. Bununla birlikte günümüzde de iyi işlere imza atan insanlar ve kaliteli işler çıktığını da ifade ediyor.
Son olarak sevenlerine ve dinleyenlerine seslenip "Hala dinleyen ve hatırlayan varsa Allah razı olsun” diyor. Şu anda bir projesi olmadığını ama müzik insanın içinde olunca ne olacağı belli olmadığını söyleyerek açık kapı bırakıyor. “Belki tek şarkı bile insanı bir anda dünya çapında ünlü yapabiliyor zamanımızda. Mazbut bir hayat sürüyor olsam da belki birgün bir şeyler yaparız yeniden,” diyerek içimize bir küçük de umut ışığı yollamayı unutmuyor.
Herkese teşekkürlerini ve sevgilerini gönderirken, ben de ona “Az giden uz gider, daha yolun var” Uzay diyorum… Sen unutulmayanlardansın…
2014 benim için güzel sürprizlerle başladı. Geçen hafta blog yazarlığımın benim açımdan en güzel ödüllerinden biri 5 Şubat’ta Tolga Akyıldız’ın düzenlediği müzik blogları yazarları buluşmasına gidebilmem oldu. Tolga Akyıldız'ın dahiyane fikri olan ve daha önce başka bir sponsorla yapılan gecelerin devamı olan, müzik blog yazarlarıyla önemli müzisyenleri bir araya getirerek fikir paylaşımları yaparken, keyifli buluşmalara ve muhabbetlere sahne olan gecelerin sonuncusu 5 Şubat’ta Safi Meyhane’de yapıldı.
Özel konuğun Harun Tekin olduğu gecede kahkahalar ve tabi Harun Tekin’le her telden muhabbetlerle güzel bir akşam geçirdik.
Daha önce katılmadığım için her şeyin benim için yeni bir deneyim olduğu bu gece hakkında izlenimlerim bu yazının konusu. Böyle ortamlara ilk kez girince, benim ya çeneme vurur ya da büsbütün içime çekilirim. O gece çeneme vuran gecelerdendi. Zira takip edenler bilir, müzik söz konusu olduğunda çenem durmaz, aklımdan geçenin dilime düşmesi 5 saniye sürer. O gece müzik hayatımla ilgili alakalı alakasız başını şişirdiğim herkese özürler :)…
Hararetle anlatıyorum
Gece benim için Harun Tekin’le daha kapıda karşılaşmamızla başladı. Sıcak bir selamlaşma ile masaya yöneldiğimizde grup çoktan yerlerini almıştı. Ben hemen çok sevgili arkadaşım Olcay Tanberken’in yakınındaki sandalyeye attım kendimi. Gecenin anlam ve önemine ve de mezelerine uygun olarak ilk kadeh “yeni rakı”larımızı tokuştururken ben yıllardır tanıyormuşum gibi olmuştum bile herkesle. Safi meyhane’ye de daha önce gitmemiştim, ancak servisi ve personelinin sıcak tutumları ile daha sonra da gitmeyi düşündüğüm rahat bir mekan.
Masadaki diğer blog yazarlarıyla muhabbetin ardından Olcay'la eski albümlerden, yeni albümlerden, Sertab Erener'den, kliplerden, programlardan dem vuruyoruz. İnsanın frekansının aynı olduğu biriyle muhabbeti başka bir keyifli oluyor.
Arada bir fırsatını bulup Harun Tekin’le muhabbetin yollarını gözetiyorum. İşte o fırsatlardan biri. Usulca eğilip, “Sizin benim için en özel şarkınız, Gül Kendine albümündeki “Bir” şarkısı,” diyorum, “herkes ‘Bir Derdim Var’ der Mor ve Ötesi denince, ama benim için ‘Bir’ şarkısı, üstelik albümün son şarkısı olmasına rağmen, çok başka bir yerdedir" deyip biraz mırıldanıyorum hatta (evet canlar, Harun Tekin’e Harun Tekin şarkısı söyledim :)) Seviniyor ve yakın zaman önce o şarkının İtalyanca'ya çevrilmiş bir versiyonunu dinlediğini ve şaşırdığını söylüyor.
Olcay'la bir muhabbet anı...
Derken Harun Tekin masanın diğer tarafıyla muhabbete girerken biz de kendi kendimize muhabbet ediyoruz. Diğer blog yazarlarını tanımaya çalışıyorum. Bazıları doğrudan müzik blogu yazmıyormuş, hatta bir süredir yazmadığını söylüyor.
Zaman zaman insanlar sigaraya inmek için dışarı çıkıyor ve işte fırsat, ben soluğu Harun Tekin'in yanında alıyorum. Kısmen heyecandan kısmen de çok fazla söyleyecek şeyim olduğundan bir bir aklımdakileri sıralıyorum. Ona “size bir eleştiri getirmek istiyorum Nilüfer düeti hakkında”, diyorum, “tabii ki” diyor, “çok isterim”. Ona Nilüfer düetinin pek beni tatmin etmediğini, çünkü bir uyumsuzluk olmasının yanı sıra, o vokalin hiç Mor ve Ötesi gibi tınlamadığını" anlatıyorum doğru kelimeleri seçmeye çalışarak, çünkü en çok çekindiğim şey, yanlış bir kelime söyleyerek insanları rencide etmek ya da canını sıkmak. Çok sıcak karşılıyor, “O şarkıyı ben söylemedim, Volkan söyledi. Aklımızda Eğrisi Doğrusu vardı, onu Manga aldı. kalanlar arasında birini yaptık, beğenmedik, sonra bu şarkı kaldı. Aslında bu şarkı gerçekten Mor ve Ötesi tarzı bir şarkı değil, ama kalanların içinden bu vardı. Biz de yapmaya çalıştık bir şeyler" diyor. Albümün genelinin beni tatmin etmediğini söyleyip, başka bir konuya geçiyorum. 2006 yılında ODTÜ stadyumunda Şebnem Ferah’la birlikte verdikleri Radikal’in 10. yılı konserinden bahsediyorum. Oradaki konuşmalardan bazılarını hatırlatıyorum, kısmen hatırlıyor, kısmen hatırlamıyor. Hatta bir ara Duman grubunun solisti Kaan’dan bahsediyor, “Kaan sahnede konuşuyorsa bir şey vardır, ben de sahnede konuşmuyorsam kesin bir şey vardır” diyerek sahnede konuşma yapma konusuna değiniyor. Zira biliyorsunuz, Harun Tekin düşünceleriyle, hayatta duruşuyla, yazılarıyla hayatın çok içinde olan, duyarlı biri. Sonra Youtube meselesine ve tabi ki Eurovizyon meselesine değiniyoruz. Daha doğrusu ben değiniyorum, Harun Tekin sabırla dinliyor :). Harun Tekin iki meselenin de yakın zamanda çözümleneceğini düşündüğünü söylüyor. Çok da detaylı konuşmuyoruz bu konuyu. Son olarak benim zamanında çalıştığım bir müzik yarışmasında Mor ve Ötesi şarkılarından “Uyan” ile birincilik kazanan gruptan bahsediyorum. Derken sigara molaları biten insanlar yerlerine geri dönüyor ve ben de daha fazla sıkmamak için yanında ayrılıyorum. Gene de aklımdakilerin yüzde 90’ını sorup/söyleyip cevaplarını alabilmenin mutluluğunu yaşıyorum.
Harun Tekin’in müthiş biri olduğunu düşünüyorum. Bir kere eleştiriyi kaldırabiliyor ve nezaketi hiç elden bırakmıyor ve en önemlisi dinliyor ve savunmaya geçmiyor. O öyle karşımdayken, sanki çok bilinen bir grubun solisti değil de, beraber müzik ve hayata dair her şeyi konuşabildiğimiz bir dostumuz gibi. Gece gene muhabbetlerle sürüyor ve sonuna doğru Harun Tekin ve arkasından grubun bazıları kalkıyor. Tolga abi ve birkaç kişi kalıyoruz, “hadi" diyoruz, “bu gecenin hatrına ‘yeni rakılarımızı’ tokuşturalım. Bu arada Tolga abinin kitabından bahsediyorum, tebrik ettikten sonra, "çıkış zamanlaması manidar," diyorum (sebebi bende kalsın), “öyle bir zamanda çıktı ki, ayarlasan bundan daha doğru bir zaman olamazdı, bu kitap baş ucunda durmalı ve sindire sindire okunmalı" diyorum. Biliyorsunuz Tolga Akyıldız'ın "Özür Dilerim Çok Sevdim" kitabı çıktı, (aldınız değil mi?) Kitap şimdiye kadar genelde hep kadınların kadınlar açısından anlattığı aşkı ve ayrılığın erkek tarafını anlatıyor. Bir erkeğin kendini sorgulamaları, hesaplaşmaları, ayrılığı nasıl kaldırdığını ya da nasıl kaldıramadığını, isyanlarını… insanlığını anlatıyor aslında. Bence erkekler bu kitapta belki kendi içlerinde çözemedikleri soruların cevaplarını bulacak, kadınlara çoğu zaman ‘duygusuz ve odun’ dedikleri erkeklerin iç dünyasını anlamalarına bir kapı açacak... Bu dip notu da ekledikten sonra gecenin sonuna geliyoruz. Tolga abiye bir kez daha teşekkür edip, bir dahaki buluşmada görüşmek dileklerimle oradan ayrılıyorum. Benim için güzel, faydalı ve mutlu olduğum gecelerden biriydi. Sizlere bu programlar oldukça yazmaya devam edeceğim.
Bora Öztoprak 6,5 yıl aradan sonra 11
Aralık'ta çıkardığı 6. albümü Büyüdü ile 2013'e ucundan yetişti ve albüm 2013’e
çok güzel bir veda oldu. Bu yazının konusu bu albüm olsa da Bora Öztoprak'tan
bahsetmemek olmaz.
Bora Öztoprak Sıra Bize De Gelecek albümü ile
ilk kez hayatımıza girdiği 1994 yılından bu yana az ama öz albümler yaptı ve
hepsi de Bora Öztoprak'ın ayrı ayrı klasikleri haline geldi. Bora Öztoprak şimdiye
kadar hiç bir anda hit olup da sonradan sönen sanatçılardan olmadı. Şarkıların
kalıcılığı zaman içinde oldu, hatta bazıları Bora Öztoprak adını bile aştı.
Bugün Akdeniz Geceleri, Seni Seviyorum, Ne Olur, Başıma Bela Mısın, Gidiyorum
gibi şarkılar kafelerde barlarda gitarlı program yapanların repertuarlarında ilk
sıralarda yer alıyorsa, bence bu başarıdır ve hızlı parlayıp çabuk
sönmesindense bir albümün, böyle demlene demlene yıllara yayılması en büyük başarıdır.
Onun albümleri daha çok yıllar içinde demlenerek klasikler yarattı. Bu albüm de
bu kalitede bir albüm.
Şimdi elimde Bora Öztoprak’ın yepyeni albümü
Büyüdü'yü tutarken, gözümün önünden Bora Öztoprak’lı 20 yıl geçiyor. Mesela ilk
aklımda canlanan anı olarak, Seni Seviyorum'u ilk duyduğumda nakaratı Nilüfer
söylüyor sanmıştım o vibrasyonlu sesten (ay bunu yazmak ve yazmamak konusunda
çok tereddütte kaldım ama içimde tutamam ya ben hiçbir şeyi :)). Sonra
ortaokuldayken Bu Şehir çıktığını ve bizim sınıftaki kızların müzik derslerinde
Ne Olur'u söylediğini hatırlıyorum. Sonra Başıma Bela Mısın ve uzuuuun sayılabilecek
bir ara, turuncu tişörtü ve uzun saçlarıyla anti-Bora Öztoprak görünümüyle (gerçekten
de Bora Öztoprak’ın Bora Öztoprak gibi görünmediği tek imajı oydu ve neyse ki
çok sürmedi) Bence albümü, sonra eller cepte hoplaya zıplaya söylediğimiz Ölmek
var Dönmek Yok şarkısını içeren ve aslında yazık olmuş Tam Karşındayım albümü
ve şimdi 6,5 sene sonra Büyüdü... 6,5 yıl sonra olabilecek en iyi geri dönüş
albümü demek istemiyorum, çünkü Bora Öztoprak hiçbir yere gitmedi ki geri dönsün.
Hayır ben bunun yerine 6,5 sene sonra çıtalar üstü, Bora Öztoprak’a yakışır
yeni bir albümle yeniden arşivlere girdi demeyi daha tercih ediyorum. Öztoprak
albümsüz 6,5 senede Kaan Öztürk'le programlarına da tam gaz devam etti, hatta
Çetrefilli Yollar sahnede söylediği şarkılardandı. 2013'ün Mayıs ayında albümün
habercisi olarak tekli şeklinde yayınlandığında tüm Boraseverler olarak
sevinmiştik.
Bu albümde son zamanlarda dinlediklerimizin
aksine, aşk konusunu uzlaştırıcı, yapıcı, sorunları kırmadan çözmek için çaba
gösteren erkek tarafının açısından görüyoruz. Şarkıların tonu hep kırılanı
onarmaya, biten sevgiyi kurtarmaya, hiç olmazsa sabaha kadar bekleyip gene
düzelen bir şey olmuyorsa ancak o zaman bittiğini kabullenmeye yönelik.
Şarkılarda hep bir umut var ve bekleme var. Erkek biten bir şeylerin tüm yükünü
sırtlanıp "bekliyor", belki Ege'de, belki “uzaklarda", belki
“Eylül”e kadar, belki "en azından”, belki “yaralar sararak", belki
"çetrefilli yollar"da, ama bir umutla bekliyor.
Albüm bütün Bora albümlerinin bileşkesi gibi
olmuş. Her albümden izleri ve duyguları bulmak mümkün. Şarkılar umutlu
şarkılar, hep “bak gün doğunca her şey güzel olacak,” “dur bakalım, hele bir
sabah olsun” teması var. Bu “sabah olsun hayrolsun” temasını daha albümün
açılış şarkısı "Hazır Cevap" da duymak mümkün. Hafif ironik bir şarkı
olan Hazır Cevap’ta, aslında bütün albümün hikayesini anlatan bir aşkın bitiş
süresinin ilk adımlarını duymak mümkün. Daha adam olayın ciddiyetinin farkında
değildir,
“Sus konuşma
Zamanı değil şu anda
Bir kenara yaz derdini
Okurum gün ışığında”
Adam inanmak istememektedir kadının ayrılmak
istemesine, bu yüzden dalgaya alır: “Gidiyorsan yok kal demem, iyisi mi sen hiç
uzatma” Aslında burada kadının gidemeyeceğinden emindir, zira “meğer
kaybedenmişiz, aşkı terk edenmişiz, yoldan çıkmışız ya, Allah Allah” derken
şaşkınlığını dile getirir. Adeta sorun yoktur adam için, bu yüzden bir gün
ayrılığın nedenini soranlara “bir cevabın vardır hazırda inşallah" diyerek
kinaye yapar. Bu şarkı albümün temasını da içinde barındırıyor aslında. Adam
sorunların üzerini örterek, bir nevi kendini kandırmayı tercih ederek, hatta
ciddiye almayarak ayrılık sürecini uzatabileceğini düşünür. Bütününde hep
”sabah olsun, hayrolsun” teması var çünkü.
Debelendik’te bir şeylerin farkına varmaya
başlayan adam sorar: “Sen nasıl herkes oldun, ben ne ara senden oldum, bir
yabancı yüz, bir yabancı söz ile, biz ne ara yalancı olduk?” Bu şarkı adamın
ayrılık sürecini uzatmak, bazı şeyleri kabullenmemek ve direnmek üzere
"debelenmeye" başladığı şarkı. Bunu yaparken de “iyi insan, güzel
insan, özel insan, nadir insan..." güzel sözlerle sevdiğinin kalbini
kazanmaya çalışıyor, hatasının farkında olan bir adamın şirinlik yapması
gibi... Ama yemiyor tabi. Bunun üzerine yaşanan günlerden dem vuruyor: "şarkılar
yazdık her yöne, acılar çektik her çeşit, kadehler kırdık beraber, dumandı,
sustuk diz dize"...
Büyüdü, ilk kez tek başına
kalan adamın her şeyin üzerine üzerine geldiğini hissettiği bir güne
uyanmasıyla başlıyor. “Büyüdü bu sabah her şey, büyük göründü gözüme, çok ağır
geldi yaşamak, amma yük binmiş üstüme”. Adam çaresizlikten ve boşluktan
rehberlerden kimi bulduysa ya da defterlerden kimi sildiyse arayıp eski
defterleri kapatmaya ve kafasını dağıtmaya hazır ama bunun da çözüm olmadığının
farkında… “Aradım kim var tek tek, bir kelam etmek, dağıtmak, sonra zor geldi
konuşmak”. Bu o kadar tanıdık bir duygu ki, bir ses duymak isteyip kendinde
konuşacak gücü bulamamak. Bir yandan eski günlerin özlemini iliklerine kadar
yaşarken, bir yandan yeni duruma alışmaya çalışmak…
Sonrasında sakinleşen adam, sevdiğini ikna
için son bir çabaya girişiyor, ki bu şarkı da “sabah olsun hayrolsun” temalı bir
şarkı.
“Hele Bir Sabah Olsun,
Şu güneş köşeden bir doğsun,
Kaderi tersine yazamazsak o zaman
Sana da bana da uğurlar olsun” diyerek son bir
şans için kalmasını istiyor: “Gel biraz otur yanıma, sebepsiz gerginlik
yapmayalım, zaten bu ara akıl yorgun, daha fazla yüklenip de yormalım” ve bu
zamanlarda en büyük ilacın “konuşmamanın" en iyi çözüm olduğunu söylüyor,
çünkü bazen öfkeyle söylenen sözler, onarılmayacak hasarlar açabilir, bu yüzden
“bazen, öylece durmak lazım derler". Şarkıda o an sessiz kalarak
çözümsüzlüğe gidebilecek bir durumu tersine döndürmek isteyen son noktaya kadar
aşkını kurtarmaya çabalayan adamın umutlu çırpınışını anlatıyor. Bu ilişkide
adamın aslında nasıl sağduyulu ve çözümcü olduğunu görüyoruz.
Aslında adam korkuyor kaçınılmaz sondan,
çünkü “çok zaman önce bittiğinin farkında söylenecek sözler” aslında içinde
biriktirdikleri var ama önceki şarkıdaki “bazen öylece durmak lazım” olduğu
için içine atıyor ve bu anlamda iç dünyasını şarkıdaki sandığa benzetiyor,
sevdiği kadının o sandığa bakınca görebileceklerinden korkuyor. Çok fazla
yansıtmak istemiyor bu yüzden “gönül sandığında dantel dantel biriken” sözleri.
Çünkü orada hayal kırıklıkları, kırgınlıklar ve içine attıkları var. Bu süreçte
ondan da yardımcı olmasını istiyor, çünkü onun da “biraz kendine gelmesi ya da bir
zarif karar vermesi" gerek: ya bırakayım, ya da “birikmiş dünlerden icazet
alıp, yarın olsun yanına geleyim (gördünüz mü, bunda da “yarın olsun” diyor).
Sadece bir sözüyle gelmeye hazır, "hem de ta en başından” Bu defa hiç
bilmediği kestirme sokaklardan, çünkü bu onun için de yeni bir durum. Daha önce
aklına bile gelmeyen bir şekilde kendini güvende hissettiği kaleleri yıkılmış.
Taviz vermeye hazır, çünkü bu daha önceki “epeyce cefalardan, arada bir
sefalardan” geçtiği “çetrefilli yollar”dan sonra ilk kez kestirme sokaklarda
kaybolduğu bir duygu.
Ve adam kısa bir mola için Ege'ye kaçıp
gidiyor, sevdiğinin arkasından gelmesi beklentisiyle. Sevdiğine bir Ege
türküsüyle seslenmek istiyor, içinde sadece güzelliklerin, huzurun, rakının
zeytin ve limon kokusunun olduğu, hüznün ve acının korktuğu. Bu sevdiğine
ilişkilerine bir şans daha vermek için beraber bir kaçamak isteme düşüncesi
gibi geldi. Sadece ikisi hüzünden, acıdan, kavgadan uzak bir yerlere giderlerse
sorunlarını çözebileceklerini düşünüyor belki de... Çünkü şarkıda tarif edilen
ortamı kafamda canlandırınca, Bu şarkıda adamın sevdiğini ikna etmek için
çabalarından biri ve albümdeki diğer şarkılar gibi hep ilişkiyi kurtarmak ve
kaleleri yeniden inşa etmek üzere...
“Bırak rüzgara kendini, gel Ege’ye doğru,
Asıl martının kanadına, uç Ege’ye doğru,
Orda bekliyorum seni”
Adam içinde bulunduğu hali, Eylül’deki
ağaçların yaprak dökmesine benzetebiliriz. Adam hala kabullenemiyor
yalnızlığını, belki de içine düştüğü ve hiç alışık olmadığı bu durumun
anlamlandıramıyor: “Anlaşılmaz hallerdeyim, neyin kafası bu, yahu nerdeyim”.
İlişkilerine kısa bir ara verdikleri bir yaz mevsimi boyunca adam anlaşılmaz
hallerde ve sevdiğinden gelecek bir haberle on adım atmaya hazır: “geri
dönüşmez bir yoldayım, neyin inadı bu, bırak ben geleyim" Bir yandan da
yavaş yavaş kaybettiğini anlıyor, bazen aşkın ne kadar büyük olursa olsun,
karşındaki senden soğuduysa ve sevgisi kalmamışsa, ne şarkılar, ne şiirler, ne
güzel sözler etki ediyor. Çarpıp geri geliyor söylediğin bütün sözler. Kimseyi
zorla kendini sevdiremiyorsun, hatta öyle zaman geliyor ki söylediğin güzel
sözler bile batar hale gelir. “Gel gör sevda, hasret, aşk tanımazken, Eylül bu
illa ki yaprak dökecek” Bitmesi gerekiyorsa, bitecek!
Şarkının en sürprizli şarkısı Vak Vak…
Disko-funk türündeki bu şarkıyı ben iki şekilde okudum. Biri hep depresyonda,
kötümser, bardağın hep boş tarafına bakan ve kendi kendini sıkarken etrafını da
huzursuz edenlere bir gönderme adeta. Hani hayat hep onlara kötüdür, herkes ve
her şey onlara karşıdır. “Bir kedisi bile yoktur, anlıyor muyuzdur", bu
yüzden şarkı onlara "gülümse" der... “Sen kendini sevmeden, her yerim
aşk olsa ne olur, beni birazcık dinlesen, e yani çok mu zor" derken, her
şeyin önce kendini sevmekle başlayacağını söyler. Hepimizin hayatında böyle
insanlar yok mudur, ya da girmemiş midir? İkinci okumam, bu bahsettiğim kişinin
aslında kişinin kendisine söylemesi, bir nevi aynadaki aksiyle konuşmasıdır.
Kendi kendine hayatı dar eden kişinin, bu durumun ona bir çözüm getirmeyeceğini
fark edip özeleştiri yapması şeklinde de okunabilir. Zaman zaman insan kendinden
yorulur ya, hani “sıkıldım kendimden ben bile” gibi bir ruh haline bürünürüz, o
zaman işte aynaya bakıp içine dönerek çözümü içinde ararsın. Çünkü insanın en
iyi terapisti gene kendisidir. Her şey insanın içinde istemesiyle başlar ve
yeni başlangıçlar her zaman mümkündür. Bu arada Öztoprak’ın sesi bu funky
şarkıda çok farklı tınlıyor. Değişik ses oyunları yapmış ve çok eğlenceli bir
“kendine gel, sen kendine kendine gel” şarkısı olmuş ve albümün geneliyle
tutarlı şekilde gene yapıcı, çözümcü, olumlu duygular telkin ediyor. Bu albümün
bütünü düşünüldüğünde, ben bu şarkıyı kendiyle yüzleşen, inatçılığı ve belki de
kibri yüzünden sevdiğini kaybeden adamın kendiyle konuşması olarak okuyorum bu
albümde.
Albümde iki favorim var, ikisi de boğazımı
düğümleyen. Sözü Ömer Teoman imzalı En Azından şarkısı bu şarkılardan biri ve
bence albümün gizli hitlerinden biri. Bu şarkı da hep bir çözüm arayan,
direnen, savaşan, aşkını kaybetmemek için savaşan ve kabullenemeyen bir adamın
çaresizliği var. Eylül gelmiş geçmiş, iki sevgili epey süre sonra bir araya
gelmiş, ikisinin üzerinden yıllar geçmiş, kadın tarafı için belki her şey
bitmiş, başka hayatlara savrulmuş, başka insanlar girmiş hayatına belki ve geri
dönmeyi düşünmüyor. Anlaşılan bu kadar dil dökmeler işe yaramamış. Hep erkek
tarafını suçlar bir havası var: “Kayıp zamanı, yorgunluğunu, o tatsız düşleri,
yorgun bedenleri” adama yoruyor, haklı olarak adam da: "peki bana mı
sordun?" Erkek ise hala ümitli, unutamamış. Şarkı öyle bir umutsuz sevgiyi
anlatıyor ki, adam sevdiğinin sevmediği halde, severmiş gibi yapmasını bile
kabul eder hale geliyor. Her şeye rağmen geri dönmeyi kabul etse, her şeye
başlamaya hazır “hem de ta en başından” sevmediğini bilse bile…
“Ben zaten buralardaydım,
Şimdi bari en azından
Beni severmiş gibi yapar mısın?
Ben zaten buralardaydım,
Şimdi bari en azından
Çok özlemiş gibi bakarsın”
O bunları dedikçe, “yapmasın abi”, dedim
içimden, “'mış gibi yapmasın’, çünkü o zaman daha çok koyuyor”.
Aynı sabah temasını albümün 10 numaralı
şarkısı Uzaklara Doğru'da da görmek mümkün. Albüm boyunca sevdiğine
pişmanlığını ve sevgisini ikna etmeye çalışan adamın artık pes etme noktasına
geldiğini görüyoruz.
“Yoruldum Ben
Birazcık Nefes Almam Gerek
Yarından Umut Bulmam Gerek
Sabahlarsam Bir Kahve İyi Gelecek
Güneşi Doğurunca
Hayat Yollara Dökülünce
Gün Maviye Bürününce
Gel Beni Bul Şu Hüznümü Al”
Bunda da gecenin tüm öfkesi bir uyku ve sabah
gün doğumuyla sona ereceğini düşünüyor. Hala bir haber bekliyor umutsuz olsa ve
gelmeyeceğini bilse de, ama artık bir kabulleniş var: “Gece uykuya yenilince,
yolun sonuna gelinince”
Aradaki Çetrefilli Yollar’ın remiksinden
sonra bir sürpriz çıkıyor karşımıza ve Öztoprak’ın 2002 yılından çıkan Bence
albümünün en bilinen şarkılarından Gidiyorum şimdi yepyeni slov bir düzenleme
ile düet şeklinde albümün son şarkısı olarak karşımıza çıkıyor. Son şarkısı
olması çok manidar aslında. Çünkü bütün albüm boyunca bekleyen, umut eden, hep
sorunları çözmeye çalışan adamın da artık sabrının kalmayıp, aşkın bittiğini
kabul ederek “gitmesini” ifade ediyor son şarkı. Albümün bütününde adamın hep
"ya olursa" diyerek ümit ettiği her şeyin son noktada kırıldığı ve
artık onun da vazgeçtiğini görüyoruz. Bu defa kadın tarafı da giriyor devreye.
Çünkü bütün albümde erkek tarafını dinledik ve hak verdik. Bu sözleri kadın
tarafından dinlediğimizde, kadının derdini ve kırılmışlığını görüp ona da hak
veriyor insan. Bu şarkının bu şekilde düet olarak bitmesi, hikayenin
tamamlanmasını sağlıyor aslında. Bütün albüm boyunca adamın burnundan getiren
kadının da artık olaya dahil olup, onun da içinde dolup taşanları söylemesini
dinliyoruz. Bu düet o kadar uyumlu ki, o şarkının ilk hali erkeğin öfkesini
nasıl gösteriyorsa, bu hali de erkeğin ve kadının gücenikliğini, kırgınlıkları,
kızgınlıkları ve son noktaya gelişleri öyle naif hissettiriyor. Kırmadan,
dökmeden ve birbirinin gözünü oymadan... Sanırım şair böyle bir ayrılıktan
bahsetmişti "Çünkü ayrılıklar da sevdaya dair, çünkü ayrılanlar hala
sevgili" derken.
Duyardım gökyüzünü
Sana yorardım rüzgarı
Sahilde kırık bir sandalye
Yüzümde tuzdan bir maske
Kurardım soframızı,
Her gün beklerdim sesini
Kadehte eski bir kulübe
İçimde senden bir kale
Yok ki günahım desem de
Avunsam da, ne fayda
Duymuyorsun yoksun hala buralarda
Gidiyorum artık yeter
Yüklenip yarınlarımı
Bir gül bıraktım yerime
Hayaldin sen, gidiyorum
Bu arada Ömer Teoman’ın da adını anmadan
geçmek olmaz. Bora Öztoprak’ın 2. albümünden beri candaşı olan Teoman’ın kaleme
döktüğü duygular, Öztoprak'ın duygularıyla adeta kardeş ve tamamlıyor
birbirini. Albümün başından sonra bir bütünlük içinde olması bu birlikteliğin
bir sonucu. Duygudaşlar olarak biten bir aşk hikayesini böylesi naif, akıcı,
bütünlüklü anlatması ile Teomansız bir Öztoprak albümü düşünülemez bu aşamadan
sonra.
Bulmuşken iki tane aldım.
Albümün en sevdiğim yanı, şarkıların hepsinin
bir hikayesi var ve dolu dolu sözlerle tamamlanmış melodilerle aklımda
canlanıyor. Bu yukarıdaki hikayeyi şarkıları dinlerken aklında canlandırdığım
bir aşk hikayesi şeklinde yorumlamam bundan.
Albümün en keyif aldığım yanlarından biri kelimelerin
tane tane anlaşılması. Haralop huralop söylenen şarkılardan sonra, Öztoprak'ın
duru sözleri ve yorumuyla, kelimelerini tane tane anlamak, bu yuvarlamalar
çağında kulağı hiç yormuyor, ne diyor yahu bu demiyorum ve bunu seviyorum.
Albümün canlı enstrümanlarla çalınması albümü
daha da kıymetlendiren bir diğer güzellik. Öyle güzel isimler çalışmış ki, canım
abilerimden bas gitar maestrosu Eylem Pelit, nefeslilerde farkını hissettiren
abim Levent Altındağ, tam bir sahne adamı Kaan Öztürk, Gitar üstadı Erdem
Sökmen, bunun yanında Davulda Mert Türkmen, Utta Hüseyin Bitmez, Yaylılarda
Kempa Yaylı Grubu, Perküsyonda Kemal Taşpınarlı, bağlamada Engin Şafak Gürler,
Kemençede Kadir Verim, Vokallerde Aslı Omağ, İlknur Tuncel (ki Gidiyorum
düetindeki ses onun) ve bir sürpriz olarak Bora oğlu Ardahan Öztoprak, Kayıt ve
misklerde Derya Kadayıfçı gibi isimlerle başlı başına bir müzikal ziyafet
albüm. Müziğin giderek akustik ve canlı çalınan albümlere dönmesi, benim gibi
cıstak cıstak müziklere alışamamış bir müziksever için sevindirici. Zira bence
insanlar artık sıkıldı sürekli cıstağa boğulmuş anlamsız sözlerden. Bu albüm
akustik ve canlı enstrüman sesi duyduğumuz albümlere olan hasretimizi giderecek
bir albüm.
Albümün bir diğer hoşuma giden tarafından,
kapağından da bahsetmemek olmaz. Fotoğraflarda Kadir Dost’un, grafik tasarımda
Özlem Semiz'in imzasının olduğu, kırmızı renklerin hakim olduğu albüm kapağında
Bora Öztoprak'ı eline en çok yakışan şeyin, mikrofonun başında şarkı söylerken görüyoruz.
Kırmızı tonlarının seçilmesi ilgiyi arttırıyor, zira kırmızı sıcak renk olduğu
için, insanın dikkatini çeken kanını kaynatan bir renk. Aşkın, tutkunun, öte
yandan kızgınlığın ve kırılmışlığın da rengi... Bu albüm bunların hepsini
içeriyor, yani duyguları içeriyor, insanı içeriyor... Albüm konseptine çok
uygun bu kapak, benim Bu Şehir ile birlikte iki favori Bora Öztoprak kapağından
biri.
Son söz olarak: Türkiye Bora Öztoprak gibi
bir sese sahip olduğu için çok şanslı ve dilerim bu şansı iyi değerlendirir.
Canlı sahnede albüm gibi okuyabilen kaç kişi var ki? Bu albümün yaygınlaşmasını
çok isterim, çünkü iyi müzik, güzel Türkçe ve anlamlı sözler var. Hasret
kaldığımız şeyler bunlar, bu yüzden son dönemde çıkan albümler arasında
"oh bee" dedirten bir albüm. Bu satırları yazdığım sırada albümün üçüncü klibinin çekimi bitmiş yayın için gün sayıyordu. O zamana kadar bu şarkıları dinlemeye devam, her gün bir kere şifa niyetine:
Onlar 80'lerin, 90ların ve 2000'lerin fenomenleri, kızların rol modeli, erkeklerin rüyası oldular.
Boybandlerle aynı yolu izlediler. Kimi çocukluk arkadaşı olarak başladı, kimi
yarışmalarla bir araya getirildi, kimi yapımcıların projesi olarak ortaya çıkıp
müzik dünyasını kasıp kavurarak müzik tarihine öyle ya da böyle adını yazdırdı.
Onlar imaj devrini başlatanlardandı ve imajları pek çoklarına ilham oldu.
Kiminin üyelerinin ayrı ayrı fanları oldu. Kimilerinin ömrü fazla uzun olmadı, kimi yirmi yılı aşkın bir süre aynı istikrarla yoluna devam etti, kimi yıllarca ayrılıktan sonra bir araya geldi, kimi içinden dünya starları çıkararak sonsuza kadar tarihin tozlu sayfalarına yerleşti ve mazide tatlı bir anı olarak kaldı. Bu yazıda da -geçen yazının devamı niteliğinde-
girlbandleri, yani kız gruplarını ele aldım.
1) SPICE GIRLS
90’ların
ortasında birdenbire hayatımızın ortasına düşen, ismini her birinin ayrı ayrı
benzetildiği üzere baharatlara benzetilmelerinden alan grup bu İngiliz grubu,
öyle başarılı bir PR çalışmasıydı ki, çıkmalarıyla fenomen statüsüne yükselmişlerdi.
Efsane turneler yaptılar, PEPSİ ile anlaştılar, hatta bir aralar PEPSİ
kutularının üzerine resimleri basıldı. Yaptıkları her şey sansasyoneldi, Bir
yapımcının bir araya getirdiği bu grup, Wannabe ile imaj dünyasının altın
çağını yaşadılar ve yaşattılar. Bir film bile çektiler. Her bir üyesi ayrı bir
karakteristiği temsil ediyordu ve unvanlarını da ona göre belirlemişlerdi.
Zamanında ülkemizde yayınlanan Seç Bakalım yarışmasında hostes olduğu ortaya
çıkan (bayılır ya magazincilerimiz bir bağlantı bulmaya) Geri Halliwell, kızıl
saçlarıyla Ginger Spice; Lepiska saçlı en genç üye Emma Baby Spice; günümüzün
dünya ikonlarından olan ve David Backham’ın zevcesi (evet yeni nesil okuyucum,
o Victoria Beckham, bu Victoria Beckham) Victoria Posh Spice, grubun bence en
yetenekli ama grup içinde geri planda kalan üyesi Mel C Sporty Spice, ve grubun
en çılgın kızı Mel B Scary Spice olarak genç kız ikonları oldular. Birinci
albüm fırtınası dinmeden, Pepsi ile yaptıkları anlaşmanın akabinde
GeneratioNext temalı yeni nesil çılgın gençlik konseptli bir albüm ve reklam
projesine başladılar ve ilk albümleriyle sahip oldukları başarıyı birkaç milyon
dolar kadar katladılar. Her yerde Spice Girl fırtınası esti, dergi
kapaklarından, duvarlardaki posterlere her yerde onlar konuşuldu. Çiğnedikleri
cikletlerden, sürdükleri ojelere kadar onlarla ilgili her obje satış rekoru
kırdı. Derken ilk fırtına patlak verdi ve kazandıkları ünü solo olarak devam
ettirmek isteyen kızlar huzursuzlanmaya başladı. İlk fire Ginger Spice'tan geldi
ve Geri artık yeter deyip, grubu bıraktı. Sonrasında çıkardığı solo albüm ve
teklilerinin başarısıyla ayrıldığına pek pişman olmadı. Grup bir süre daha
konserlere devam etti ve rüzgarları dinince her biri kendi yoluna gitti. Emma,
Mel B, Mel C solo albümler çıkarırken, Victoria da başarısız bir müzik albümü
sonrası “bu işler bana göre değilmiş” deyip David Beckham ile evlenerek dünya
sosyetesinin göbeğine yerleşti ve stil ikonu oldu. En başarılı solo Mel C’den
geldi. Northern Star isimli hit fabrikası albümle Mel C grupta geri planda
kaldığı tüm yılları silip süpürdü. Mel B de iki üç albüm yaptı ama onun da
hayatı evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra stabil bir düzene girdi. Kızlar
yıllar sonra 2012'de yeniden bir araya geldiler ve turneleri gene rekorlar
kırdı. Bugün hala aklımızın tatlı anılarındadır Wannabe ve Spice Girls günleri.
(P.S. Geçenlerde rüyamda gördüm, fotoğraf çektirip kanka oluyordum filan.
(Hayırdır inşallah :))
ÇIKIŞ YILI:
1994–2000,
2007–08, 2012
ALBÜMLERİ:
Spice
(1996)
Spiceworld
(1997)
Forever
(2000)
ÜYELERİ:
Victoria
Beckham
Mel B
Emma Bunton
Melanie C
Geri
Halliwell
2) ALL SAINTS
İngiltere’den
çıkan bir diğer grup olan All Saints, yaptıkları R&B müziğinin yanı sıra fiziksel
güzellikleri ile “magazin tabiriyle” göz doldurdular 90larda. Her grup gibi
zaman zaman dağıldılar, solo projeler yaptılar ve yeniden birleştiler. Her
birinin ayrı ayrı fanları oldu ve 90ların en çok satan kız gruplarından biri
oldular. Özellikle Never Ever ve Red Hot
Chili Peppers cover’ı Under The Bridge ile dünya çapında tanınırlığa
ulaştılar ve pek çok yeni kız grubuna ilham verdiler (ki biri bizdeki Hepsi).
ÇIKIŞ YILI:
1993–2001,
2006–2009, 2013–halen
ÜYELERİ:
Melanie
Blatt
Shaznay
Lewis
Nicole
Appleton
Natalie
Appleton
Eski üye: Simone Rainford
ALBÜMLERİ:
All Saints
(1997)
Saints
& Sinners (2000)
Studio 1
(2006)
3) SUGABABES
Hepi topu
üç kişiden oluşup da bu kadar çok üye değiştiren ve son haline geldiğinde ilk
kuruluştan kimsenin kalmadığı tek pop grubu Sugababes aslında 1998 yılında
kurulmakla birlikte çıkışlarını 2000 yılında Overload isimli fantastik şarkıyla
yaptılar. Grup biri çekik gözlü, biri kızıl saçlı, biri de siyahi olan üyesiyle
bir Benetton reklamı gibiydi. Derken ilk olarak kızıl saçlı üye ayrılıp yerine
gene Benetton'ın bir başka rengi olan sarı geldi. Gruba giren kızlar özellikle
mi seçiliyor bilinmez, hiçbirinin rengi birbirine benzemiyordu. Pop şarkıları
yapan grup, Overload dışında, Round Round, Sting'in Shape of My Heart'ından
uyarlama Shape gibi şarkılarla tek şarkılık grup olmadığını kanıtladı. Hatta
şöhretleri epeyce de sürdü denebilir. Ama tabi ki her başarıya kavuşmuş ve sonradan
çökmüş grup gibi, bu kızlar da popülaritelerini yeni albümlerde sürdüremediler
ve "senin, benim" kavgasına tutuşup savrulan yapraklar gibi müzik
tarihinin tozlu sayfalarına gömüldüler. Grubun kurucu üyeleri sonradan Mutya
Keisha Siobhan diye bir grup kurmuş (madem yeniden birleşecektiniz, Sugababes'i
neden dağıttınız? Kafamda deli sorular!).
ÇIKIŞ YILI:
1998–2011
ÜYELERİ:
Keisha
Buchanan (Kurucu üye, siyahi olan)
Mutya Buena
(Kurucu üye, çekik gözlü olan)
Siobhán
Donaghy (Kurucu üye, kızıl saçlı olan)
Heidi Range
(sonradan gelen üye, sarı saçlı olan)
Amelle
Berrabah (tanımıyorum)
Jade Ewen (tanımıyorum)
ALBÜMLERİ:
One Touch
(2000)
Angels with
Dirty Faces (2002)
Three
(2003)
Taller in
More Ways (2005)
Change
(2007)
Catfights
and Spotlights (2008)
Sweet 7
(2010)
4) ATOMIC KITTEN
İngiliz
çıkışlı bu soft pop grubu ilk albümleri Whole Again ve özellikle bu albümden
çıkan Bangles uyarlaması Eternal Flame ve Blondie hiti Tide is High (Get The
Feeling) şarkılarıyla dünya çapında meşhur oldular. Aslında çok fazla hitleri
olmamakla birlikte, başka bir grubun solisti tarafından kurulan ve şarkı
sözü-müzik desteği verilen bu kız grubu 90ların sonunda kurulup 2000lerin başlarında
ünlerini pekiştirip 2000lerin ortasını göremeden bir tatlı anı olarak kalan
gruplardan. Bu arada hatunların 3 albümleri ve 5 tane BEST OF albümleri var! :)
Bu arada yeniden birleştiler gibi bir haber çıksa da, pek bir varlıkları yok ve
zaten orijinal gruptan kimse kalmamışken yeniden çıksalar ne olur? Ya da hepsi
yeni üye olduğu için, Atomic Kitten adını neden alırlar? Bu arada bu gruptan
Heidi Range'i rakip grup Sugababes'e kaptırdıklarını da buraya not düşelim.
ÇIKIŞ YILI:
1998–2004,
2012–halen
ÜYELERİ:
Liz
McClarnon
Natasha
Hamilton
Kerry
Katona
Eski Üyeleri:
Jenny Frost
Heidi Range
ALBÜMLERİ:
Right Now
(2000)
Feels So
Good (2002)
Ladies
Night (2003)
Best of albümleri:
Atomic
Kitten (2003)
Greatest
Hits (2004)
The
Collection (2005)
Essential
(2007)
The
Essential Collection (2012)
5) t.A.T.u.
Olaylı
klibi, imajları, klipleri, şarkı sözleri ile lezbiyen temalı Rus grup t.A.T.u.
bir televizyon yapımcısı tarafından kurulduğunda takvimler 1999 yılını
gösteriyordu ve bu grup okul üniformaları içinde kız kıza öpüştükleri klipleri
“All The Thing She Said” ile 2000’lerin başına bomba gibi düştü. Kliplerinde
öpüşen ve kendi cinsiyle ilişkisini yaşamak isteyen ve bunun için her şeyi
karşısına alan bir kızın duygularını anlatırken aslında dile getirilmekten
çekinilen bir şeyi kaşıyorlardı. Dünyayı 2000'lerin başında çok konuşturdular.
Çok cesurlardı, çok geniş bir ezilen kesimin –eşcinsellerin- sesi oluyorlardı,
çok yaratıcı ve çok değişik bir projeydi. Sanki müzik yapımcıları eşcinselliği
hiç kullanmamışlar gibi deli bir promosyonla dünya çapında inanılmaz bir
başarı
kazanıp müzik tarihine geçtiler. 2003 Eurovizyonu’na katıldılar. Derken
kızların aslında lezbiyen olmadıkları iddiaları gündeme gelince maskeleri düştü
ve lezbiyen olmadıkları anlaşılıp, üstüne bir de grubun esmeri hamile de
kalınca büyüleri kayboldu. Kızlar birbirine düştü, kavgalar ve savaşlarla ve
eski popülaritelerini sürdürememeleri sonucu herkes kendi yoluna gitti. (Her
şey bir imaj için miydi yani?) dedirtse de yarattıkları sansasyonla bazı
şeylerin konuşulmasını sağladıkları için bile takdir edilesi bir gruptu bence.
Şarkılarının birçoğunun muhteşemliğini saymıyorum bile dikkat ederseniz.
ÇIKIŞ YILI:
1999–2011
(ara: 2003-2004) (birleşme: 2012-2013)
ÜYELERİ:
Lena Katina
Yulia
Volkova
ALBÜMLERİ:
200 km/h in
the Wrong Lane (2002)
Dangerous
and Moving (2005)
Waste
Management (2009)
6) DESTINY’S CHILD
Sanırım
hepinizin şimdiye kadar beklediği bir gruba geldi sıra. 1990 yılında çocukluk
arkadaşları olarak başlayan 1998 yılında Say My Name, Bills Bills Bills,
Jumpin’ Jumpin’ gibi şarkılarla ortalığı kasıp kavuran ve hepsinden ötesi,
Beyonce gibi süperstar’ı (bunu ben demiyorum, listeler ve İllüminati söylüyor
:)) çıkaran Amerikalı R&B grubu Destiny's Child, 90ların sonu ile 2000lerin
ortaları arasında deli bir şöhrete kavuştu. Grubun menejerinin aynı zamanda
Beyonce Knowles’un babası olması hasebiyle Beyonce daha o zamanlardan
ışıltısını her yana yayıyor, grubun en öne çıkan kızı oluyordu. Grup dört kişi
başladı, sonra bir klipte gördük ki üçe düşmüşler. Grup 2006’da dağıldıktan
sonra Beyonce'nin önünde solo bir starlığa giden yol açıldı. O arada Kelly
Rowland da yaptığı işlerle ve ortaklıklarla Beyonce kadar olmasa da hatrı
sayılır bir başarı elde etti. Michelle’den pek bir haber alamadık. Beyonce,
Crazy in Love ile birden patlayan Beyonce fırtınasını, arka arkaya başarılı
teklilerle, PR ile, ticari zekası ile, sansasyon ile ve en son kendisinin de
dile getirdiği İllüminati tarikatı bağlantısı ile tayfuna döndürdü. Dört albümle
milyonlarca satan kız grubu olarak pek çoklarına ilham olmayı ve şarkılarıyla
içimizi kıpraştırmaya devam ediyorlar. Şarkılarında güçlü, ezilmeyen,
yenilmeyen, başkaldıran kadın temalarını işlediler daha çok.
ÇIKIŞ YILI:
1990–2006
ÜYELERİ:
Beyoncé
Kelly Rowland
Michelle
Williams
Eski üyeleri:
LaTavia
Roberson
LeToya
Luckett
Farrah
Franklin
ALBÜMLERİ:
Destiny's
Child (1998)
The
Writing's on the Wall (1999)
Survivor
(2001)
Destiny
Fulfilled (2004)
7) TLC
90’ların en
dişli R&B gruplarından Amerika menşeili TLC, grubu oluşturan üç kızın
lakaplarından (T-Boz, Lisa “Left Eye” ve Chili) mürekkep bir R&B and
Hip-Hop grubuydu. Grubun en genç üyesi Lisa "Left-Eye” Lopes 2002 yılında
trafik kazasında öldükten 7 ay sonra iki kişi kalan kızlar bir albüm daha yaptı
ve bu albümde de Lisa’nın daha önce yayınlanmamış vokallerini kullandılar. Grup
dağılana kadar da popülaritelerini sürdürdüler aslında. R&B’ye gene güçlü
kadın temalı, “paran yoksa olmaz bebeğim” temalı şarkılar kazandırdılar.
Gruptan Lisa Lopes ölümünden önce solo projelerde de göründü. En bilineni Mel C
ile Never Be The Same Again gibi bir hitti.Son yıllarda yeniden bir araya
geldikleri konuşuluyor ama Lisa’sız nasıl olacak ben de bilmiyorum.
ÇIKIŞ YILI:
1991-2003,
2008-halen
ÜYELERİ:
Rozonda
"Chilli" Thomas
Tionne
"T-Boz" Watkins
Lisa
"Left Eye" Lopes (öldü)
ALBÜMLERİ:
Ooooooohhh...
On the TLC Tip (1992)
CrazySexyCool
(1994)
FanMail
(1999)
3D (2002)
8) SALT’N’PEPA
80’li
yıllardan 2000’lere uzanan bir grup öyküsü onlarınki. 90ların başında özellikle
rap müziğe burun kıvrılan bir zamanda, tümüyle rep söyleyen kızlardan oluşan
Amerika menşeili grup bu yönüyle emsal teşkil ediyor desem yeridir. Arada halen
konserlere, programlara devam ettikleri haberleri gelse de, bir dönem
yarattıkları fırtınanın yakınından geçemiyorlar zaten son albümleri de 1997
yılında çıkmış. Gene de kız grubu olarak adları anılıyor değil mi?
ÇIKIŞ YILI:
1985–2002
2007–halen
ÜYELERİ:
Cheryl
"Salt" James
Sandra
"Pepa" Denton
DJ
Spinderella
ALBÜMLERİ:
Hot, Cool
& Vicious (1986)
A Salt with
a Deadly Pepa (1988)
Blacks'
Magic (1990)
Very
Necessary (1993)
Brand New
(1997)
9) PUSSYCAT DOLLS
2000’li
yılların başında çıkan bu kısa soluklu Amerikalı pop grubu, özellikle dans pop
parçaları ile özellikle spor temalı programların fon müziği olarak başarı
kazandılar. Şarkı söylerken bir de dans ediyorlardı ve bir grup için çok fazla
sayılabilecek kalabalıktalardı. Fiziksel özelliklerini ritmik ve kıpraştırıcı
şarkılarla birleştirip bir de dansetmeleri onları 2000lerin gözde gruplarından
biri yapmıştı. Bugün bir Don’t Cha şarkısını kim bilmez mesela? Ömürleri 7 yıl
oldu, zira hepsi güzelliklerinin zirvesinde olan kızlardan solist olanı biraz
fazla dikkat çekince ve ön plana çıkınca, grubun diğer kızları arasında
bikbiklenmeler ve ego savaşları başladı. Sonucu biliyoruz... Don't Cha?
ÇIKIŞ YILI:
2003-2010
ÜYELERİ:
Carmit
Bachar
Kimberly
Wyatt
Ashley
Roberts
Jessica
Sutta
Melody
Thornton
Nicole
Scherzinger
ALBÜMLERİ:
PCD (2005)
Doll
Domination (2008)
10) BOND
Efenim kız
grupları hep sazlı sözlü, ince belli olacak değil ya. Sıradaki kız grubumuz,
ses kadar yetenek de önemli diyerekten enstrümanları ellerine alıp klasik
parçalara getirdikleri ritim ve tempolarla sözsüz müziğe "yeni bir
soluk" getiren Bond kızları. Klasik müziğin sıkıcı olmadığını
kanıtlarcasına, güzelliklerini enstrümanlara yansıtan kızlar özellikle Victory
parçalarıyla tüm lise mezuniyet törenlerini parsellediler. Avustralya/İngiltere
çıkışlı bu grup dünyadan tüm zamanların en çok satan yaylı 4'lüsü olarak kabul
ediliyor.
ÇIKIŞ YILI:
2000–halen
ÜYELERİ:
Tania Davis
Eos Chater
Elspeth
Hanson
Gay-Yee
Westerhoff
ALBÜMLERİ:
Born (2000)
Shine
(2002)
Classified
(2004)
Play (2011)
11) CLOSE II U
Dünya
çapında bilinen kız grupları arasında belki de en kısa ömürlü ve en ses
getirmeyenlerden biri olan bu kızlar, tek şarkıyla tüm 90lar toplama
albümlerinde yer almayı hak ettiler. Slov ve ‘beni bırakırsan kahrolurum’ tarzı
şarkıları seslendirmeyi tercih eden Hollanda çıkışlı Close II You üyeleri 1996
yılında yapımcılar tarafından grup seçmeleri yoluyla bir araya getirilmişlerdi.
Tek başarıları da 1997 yılında Baby Don't Go ile gelmişti. Sonraki birkaç yıl
içinde grup üyeleri değişti, eski grup üyelerinden biri gitti, yerine yenisi
geldi, sonra o gelen de gitti, giden eskisini çağırdılar, sonra eskilerden biri
de gitti, yerine yenisini bulamadılar... off sıkıldım geçelim şarkıya...
ÇIKIŞ YILI:
1996–2001,
2011-halen
ÜYELERİ:
Natascha
Scheffers
Sascha
Koninkx
Marsha van
de Berg
Sally
Flissinger
ALBÜMLERİ:
Closer
(1998)
12) B*WITCHED
İrlandalı
B*Witched grubu da ömrü gibi başarısı da kısa olan pop kız gruplarından.
Aklımda sadece tek şarkılarından bir nakarat ile sürekli gülen yüzlerin kaldığı
bu grup sadece 4 yıl aktifti aslında. 90lar sonunda çıkardıkları iki albümden
sonra yeni albümleri için ta 2014'e kadar beklediler (niye beklediler ve neden
bi daha çıktılar?)
ÇIKIŞ YILI:
1997–2002
2012–halen
ÜYELERİ:
Lindsay
Armaou
Edele Lynch
Keavy Lynch
Sinéad
O'Carroll
ALBÜMLERİ:
B*Witched
(1998)
Awake and
Breathe (1999)
B*Witched:
New EP (2014)
ÖZEL KONTENJAN:
Kız
gruplarından bahsetmişken, öncülerinden bahsetmemek olmaz deyip, bu bölümü 90lı
ve 2000li yılların kız gruplarının rol modelleri olan gruplara da değinmeye
ayırdım. Bu grupları başarılı kılan, sadece grup müziğinin öncüleri olmaları
değildi bence. İmajları, şarkıları, sahne duruşları, tarzları ile bir başkalık
getirmeleriydi. Yapı olarak üç aşağı beş yukarı benzer hikayelerle kurulan bu
gruplarda da elbette başarılar, hitler, şöhret, yapımcıların cebini ve yüzünü
güldüren albümler kadar kıskançlıklar, ego savaşları ve çıkar çatışmaları da
vardı. Ama bu gruplarda ruh vardı ve onları bu zamanlara taşıyan da yaptıkları
işlerin sahiciliği, disiplin ve şarkıların da sağlamlığı idi bence.
BANANARAMA
"She’s
got it, yeah baby, she’s got it, I’m your venus, I’m your fire, Your desire”
melodileri ne zaman bir yerden kulaklarımıza aksa içimizde bir kıpırtı oluyorsa
bu sadece tesadüfi bir başarı diyemeyiz. 1979 yılından beri aktif olarak
varlığını sürdüren İngiliz pop grubu Bananarama üç nesil yetiştirdi desem
yeridir. Dünyada listelerde en çok şarkısı yer alan kız grubu olarak Guiness
Rekorlar Kitabına girdiğini söylediğimde anlayacaksınız ve bu rekoru hala
ellerinde tutuyorlar. Cruel Summer şarkıları 1998 yılında Ace of Base tarafından
yeniden yorumlandı. Çok fazla gruba ilham kaynağı oldular ve özellikle gey
camiasının da en çok tuttuğu kız gruplarından biri olarak biliniyorlar. Venüs
klipleri özellikle onların ikon haline gelmesinde baya katkı sağladı, zira
kızlar bu klipte imajlarıyla o zamanın benzer gruplarından sıyrılararak
sansasyonel bir klibe imza atmışlardı. Bu klipte şeytan, vampir ve Yunan
tanrısı kostümlerinde görünmüşlerdi. Önceki görünümlerinin aksine bu
görünümleri onların da kariyerlerinde ve imajlarında hızlı bir dönüşüm sağladı
ve ikon olmalarını sağladı. (* bu bilgilerin bir kısmını vikipediden aldım).
ÇIKIŞ YILI:
1979-halen
ÜYELERİ:
Sara Dallin
Keren
Woodward
Eski üyeleri:
Siobhan
Fahey
Jacquie
O'Sullivan
ALBÜMLERİ:
Deep Sea
Skiving (1983)
Bananarama
(1984)
True Confessions
(1986)
Wow! (1987)
Pop Life
(1991)
Please
Yourself (1993)
Ultra
Violet (1995)
Exotica
(2001)
Drama
(2005)
Viva (2009)
THE BANGLES
1981-89
yılları arasında aktif olan Amerikalı kız grubu The Bangles, bu kısa süreye bir
sürü hit şarkı çıkardı, ki bunlardan en bilineni gene 90ların bir kız grubu
olan Atomic Kitten’ın söylediği Eternal Flame idi. Duygusal pop şarkıları grubu
olan grup 90ların duygusal ve ‘gidersen yaşayamam’ temalı kız gruplarının
öncüsü sayılabilir. 10 senelik bir ayrılıktan sonra 1999 yılından sonra yeniden
bir araya gelen grup konserler vermeye devam ediyor.
ÇIKIŞ YILI:
1981–1989
1999–halen
ÜYELERİ:
Susanna
Hoffs
Debbi
Peterson
Vicki
Peterson
Eski üyeleri:
Annette
Zilinskas
Michael
Steele
ALBÜMLERİ:
All Over
the Place (1984)
Different
Light (1986)
Everything
(1988)
Doll
Revolution (2003)
Sweetheart
of the Sun (2011)
THE SUPREMES
Hikayesi
filmlere konu olmuş bir grup onlar. Kız grubu kavramını başlatan kızlar. 2005
yılında başrolünü Beyonce’nin oynadığı Dream Girls filminin ilham kaynağı.
Çoktan tarihin tozlu sayfalarına karışmış bu grup, sansasyonları, hitleri,
kavgaları, kaprisleri ve vardıkları nokta itibariyle 1950lerde bile gruplarda
bazı şeylerin değişmediğinin kanıtıydı. Küçük bir kasabadan gelip dünya çapında
şöhrete kavuşan bu mahalle arkadaşları şöhrete giden yolda inanılmaz bir
mücadele vermiş, sonunda egolarına yenik düşen grup darmadağın olmuştu. Grubun
gelişimine baktığımda Destiny's Child ile çok büyük benzerlikler görüyorum.
Zira grup Diana Ross gibi bir divayı barındırıyordu ve Ross'un grubun içinde
diğerlerinden daha fazla bir ışıltısı ve baskınlığı vardı. Tıpkı Beyonce'nin
Destiny's Child'da olduğu gibi. Tarih tekerrürden ibaret diye boşa dememişler.
Yıllar sonra Diana Ross'un karakterini Beyonce'nin canlandırması kaderin bir
cilvesi midir bilinmez. 60lı yılların imaj, şarkı, prodüksiyon, PR... her
anlamda en başarılı projesidir. Daha fazla ayrıntı için Dream Girls filmini
izlemenizi öneririm. Grup 18 yıl boyunca grup üyesi değiştire değiştire ayakta
kalmayı başardı, en sonunda eeehh yeter be deyip herkes kendi yoluna gitti.
Türkiye’nin
ilk kadın rock grubu Volvox, Şebnem Ferah ve Özlem Tekin gibi bu müzik
dünyasının kalburüstü rock kadın sanatçılarını çıkarmış efsane gruplardandır.
En önemlisi, onlar Türkiye’de olmaz denileni başarıp erkek egemen rock
dünyasında isi yapmış hepsi ayrı yeteneklerde ilk rock kız grubuydu. 1994
yılına kadar çeşitli barlarda sahne aldılar ve pek çok gruba ilham verdiler. Kemancı
gibi pek çok iyi barda sahne aldıktan sonra gerek grup üyeleri arasında
anlaşmazlıkların baş göstermesi, gerek solo projelere girişilmesi sonucu 1994
yılında dağıldılar. Albümleri olmamasına rağmen bugün hala bilinen ve saygıyla
anılan gruplardan.
ÇIKIŞ YILI:
1988-1994
ÜYELERİ:
Şebnem
Ferah
Duygu
Karpuz
Ebru Bank
Gül Ağırca
Buket Doran
Özlem Tekin
Arzu Kaprol
ÇITIR KIZLAR
90'ların
imaj devrinde imaj denilince akla gelen isimlerden olan Yonca Evcimik'in
esasında dansçıları olan oğlan grubunun (BİRKAÇ İYİ ADAM) karşıtı olarak
piyasaya sunduğu bir projeydi Çıtır Kızlar. İmajları ile liseli kız çocuklarını
andıran ve bir nevi 70lerin Cici Kızları’nın yeniden yapımı olmak üzere ortaya
çıkarıldığını düşündüğüm grubun ömrü iki üç tekli kadar oldu. 1996-1998 yılları
arasında Birkaç İyi Adam ile birlikte ortalama bir başarı elde ettiler. Sonra
kızlardan biri gruptan kovuldu diye hatırlıyorum, sonra yeni biri geldi, Eskisi
dönmek istedi kabul etmediler, zaten pek dişe dokunur bir şey de çıkaramadılar
sonrasında. Kızlardan Melda Gür oyunculuk yönünde ilerledi sonraları. 90ların
tatlı ama gereksiz anılarından biri olarak kaldılar. Gene de insan "iyi
kızlar cenneteee, kötü kızlar her yereee, çıtır kızlar nereye, nereye de
giderler" nağmelerini duyunca insan hızla geçen zamanı düşünüp
hüzünlenmeden edemiyor.
ÇIKIŞ YILI:
1996 – 1999
ÜYELERİ:
Melda Gür
Ebru Kıran
Serap Türk
ALBÜMLERİ (Tekli):
Çıtır
Kızlar
Çıtır
Kızlar’98
HEPSİ
Çok sesli
müziği R&B tarzıyla birleştiren ve dans kareografisiyle de ilgi çeken Hepsi
grubu 2005 yılında ilk şarkıları “Olmaz Oğlan” ile bir anda "ooo
süperler" dedirtmişti. Hepsi birbirinden yetenekli azimli dört kızdan
oluşan bu grup, standart pop gruplarından farklı bir kız grubuydu. Çıktıkları
seneyi takip eden sene ikinci albümlerini yaptılar ve bir de dizi çektiler.
Ortalamaya bir başarıya ulaştılar. Sezen Aksu’yla, Kenan Doğulu’yla, Murat
Boz’la filan düetler yapıp, turnelere çıktılar. Aslında çok daha başka bir yol
izleyip isimlerini biraz daha büyütebilirlerdi ama bütün o şatafatlı
turnelerden sonra çoluk çocuk grubu olarak kalmayı, o kitleye hitap etmeyi
tercih ettikleri için, müzik otoritelerinin gözünde ciddiyetlerini kaybedip
sonradan ortadan kayboldular. Sonrasında aslında bütün olayın sarı saçlıda
olduğunu anladık. Zira bence de gerek ses gerekse görünüm olarak en iddialı ve
parlayan üyesi oydu. Sonrasında en akıllı olduğunu da kanıtladı ve Hepsi’nin
müziğinin ona yetmediğini anladığı anda kapıyı çekip çıktı. Bence en iyisi de
bu oldu. Sonrasında güzel bir albüm yaptı ve güzel akustik programlar ve
ortaklıklarla yönünü iyi bir isim yapmaya döndürdü. Şu an fiili olarak üç kişi
ile devam ediyor görünüyorlarsa da, Hepsi’nin çıkışı akıllarda sadece bir tatlı
anı olarak kaldı.
ÇIKIŞ YILI:
2005-halen
ÜYELERİ:
Eren Bakıcı
Cemre Kemer
Yasemin
Yürük
Eski üyesi:
Gülçin
Ergül
ALBÜMLERİ:
Bir (2005)
Hepsi 2
(2006)
Şaka (10+1)
(2008)
Geri
Dönüşüm (2010)
Tekliler:
Tempo
"Winx
Club Kayıp Krallığın Sırrı"
"Winx
Club Sihirli Macera"
ÖZEL KONTENJAN:
CİCİ KIZLAR
Dünyanın
rol model aldığı kız grupları olur da Türkiye’nin olmaz mı? Türkiye ilk kız
grubu kavramıyla (en azından benim bildiğim, değilse kusura bakmayın) 1975
yılında Cici Kızlar ile tanıştı. 1975 yılında ilk kez katılacağımız Eurovizyon
finallerinde en çok ses getiren iki yarışmacıdan biriydi. Şanar Yurdatapan'ın
projesi olan Cici Kızlar imajları (liseli eteği, her biri ayrı renkte
süveterleri ve gene ayrı renkte kalp desenli soket çorapları) ve sevimlilikleri
ile o gün bugündür hala çeşitli kız gruplarına ilham veriyor. Aslında ömrü iki
yıl kadar bile sürmeyen bir gruba göre çok fazla sayıda hit şarkı çıkardılar,
ki en akıllarda kalanları arasında "Delisin", "Bak Şu
Çocuğa", "Olmaz ki", "Uçtu Uçtu" sayılabilir. Şat
Yapım tarafından gruba özel şarkılar ve koreografiler yapıldı. O dönemde
adlarını duyurmalarını daha da sağlayan ve aslında tam da bu amaçla yapılan
Delisin adlı filmde Gülşen Bubikoğlu ve Necla Nazır ile birlikte kamera
karşısına geçtiler. Grubun kıvırcığı Bilgen Bengü çok geçmeden Türkiye'nin
kıvırcığı oldu ve grup dağılınca grubun müziğe devam eden tek üyesi oldu (*bazı
bilgileri Bilgen Bengü’nin internet sitesinden aldım). Müzikleriyle 90ların
proje gruplarından Çıtır Kızlar'a ilham kaynağı oldular ve Türkiye'nin ilk kız
grubu olarak Türk müzik tarihine geçtiler.
Gruplar kurulur, gruplar dağılır, hepsi müzik belleğimizde iyi kötü bir yer eder. Onlar ilk değillerdi, son da olmayacaklar. ama bir gerçek var ki, bu ve önceki listede yer alan gruplar, sevsek de sevmesek de, bir şekilde müziğin şekillenmesinde öncü olan ve kitleleri etkileyerek müzik sektöründe de devinim yaratan gruplardı. Eski yeni grupları ele aldığım bu ii dosyadan keyif aldığınızı umarak bu yazı dizisine de böylece son noktayı koyuyorum. Takipte kalın, daha yazacak çok şey var.